BU BİR NESİL KAYBI DEĞİL, BU BİR NESİL KIYIMIDIR!

BU BİR NESİL KAYBI DEĞİL, BU BİR NESİL KIYIMIDIR!

Türkiye’de artık kimse gerçeği gizleyemez.

Kimse bu felaketi sadece “okullardaki eğitim kalitesi düştü” diye açıklayamaz.

Kimse bu meseleyi sadece birkaç münferit olaymış gibi gösteremez.

Dün Şanlıurfa’da… bugün Maraş’ta…

Okul basan çocuklar…

Öğretmen öldüren çocuklar…

Öğrenci öldüren çocuklar…

Bu tablo bir tesadüf değildir.

Bu tablo, yıllardır göz göre göre büyütülen bir çürümenin sonucudur.

Bu tablo, ihmalin değil; sistemli bir yozlaşmanın, sistemli bir duyarsızlığın, sistemli bir nesil çökertme sürecinin sonucudur.

Ben açık ve net söylüyorum:

Türkiye’de son 25 yılda sadece ekonomi zayıflatılmadı.

Sadece kurumlar yıpratılmadı.

Sadece adalet duygusu sarsılmadı.

Bu ülkede aynı zamanda nesil katledildi!

Evet…

Yanlış duymadınız.

Bu bir eğitim sorunu değildir sadece.

Bu bir ahlak sorunudur.

Bu bir aile sorunudur.

Bu bir devlet otoritesi sorunudur.

Bu bir medya terörü sorunudur.

Bu bir medeniyet savunması meselesidir.

Çünkü eğitim okulda başlamaz.

Eğitim evde başlar.

Çocuk, ilk öğretmenini annesinde görür, babasında görür.

İlk devleti evde tanır.

İlk otoriteyi evde tanır.

İlk sevgiyi, ilk merhameti, ilk sınırı, ilk edebi, ilk korkuyu, ilk saygıyı evde tanır.

Ama bugün ne oldu?

Çocuk ağlıyor…

Anne-baba ilgilenmiyor.

Onu oyalayan şey tablet.

Onu susturan şey telefon.

Onu büyüten şey ekran.

Onu eğiten şey sosyal medya.

Onu şekillendiren şey dizi.

Onu yönlendiren şey oyun.

Onu motive eden şey ahlak değil, şöhret.

Onu heyecanlandıran şey ilim değil, zorbalık.

Onu özendiren şey adamlık değil, mafyalık!

Ve burada en büyük sorumluluklardan biri kimin omzunda biliyor musunuz?

RÜTÜK’ün omzunda!

Evet, açık söylüyorum:

RÜTÜK bu devletin denetleme otoritesidir.

Bu ülkenin ekranlarından neyin yayıldığını görmezden gelemez.

Bu ülkenin çocuklarına neyin enjekte edildiğini bilmezden gelemez.

Bu ülkenin gençliğine hangi karakterlerin rol model olarak sunulduğunu “reyting” bahanesiyle meşrulaştıramaz.

Soruyorum size:

Bu ülkede sigara sahnesine buz koyan sistem,

neden silaha buz koymuyor?

Neden kurşuna sansür yok?

Neden kafa kesmeye sansür yok?

Neden infaza sansür yok?

Neden çeteleşmeye sansür yok?

Neden mafya kültürüne sansür yok?

Neden kirli erkeklik gösterilerine sansür yok?

Neden tehdit, şantaj, infaz, tahakküm, sokak kabadayılığı bu kadar serbest?

Neden?

Çünkü burada sadece bir yayıncılık zaafı yok.

Burada bir zihin işgali var.

Burada bir değer suikastı var.

Burada bir toplumsal mühendislik var.

Bugün Türkiye’de milyonlarca genç,

devlet memuru olmayı değil,

alim olmayı değil,

mühendis olmayı değil,

ahlaklı, onurlu, üretken bir insan olmayı değil…

Mafya gibi görünmeyi, mafya gibi konuşmayı, mafya gibi korkutmayı, mafya gibi “saygı görmeyi” daha cazip buluyor.

Ve acı olan şu:

Bugün tehdit alan, şantaj gören, can güvenliği tehlikede olan bir vatandaş,

karakola gidince rahatlamıyor…

Savcılığa gidince huzur bulmuyor…

Hatta çoğu zaman tehdit daha da büyüyor!

Ama toplumun bildiği bazı mafyatik isimlerden biri meseleye el attığında,

o şantajı yapanlar kaçıyor.

Ülkeyi terk ediyor.

Diz çöküyor.

Teslim oluyor.

Bunun anlamı nedir biliyor musunuz?

Bu, devlet otoritesinin toplum nezdinde zayıflatıldığı; mafya otoritesinin ise psikolojik olarak büyütüldüğü bir düzenin ilanıdır.

Ve bu, bir devlet için alarm değil…

Bu, bir devlet için zillettir!

Gençler bunu görüyor.

Çocuklar bunu görüyor.

Televizyonda görüyor.

Sokakta görüyor.

Sosyal medyada görüyor.

Müzikte görüyor.

Dizide görüyor.

Mahallede görüyor.

Ve sonra ne oluyor?

Öğretmenini vuran çocuk çıkıyor.

Arkadaşını öldüren çocuk çıkıyor.

Okulu basan çocuk çıkıyor.

Rastgele ateş eden çocuk çıkıyor.

Şiddeti normal sanan çocuk çıkıyor.

Vicdanı körelmiş, kalbi kararmış, merhameti sökülmüş, imanı boşaltılmış bir nesil ortaya çıkıyor.

Sonra dönüp diyorlar ki:

“Bu çocuk neden böyle oldu?”

Ben size söyleyeyim neden böyle oldu:

Çünkü siz ona iman vermediniz.

Çünkü siz ona Allah korkusu vermediniz.

Çünkü siz ona kul hakkı bilinci vermediniz.

Çünkü siz ona vatan sevgisini, millet şuurunu, büyüklerine saygıyı, küçüğüne merhameti öğretmediniz.

Çünkü siz onun eline Kur’an’dan önce ekran verdiniz.

Çünkü siz onun zihnine ahlak yerine kaos yüklediniz.

Çünkü siz onun kalbine vakar yerine öfke, sabır yerine haz, mücadele yerine şiddet, şahsiyet yerine gösteriş koydunuz.

Ve en önemlisi…

Çünkü siz bu milletin evlatlarını korumadınız!

Buradan açıkça sesleniyorum:

RÜTÜK’E SESLENİYORUM

Bu milletin çocuklarını çete dizileriyle, mafya romantizmiyle, infaz sahneleriyle, psikolojik şiddetle zehirleyen yayınlara derhal müdahale edin!

Bu ülkenin ekranlarını reyting çöplüğüne çevirmeye kimsenin hakkı yok!

Şiddeti özendiren, suçu karizmatikleştiren, mafyayı “adamlık” gibi pazarlayan bütün içeriklere karşı ağır yaptırımlar uygulayın!

İKTİDARA SESLENİYORUM

25 yıldır bu ülkeyi yönetiyorsunuz.

Bu ülkede iyi giden ne varsa sahipleniyorsunuz.

Kötü giden her şeyi başkalarına yıkamazsınız.

Eğer eğitim çöktüyse sorumlusunuz.

Eğer aile yapısı çöktüyse sorumlusunuz.

Eğer medya denetimi zaafa uğradıysa sorumlusunuz.

Eğer gençlik mafya kültürüne teslim edildiyse sorumlusunuz.

Eğer devlet korkusu bitti, sokak korkusu başladıysa sorumlusunuz!

Devleti yönetmek sadece yol yapmak değildir.

Devleti yönetmek sadece bina yapmak değildir.

Devleti yönetmek sadece seçim kazanmak değildir.

Devleti yönetmek, nesli korumaktır!

Devleti yönetmek, ahlakı korumaktır!

Devleti yönetmek, adaleti güçlü tutmaktır!

Devleti yönetmek, mafyadan korkan değil, mafyayı titreten bir devlet kurmaktır!

ANNE BABALARA SESLENİYORUM

Çocuğunuzu sadece doyurmak annelik babalık değildir.

Çocuğun eline telefon verip susturmak, onu büyütmek değildir.

Çocuğu teknolojinin insafına bırakmak, ebeveynlik değildir.

Evladınıza vakit ayırın.

Onu dinleyin.

Onu görün.

Onun arkadaşını bilin.

Onun izlediğini bilin.

Onun oynadığını bilin.

Onun korkusunu bilin.

Onun yalnızlığını bilin.

Onun kalbine girin!

Çünkü siz girmezseniz…

Birileri girer.

TOPLUMA SESLENİYORUM

Bu mesele sağ-sol meselesi değildir.

Bu mesele parti meselesi değildir.

Bu mesele iktidar-muhalefet tartışması değildir.

Bu mesele doğrudan doğruya milletin bekâ meselesidir.

Bugün susarsak…

Yarın daha fazla öğretmen toprağa düşer.

Daha fazla öğrenci toprağa düşer.

Daha fazla anne evlatsız kalır.

Daha fazla baba ocaksız kalır.

Daha fazla okul, ilim yuvası olmaktan çıkar; korku mekânına dönüşür.

Ben bugün bir siyasi hesap yapmıyorum.

Ben bugün bir parti kavgası vermiyorum.

Ben bugün bir millet feryadı yükseltiyorum!

Bu gidişat normal değildir.

Bu gidişat kader değildir.

Bu gidişat önlenebilir.

Ama önce hastalığın adını doğru koymak gerekir.

Ve hastalığın adı şudur:

Aile zafiyeti

Medya ahlaksızlığı

Devlet otoritesi erozyonu

Mafya kültürünün meşrulaştırılması

Dijital bağımlılığın kontrolsüzlüğü

İnanç ve ahlak eğitimindeki çöküş

Reyting uğruna neslin feda edilmesi

Ben çağrımı çok net yapıyorum:

ACİL OLARAK YAPILMASI GEREKENLER

Şiddeti, mafyayı ve suç kültürünü özendiren dizi ve programlara ağır sınırlama getirilsin.

RÜTÜK yeniden gerçek bir denetim otoritesi gibi çalışsın; göstermelik değil, caydırıcı kararlar alsın.

Okullarda sadece akademik başarı değil; karakter, ahlak, vicdan ve sorumluluk eksenli eğitim güçlendirilsin.

Ailelere yönelik dijital bağımlılık ve çocuk psikolojisi konusunda ulusal seferberlik başlatılsın.

Gençliğe rol model olacak üretim, bilim, spor, sanat ve inanç temelli içerikler devlet eliyle desteklensin.

Mafya romantizmini medya ve sosyal medya üzerinden besleyen yapılara karşı hukuki ve kültürel mücadele başlatılsın.

Devlet, vatandaşın gözünde yeniden tek meşru güç olduğunu hissettirsin; adalet gecikmeden, caydırıcı biçimde işletilsin.

Ve son sözüm şudur:

Bir milleti tankla topla yıkamazsanız, neslini çürütürsünüz.

Bir devleti dışarıdan yenemezseniz, çocuklarını içeriden bozarsınız.

Bir bayrağı indiremiyorsanız, o bayrağın altındaki evlatların kalbini boşaltırsınız.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehlike budur.

Bu yüzden ben haykırıyorum:

Bu bir nesil kaybı değil…

Bu bir nesil kıyımıdır!

Ve eğer bugün buna karşı ayağa kalkmazsak…

Yarın çocuklarımızı kaybetmiş bir toplum olarak, mezarlıkların başında ağıt yakarız ama artık çok geç olur.

Evlatlarımızı koruyacağız!

Ahlakı koruyacağız!

İmanı koruyacağız!

Devlet otoritesini yeniden tesis edeceğiz!

Mafyayı değil, devleti büyüteceğiz!

Ekranların zehrine değil, milletin ruhuna sahip çıkacağız!

Çünkü bu millet sahipsiz değildir.

Çünkü bu vatanın evlatları kaderine terk edilemez.

Çünkü susmak artık ortak olmaktır.

Artık yeter!

Artık dur!

Artık bu milletin çocukları üzerinden reyting devşirmeyi bırakın!

Artık bu milletin evlatlarını koruyun!

Alıntı: Dr. Şeref Menteşe

This entry was posted in Gündem. Bookmark the permalink.

Comments are closed.