DÜNYA DEĞİŞİYOR

Dünya değişirken insanlar pek de farkında olmuyor. Şüphesiz, Gutenberg’in hareketli hurufatla matbaayı keşfetmesi bütün insanlık tarihinin en önemli anlarından biridir. Ne yani? Matbaa icat oldu artık kitaplar ucuzlayacak ve herkes okuyacak diye insanların sokağa çıkıp “Yaşasın!” diye bağırdığını mı sanıyorsunuz? Ruhları bile duymamıştır. Gutenberg matbaasını 1440’ta keşfetti. Osmanlı bunu yarım asır sonra fark etmiş olmalı ki 1485’te 2. Beyazıt, matbaayla Müslümanlara hitaben kitap yayımlanmasını yasaklayan bir ferman çıkardı. İlber Ortaylı imparatorlukta zaten kitap, gazete basımına ihtiyaç bulunmadığını söylüyor. Sonuç: Dünya değişmiş ama ruhumuz duymamış.

Diğer büyük tarihî adımlar için de bu geçerlidir muhtemelen. Acaba kimse “Yaşasın Amerika keşfedildi!” diye sokaklara fırladı mı? Kimse “Bilim devrimi! Bilim devrimi!” diye bayram etti mi? Bacon’ın Novum Organum’u kaç basmış, kaç satmıştır acaba?

SELANİK’İ TERK EDERKEN Benim takıntım bilim ve teknoloji ama siyasetteki değişiklikler için de aynı şey söylenebilir mi? İlk ağızda “Hayır!” demek mümkün. Çünkü büyük siyasi değişiklikler insanları doğrudan etkiler. Fakat değişikliğin çapı, zaman ve mekân menzili hemen kavranmayabilir.

Bizim tarihimizdeki farkında olmayışlardan beni en etkileyenlerden biri, Balkan Harbi’nde Selanik düşerken bir Türk devlet memurunun makamının anahtarlarını komşusu gayrı Türk’e bırakıp, “Dönüşte senden alırım.” demesidir. Fark edememe, algılayamama bazen de lütuftur. Yahya Kemal’in Balkan bozgunu için yazdıkları geldi aklıma: Ölenler en sonu kurtuldular bu dağdağadan/ Ve göz kapaklarının arkasında eski vatan/ Bizim diyâr olarak kaldı tâ kıyâmete dek. Ölenler hiç fark etmediler. Biz ise, daha beter, unuttuk.

İzmir’de Türk katliamı sürerken acaba ülkenin geri kalanında kaç kişi olan bitenin farkındaydı? Hele İstanbul’un “Yunan Ordusu Halife’nin ordusudur.” zırvası propaganda edilirken.

Daha nice bakar körlük, nice anlamama, kavramama… Mesela Selanik’in kaybının ne demek olduğunu şu andaki nesiller kavrayamaz. Çoğunluk “Rumeli”ni, Rumların çoğunlukta olduğu bir “şehir” sanır. Şimdi 1893 Osmanlı nüfus sayımına baktım. Selanik Vilayeti’nde Türk nüfus oranı İstanbul Vilayeti’nden fazla. Selanik %45, İstanbul %44. Bizim Atatürk düşmanları Selanik’i bir Yahudi vilayeti gibi göstermek ister. Aynı sayımda Selanik’te Yahudi nüfusu yüzdesi %3,76; İstanbul’da %5,08. Selanik, imparatorluğun ikinci büyük şehri.

KÖTÜMSERLİK YASAKLANMIŞTIR Tevekkeli değil memurun anahtarlarını komşusuna bırakması. İnanamamış, anlayamamış, kavrayamamış. Şimdi soru: Acaba bugün de böyle vahim değişiklikler oluyor da biz fark etmiyor muyuz? “Olur mu canım; öyle olsa hemen fark ederdik.” demekte acele etmeyin. Bakın yukarıdaki değişiklikler de büyüktür, bazıları olumlu ve devasa, bazıları yine devasa ama bizim hesabımız acıklı ve vahim. İki tür değişiklikte de onları yaşayanlar olan bitenin ağırlığının farkında değildi. Evet “Olmuyordur canım, olsaydı fark ederdik” deyivermeyin. Gerçekten fark eder miydiniz? Ediyor musunuz?

Günümüz Türkiyesi’ndeki rejim değişikliğinden bahsediyorum. RTÜK denilen devlet kuruluşu televizyonları tehdit ediyor: Hep kötü haberler vererek insanlarda Türkiye’de işlerin kötü gittiği kanaatini uyandırıyorsunuz. Buna izin vermeyeceğim, cezalandıracağım. Böyle bir uyarı demokrasiyle yönetilen, fikir hürriyetinin bulunduğu bir ülkede yapılabilir mi? Devlet basına “İyimser ol yoksa!” diyebilir mi?

Bakın siz farkında olsanız da olmasanız da halk farkında. Bir anket yapın bakalım ve sorun: Adalet muhalefete ve iktidara eşit davranıyor mu? Muhalif parti mensuplarına, Ümit Özdağ gibi genel başkanlara yapılanlar kanun gereği midir siyaset gereği mi? Bağımsız ve tarafsız mıdır yargımız?

Alıntı: İskender Öksüz

This entry was posted in Gündem. Bookmark the permalink.

Comments are closed.