Eyl 25

TARİHTE BUGÜN

25 Eylül:

275 – Marcus Claudius Tacitus, Roma imparatoru oldu.

1066 – Yorkshire yakınlarında Stamford Köprüsü Muharebesi gerçekleşti.

1396 – Yıldırım Bayezid, Niğbolu Zaferi‘ni elde etti.

1555 – Lutherciler ile Katolikler arasında Augsburg Barışı imzalandı.

1964 – Mozambik Bağımsızlık Savaşı başladı.

William Faulkner (d. 1897)

Dmitri Şostakoviç (d. 1906)

Servetsezâ Kadınefendi (ö. 1878)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Eyl 25

İKBALE GİDEN YOL

İKBALE GİDEN YOL

Gönül hiç kararma sabret hele dur
Zulmetin ardından bir şafak vurur.
Kudursa da insan Hak baki kalır
Zaman her yarayı sarar, kurutur.

Bu girdap kalıcı değil, bilesin,
Gözündeki her bir yaşı silesin.

İfritler, tefritler sarsa da yolu

Tükenmez dünyanın iyi bir kulu.
Hakikat sönmeyen bir meşaledir
Umutla doludur doğrunun yolu.

İkbal kozasını elbet örersin
Karanlığı her bir yerden sürersin.

Bulanan durulur, su yolu bulur
Yalanla yaşayan tez ziyan olur.
Doğruluk yolunda yürüyen canlar
Menzile sonunda sağ salim varır.

İkbalin ışığı parlar yakında
Yeter ki sen kal bu aşkın farkında.

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | İKBALE GİDEN YOL için yorumlar kapalı
Eyl 24

TARİHTE BUGÜN

24 Eylül:

787 – Güvenlik nedeniyle ertelenen İkinci İznik Konsili, İznik‘te tekrar toplandı.

1566 – Osmanlı İmparatorluğu padişahı II. Selim tahta çıktı.

1973 – Gine-Bissau, Portekiz‘den tamamen ayrıldı ve bağımsızlığını ilan etti.

2013 – Pakistan‘ın Belucistan eyaletinde, 7,7 Ml büyüklüğünde deprem meydana geldi.

2015 – Suudi Arabistan‘da Hac sırasında izdiham yaşandı.

İsmet İnönü (d. 1884)

F. Scott Fitzgerald (d. 1896)

Hans Geiger (ö. 1945)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Eyl 24

MHP-DSP-ANAP Hükümetinin Ulaştırma Eski Bakanı Pof. Dr. Enis ÖKSÜZ’ ün paylaşımıdır…

MHP-DSP-ANAP Hükümetinin Ulaştırma Eski Bakanı Pof. Dr. Enis ÖKSÜZ’ ün paylaşımıdır ..

OKUYUNUZ LÜTFEN

“Yesevi’den, Horasan erenlerinden, Yunus’tan, Hacı Bektaş’tan, Hacı Bayram’dan… Sonra bedevi bir zihniyet çekilmiyor be kardeşim.

Türkün bünyesine, Türkün dünyasına uygun değil çünkü.

Bize karşı atom bombası kadar güçlü, gavura karşı ise sinek kadar güçsüz, bu sahte olağan üstü güçlü bedevilerden bıktık artık.

Arada dağlar kadar arılık duruluk, arada dağlar kadar ilim irfan, arada dağlar kadar soy sop, gelenek görenek, kültür ve aidiyet farkı var.

Din sosuna batırılmış habis bir ur gibi içten içe çürüten, içten içe kuşatan, ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Afyonun nerede ne zaman patlayacağı, haşhaşilerin sinsi bir yılan gibi nerede ne zaman sokacağı, nerede ne zaman bir Şerif Hüseyin, nerede ne zaman bir Şeyh Said, nerede ne zaman bir Hasan Sabbah, nerede ne zaman yeni bir FETÖ çıkacağı belli değil.

İstediğiniz kadar İslam olun, aynı zamanda Türk olmadığınız sürece, bu milletin manevi dünyasında size asla yer yok.

Rahmetli Erol Güngör’ün azınlıklar için söylediği söz tıpa tıp size de uyuyor vesselam.

Belki kafamızı karıştıracak, belki bizi biraz uğraştıracaksınız, ama eninde sonunda bu bünyeden muhakkak atılacaksınız.

Herkes kafasına şunu iyice soksun! İstedikleri kadar şeyh, istedikleri kadar, gavs, istedikleri kadar kutup olsunlar. İstedikleri kadar takla atıp, istedikleri kadar allayıp pullasınlar. İstedikleri kadar uçup, istedikleri kadar ALLAH DOSTU (!) palavralarıyla milleti kandırsınlar

İçinde Türk olmayan, Türkün ruhu olmayan, her şey bu millet için, bu coğrafya için, bu devlet için bir BEKA meselesidir .

Bunu kafamıza küçük harflerle değil, büyük ve kalın harflerle muhakkak kazımak zorundayız.

Kazımadığımız müddetçe Feto ve türevleri ne ilk ne de son olarak bu milleti can evinden vurmaya devam edeceklerdir. Bataklık varsa sinek, sinek varsa sıtma muhakkak vardır.

Bu batağın çaresi, temiz suyun gürül gürül çağlayacağı Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletidir.

Tarikatçı değilim, çünkü aklımı kim olursa olsun kimseye ipotek edemem, ama çağdaş demokrasi, insan hak ve hürriyeti ve Türk milliyetçiliğindeki inançlara saygı prensibi gereği, tercihlerini böyle belirleyen bütün arkadaşlara saygılıyım. Umarım onlar da bana saygılı olurlar.

İlim için lazım olan aklın, din için de lazım olduğuna inanalardanım. Çünkü akla değer vermeyen ümmetlerin sonu cennet değil cehennemdir. Esarettir, uşaklıktır, rezilliktir, pisliktir.

Bunu görmek için ille alim olmaya gerek yok. Ağzına kadar hacı, hoca, Seyyit, gavs, kutup, şeyh, Şıh dolu İslam dünyasına bakmak yeter de artar bile.

Biliyorsunuz Türk milliyetçiliği çok sorgulandı. Özellikle de tarikatlar tarafından, ama Allah’a şükür milliyetçilik her sorgunun altından alnının akıyla çıktı. Fakat aynı şeyi tarikat ve cemaatler için söyleyemeyiz. Rezaletin biri bitmeden diğeri başlıyor. Paralellik, ihanet, ticaret, sapıklık, sahtekarlık, yobazlık, ajanlık, rüşvet, iltimas, sahtecilik… Skandalın haramın günahın ardı arkası kesilmiyor.

Tevazu insanlık erdem ve güzel ahlakın yaşanması gereken yerlerde insan bu rezillikleri saymaya utanıyor.

Şimdi hepsi bunları, kendilerinin değil, başka tarikat ve cemaatlerin yaptığını, zaten onların gerçek tarikat ve cemaat olmayıp gerçek tarikat ve cemaatin kendileri olduğunu ispatlamanın telaşındalar.

Yani anlayacağınız sorgulayacak başka şey bulamayıp Türkün hayat damarı Türk milliyetçiliğini sorgulayanlar şimdi Çalap’ın tokatıyla çetin bir imtihanda.

Oysa, daha Mehdiliğe, ceza evinde ülkücülere yaşattıklarına, birbirinden mübarek mübareklere, aklın aklını oynattığı ritüellere, şarlatanlara, istila için ülkenin dört bir yanında mantar gibi biten, her biri birbirinden karanlık odağın oyuncağı tapınak şövalyelerine daha sıra gelmedi.

Düşüne biliyor musunuz bu ülkenin insanları yıllarca kadının saçının bir tek teli görülsün mü, görülmesin mi diye birbirine düşman edilirken televizyonlarda çatır çatır, çırılçıplak kadın mürit oynatan pezevenkler yıllarca tarikatçılık cemaatçilik cakası sattı bu ülkeye.

Ne yalan söyleyeyim Çağın en aydın hareketinin, çağın en cahil insanlarıyla, çağın en temiz hareketinin, çağın en rezil insanlarıyla sorguya çekilmesi ağrıma gidiyor. Yaptıklarına bakacak olursanız demek ki boşa hedef seçmemişler milliyetçiliği.

Tarikatçı arkadaşlarıma milli ve manevi dünyamızın teminatı milliyetçiliği bir kez daha düşünmelerini öneriyorum. 15 Temmuz’dan sonra efendim biz zaten milliyetçiyiz gibi komik takiyyelere hiç gerek yok. Milliyetçi olsanız ağzına kadar ermiş, derviş, pir, dede, Alperen, veli dolu Anadolu’da üç kıtada İslam’ın bayraktarlığını yapan Türk ulularını bırakıp Arap bedevizminin meçhul ulularının (!) peşine düşmezsiniz.

Tarikatçı olacaksanız Ahmet Yesevi gibi, Yunus gibi, Hacı Bektaş gibi, Tapduk Emre gibi, Ahi Evran gibi Hacı Bayram gibi yerli ve milli olacaksınız yabancı değil.

‘’Gelin canlar bir olalım’’ Diyeceksiniz ki sözünüz Adriyatik’ten Çin Seddine bütün bir Türk dünyasında yankılanacak.

‘’Bir kez gönül yıktın ise kıldığınız namaz namaz değildir’’ Diyemiyorsanız susacaksınız.

Halep ordaysa arşın burada. Bu iş öyle yanmaz kefen, sırattan geçiren terlik, deve sidiği, cezbe, rüya, papağan gibi eski alimlerinin sözlerini nakletmek hele hele de fütursuz ve hadsizce Allah ve Resulünü bu işe alet etmekle olmuyor. ‘’Dervişlik olsaydı taç ile hırka, biz dahi alırdık otuza kırka’’

Şeyhleriniz, tarikatlarınız varsa bir kerameti bizden olan kurtulur diye zümrecilikle değil, Türk tarikat ve ulularında ki gibi, millet için, insanlık için çıkacak ortaya.

‘’Gel gör beni aşk neyledi’’ Diyemeyen aşkın,

‘’Yaratılanı hoş gördük yaratandan ötürü’’ Diyemeyen sevginin postuna oturmayacak. Arkadaş.

‘’Dinine dizlerinle değil, kalbinle bağlan’’ Diyebilen bir şeyh olmadıktan sonra o tarikatın ne önemi var.

Bu asil millet için ‘’Bir olalım iri olalım diri olalım,’’ ’’Eline beline diline sahip ol’’ ,’’ bölüşerek tok, bölünerek yok oluruz’’ Diyen milli şuura sahip Türk ulularını ne zaman keşfedeceksiniz acaba?

‘’Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde, hakkın yarattığı her şey yerli yerinde, bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok. Noksanlık, eksiklik, senin görüşlerinde’’ Diyebilseydi şeyhleriniz, tarikatlarınız yobazlık ve sapıklık suçlamalarına bu kadar maruz kalır mıydı acaba?

‘’İlim beşikte başlar mezarda biter’’

‘’En büyük keramet çalışmaktır’’ Diyen mutasavvıflardan sonra kusura bakmayın da çalışmadan saltanat süren şeyhler pek akılcı gelmiyor insana.

‘’İncinsen de incitme ‘’

‘’Kadınlarınızı okutunuz, kadınları okumayan millet yükselemez’’ Sözünü kim niye söylemiş acaba?

‘’İslam’ın temeli güzel ahlak; ahlâkın özü bilgi; bilginin özü akıldır’’ Diyen pirlerden sonra acaba aklı ipotek etmek niye nasıl ve nerden çöreklendi bu coğrafyaya?

‘’Kuvvetini mazluma değil zalime kullan’’ Sözü yerine fırıl fırıl iktidar peşinde koşmak tarikatçılık cemaatçilik Allah dostluğu mu oluyor şimdi?

‘’Hararet nardadır sacda değil, Keramet baştadır, taç da değil. Her ne ararsan kendinde ara, Kudüs de Mekke de hac da değil’’

‘’Çalışmadan geçinenler bizden değildir’’ Sözünden ders almayan şeyh şeyh olabilir mi?

‘’Eşine işine aşına özen göster’’

‘’Hak ile sabır dileyip, bize gelen bizdendir. Akıl ve ahlak ile çalışıp, bizi geçen bizdendir’’ Sözlerini hiç duydunuz mu acaba?

‘’İslami hükümleri tam bilmeyen, tatbik etmeyen bir kimse, evliyalık yolunda bulunmaya kalkarsa, bunun imanını şeytan çalar’’ Diyen Yesevi demek ki boşa dememiş bu sözleri.

Anlayacağınız bütün tarikat ve cemaatler iktidar sofrasında nimet yarışına girip bizi Ortadoğu batağına çekerken, Türkistan uluları ‘’Padişah huzurunda dahi olsanız hakkı ve hakikati söylemekten çekinmeyiniz’’ Diyerek hala aydınlatmaya devam ediyorlar bizleri.

Öyle görünüyor ki biz ne dersek diyelim tarikat ve cemaatler

Mesele ister küresel güçler ister gizli ve açık yürütülen Arap milliyetçiliği ister cahillik ister Vahabi selefiyeciliği ve ister yobazlıktan geçinen din tüccarları olsun Türkün ilelebet süren varlık mücadelesinde Türkün en hayati varlık sorunları olmaya devam edecektir”

Posted in Gündem | MHP-DSP-ANAP Hükümetinin Ulaştırma Eski Bakanı Pof. Dr. Enis ÖKSÜZ’ ün paylaşımıdır… için yorumlar kapalı
Eyl 23

TARİHTE BUGÜN

23 Eylül:

1846 – Alman gökbilimci Johann Gottfried Galle, güneş sisteminin sekizinci gezeni Neptün‘ü keşfetti.

1931 – Ekonomik kriz nedeniyle iki gün kapalı kalan Londra Borsası yeniden açıldı.

1932 – Suudi Arabistan’ın birleşmesi sonucunda Suudi Arabistan Krallığının kuruluşu ilan edildi.

1943 – Mussolini‘nin hem devlet başkanı hem de başbakan olduğu İtalyan Sosyal Cumhuriyeti ilan edildi.

2008 – Finlandiya‘nın Kauhajoki kentinde Kauhajoki okul saldırısı gerçekleşti.

Aldo Moro (d. 1916)

Ray Charles (d. 1930)

Pablo Neruda (ö. 1973)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Eyl 23

PROF. DR. İSMAİL HAKKI AYDIN’DAN ALTIN SÖZLER

PROF. DR. İSMAİL HAKKI AYDIN’DAN ALTIN SÖZLER

Aklım, vicdanım ve ruhum Ben’imle hep kavgalı…

Beynimizin ve genlerimizin sırlarını öğrendikçe, duygu ve davranışlarımızın tamamen kendi kontrolümüz altında olmadığını fark ediyoruz.

Beyin, devamlı surette çevreden aldığı bilgileri, frekans ve holistik olarak analiz edip, müktesebatı çerçevesinde yeni fikirler üreterek, bunları sinyal çıktıları halinde çeşitli organlara, hatta diğer beyinlere de gönderen bir biyolojik otonom robottur.

Genler, bir üst aklın yazdığı ve hayatın başlangıcından beri nesiller boyu at değiştirerek devam eden programlardır!

En büyük güç bilgi, en güçlü silah kalemdir!

Unvanından şeref umanlar, kendi şereflerini kaybeder.

Allah, bu âlemde emeklerin karşılığını verirken, hiç kimsenin imanına bakmaz. (Necm 39).

Yazdıklarımı herkes anlamak mecburiyetinde değil.

Yanlış anlamaktansa anlamamak daha iyidir. Zorlamayın…

Posted in Atasözleri Vecizeler | PROF. DR. İSMAİL HAKKI AYDIN’DAN ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Eyl 22

TARİHTE BUGÜN

22 Eylül:

1499 – Basel Anlaşması‘nın imzalanması ile Svabya Savaşı sona erdi.

1789 – Osmanlı ordusu ile Rus ve Avusturya orduları arasında Boze Muharebesi gerçekleşti.

1792 – Fransa‘da Cumhuriyet ilan edildi.

1980 – Irak-İran Savaşı başladı.

1985 – Fransa, Greenpeace‘e ait Rainbow Warrior gemisini Fransız gizli ajanlarının batırdığını kabul etti.

I. Selim (ö. 1520)

Michael Faraday (d. 1791)

Fikret Kızılok (ö. 2001)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Eyl 22

TÜRK MİLLETİNE OLAN BU KİN HİÇ BİTMEYECEK Mİ?

TÜRK MİLLETİNE OLAN BU KİN HİÇ BİTMEYECEK Mİ?

SİZ ONLARIN YAPTIKLARI İHANETİ UNUTSANIZ, HOŞ GÖRÜP AF ETSENİZ DE, ONLAR TÜRK MİLLETİNE OLAN KİN VE İNTİKAM ALMA DUYGULARINDAN ASLA VAZ GEÇMEZLER…

FIRSAT BULDUKLARINDA HER TÜRLÜ İFTİRA VE KUMPASI KURMAKTAN ÇEKİNMEZ, VAZ GEÇMEZ, UTANMAZLAR…

BU MAKALEYİ OKUYUNCA BANA BAZI SAĞCILAR KIZACAK TIR. BUNU BİLİYORUM.

HATTA, “BU NASIL SAĞCI?” DİYE HOMURDANDIKLARINI DUYAR GİBİYİM.

ÖNCELİKLE ŞU İYİ BİLİNSİN. BEN SAĞCI DA SOLCU DA DEĞİLİM.

BEN, TÜRK MİLLİYETÇİSİ, SIRADAN SADE BİR ÜLKÜCÜ, KARA BUDUN DAN BİR GARİP NEFERİM.

KENDİNE GENELDE SAĞCI DİYENLER VE BU GRUP İÇİNDE KAMUFLE OLAN SİYASAL İSLAMCI GÜRUH, BİZ ÜLKÜCÜLERİ DE SAĞCI OLARAK NİTELEYİP BİZİM İÇİMİZDEKİ BİLGİSİZ, CAHİLLERİ DE YANLARINA ALARAK, BİZLERİ KENDİLERİNE KALKAN OLARAK KULLANIYORLAR.

O ART NİYETLİ HAİNLER ŞU İYİ BİLSİNLER Kİ, HERKES ONLARA İNANSA BEN ASLA İNANMAM. ÜLKÜCÜNÜN BUGÜN EN BÜYÜK DÜŞMANI, SİYASAL İSLAMCI TÜRK VE ATATÜRK DÜŞMANLARIDIR.

HALBUKİ TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜLER SOLA, KOMİNİZME NE KADAR UZAKSA. SAĞA, HELE HELE SİYASAL İSLAMCILARA, DAHA DA UZAK OLMAK ZORUNDADIR.

BU GÜN Kİ ARAŞTIRMA KONUMUZ, SİYASAL İSLAMCILARIN YÜZ YILLIK KİN LERİNE BİLMEDEN ARAŞTIRMADAN DÜŞÜNMEDEN KURBAN ETTİĞİMİZ BİR VATANSEVER ASKERİMİZ DİR.

KİM BU KAHRAMAN ASKERİMİZ?

Mustafa Kemal Atatürk’ün Millî mücadele de silah arkadaşı, İstiklal madalyalı, kahraman bir GENERAL…

Türk Milletine yaptığı hizmetler yazılsa ciltler ce kitap olacak kahraman bir subayımız…

Bu kahraman asker görevi gereği yapması gerekeni yaptığı için, Demokrat Parti içindeki siyasal İslamcıların linç kampanyasına maruz kalmıştır.

Oy kaygısı ile o dönemin CHP sinin de sesiz kalması sonucu, hapse atılmıştır.

Sizin anlayacağınız her zaman olduğu gibi sahipsiz bırakılan vatansever bir Türk evladı o kahraman asker Mustafa Muğlalı Paşa’dır.

Mustafa Muğlalı Paşa, 1882 yılında Muğla da dünyaya gelmiş, 11 Aralık 1951 tarihinde cezaevinde kahrından 70 yaşında vefat etmiş bir kahramanımızdır…

Türkiye Cumhuriyeti Devletin de kıymeti bilinmeyen, sırf görevini yaptığı için cezalandırılan insanların başında Mustafa Muğlalı Paşa gelir…

KİMDİR MUSTAFA MUĞLALI PAŞA?

Mustafa Muğlalı Paşa olayının sebep ve sonuçlarını kısaca yazalım:

1882 yılında Muğla’da dünyaya gelen Mustafa Muğlalı, 1901 yılında Harp Okulunu, 1904 yılında Harp Akademisini bitirdi. Balkan Savaşına katıldı…

1. Dünya Savaşı sırasında Adana Bölge Komutanlığı Kurmay Başkanlığı yaptı. Bu günkü Milli İstihbarat Teşkilatı’nın nüvesi olan Teşkilatı Mahsusa’da çalıştı.

Onun devamı niteliğindeki Zabitan Grubu’nun kurucuları arasında yer aldı.

Zabitan Grubu’nun bir müddet sonra adını değiştirdiği ve yine Muğlalı Mustafa Bey başkanlığında Yavuz Grubu olarak faaliyetini devam ettirdi…

Kurtuluş Savaşına Tümen komutanı olarak katılan Muğlalı Mustafa, 1922′de Albay, 1927′de Tümgeneral oldu. Soyadı Kanunu çıkınca, Muğlalı soyadını aldı…

23 Aralık 1930′da Menemen’de Devlete Karşı ayaklanıp genç Asteğmen Kubilay’ı şehit eden Derviş Mehmet ve yanındaki gerici yobazları yargılayan Harp Divanının başkanlığını yaptı.

İşte, Mustafa Muğlalı paşaya bitmeyen kin ve düşmanlığın temelinde bu olay yatmaktadır…

Günümüzde bir kısım medyanın, Siyasal İslamcı siyasilerin ve sözde sağcı geçinen cahillerin, General Mustafa Muğlalı ya düşmanlığının temelinde, bu mahkemenin reisliğini yapması yatmaktadır.

1931-1939 yıllarında 1.Ordu Komutanlığı, iki kez yüksek askeri Şura üyeliği ve 1943-1945 yılları arasında da 3.Ordu Komutanlığı yaptı…

Mustafa Muğlalı’nın haksızlığa uğramasına, siyasi olarak yargılanıp hapse mahkûm edilmesine yol açan olaylar bu görevi sırasında cereyan etmiştir.

ŞİMDİ, KISACA BU OLAYDAN BAHSEDELİM:

1940′lı yıllar…

İkinci Dünya Savaşı yılları, tek partili dönem, CHP’si hükümeti iktidardadır. İnönü’nün sıkı tedbirleri sonucu ülkede yokluk yaşanmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı nedeniyle stratejik bir konuma sahip olan Türkiye’de, İngiliz, Fransız, Alman, Rus ve İran casusları ülkede cirit atmaktadır.

Doğu Anadolu ülkenin diğer kesimlerine nazaran daha karışıktır.

Yabancı ülkeler lehine casusluk yapan TC. Vatandaşları hakkındaki iddiaları her gün ilgili makamlara ulaşmakta ancak hükümet tedbirleri yetersiz kalmaktadır…

Devlet bölgede sıkıyönetim uyguladığı halde güvenlik zafiyeti yaşanmaktadır.

CHP’si hükümeti, hırsızlık, kaçakçılık, eşkıyalık, soygunculuk ırza tecavüz eylemleri karşısında çaresiz kalmıştır.

Casus mu, hain mi, eşkıya mı olduğu belli olmayan bazı gruplar, bölgede güvenlik sağlamak için canla başla çalışan askerleri de pusuya düşürerek şehit ediyorlar ve kendilerine kucak açan Irak ile İran’a kaçıp bir süre saklandık tan sonra tekrar bölgeye dönüp eylemlerine devam ediyorlardı.

Bu çeteler, Türkiye’den büyük ve küçükbaş hayvanları çalıyor, o sıralarda fiilen Rusların kontrolünde olan İran’a götürüp satıyorlardı.

Bu eşkıyalar Rus ve İran makamlarınca da korunuyordu.

Bu eşkıyalar genelde iki nüfus kâğıdı taşıyordu. İran’da İran, Türkiye’de Türk vatandaşı gözüküyorlardı.

Bölge halkı bu eylemlerden dolayı canlarından bezmişler devletten yardım beklemekte idiler…

İnsanlar kendilerini nasıl koruyacaklarını bilemedikleri için orduya ve askere sığınıyorlardı.

@Bölgedeki karışıklıklar artınca hükümet deneyimli Millî Mücadelede kahramanlarından Orgeneral Mustafa Muğlalı paşayı bu bölgeye görevlendirdi. Çok deneyimli ve disiplinli bir asker olduğu için Üçüncü Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı’na getirildi…

Hayatı savaşlarda geçmiş olan Muğlalı Paşa işi çok sıkı tuttu. Canilere karşı amansız bir mücadele başlattı ve birtakım tedbirler aldı…

Bu tedbirler arasında; Siirt’teki gezici Jandarma Taburunun bu bölgeye kaydırılması, çobanların silahlandırılması, gezici ekipler kurulması da vardı…

Ayrıca, Paşa, eşkıyanın sınır ötesine kaçmasını önlemek için de emrindeki birliklere Irak ve İran’a kaçan eşkıyayı takip ve “gerekirse vur” emri verdi…

1943 yılında Van’ın Özalp İlçesi’nin sınır bölgesinde İran’a kaçmaya çalışan bir grup, güvenlik güçleri tarafından sıkıştırılır…

Çatışma çıkar ve dur emrine uymayan eşkıyalar dan 33 tanesi öldürülür…

Bu olaydan sonra bölgede az da olsa sükûn sağlanır.

Bölge halkı Paşa’ya minnettardır.

Bölge huzur ve sükûn içindedir.

İçişleri Bakanlığınca, bölgede sükûn sağlandığı için, Valiliğe ve Jandarma komutanlığına teşekkür yazıları bile yazılır…

Fakat birileri düğmeye basar…

20 Aralık 1943 tarihinde Van Cezaevinde yatan İsmail Özay isimli bir mahkûm, TBMM’ne yazdığı dilekçesinde; bu 33 kişinin kaçmalarının söz konusu olmadığını, bilerek katledildiklerini iddia eder. Olaydan yaralı olarak kurtulup İran’da yaşayan kardeşinin affedilmesi ni ve olayın tahkikini talep eder…

CHP’li Adalet Bakanlığının Genelkurmay Başkanlığın dan kanunun adli takibinin yapılmasını ilişkin talebine karşı, Mareşal Fevzi Çakmak’ın verdiği yanıt yiğitçedir…

Sözün özü Türkçedir:

“Ordu komutanı o günkü şartların gereğini yapmıştır. Memleketin yüksek menfaati için gerekli tedbirleri almıştır. Görevini yerine getiren bir komutanı mahkemeye veremem. Böyle Şey olamaz.” diyerek CHP’nin içinde ki Türk düşmanı siyasal İslâmcılara restini çekmiştir…

Fevzi Çakmak’tan sonra Genel Kurmay Başkanı olan Kazım Orbay’da aynı yiğit tavrı sürdürerek Türk’ün kahraman evladını siyasilerin önüne yem olarak atmamış tır.

Bu tarihte Rusya’nın baskısı İsmet İnönü’ye 1944 de Türkçü leri Türkiye de yargılat maya başlamış Türk Milliyetçileri tabutluklar da işkenceye tabi tutulmaktadır.

Yıl 1945 gelindiğinde 2. Dünya Savaşı sona erer…

Artık ülkede yavaş yavaş her şey normale dönüşmeye başlamıştır…

Ancak, tek partili dönem bitmiş CHP sinden ayrılanlar DP’yi kurmuştur…

1946 yılında yapılan seçimler sırasında işin rengi değişmiştir…

Bu olayı kendi lehlerine oya dönüştürmek isteyen Siyasal İslâmcı dinî söylemlerle birlikte, Türklük karşıtı politikalar başlamıştır.

Bölgenin etnik yapısı bellidir. Bölge halkına şirin gözükmek ve tek partili döneminde sona ermesi, CHP’si içinde ki Türk düşmanı komünist siyasilerle DP içindeki siyasal İslâmcı ve Türkçülük karşıtı siyasetçiler ortak hareket ederek bu olayı saptırırlar…

İkinci Dünya Savaşı sırasında yabancı ajanların kaşıdıkları Kürtçülük çıbanı yeniden kaşınarak yara kanatılmış tır.

Bu iki partideki Türk düşmanı bölücülerin amaçları, bir taşla birkaç kuş vurmak tır. Bölge deki ortam buna müsaittir. Her iki grubunda yani, CHP’deki aşırı solcu komünistlerin, Kürt aşiret reislerinin de, DP’nin içindeki Siyasal İslâmcı tarikat şeyhlerinin de Kürt toprak ağalarının da amacı bu olayı oya tahvil etmektir…

Atatürk’ün yakın bir silah arkadaşını zor durumda bırakılarak, beyinlerinin şuur altlarındaki Atatürk düşmanlığına dayanan aşağılık duyguları tatmin edilecektir…

Amaç, Türk ten intikam almaktır…

Mustafa Muğlalı Paşanın, Menemen olaylarında yargılamayı yapan kahraman bir asker olması da önemli bir faktördür.

Bu davada Mustafa Muğlalı Paşa yargılanarak dinci gerici çevrelere menemen de asılan Derviş Rum Mehmet ve arkadaşlarının rövanşı nın alındığının mesajı verilecektir.

1946 seçimlerinden sonra Meclise giren Demokrat Parti milletvekilleri bu olayı yeniden Meclis gündemine getirdiler…

1948 yılında Demokrat Parti, bölgede bulunan oy potansiyelini lehlerine çevirmek için, Mustafa Muğlalı olayını meclise tekrar taşıdılar…

Öldürülenlerin masum köylüler olduğunu, suçsuz yere kurşuna dizildiklerini savundular…

1949 yılında tutuklanan Muğlalı Paşa, kısa bir süre sonra serbest bırakıldı. Sonuçta devlet güvenliğini korumak onun sorumluluğu altındaydı, görevini yapmış, sınır ihlalinde bulunan, kimliği belirsiz kişilere ateş açılması emrini vermişti…

1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti yönetimi, Muğlalı olayını yeniden gündeme taşıdı. Bu sefer ezici çoğunluk la iktidarda yargı ellerindeydi.

Yargılanmanın tekrar görülmesine karar verildi…

Öne sürülen iddia şuydu:

“Çatışma sırasında öldüğü iddia edilen 33 insan masumdu ve kurşuna yok yere dizildi ler.”

Mecliste kıyamet kopar…

Milletvekilleri bu olaydan Cumhurbaşkanı İnönü ile dönemin Milli Savunma Bakanı Ali Rıza Artunkal ve İçişleri Bakanı Hilmi Uran’ı sorumlu tutarlar…

Demokrat Parti’nin derdinin, 33 masum (!) vatandaşın öldürülmesinin hak araması değildi. İnönü dönemini devri sabık ilan edip iktidarı dönemini şaibeli ilan ederek siyaseten İnönü yü yıpratmak tı.

Bu davranışlarının asıl amacı siyaseten onları destekleyen tarikat cemaat ve Türk düşmanı Siyasal İslâmcı lara, Menemen olayının ardıllarına şeyh ve şıh lara mesaj vererek oy toplamak tı…

Aylarca süren tartışmalar dan sonra bu olay hakkında Mecliste araştırma komisyonu kurulması kararı çıktı…

Araştırma komisyonu o yılların olağanüstü şartlarını, o olay sayesinde sağlanan huzur ortamını, 33 eşkıyanın ülkeye zararlarını, Mustafa Muğlalı’nın ülke sevgisini, hiç dikkate almadı…

Meclis araştırma komisyonuna ifade verenlerden birisi de Muğlalı Paşa tarafından; eşi ermeni olduğu için albay lığa yükseltilme yip, yarbaylık tan emekli edilmiş bir emekli yarbay dır…

Türk’e ve Atatürk’e kin ve intikam duyguları içerisinde hareket eden herkes Muğlalı paşanın linç edilmesi için iş birliğine katılmıştı…

Araştırma komisyonu hiçbir siyasi ye, hiçbir bürokrata suç yükleme di…

Tek suçlu Orgeneral Mustafa Muğlalı ile Necdet Bilgez ve Bilal Bali isimli yedek subaylar dı…

Meclis Araştırma komisyonu kararından sonra dava açıldı…

1947 yılında emekli olan kahraman Mustafa Muğlalı Paşa yargı önüne çıkarıldı…

Bir Millî Mücadele kahramanını elbirlği ile sanık sandalyesine oturtmayı siyasal islâmcı Türk düşmanları başarmıştı.

Bu ayıp da Türk Milletine yeterdi…

Kahramanlarına sahip çıkamayan milletler sürünmeye mahkumdur…

Mahkeme, 1943 yılının şartlarına, o tarihte bölgede cereyan eden olayların vahametini, o ortamın düşünce ve gereklerine göre değil, 1948 yılının normal şartlarının havasına göre yürütüldü.

Yine Türk evladı, yalnızdı sahipsiz di…

Muğlalı Paşa, yargılama boyunca bir Türk komutanına yaraşır şekilde bütün sorumluluğu üzerine aldı. Ve zamanın hükümetini ve silah arkadaşlarını, subayları nı hiçbir şekilde suçlama dı…

İfadesinde mertçe:

“Bu subaylara emri ben verdim, onların suçu yoktur. Yaptıklarım suç ise tek suçlu benim” dedi…

Hâkimin, “Ya emrinizi yerine getirmeseydi ler?” sorusuna, “O zaman şaki leri kendim vurur dum.” yanıtını verdi…

33 şaki nin yok edilmesi sırasında oh diyenler, Muğlalı Paşa’yı takdir edenler, alkışlayan lar, başka bir havanın, başka hesapların insanı olmuşlardı…

TÜRK evladı yine ihanete uğramış küçük hesaplara feda edilerek satılmıştı…

CHP’sinde sözde Atatürkçü geçinen vekiller ortada yoktu. Onlarda da oy kaygısı her şeyin önüne geçmişti…

Mustafa Muğlalı Paşa Atatürk’ün silah arkadaşıydı. Kurtuluş savaşında İsmet İnönü O’nun kahramanlığını biliyordu…

O’ nun silah arkadaşı olmasına rağmen, ayrıca sorumlu onun olduğu apaçık ortada iken, emirleri veren Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bu olay karşısında parmağını bile kıpırdatma dı…

O da zevkle bir Türk Evladını siyasete kurban edilişini izledi…

Bu ayıp O’ nada yeter…

Ayrıca, İsmet İnönü hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan kahraman ilan eden CHP’lilere de yeter de, artar bile…

CHP’sinin güven vermeyip bu günlerde iktidara gelemeyişinde bu olayların büyük etkisi vardır.

Ve mahkeme sonucu gerçekten çok hazindir:

Hayatını Türk Ordusuna ve Türkiye Cumhuriyeti’ne adamış olan Mustafa Muğlalı Paşa, “33 masum (!) insanı (kaçakçı, eşkıyaları) öldürmek suçundan” idam cezasına çarptırıldı…

Daha sonra cezası yaşlı olduğu için, 20 yıl hapse çevrildi. 33 tane eşkıya ya hak ettiği cezayı verdiği için daha önce ödüllendirilen, sonradan siyasi iktidar değişince, bölge halkına yaranmak ve geçmişin intikamını almak için Türk milletine kin kusanlar tarafından görevini yaptığı için cezalandırılan Mustafa Muğlalı Paşa, politik yalakalığın, ucuz siyasetin ayak oyunlarının, oy peşinde koşan siyasetçilerin, TÜRK Milleti ile hesap görenlerin kurbanı oldu…

Türk yargısının verdiği ilk siyasi kararlarından birisi olan bu yargılama sonucunda, tek mahkûmiyet Mustafa Muğlalı için verildi.

Başka hiçbir kimse ceza almadı…

Bunun ayıbı da o mahkeme heyetinin yargıçlarına yeter…

Adalet ölürse devlet yıkılır… Hukuk içindeki adil hükümler bir gün herkese lazım olur…

Sonuç olarak o gün adaletin kantarının ayarını bozanlar o terazide tartılmış tır…

Mahkeme, eşkıya artıklarının ifadelerini Türk Askerinin ifadesine tercih etmiştir…

(AYNEN GÜNÜMÜZDE FETÖ CÜ HAKİMLERİN BALYOZ DAVASINDA GENEL KURMAY BAŞKANINI İTİRAFÇI TERÖRİST İFADELERİYLE, “SİLÂHLI TERÖR ÖRGÜTÜ LİDERİ” DİYEREK SUÇLU İLAN ETTİĞİ GİBİ…)

ARADAN GEÇEN ONCA YILA RAĞMEN; “garp cephesinde yeni bir şey yok”

Şimdi de, “PKK artıklarının”, “çakma Hahamların” iftiraları şerefli komutanlarımızın sözlerinden daha değerli bulunuyor…

Kırk yıldır 50 bin vatan evladını şehit eden terörist başı bebek katilinin “KURUCU ÖNDER” ilan edilip. Gazi Meclise davet edilmesi gibi…

Mustafa Muğlalı Paşa’nın mahkeme kararını, Askeri Yargıtay bu kararı bozar.

İkinci bir mahkeme dönemi başlar ama bu sırada, Türk Ordusu’nun kahraman bir neferi olan, bütün ömrünü Türk Yurdu’nun bağımsızlığına adayan Mustafa Muğlalı Paşa bu durumu hazmedemez; bulunduğu cezaevinde kahrından, 11 Aralık 1951 tarihinde, 70 yaşında vefat eder…

1997 yılında itibarı, iade edildi. Suçsuz olduğu anlaşılmıştı. Bu arada 36 yıl geçmişti…

O DÖNEMDE, Türk gibi düşünen tek kurum olan Türk Silahlı Kuvvetleri, Mustafa Muğlalı Paşa’nın naaşını Askeri törenle Devlet Mezarlığına naklettirdi ve kahraman Türk komutanlarının heykellerinin yer aldığı Genelkurmay bahçesindeki Ölmezler Yolu’na O’nun heykelini diktirdi…

İSMİ VAN DA ASKERİ KIŞLAYA VERİLDİ…

Peki sonra ne oldu?

Yine siyasal İslam fırsatını bulduğu anda kini hortladı intikam almak için Mustafa Muğlalı Paşa nın ismi askeri kışladan 4 Kasım 2011 tarihinde silindi…

Peki, bu tarihte kim iktidardaydı?

Yazmama gerek var mı?

Yine de yazalım tarihe not düşsün. AKP içindeki Türk düşmanı siyasal İslamcıların kini bir kahramanın adına dahi tahammül edemedi…

Peki Milliyetçi geçinen AKP’yi şartsız destekleyen MHP’ne yaptı?

Ne yapacak dut yemiş bülbüller gibi sustular…

Yıllar sonra, vatansever Kubilay’ın katillerini asmanın bedelini Kurtuluş savaşı gazisi Kahraman bir komutana ödettiler…

Böylelikle Türk düşmanı Siyasal İslâmcılar Türk Milletin den intikam aldılar.

Bu büyük kumandanın çektiği çilenin sebebini şimdi, sanırım daha iyi anladınız…

33 kaçakçı için şiirler yazılan bu ülkede, Mustafa Muğlalı Paşanın adına bile tahammülleri olmayanları destekleyenlere bu yazım kapak olsun…

Ve kahramanına sahip çıkmayan sözde milliyetçiler, Mustafa Muğlalı Paşa’nın adını kendileri dahi bilmediği için, sizlere de öğretemediler…

MUSTAFA MUĞLALI PAŞAM biz sana sahip çıkamadık…

70 yaşında, bir Kurtuluş Savaşı kahramanının kahrın dan cezaevinde ölmesini evlatlarımıza anlatma dık…

Hakkın geri teslim edilip iadeyi itibar edildi. İsminin yazıldığı verildiği Askeri Kışlada ismin yazılı tabelaya dahi sahip çıkamadık…

Bu ayıp da bize yeter!

Ruhu şad mekânın cennet olsun.!

Alıntı: Mevlüt Kaleli

Posted in Gündem | TÜRK MİLLETİNE OLAN BU KİN HİÇ BİTMEYECEK Mİ? için yorumlar kapalı
Eyl 21

TARİHTE BUGÜN

21 Eylül: Dünya Barış Günü

1918 – Megiddo Muharebesi sona erdi.

1938 – Südet Krizi: Polonya, Çekoslovakya sınırına asker sevk etti.

1942 – Ağır bombardıman uçağı Boeing B-29 Superfortress, ilk uçuşunu gerçekleştirdi.

1964 – Malta, Birleşik Krallık‘tan ayrılarak bağımsızlığını kazandı.

1981 – Belize, Birleşik Krallık’tan ayrılarak bağımsızlığını kazandı.

H. G. Wells (d. 1866)

Ethan Coen (d. 1957)

Bedri Rahmi Eyüboğlu (ö. 1975)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Eyl 21

BİZ DE KİBİR YOKTUR

BİZ DE KİBİR YOKTUR

Nasreddin Hoca’ya yapılan şakalar tükenip bitmezdi. Akşehir’liler bir gün Hoca’ya takılır ve sorarlar. -Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır?
Hoca’nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar;
-Her hâlde öyle olmalı.
—Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin göster bir mucize görelim!
Hoca;
-Pekâla şimdi size bir numara yapalım der karşısında durmakta olan çınar ağacına;
-Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!…
Tabiî ne gelen ağaç var ne giden. Hoca yürümeye başlar ağacın yanına varır. Akşehir’liler;
-Ne oldu Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin! diye gülünce,
Hoca;
-Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür der.

Posted in Fıkralar | BİZ DE KİBİR YOKTUR için yorumlar kapalı