“BÖYLE BAŞA BÖYLE TARAK”
Din algımız bozuldu. İnsanlar seçilmiş birkaç ritüelin kaba şeklini, içi boşalmış halini din sandığından beri din birilerinin aparatı haline geldi. Dün de öyleydi diyenlere de kolayına itiraz edilemez. Böyle bir dinin din olmaktan çıkacağını çeşitli şekillerde yazanlar, söyleyenler var. Sesleri duyulmasa da var. Hâkim anlayış tarafından boğulmaya kalkılsa da var.
Türkiye’de dindarlık, namazı merkeze alma-içkiye karşıtlık ve başörtüsü üçgenine hapsedildi. Buna bir de partilerini, cemaatlerini, tarikatlerini, şeyhlerini ekleyenler var. Bunlar içinde namazın yeri ayrı görünüyor. Namaz varsa başka bir şeye ihtiyaç yoktur. Çünkü beşi kıldıktan sonra günah münah kalmaz. Tertemiz olursunuz. Cami kapılarının alınlarına ışıklı levhalar halinde yazmaya kadar gitti. Kimse de Diyanet’e “Bu nasıl dindir?” demedi. Dediyse de duyuramadı. Böyle bir din algısı yaygınlaştı.
İki vakit arasında ne yaparsanız yapın affedilecekse ahlâklı olmanın gereği haliyle yoktur. Bakın etrafınıza nitekim devlette bile doğru insan aranmıyor.
NEFRET ETTİĞİ YAŞAYIŞA GİZLİ HAYRANLIK
İçkiye nefret seviyesinde karşıtlığın doğurduğu sonuç da ilginç. Bu karşıtlığın temsilcisi konumundakilerin uyuşturucu müptelası olmaları şaşılacak bir durum değildir. Şiddetli karşı çıkışların imrenmeyi ve hayranlığı getirdiği temel psikoloji verisidir.
Âbidevî karakter Mehmet Âkif’imizin adını taşıyan gazeteci ve ondan önceki Haber Türk Genel Yayın Yönetmeni istisna olsa üzerinde durmak gerekmezdi. Olabilecek sapmalar arasında sayılır ve öyle değerlendirilirdi. Bu kimselerin güç sarhoşluğuyla geriye doğru bütün dediklerini unutarak dünya cennetinin yasak nimetlerine daldıkları anlaşılıyor. Zıtlar arasında geçişler ve nefret söylemiyle andığına hayranlıkla sarılmak maalesef gücü ele geçirenler arasında yaygın.
Başörtüsü de olmazsa olmaz şartlardan kabul edileli dindarlığın kabuğu daha sertleşti. Akıl, iz’an, vicdanla oluşan binlerce yılın insanlık mirası kavramlar dinin de temel değeriydi. Sayılmaz, anılmaz olduysa düşüneceğiz. Bunları konuşabilmekten, tartışabilmekten gün günden uzağa düşüyorsak kara kara düşüneceğiz.
Alıntı: A. Yağmur Tunalı