Gelelim tarihi gelişmelere ve Ahi Evren ile Mevlana arasında yaşananlara; Ahi Evran (Evren) Nasîrüddin Mahmûd Azerbaycan’ın Hoy kasabasından doğmuştur. Horasan ve Maveraünnehir’de eğitim almış, Fahruddin Razi’nin talebesi olmuştur. Bağdat’ta Fütüvvet Teşkilatı’na girmiştir. Kayınpederi Şeyh Ehvadüddin Kimrani ile Anadolu’ya gelerek Kayseri’ye yerleşmiş, ilk Ahi teşkilatını burada kurmuştur.
1255’te I. Alaeddin Keykubad’ın isteği üzerine Konya’ya gitmiştir. Günümüzde “tabak” dediğimiz “debbağ” yani dericilerin piri olan Ahi Evren’in atölyesinin mahzeninde yılan beslediği ve yılan derisinden kırbaç ve kemer ürettiği ifade edilmektedir.
Ahi Evren dağlara çıkıp yılan yakalamakta ustadır ve yılanların zehrinden panzehir üretmektedir.
Tıp alanında Kitabü’l Efai (Yılanlar Kitabı) adlı eseri yazmıştır. Yılanlar konusundaki ustalığı ona yılan ve ejder anlamına gelen “Evren” denilmesine sebep olmuştur. 20 kadar eserinin olduğu bilinen Ahi Evren, Hacı Bektaş-ı Veli ve Sadreddin Konevi’nin yakın dostu,
Eflaki’nin verdiği bilgiye göre Mevlana’nın ise baş düşmanıdır.
Nasreddin Hoca fıkralarında Ahi Evren’in hayatından izler bulunması, Ahi Evren’in bir dönem Akşehir’de yaşamış olması, Mevlana’nın Mesnevi’de onu Cuha (komik, güldüren kimse) diye nitelendirip hicvetmesi bu görüşü kuvvetlendirmektedir. Mevlana ile Ahi Evren mücadelesinin başlaması II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde başladı. Mevlana ve çevresindekiler II. Gıyaseddin’e yakın bir siyasi çizgide iken, Türkmenler ve Ahiler Sultan’a muhalif bir tutum içindeydiler. Sultan Alaeddin Keykubad, Türkmen ve Ahi çevrelerin koruyucusuydu. Sultan Alaeddin’e büyük bir bağlılıkları bulunan Ahiler II. Gıyaseddin’in babası Alaeddin’i zehirleyerek tahta geçtiğini düşünüyorlardı. Nitekim Ahi Evren II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Babai Hareketi’ne dahil olduğu gerekçesiyle tutuklandı.
Bu sırada Baycu Noyan komutasındaki Moğollar Anadolu’ya girdi. Moğol işgali başladı.
Keyhüsrev’in ölümünden sonra saltanat naibi olan Celaleddin Karatay tutuklanan Ahi ve Türkmenler için af çıkardı. Ahi Evren’de böylece serbest bırakıldıktan sonra Denizli’ye gitti.
Moğol hâkimiyetini istemeyen II. İzzeddin Keykavus tahta geçince Ahi Evren’i Denizli’den tekrar Konya’ya getirdi. Vezir ve atabek yaptı. Ahi ve Türkmenler Moğollara başkaldıran
Keykavus’un etrafında toplandılar. Törenden sonra Şems, içlerinde Mevlana’nın oğlu
Alaüddin Çelebi’nin de bulunduğu yedi kişi tarafından öldürüldü. Cesedi de Ahi Bedrüddin diye bilinen bir zatın bahçesindeki kuyuya atıldı. Alaüddin Çelebi, Mevlana’nın oğlu olmasına rağmen bir Ahi idi ve Ahi Evren’in tarafında yer alıyordu. Mikail Bayram, Alaüddin Çelebi’nin Şems’i öldürenler arasında yer almasını Sipahsalar’ı kaynak göstererek Kimya Hatun ile ilişkilendirmektedir. Mevlana’nın Şems’e nikâhladığı 15 yaşındaki cariye Kimya Hatun, 60-65 yaşlarındaki Şems’i istemiyordu. O aslında Mevlana’nın oğlu Alaüddin Çelebi’yi seviyordu. Alaüddin Çelebi’de ona âşıktı. Mikail Bayram’ın Sipehsalar’dan naklettiğine göre Alaüddin Çelebi’nin dergâha gelip gitmesini Şems istemiyordu ve
bir keresinde “Hey delikanlı, buradan geçersen ayağını kırarım” diyerek tehdit etmişti.
Eflaki’nin anlattığına göre ise Kimya Hatun zaman zaman Şems’ten uzaklaşıyor, Mevlana Kimya Hatun’u aratıp bulduruyor ve Şems’in yanına getirtiyordu. Kimya Hatun, yine bir gün Şems’ten izinsiz bir yerlere gidip geri getirildikten üç gün sonra vefat etti. Bunun üzerine Şems Konya’yı tek edip Şam’a gitti. Mevlana’nın diğer oğlu Sultan Veled, Şam’a giderek Şems’i buldu. Mevlana için tekrar Konya’ya getirdi. İşte Şems, bu gelişinden bir yıl kadar sonra öldürüldü. Sıkı bir Moğol taraftarı olan Şems’in, Mevlana’nın kendi oğlunun da aralarında olduğu Ahiler tarafından öldürülmesi ile Mevlana ile Ahi Evren’in arasını iyice açılmış olmalıdır. Nitekim Alaüddin, Çelebi Şems’i öldürenler arasında olduğu için
babasına asi olmuş, aile ocağından ve evlatlıktan atılmıştır.
Şems’in öldürülmesinin ardından Ahi Evren ve Alaüddin Çelebi Kırşehir’e yerleştiler.
Bu arada Moğol hakimiyetini istemeyen II. İzzettin Keykavus’un yerine Moğol yanlısı hükümdar IV. Kılıçarslan tahta oturdu. Alıncak Noyan’ın gözetiminde Taceddin Mutez gibi Moğol idarecileri göreve başladılar. Bu durumu istemeyen Türkmen ve Ahiler Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ayaklandılar.
Kırşehir’de de Ahi Evren ve çevresindekiler. Moğol yanlısı bu iktidara karşı isyan başlattılar.
Mevlana oğlunu Kırşehir’den geri getirmek için girişimlerde bulundu. Oğluna yazdığı şiirde Ahi Evren’e (yılana) uyup gittiği için şöyle sitem ediyordu: “Ey sevgili hata ettin, bir başka sevgiliye koşulup gittin. (…)
Dedim sen bir balıksın, YILANLA NİYE ARKADAŞSIN?
Ey yanlış iş yapan yine yalana koşulup gittin.”
Mevlana oğlu Alaüddin Çelebi’ye Konya’ya dönmesi için üç mektup yazdı.
Bir mektuplardan birinde Kırşehir Emiri Seyfüddin Tuğrul’a on kez ricada bulunduğunu söyler ve evinden ayrılmamasını söyleyip geri dönmesini ister. Alaüddin Çelebi babasının bütün çabasına rağmen Kırşehir’den ayrılmamıştır. oğol yönetimi, Kırşehir’de Ahi ve Türkmen isyanının bastırılması için Cacaoğlu Nureddin’i (Cacabey, Nureddin Caca) görevlendirir. Cacaoğlu Nureddin, emrindeki orduyla Kırşehir üzerine yürür ve ay tutulmasının olduğu bir gecede Kırşehir’deki Ahileri katleder. Bu katliamdan Ahi Evren ve
Mevlana’nın oğlu Alaüddin Çelebi’de sağ çıkamamışlardır. Aksarayî bu katliamı şöyle anlatır: “Kırşehir emirliği Nuruddin Caca’ya verildi. Orduyla onun üzerine geldi.
Bir süre muhasara edildi. Onu kaleden söküp attılar Hariciler ki ona uymuşlardı kâmilen öldürüldüler.”
Burada “hariciler” diye tabir edilen Türkmenlerdir. İsyancı denilen Türkmenlerin Nureddin Caca’yı bir süre şehre sokmadıkları, şehir düşünce de öldürüldükleri anlaşılıyor.
Bunun üzerine ahiler uç bölgelerine, Türkmenler arasına göç ettiler. Osman Gazi’nin şeyhi Ede-Bali’nin, Kırşehir’den uca göçenler arasında bulunduğu bilinmekte. Keza Orhan Gazi ile Bursa kuşatmasında hazır bulunan Abdal Musa da Ahilerle beraber uca göçen dervişlerdendir. Türkmen halkı için Türkçe ‘’Garibname’’ adlı eseri yazan Aşık Paşa da Kırşehirlidir. Mevlana Ahi Evren’in öldürülmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren bir şiir bile yazmıştır. Alaüddin Çelebi’nin cenazesi Konya’ya getirildiğinde Mevlana oğlunun cenaze namazını kıldırmamıştır. Mikail Bayram’a göre Mevlana’nın oğlunun cenaze namazını kıldırmayışının sebebi “Moğol yönetimini meşru devlet, oğlunu da meşru devlete isyan eden” olarak görmesidir. Mevlana’nın Hacı Bektaş-ı Veli ile de iyi ilişkiler içinde olmadığı görülmektedir. Mevlana’nın Moğollarla yakından kurduğu iletişim ona yakın duran herkesi etkilemiştir. Onunla beraber hareket eden veya ona bağlılığını bildirenlere dokunulmamıştır.
Hulagu Han, Moğolların Anadolu’yu almasından sonra Mevlana’yı Anadolu’nun “Şeyhü-Şuyuhi’r-Rum” olarak görevlendirmiştir.
Mevlana’ya (Rumi) veya Şeyh-i Rum (Pir-i Rum) denmesinin sebebi de budur.
Anadolu’daki bütün şeyhlerin ve Ahilerin O’na bağlanma mecburiyeti getirildi.
Ayrıca, Mevlana Mesnevi’ de ve “Divan-i kebir” de Hace, Cuha, Ejder, Mar, Muhannes diyerek kendisine en muhalif gördüğü kişiyi ağır bir biçimde tahkir ettiği görülmektedir. Fakat o bu baş düşmanı ejder, mar (yılan), iblis, muhannes (eşcinsel), hadım, ebter (züriyetsiz), kundeh, pelid (çirkef), mar-gir (yılan avcısı), hırsız gibi kötü sıfatlarla ve tahkir edici sözlerle onu insafsız bir biçimde kötülemektedir. Bütün bu sözlerle hep aynı kişiyi hedef aldığı açık olarak fark edilmektedir. İşte o kişi Ahi Evren diye bilinen Hace Nasiru’d din’dir. Mevlana zaman zaman bu muhalifini mesleği ile de anmaktadır.
Onu dabbağ (derici), Ahi, Yalancı, Danişmend (bilge) ve Hace gibi meslek bildiren sözlerle anmakta ve hicvetmektedir.”
(Ahi Evren ve Mevlana Mücadelesi s. 110)
Prof. Dr. Halil İnalcık, ”Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet” adlı kitabında
Ahi Evren ve Mevlana ile ilgili önemli bilgilere yer vermişti.
İnalcık, bu kitabında şu ifadeleri kullanmıştır: “Moğollarla işbirliği yapan ve Fars kültürüne tutkun Selçuklu seçkin sınıfına hitap eden Celaleddin Rumi ile halk adamı Türkmen merkezi Kırşehir Ahi Evren arasında düşmanlık vardı.”
Gel gelelim Türk, Türklük Andolu’da yıllar yılı sürgün yemiş, ötelenmiş, geri plana atılmıştır.
Alıntı: Erdem Yaşar