MUSTFA TULUKÇU DER Kİ: “ŞERİAT GELECEK VAHŞET BİTECEK Mİ?”
Gençlik yıllarımızın sloganıydı:
“Şeriat gelecek, vahşet bitecek!”
Tereddütsüz savunurdum.
Zerre şüphe duymazdım.
Çünkü bize “şeriat” denildiğinde,
Kur’an ve Sünnete dayalı ilahi adalet sistemi anlatılmıştı.
Aradan yıllar geçti, Türkiye’de pek çok şey değişti; ben de değiştim tabi.
* Çoktandır şeriat devletinden yana değilim mesela. (Sabredin, nedenini birazdan açıklayacağım)
İmam Hatipli dönemlerimle İlahiyatçı yıllarım elbette aynı olamazdı…
Hele hele yıllar geçtikçe, dünya konjonktürü değiştikçe, bilgi görgü arttıkça kimi doğrularımın yanlışlığını daha bir fark eder oldum.
Siz buna bir de İnternet çağının hızını, önünüze dökülen bilgileri, belgeleri, görselleri, videoları ekleyin?
Değişmem bundandır.
Bilgi kaynaklarım arttıkça her şeye bakışım da değişti yani.
Artık “fikirlerimin sahibiyim; kölesi değil!”
Hem ne demişler:
* Ancak aptallar ve ölüler fikir değiştirmezler.
* Gel gör ki her şey hızla değişirken bir kafa var ki o hiç değişmedi!
Sanal alemde zaman zaman karşıma çıkar hâlâ:
* “Hırsız, katil, sapık, tecavüzcü değilsen Şeriat’tan korkmayacaksın.”
Bu sloganın altında da çoğunlukla Kadir Mısıroğlu ismini görürsünüz.
Merak eder, altındaki yorumlara şöyle bir göz atarım. Çoğunlukla şeriata özlem duyanların duaları, aminleri, inşallahları ile doludur yazılanlar.
Yorumları okurken “Eğer bu ülke cumhuriyetle değil de şeriatla yönetilseydi, akıbetimiz n’olurdu acaba?” diye düşünürüm.
Sahi, Türkiye o özlem duyulan şeriat(!) yönetimine geçseydi şayet, neler olurdu acaba? Şeriat kadısı nelere hükmederdi mesela?
Ben söyleyeyim:
* “Peki hangi şeriat kadı efendi?
Allah’ın mı… mezheplerin mi?
Devletin dini adalet midir, yoksa bir yorumun iktidarı mı?” diye başladıktan sonra:
“Şeriat devleti değil, bütün dinlere soluk aldıran adalet devleti” isterim deseydim misal ve bu fikrimden de tevbe etmeseydim karşısında, “bir kılıç ve muşamba” önünde bulurdum kendimi mutlaka.
* Öyle ya “ben kabağı sevmem” diyen safın tekine “Peygamberimiz kabağı severdi. Demek ki sen ima yollu ben peygamberi sevmem diyorsun!” diyerek Ebu Yusuf da bir kılıç ve muşamba talep etmemiş miydi?
[Bkz. Ehl-i Sünnet İtikadı- Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Bedir Yayınevi Sh.126 -127 Şerh kısmı madde 141]
“Tevbe etmezse dinden çıkanı gebertiniz” diye hadis denen bir “habis” var ya, ona dayanarak muşambayı kana bulardı kadı efendi [Buhari- Cihad 149].
Gelelim şimdi şu şeriat meselesine.
Sahi nedir şeriat?
Bir sürü tanımı var.
Ve bir sürü uygulaması.
* Hangi şeriattan bahsedeceğiz şimdi?
Ehl-i Sünnet’in mi,
Şii’nin mi,
Selefi’nin mi,
Taliban’ın mı,
IŞİD’in mi,
* Hangisinin?
Bu ana ekollerin de içindeki yüzlerce kliklerin mi?
“Karşınıza 500 ayet getirseler ‘bu konu öyle değil böyledir deseler, eğer getirdikleri 500 ayet Selef-i Salihin’e, Fakihlerimizin fetvalarına, Mezhebimizin görüşlerine uymuyorsa, sakın ola o ayetlere inanmayın, bid’attır deyin geçin!” diyen şu Kur’an münkiri sefillerin şeriatı mı?
Yoksa gerçekten Kur’an’ın şeriatı mı?
Hangi şeriat?
Hem ayrıca, tıpkı laiklik gibi Şeriat’ın da ortak bir tanımı var mı?
Sahi nedir sizce şeriat?
* Şeriat, din kuralları demektir.
Bir Müslüman için dinin sahibi kimdir?
* Elbette Allah.
Öyle ya
Göklerin ve yerin sahibi (maliki-meliki) her şeyin Rabbi olan Allah’tan başka kim kanun koyabilir? (Zuhruf 82- Nisa 105)
“Bilesiniz ki, yaratma da yönetme de yalnız O’na aittir.” (Araf 54)
* Bak bu şeriat bana da uyar, amenna.
Madem şeriat Kur’an demektir, Allah’ın hükümleri demektir; soralım o zaman şeriat isteyen ihvanlarımıza:
* Şeriatınız iktidara gelirse, mesela namaz kılmayanlara ne yapacaksınız?
Onları tevbeye davet edecek, hala secdeye gitmezlerse öldürecek misiniz?
Fıkhınıza göre böyle değil mi?
* Şafi, Maliki, Hanbeli öldürülür, Hanefi, hapsedilir dövülür, kılmazsa o şekilde geberir gider, demez mi?
* Bu şeriat Kur’an’a uyar mı peki?
Hani şeriat Allah’ın yasalarıydı?
* Dinden çıkana (mürted) ne yapacaksınız mesela?
Onları tevbeye davet edecek, hala dönmezse kesecek misiniz?
Şeriatınız bu mu sizin?
Eğer buysa, bu şeriat Kur’an’a uygun mu?
Bırak uygunluğunu, yoksa yaptığınız Kur’an’la savaş mı?
* Zina edenlere ne yapacaksınız örneğin?
Bekârsa yüz sopa vuracak, evliyse taşlaya taşlaya gebertecek misiniz?
Şeriatınız bu mu sizin?
Eğer buysa, bu şeriat Kur’an’a uyar mı?
Nur suresi 2. ayet umurunuzda değil mi?
Allah, evli bekar diye ayırmayı unuttu mu?
Şeriat dediğiniz sakın,
* Kur’an’a alternatif paralel bir din falan olmasın?
* Savaşta esir aldıklarınıza ne yapacaksınız veya?
Kur’an’a (Muhammed 4) uyarak “bir bedel karşılığı yahut hiçbir bedel talep etmeden” onları uygun zamanda serbest mi bırakacaksınız?
Yoksa,
“Bedelsiz salmak mücahidin döktüğü tere ihanettir, asla! Umera dilerse onları öldürebilir hatta!” diye fetvalar yayınlayacak, Kitabullah’a savaş mı açacaksınız?
[Bkz: Ömer Nasuhi Bilmen- Hukukı İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu C.3 Sh.403 madde 501]
Hani Kur’an demekti şeriat?
* Ee, bu yaptığınız ne halt?
* Benim gibi çıkıp da biri
* “Kur’an’ı esas alırım, rivayete değil vahye uyarım. Kitabullah’a uymuyorsa, Buhari’yi de Müslim’i de, Sitte’yi de Tis’a’yı da çöpe atarım” dese faraza, bunları da Müslüman sayar mısınız acaba?
Yoksa…
* “Bu zındık peygamberi inkâr ediyor, Peygambersiz din istiyor, İngiliz projesi oryantalistlerin gönüllü ajanı askeri, bunların köküne kibrit suyu dökülmeli” diyerek tekbirler eşliğinde keser misiniz?
Şeriatınız bu mu sizin?
Yahu bunun neresi Kitab’a uygun?
* Sakal koymayanlara, bıyığını kısaltmayanlara, şalvar giymeyenlere, sarığa cübbeye bürünmeyenlere ne yapacaksınız yahut?
* Yoksa siz Ümeyye bin Halef’i, As bin Vail’i, Ebu Cehil’i
İngiliz kumaşlı, İtalyan kesimli, İspanyol faullü sinekkaydı tıraşlı mı hayal edersiniz?
Ebu Bekir’den, Ömer’den Ali’den zerre farkları olmadıklarını unutur da Arap örfünü, adet ve geleneklerini, coğrafi şartlarını din mi bellersiniz?
Yoksa siz…
* Sakalsızlar şalvarsızlar da “Stalin gibi kafir olur” diyerek kırbaçlamaya, inat ederlerse boyunlarını vurmaya mı kalkarsınız?
Şeriatınız bu mu sizin?
Bu vahşetin neresi İslam’a uygun?
* Şeriatınızda kardeş katli vacip mi, söyle hadi?
* “Ve her kimseye evlatlarımdan saltanat müyesser ola, Nizam-ı âlem için karındaşlarını katl eylemek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz etmiştir. Anunla âmil olalar” hükmünü içeren Fatih kanunnamesi,
Maide 32 gibi nice ayetlere aykırı düşmez mi:
“Haksızlıkla bir tek cana kıyan bütün insanları öldürmek” gibi olmaz mı?
* İslam’da “Berâet-i zimmet asıl” değil mi?
Aksi ispat edilene kadar herkes masum sayılmaz mı?
İslam’da “potansiyel suçlu” olur mu?
Musa ve Harun kardeşlerin aynı anda elçi olmaları sizi bağlamaz mı?
Sahi sizin şeriatınız bu mu?
Öldürmekten başka bildiğiniz bir şey yok mu?
* Şeriatınızda Kölelik ve Cariyelik de var, öyle değil mi?
Devr-i iktidarınızda köle, cariye pazarları yeniden kurulacak mı?
İnsanları köleleştirmek, cariye dediklerinizi seks kölesi yapmak, bıkınca pazarlarda satıp yenisine ulaşmak katıksız Firavunluk değil mi?
Hiç Şeriatla Firavunluk yan yana gelir mi?
İslam, kula kulluğu kaldırmak için gelmedi mi?
Gerçi
* “Şeyhin şeklini hayal etmek, Allah’ı zikretmekten daha faziletlidir” diyen kafaya bu sorular vız gelir tırıs gider de ben sorayım yine de.
[Bkz. Mahmut Ustaosmanoğlu, İrşadül Müridin, 3. Baskı, Sh.124]
* Ergenlik çağına ulaşmadan da kızlarla evlenmeyi helal sayacak mısınız?
Talak 4 ayetine kafanızdan bir “henüz” ekleyerek, ayete takla attırıp pedofilliğin adını şeriat mı koyacaksınız?
Şu okuyacağınız Ehl-i Sünnet’in fıkhına uyarak,
Nisa 6’daki “rüşd=olgunluk” çağını yok sayarak 8 -10 yaşlarındaki kızlarınızı bir kart horozla evlendirecek misiniz:
“Nikâhlanılmış bulunan küçük kıza ne zaman cimâ edilebileceği hususunda görüş ayrılığı vardır: Bâzı âlimler: ‘Büluğa erişinceye kadar, ona cimâ yapılmaz’; bâzıları ise: ‘Dokuz yaşına varınca, ona cimâ edilir’ demişlerdir.
Âlimlerin ekserisine göre, bu hususta yaşa itibâr edilmez; gücünün yetmesine itibâr edilir. Eğer, kız şişman, gelişmiş, cimâ’a tahammüllü ve erkeğin kendisine cimâ’ etmesinden dolayı hasta olmasından korkulmaz ise; dokuz yaşına varmamış da olsa faile, ona cima’ edilebilir.”
[Bkz. Fetavayı Hindiye- Kitabu’n Nikah, Cild 2 Sh 316]
Siz gerçekten iyi misiniz?
* “Kadınlara yazı öğretmeyin! Onlara yün eğirmesini/dikişi öğretin” habis’ine dayanarak, Devr-i iktidarınızda bütün kızları/kadınları evlere kapatacak mısınız?
(Afganistan bunu el’an uyguluyor.)
90 milyonun 45 milyonunu cahil bırakıp bunun adına da şeriat mı diyeceksiniz?
[Bkz. Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi – Ramuz el Ehadis C. 2 Sh. 480]
Soruların sonu gelmez.
Şöyle bağlayalım:
* Kitabullah’ın hükümlerini yok saymanın, Allah adına yeni bir din kurmanın ve Allah adına insanlara zulmetmenin adıdır, bunların arzuladığı şeriat.
Bizim bu çakma şeriatçılar, hem
“Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, kâfirlerin ta kendileridir” derler (Maide 44), hem de inkar etmede en başı çekerler.
Kitabullah’ı inkarda kimse bunların eline su dökemez…
Ben de şeriatçıyım, amenna ve saddegna.
* Çakmasına değil ama!
İman ettim, indirilen 6236 maddenin hem de tamamına.
Ben de şeriatçıyım, amenna ve saddegna.
* Hem “Anayasamız Kur’an” diyen, hem de “Hadisler ayetleri nesh eder”i şeriat sanan, vahyi rivayete kurban eden kitapsız münkirlerden değilim ama.
Ben de şeriatçıyım, amenna ve saddegna.
* Lakin “çakma şeriat”ta yaşamaktansa Türkiye Cumhuriyet’ini bin defa tercih ederim ona.
Peki, neden bir “Din Devleti” hayali, aslında toplumsal bir felaketin kapısını aralar?
İnsanlık tarihi boyunca “Tanrı adına” konulan kanunların ve kurulan iktidarların nasıl birer baskı aygıtına dönüştüğüne şahit oldu.
* Çünkü mesele sadece farklı inançlar da değil; aynı dinin içindeki farklı yorumlardır.
* Her din kendi içinde mezheplere, her mezhep kendi içinde ekollere bölünmüş durumda.
Hangi yorum iktidar olursa, sadece “ötekini” değil, kendisi gibi düşünmeyen “kardeşini” de dışlıyor.
Bakın İslam coğrafyasına?
* İran, şii-rafizi diye diğer tüm mezhepler tarafından üvey evlat muamelesi görmüyor mu?
ABD- İsrail katillerinin kirli ittifakına, şu an yaşadığımız alçakça saldırılarına karşı sessiz bakışlar, “tarafsız kalışlar” nedendir sizce?
* Herkes cevabını biliyor da tilki uykusuna yatıyor.
İran Molla Rejimi’nin de farkı yok aslında bizden… Mezhepler her tarafta dinleşmiş… Asırlardır böyle bu maalesef…
Sonuç:
* Sorgulayanın “mürted” ilan edildiği, Tanrı adına cinayetlerin işlendiği bir karanlıktır, şeriata dayalı bütün yönetimler.
Çözüm?
* Ne dini tamamen kamusal alandan silmeye çalışan Jakoben bir laiklikte,
* Ne de bir inancı devlet zırhına büründürmekte.
Çözüm:
* Medine Vesikası’nda.
Gerçek Laikliğin Kökeni’nde!
Medine Vesikası:
Resulullah’ın bizzat hayata geçirdiği, farklı din topluluklarını tek bir siyasi çatı altında toplayan; her grubun dinini özgürce yaşamasını garanti altına alan ve adaleti ortak ilke yapan, belki de modern laikliğin ilk yazılı toplumsal sözleşmesidir.
Bir “Din Devleti” değil; Yahudilerin, Müşriklerin ve Müslümanların kendi inanç alanlarında özgür olduğu, ama şehrin savunmasında ve adalette birleştiği bir Site Devleti sözleşmesidir.
İşte adalet ve huzur buradadır!
Çünkü:
Kur’an “Devlet şekli” belirlemez.
Kur’an “Yönetim ahlakı” belirler.
Adalet varsa orada şeriat vardır.
Zulüm varsa adına ister şeriat de ister cumhuriyet fark etmez; orada İslam yoktur.
Bir zamanlar tek parti dönemi veya 28 Şubat süreçlerinde yaşanan jakoben laikliğin açtığı hasarlar, yarattığı travmalar bizi ürkütmemeli.
“Pireye kızıp yorgan yakmak” akıl işi değildir.
Cumhuriyet,
* Aklın ve halkın iradesinin;
Laiklik ise…
* İnancın siyasetin kirli ellerinden kurtarılması, bütün inançlara nefes aldırılmasının adıdır. (Bakara 256)
Tüm kusurlarına rağmen, daha iyisi bulununcaya kadar insanoğlunun ulaşabildiği en iyi yönetim şekli budur.
Din, bireyin vicdanında yücelir; devletin elinde ise maalesef bir baskı aracına dönüşür.
Müslüman Hıristiyan vb. Fark etmez, her yerde böyledir.
Yani sorun “şeriat” kelimesi değil.
Sorun, Kur’an yerine mezhep fıkhını devletleştirmek.
Gerçek dindarlık ise…
* Devlet gücüyle insanları hizaya sokmak değil; özgür bir iradeyle Yaradan’a yönelmektir.
Bu yüzden:
Cumhuriyet ŞARTTIR! (Halkın onuru için)
Laiklik ŞARTTIR! (İnancın özgürlüğü için)
Çünkü devletin dini adalettir.
Dinin devleti olmaz; devletin adaleti olur.
İyi ki Cumhuriyete geçmişiz.
* Kör topal yürüse de iyi ki laiklik ilkesi de var içinde.
Yoksa bunları töbossun yazamazdım!
Alıntı: Mustafa TULUKCU