Ağu 15

İSTANBUL’A BENZEMEK ÖYLE KOLAY MI?

İSTANBUL’A BENZEMEK ÖYLE KOLAY MI?

“Teksas’ta iki kadın kaldırımda yürürken önlerinde giden bir adam belindeki tabancayı çıkarmış, havaya bir el ateş etmiş.

Kadınlardan biri “Aman Tanrım!” diye haykırmış, “Teksas’ı İstanbul’a çevirecekler.”

Arkadaşı bu sözlere tepki gösterip “Sen de amma abartıyorsun ha!” demiş, “İstanbul’a benzemek öyle kolay mı şekerim? Orada herkesin evinde, elinde, belinde silah varmış… ”

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , | İSTANBUL’A BENZEMEK ÖYLE KOLAY MI? için yorumlar kapalı
Ağu 14

TÜRK KASABI DEVŞİRME PAŞA

TÜRK KASABI DEVŞİRME PAŞA

Anadolu topraklarına yayılan kan kokusu

19 kardeşini ve oğlunu öldürten 3. Mehmet hanedan ailesinin hanesine adeta kanla yazılmıştı.
Onlarca çocuk ve kadının kanı eline bulaşmıştı.
Saray çok büyük bir travma atlatmıştı. Öyle ki 3. Mehmet öldüğünde oğlu ve yeni padişah olan 1. Ahmet, babasının cenazesine katılmayı dahi reddedecekti.
14. Osmanlı hükümdarı 1. Ahmet, 14 yaşında tahta çıktı… Sancak tecrübesi yoktu. Tahta çıktığında sünnet dahi olmamıştı. Sultan’ın sünnetini, meşhur Cerrah Mehmet Paşa yapacaktı.
Paşanın adı, İstanbul’daki ünlü Cerrahpaşa semtine verilecekti.
Annesi – Yunan/Rum asıllı Helen adlı- Handan Sultan’dı…
Ağabeyi Şehzade Mahmut babası tarafından boğdurulduğu için babası öldüğünde taht ona kalmıştı.
Aynı gün biat töreni yapıldıktan sonra 3. Mehmet’in tabutu, cenaze namazı kılınmak üzere Ayasofya’ya götürüldü.
1. Ahmet cenazeye katılmadı. Bu davranıştan ötürü herkes şaşkındı. Padişah yokken cenaze namazını nasıl kılacaklarını bilemediler.
Şeyhülislâm Ebü’l Meyamin Mustafa Efendi Saray’a haber yollayıp, yeni hükümdarı cemaate davet etti. Ama gelen cevap manidardı…
Yeni hükümdar, kardeşlerini taht için boğdurtan babasının cenaze törenine katılmayacaktı.
Şeyhülislamın, babasının cenaze namazını kılmak için yaptığı daveti şu sözlerle geri çevirdi:
“Taht sahibi olmak için 19 kardeşini ve bir oğlunu öldüren adam babam da olsa katildir.
Ben katil bir adamın cenaze namazını kılmam. Varın siz kılın ve defnedin”
Öyle ki; babasının bu zalimliği, ünlü İngiliz yazar Shakespeare’nin 4. Henry adlı oyununda da konu edilmişti.
Çocuk yaşta maruz kaldığı ağır travmanın etkisiyle 1. Ahmet’in ilk işi Fatih Sultan Mehmet’in koyduğu “Kardeş Katli” yasasını kaldırmak oldu.
Ama Anadolu topraklarında akan kan 1. Ahmet döneminde de durulmayacaktı.
16. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı devleti; sosyal, ekonomik ve askeri alanda sorunlar yaşamaya başlamıştı.
Köylüye yüklenen yeni vergiler, uzun süren savaşlar ve yeniçerilerin halka karşı yapmış oldukları zorbalıklar milleti zor durumda bırakıyordu.
Bir de bunun üzerine devletin mevcut toprak sistemi üzerinde çiftçilerin aleyhinde yaptığı köklü değişiklikler ile savaşlardan kaçan askerlerin Anadolu’da saklanarak eşkıyalık yapmaları eklenince, isyanların çıkması kaçınılmaz olmuştu.
Zaten Osmanlı, en küçük rütbeden veziriazamlığa kadar bütün rütbeleri devşirmeye vermiştir, ana politikaları budur.
Bunu daha önce de kaleme almıştım.
Anadolu Türk’ü sadece askere alınmış, sonu gelmez savaşlarda acımasızca harcanmıştır.
Ön hatlara ‘azaplar’ adı altında konmuş halk, düşmanın ilk darbesine maruz kalıyor, yorulan düşmanı da arkadaki devşirme yeniçeriler yok ediyordu.
Anadolu halkı, padişahların ve onların devşirme paşalarının ağır vergileri ve zulmü altında inlemekteydi.
Saray halkı ihtişam içinde yaşam sürerken, Anadolu insanı açtır, elindeki her şeyi devletin devşirme açgözlü memuruna vergi adı altında kaptırmaktaydı.
Bunu en güzel izah eden ise bence Prof. Celal Şengör’ün şu lafıdır:
“Bakın Anadolu şunu unutuyor. Osmanlı bir Balkan devletiydi. Anadolu da bir Osmanlı sömürgesiydi bunu hiç kimse unutmasın. Osmanlı İmparatorluğu’nun kalbi Balkanlar’dı.
Osmanlı’nın konuştuğu dil Balkan diliydi. Balkanlar kaybedilince Osmanlı aklını kaybetti.”
Anadolu halkı da bir sömürge hayatı yaşıyordu. Millet Anadolu’da açlıktan isyan ederken, 1. Ahmet, İstanbul’da adıyla anılacak olan büyük bir camii inşa ettiriyordu.
Böyle sancılı bir dönemde böylesine büyük bir yapının devlete ne kadar pahalıya patlamış olduğunu hayal edebilirsiniz.
Üstelik bu caminin savaş ganimetlerinden değil,
devletin hazinesindeki para ile yapıldığı bilinmektedir.
Bu da halkın tepkisine sebep olmuştu.
Evliya Çelebi’nin kaynaklardaki anlatışına göre, Sultan Ahmet Camii içerisinde bulunan avizeler neredeyse 100 Mısır hazinesi kadar değerlidir.
Rivayetlere göre Sultan 1. Ahmet, vaktinde kendisine gelen değerli hediyeleri bu camii mimarisine dâhil etmiştir.
Hal böyle iken yukarıda da değindiğim üzere Anadolu kan ağlıyordu. O dönem çıkan isyanlara Celali İsyanları dendi.
Anadolu’yu kasıp kavuran bu isyanlar, adını Bozoklu (Yozgat) Şeyh Celal’den almıştı.
Bu isyanlar çoğunlukla ekonomik ve yönetimsel bozukluktan ileri gelir.
Sultan I. Ahmet, kendisine çok güvendiği Kuyucu Murat Paşa’yı sadrazam yapmış, Anadolu’daki ayaklanmaları bastırma görevini de ona vermişti. Murat Paşa, Hırvat asıllı Bosnalıdır. Devşirme olarak Enderun mektebine girmiş, oradan çıkmasından sonra çeşitli saray ve devlet hizmetlerinde bulunmuştur.
1. Ahmed döneminde 11 Aralık 1606 – 5 Ağustos 1611 arasında sadrazamlık yapmıştır.
Murat Paşa, isyanın ancak şiddet yolu ile önlenebileceğini düşünüyordu.
Ordusu ile beraber Anadolu yollarına düştü ve meşhur Türkmen avı başladı…
Önüne çıkan irili ufaklı tüm çeteleri haklıyor, canlı yakalananların sorgusuz sualsiz boyunlarını vurduruyordu.
Binlerce ceset Paşanın kazdırdığı kuyulara dolduruluyor, Anadolu toprakları adeta kan kokuyordu.
Tesadüfen Celali isyancılarının yanında bulunmak bile onun için bir ölüm sebebiydi.
“Kuyucu” lakabını öldürttüğü Celali isyancılarının ve onların destekçilerini ölü ve diri derin kuyulara gömdürmesi nedeni ile almıştır.
Yıllarca Anadolu’da öldürttüğü kişilerin kellelerinden yaptırdığı piramitler bir korku hikâyesi olarak anlatıldı.
Çok soğukkanlı, çok gaddar ve amansız olduğu bilinmektedir.
Yaşa başa bakmadan; erkek, kadın, Anadolu’da öldürttüğü kişi sayısının 30.000 ila 60.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir.
4 yıl boyunca Anadolu’da devam eden bu katliamda bazı rivayetlere göre öldürülen Türk sayısı 140 binlere dayanmaktadır.
Tarihçi Naima’nın anlatımına göre ise yaşanan şu olay Kuyucu Murat’ı daha iyi anlatmaya yetiyor; Kuyucu yakalananlar arasında bulunan ufak bir çocuğun katledilmesini emreder.
Ama cellatlar saklanarak emri yerine getirmez.
Emrinin yerine getirilmediğini öğrenen Kuyucu Murat Paşa bu sefer Yeniçerilere çocuğu öldürmelerini emreder.
Yeniçeriler de “Cellatlar bile kıyamadı, biz nasıl kıyalım?” der Onlar da bu emri yerine getirmez.
Çocuğu öldürecek kimsenin kalmadığını gören Kuyucu Murat Paşa sırtındaki kürkü çıkarır ve kendi elleriyle çocuğu boğarak kuyuya atar. Kuyucu Murat Paşa bu sırada 90 yaşını aşmıştır.
Kuyucu Murat Paşa Nakşibendî tarikatına mensuptu.
Ebusuut Efendi’nin fetvalarından oldukça etkilenmiş ve kendi yaşam felsefesini bu fetvalar üzerine kurmuştu.
Ona göre kendi tarikatının dışında düşünen ve bu şekilde yaşayan herkes kâfirdi. Öldürülmeleri vacipti. Bundan çok etkilenmiş olmalı ki savaş alanında şöyle dua ederdi:
“İlahi, bugün düşman karşısında ben kulunu utandırma. İhtiyarlığıma merhamet eyle.
Din-i mübin ve şer’-i seyyüdü’l mürselin için hizmetim ile şeriat namusunu kirleten kötülerin yok edilmesi hakkındaki içten niyetlerim malumdur. Senden yardım ve başarı dilerim.”
İsmail Hakkı Danişmend’in tarifiyle; “Anadolu Türkünün ebediyen lanetle anacağı bir zalim” olan ve “Kana ve bilhassa Türk kanına susamış bir canavar” Kuyucu Murat Paşa!..
Çorum’dan başlayan Türkmen avı, Amasya, Tokat, Yozgat, Şarkikarahisar çizgisiyle
Doğu Karadeniz kıyılarına Keşap ve Giresun’a kadar uzanır.
17 Ekim 1608’de kendisine padişahtan gelen emir iletildi.
Emirde sefere ara vermesi ve İran üzerine yürümek üzere hazırlık yapması söyleniyordu.
Ancak, Paşaya Anadolu’da yüz bine yakın akıttığı kan yetmemiş olacak ki hala “Anadolu Harekâtı”na ısrarda devam ediyordu.
Paşanın bu korkusuz ve pervasız karşı çıkışı herhalde Sultan Ahmet’in kendisine 

“babacığım” diye hitap etmesinden kaynaklanmış olmalı.
Padişah, Kuyucu Murat İstanbul’a döndüğünde bu parlak hizmetlerin karşılığını verdi.
Murat Paşa’ya iki teşrif hil’atı giydirilmesini emretti.
Kendi eliyle de murassa bir sorguç ihsan eyledi.
Padişahın Murat Paşa’ya kuş tüyünden yapılmış ve değerli taşlarla süslenmiş bir sarığı kendi eliyle vererek onurlandırdığı anlaşılıyor.
Kuyucu Murat Paşa’nın ‘devlet töreni ile defni’, Anadolu’da tepki ile karşılandı.
Katledilen, cesetleri kuyulara doldurulan on binlerce Türk insanının aileleri, akrabaları, hemşerileri ‘Paşa’ya gösterilen saygı ve sevgiyi’ kabullenemedi!
İstanbullular da sonraki yöneticiler de Kuyucu Murat Paşa’nın adını unutturmayı tercih etti.
Celali İsyanları incelenirse çok tanıdık bir tablo görülür.
İsyanların bir kısmı askeri sebeplerle olsa da önemli bir kısmı;
bölgede artan nüfus, züyuf akçe denilen düşük ayarlı para yüzünden enflasyonun artması.
Buna bağlı olarak vergilerin artması, halkın bunları ödememek için şehre göçmesi, haliyle tarımın olmaması yüzünden kıtlığın baş göstermesi,
yasa dışı bir şekilde Avrupa’dan hububat alınmak zorunda kalınmasıdır.
Böylece Osmanlı’da ekonomik dengenin tamamen bozulmuştu.
Bu da yetmez gibi taşra siyasetinde tam biz zulüm örneği göstererek azalan para değerini durmadan “salgın” vergileriyle düzeltmek istediler.
Peki, Murad Paşa başarılı oldu mu?
Kısa vadede yok ettiği insan sayısı itibarıyla evet, başarılı olmuştur.
Bir süre celali veya suhte hareketleri görülmedi ama ne pahasına?
Bunu da düşünmek lazım.
Döneminde Anadolu’nun kültürel olarak da bir yok oluşu oldu.
Haklı, haksız adeta nüfus azaltma amacıyla yapılmış eylemlerle dolu bir seferdi Murad Paşa seferi.
Beni en çok şaşırtan şey ise tarihi bile bile Murad Paşayı bugün yücelten kimselerdir.
Osmanlı Sarayı Türk’ü ve Türklüğü benimsememiştir.
Devlet, bu isyanların neden çıktığını niçin Anadolu insanının memnun edilemediğini bile sorgulamadı.
Ünlü tarihçi İlber Ortaylı ise dönemi şöyle anlatır:
“Osmanlı tarihinin Murat Paşa ve Sultan Murad’lı bu dönemi devlet terörünün zamanıdır.”

Alıntı: Erdem Avşar

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | TÜRK KASABI DEVŞİRME PAŞA için yorumlar kapalı
Ağu 12

P*Ç MEHMET PAŞA VA BACA VERGİSİ 

P*Ç MEHMET PAŞA VA BACA VERGİSİ                                                                              

III. Murat’ın oğlu III. Mehmet tahta çıktığının gecesi sarayda dördü yetişkin,
diğerleri çok küçük yaşta olan 19 şehzade boğularak öldürüldü.
Osmanlı İmparatorluğu’nun kötü günleri…
Devlet Hazinesi bomboş…
Öyle ki, Padişah III. Mehmet, o sırada idam edilmiş olan Tırnakçı Hasan Paşa’nın elbiselerinin satışa çıkarılmasını ve parasının kendine verilmesini istiyor vezir- i azamdan.
Ama ne çare ki elbiseler de pek para etmiyor.
İşte o günlerde Devlet’in Vüzera heyeti, ya da bugünkü adıyla Bakanlar Kurulu, Hazine’ye para bulmak için çareler aramaktadır.
Kendi aralarındaki görüşmeler sürürken kimileri hayvanı fazla olana vergi salma, kimileri arpası-buğdayı fazla olana vergi salma tekliflerinde bulunmaktadır.
Rivayet odur ki; vezirlerden birinin aklına, zekâsıyla ünlü Piç Mehmet Paşa gelir.Piç Mehmet Paşa, sıkışık duruma mutlaka bir çare bulurdu.
Sadrazam, Şeyhülislam’la birlikte Piç Mehmet Paşa’nın huzura getirilmesini emreder…
İkili geldiler…
“Çöz şu para meselesini” dedi Sadrazam, Piç Mehmet Paşa’ya…
“Baca vergisi salın” der Piç Mehmet…
“Nasıl olsa herkesin evinde bir baca vardır…”.
Piç Mehmet Paşa’nın önerisini öğrenen Sadrazam, birden dönüp yanındaki Şeyhülislama sordu:
“Hoca efendi hazretleri, acaba “fiil – i zina mı daha günahtır, yoksa fiil – i livata (eşcinsellik) mi?”
Şeyhülislam:
“Fiil – i zina, dinimize göre günahtır ama hiç değilse kadınla erkek arasında, kendi doğallığı içindedir.
Fiil – i livata ise, erkekle erkek arasında olduğundan, doğallığa da aykırı olduğu için; fiil – i zinadan daha günahtır” dedi.
Sadrazam, üzerine şöyle cevap verir:
“Hayır, Hocaefendi hazretleri, dedi; fiil- i zina; fiil – i livatadan daha günahtır.
Çünkü fiil- i livatadan hiçbir sonuç çıkmaz.
Ama fiil- i zinadan bazen öyle bir piç çıkar ki, ümmet- i Muhammed’in başına bela olur…”  

Seçimlerden önce iktidar şahlanış açıklamaları yaptı, meydanlara verilen sözleri, yapılan işleri duyan;
“Almanya bizi kıskanmasın da ne yapsın” dedi.
Fışkıran doğalgaz yatakları, patlayan petrol rezervleri…
Asgari ücrete yükseltme, emekli aylığına artış, EYT ile göz boyandı…
Ancak seçimlerden sonra işler öyle yürümedi.
Tozpembe rüya bozuldu, zamlar yağmur oldu indi.
Zaten beli bükülmüş olan vatandaş da neye uğradığını şaşırdı.
Milyar zengini iş adamlarının vergi borçları silinirken, devlete ödemesi gereken alacaklar 2040’lı yıllara ertelenirken, artık orta sınıf olarak bile değerlendirilemeyecek durumda olan vatandaştan verginin de vergisi istendi.
Yeni vergilerle akaryakıtta yapılan zamlar akıl mantık seviyesini çoktan aştı.
Devlette tasarruf söylemleri boş meydanlarda kaldı                                                                                       Kim bilir? Bize de yakında bir baca vergisi gelir mi?

Alıntı: Erdem Avşar

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , | P*Ç MEHMET PAŞA VA BACA VERGİSİ  için yorumlar kapalı
Ağu 11

TÜRK MİLLETİNİN İRADESİ

TÜRK MİLLETİNİN İRADESİ

“Açıkça görülüyor ki Yeni Anayasa isteyenler Lozan’a karşı Sevr özlemi içinde olanlardır. Yalnız, iktidar veya muhalefet bünyesinde hangi kılığa bürünürlerse bürünsünler, Türk Milleti’nin iradesini hiçbir güç kıramayacaktır.” ifademe “Türk Milleti mi kaldı?” veya “Türk Milleti, bugünkü duruma kendi tercihleri sonucunda geldi” diye cevap verenler oldu.

Bu tür yaklaşımlarda bulunmak kasıtlı değilse, milleti tanımamak demektir…

Çünkü bir milletin kararı, tek tek bireylerin kararı ile oluşur. O bireylerin iradesi güçlü ise milletin iradesi haline gelebilir. Dolayısıyla, kimse kendi gücünü ve potansiyelini küçümsememelidir.

***

Diğer taraftan klasik devlet yöntemleriyle yani yasama, yürütme ve yargı erkleri marifetiyle şimdiki küresel boyutlu projeli saldırıların hakkından gelmek mümkün değildir. Küresel saldırı, ticaret ordularıyla, sermaye ordularıyla, bilgi ordularıyla, kültür ordularıyla, medya ordularıyla yapılıyor. Ulus devletler ise önce polis ve asker marifetiyle bu saldırıları önlemeye çalışıyor, yetmeyince yargı devreye giriyor, yetmeyince yasalar çıkartılıyor.

Ulus devletler yine de aciz kalıyor. Çünkü yasama, yürütme ve yargı kurumları hatta ordular bile kurulan örümcek ağından etkileniyor, hatta ağın bir parçası haline geliyor.

Aslında, milletin varlığına yönelik küresel saldırıya karşı küresel savunma gerekir. Çünkü saldırı, bütün ulus devletlere yöneliktir.

Türkiye’nin yoğun bir küresel baskı altında bulunmasının sebebini ABD’nin eski Başkanı Clinton, TBMM’de yaptığı konuşmada açıklamıştı. Clinton, 20. yüzyılı, Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesinin belirlediğini gelecek yüzyılın da Türkiye’nin kendi geleceğini, bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına göre şekilleneceğini söylemişti…

Türkiye de Osmanlı gibi içerden teslim alınırsa, Avrasya direnemeyecek ve mazlum milletlerin kaleleri birer birer düşecektir!

Alıntı: Arslan Bulut

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | TÜRK MİLLETİNİN İRADESİ için yorumlar kapalı
Ağu 10

ANIRAN, BÖĞÜREN ŞİMDİ HER YERDE

ANIRAN, BÖĞÜREN ŞİMDİ HER YERDE

* * *

Gördüm, dört ayaklı değil hiç biri

İki dirhem bir çekirdek, yok kiri

Katır gibi dayanıklı, dipdiri

Hem de yanımızda yaşar şehirde

Anıran, böğüren şimdi her yerde

* * *

Haydi, çorak kalpten gel de bir gül der

Gül yanar, yandıkça kanar, bülbül der

Nankörce, cahilce budur ödül der

Salyalar saçarak saldırır ferde

Anıran, böğüren şimdi her yerde

* * *

Görülüyor, ne de güzel gözleri

Kafa patlatıyor her dem sözleri

Genlerinde mevcut sinsi özleri

Apansız düşmüşüz çetin bir derde

Anıran, böğüren şimdi her yerde

* * *

Sahipsiz değildir bakınmak gerek

Boynuzdan, çifteden sakınmak gerek

Çok ciddi bir tavır takınmak gerek

Nadide makama kurulur bir de

Anıran, böğüren şimdi her yerde

* * *

Makam, mevki avlayanı var hem de

Hırlayanı, havlayanı var hem de

Çıkarcıyı tavlayanı var hem de

Sürü gibi pek çoğunu sürer de

Anıran, böğüren şimdi her yerde

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , | ANIRAN, BÖĞÜREN ŞİMDİ HER YERDE için yorumlar kapalı
Ağu 09

“MEVCUT ZAMLAR AZ BİLE”

“MEVCUT ZAMLAR AZ BİLE”

Cumhurbaşkanı maaşı: 140 bin TL.

Milletvekili maaşı: 85 bin TL.

Emekli milletvekili maaşı: 65 bin TL.

En düşük emekli maaşı: 7.500 TL.

Ülke geneline baktığımızda gelir adaletsizliği çok yaygın durumda.

*

Siyasi irade yıllardan beridir;

“Hedefimiz enflasyonu tek haneye indirmek.” diyor.

Peki, tek hane oldu mu?

Hayır.

Akıl tutulması yaşayıp yıllardır bu masallara inanan içimizde çok fazla insanın olduğunu da belirtmek isterim.

*

ENAG’ın (Enflasyon Araştırma Grubu) enflasyon rakamları TÜİK rakamlarının neredeyse iki katı kadar.

TÜİK’in gerçeklerden uzak, yoksullaştıran düşük enflasyon rakamları ile emekli iyice perişan edilmiştir.

TÜİK çalışanlarında hiç mi vicdan yok?

Kendileri, eş ve çocukları toplumun yüzüne nasıl bakabiliyor anlamak mümkün değildir.

*

İçimizde belli bir kitle “Rabia işaretini” yapıyor öyle değil mi?

Bize de bu işaret, tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet olarak lanse ediliyordu.

Bugün çarşı pazara çıktığımızda özellikle de Mayıs 2023 seçimlerinden sonraki zam yağmurlarıyla görüyoruz ki Rabia işareti;

“Tek domatesi, tek biberi, tek patlıcanı, tek soğanı, kırık vaziyette olan başparmak da dilim karpuzu ifade ediyormuş.”

*

Ayrıca;

“Nas, Nas, Nas” diyerek inatlaşmışlar,

Nas’la ekonomi yönetmeye çalışmışlardı.

Bir Çin atasözü var;

“Poposuyla inatlaşan sonunda donuna eder.”

İnatlaşarak uygulanan yanlış ekonomik politikalar neticesinde “döviz kurlarının” durdurulamaz yükselişi, fiyatlardaki fahiş artış yukarıdaki atasözünü bizlere hatırlatıyor.

Elbette döviz kurlarındaki ve enerji fiyatlarındaki yükseliş, her yıl verilen çok büyük cari açıklar doğal olarak “enflasyonist etki” yaratacaktır.

*

Son yıllarda dünyanın belki en kötü ekonomi yönetimi bizde desek yanlış söylemiş olmayız.

CDS; “Türkiye’nin kredi risk primidir.”

Türkiye’nin risk primi biraz iyileşir gibi görülüp 400 puanların altına düşse de halen hiç iç açıcı değildir.

Bu koşullarda hiç bir dış yatırımcı Türkiye’yi tercih etmez.

Bu ekonominin bir kuralıdır.

Bu durum “tek adam sisteminin güvensizliğinin ekonomiye yansımasıdır.”

*

Bırakalım Avrupa’nın gelişmiş ülkelerini Afrika’daki 54 bağımsız ülkenin tamamına yakınının enflasyonunun Türkiye’deki enflasyondan daha düşük olduğunu biliyor musunuz peki?

Enflasyonla mücadelede dünyada bizden başka faiz düşüren ikinci bir ülke olmamıştır.

ABD dahi Temmuz 2023’e geldiğimizde halen faiz artırmaktadır.

Şimdi soruyorum;

“Bütün dünya ülkeleri ekonominin kurallarını yanlış uyguluyor da biz ‘Nas, Nas’ diyerek doğru mu uyguladık?”

Evet, yanlış ekonomi yönetiminin bedelini dar gelirliler ve de özellikle “EMEKLİLER” çok ciddi şekilde ödüyor.

Ne diyelim ki, bu şekilde yaşamayı siz tercih ettiniz. Bu zamlar sizlere az bile.

*

Tek adam ne demişti;

“Mültecilere 40 milyar dolar harcadık, evelallah bir 40 daha harcarız.”

Milletimiz ciddi anlamda ekonomik sıkıntılar yaşarken sizler mülteciler için harcamaya devam ediniz efendim.

*

Yazımı büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aşağıdaki ifadeleriyle bitirmek istiyorum;

“Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu, o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır.

Geçmişte çok güçlüyken tüm gücüyle çalışmış olanlara minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmaya hakkı yoktur.”

Alıntı: Ömer Erbıyık

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | “MEVCUT ZAMLAR AZ BİLE” için yorumlar kapalı
Ağu 08

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Başka hiçbir dil bilmeden sizi Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar götürecek tek bir dil vardır; Türkçe! Dilinize sahip çıkın.” Oktay Sinanoğlu

* “Hayatta herkes yanlış yapar, ne var ki ahmaklar yanlışlarında devam ederler.” Çiçero

* “Ulus bundan sonra hayatına, bağımsızlığına ve bütün varlığına şahsen kendisi sahip çıkacaktır.” (1923) Mustafa Kemal Atatürk

* “Hayat kısa, Sanat uzun(ölümsüz)” Hipokrat

* “Giremediğin gönül senin değildir, gönül yalnız gönül vermekle alınır… Gönül istiyorsan önce gönlümü vereceksin!” Hz. Ali

* “Ayrı ayrı birer ahlâksız olan kişiler, toplu oldukları zaman namuslu olurlar”  Montesguieu

* “Türklerde imparatorluk kurma eğilimi vardır. Türkler kelimenin tam anlamıyla yeryüzünün hükümdarıdırlar Ve Tanrının onları dünyaya nizam vermesi için yarattığına inanıyorum.” Jean Paul Roux

* “Zihin fukara olunca akıl ukala olurmuş” Namık Kemal

* “O kadar cahilsiniz ki; dininiz var diye ahlâka ihtiyacınız kalmadığını sanıyorsunuz”. Nicola Tesla

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Ağu 07

ABD, TÜRKİYE’Yİ ASKERİ ÜSLERLE KUŞATMIŞTIR.

ABD, TÜRKİYE’Yİ ASKERİ ÜSLERLE KUŞATMIŞTIR.

ABD, Türkiye’yi Trakya, Ege, Akdeniz, Suriye ve Irak’tan askerî üslerle kuşatmış durumdadır ve İncirlik her ne kadar Türk üssü sayılsa da ABD’nin kullanımındadır… Üstelik Türkiye’nin dış politikası da her ne kadar “millî ve yerli politika uygulanıyor” denilse de ABD yörüngesindedir!

Türkiye’nin bu baskıdan kurtulması, iç siyasetle de mümkün değildir çünkü siyasi partiler, NATO sürecinin başından beri çeşitli yollarla kontrol edilmektedir. İktidar, ülke ekonomisini de ABD ve İngiltere vatandaşı olan kişilere teslim etti! Muhalefet kazansaydı, onlar da aynısını yapacaklardı… İngiliz sermayesinden 300 milyar dolarlık yatırım gelecekti ya…

Şimdi “Körfez sermayesi gelecek” deniliyor… Körfez sermayesi, ABD ve İngiltere’nin izni dışında kimseye bir cent bile vermez! 57’nci hükümet döneminde Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu’nun Bahreyn gezisine katılmıştım… Bahreyn tarafı, resmî görüşmede İngilizce konuşunca, Mirzaoğlu, “Neden kendi dillerimizle konuşmuyoruz?” deyince Bahreyn heyetinde bir İngiliz gözlemci bulunduğu ortaya çıkmıştı!

***

Papua Yeni Gine’de Amerikan üsleri, Kissinger’ın Çin ziyareti, dünyanın o bölgeden de karışacağının bir göstergesi… Tabii Ukrayna krizi ile birlikte düşünmek gerek…

Merhum İsmet İnönü’nün dediği gibi “Yeni bir dünya kurulur”sa ancak bu durumda “Türkiye de o dünyada yerini alır…”

Yoksa memleketin her köşesi ekonomik işgal altındadır ve nüfus nakli yoluyla da istila edilmektedir…

Alıntı: Arslan Bulut

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | ABD, TÜRKİYE’Yİ ASKERİ ÜSLERLE KUŞATMIŞTIR. için yorumlar kapalı
Ağu 06

CENAZE ARABASI ŞOFÖRÜ

Cenaze Arabası Şoförü

Taksicilikte ilk günü olan şoförün taksisine binen müşteri şoföre bir şey sormak için hafifçe omzuna dokunur. Omzuna dokunulmasıyla Şoför bir çığlık atıp, direksiyonun kontrolünü kaybeder ve kaldırıma çıkıp, bir vitrinin önünde arabayı durdurur ve arkaya dönüp müşteriye:

“Bir daha bunu yaparsan gözünü patlatırım!” diye bağırır.
Müşteri;
“Ufacık dokunmanın sizi bu kadar korkutup sıçratacağını düşünemedim, özür dilerim” der.

Kendini toparlamış olan şoför, müşteriye dönüp:

“Haklısınız, sizin kabahatiniz yok, bugün benim taksicilikte ilk günüm, 25 senedir cenaze arabasında şoförlük yapıyordum da!”

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , | CENAZE ARABASI ŞOFÖRÜ için yorumlar kapalı
Ağu 05

AKLIN YOLU BİR!

AKLIN YOLU BİR!

Kabul etmemelisiniz (

Siz de mi saf’a yattınız? K.Ş)

Muhalif partiler, bütün muhalefet odakları, kendinize geliniz!

Hayır, kabul edemezsiniz, seçim sonuçlarını kabul edemezsiniz.

Her şey açıktır. Seçim, eşit şartlar altında yapılmamıştır. Bakanlar görevlerinden istifa etmeden seçimlere girmişlerdir. Devlet imkânları bir parti lehine kullanılmıştır. Devletin ekranı bir parti ve aday lehine kullanılmıştır. Böyle bir seçimin meşruiyetini sürekli olarak gündemde tutmalısınız.

Vatandaş ve dolayısıyla seçmen yapılanların sayısı, medyada dolaşan çeşitli seçim hileleri… Bunları araştırmak muhalefetin görevi değil mi? Bunları araştırmalı ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmalısınız. Araştırmalarınızın sonuçları söylentileri doğruluyorsa yeri göğü inletmelisiniz.

Aslında hileler söz konusu olmasa bile devlet imkânlarının bir parti lehine kullanılmış olması, seçim sonuçlarını tartışmak için kâfidir. Âdil şartlarda girilmeyen seçimlerin meşruiyetini tartışmalı ve sürekli gündemde tutmalısınız.

Biz bunu beklerken siz birbirinize girdiniz. Yalnız siyasi partilere değil bütün muhalif odaklara sesleniyorum, birbirinizle uğraşmayı bırakınız. Siz birbirinizle uğraştıkça yandaşların ağızları kulaklarına varıyor. Birbirinizle uğraşacağınıza usulsüzlükleri, yolsuzlukları, hukuksuzlukları bir bir ortaya koymalısınız. Üzerinizde % 48’in vebali var; onların duygularını, düşüncelerini haykırmalısınız.

Ülkenin başında üç bela var: FETÖ, PKK, yabancı istilası. Üçünün de sebebi iktidardır. İlk ikisi iktidar tarafından azdırılmış, üçüncüsü doğrudan doğruya bu iktidarın politikaları sonucunda ortaya çıkmıştır. AKP iktidara geldiği zaman şehit sayısı sadece 6-7 civarına indirilmişti.

“Aynı menzile” gidildiği için FETÖ ile yapılan iş birlikleri, Fethullah Gülen’e yapılan güzellemeler ortadadır; bilgisayar başında olanların, ellerinde akıllı telefon bulunanların iki tık uzağındadır.

Öcalan güzellemeleri, Oslo, Nusaybin, Diyarbakır’da okutulan Apo mektupları, megri megriler de iki tık ötededir. Bütün bunlar devlet politikası, “Terörün sona erdirilmesi…” kanunu filan denilerek geçiştirilemez. “Açılım, çözüm” denilerek yürütülen bu politika binlerce şehide mal olmuştur. Sadece hendek operasyonlarında yüzlerce şehit verilmiştir.

Şimdi de üçüncü bela yüzünden ülkemiz neredeyse Türk ülkesi olmaktan çıkacaktır. Yabancı istilası bu iktidar zamanında başlamıştır ve devam etmektedir.

Bunların hiçbiri bağışlanamaz. Binlerce şehide mal olan, ülkemizi Türk ülkesi olmaktan çıkarma potansiyeli taşıyan bu politikaların hiçbiri bağışlanamaz. Bu politikaların sahipleriyle iş birliği yapanlar da bağışlanamaz. Muhalefet susmaya devam eder, sesini yeteri kadar yükseltmezse onlar da bağışlanamaz.

Önce parti değil önce ülke gelir. Mevcut iktidardan kurtulmak isteyenlerin oranı en az % 48’dir. “Şerefsiz, sürtük” diye aşağılananların neler söylediklerini buraya yazmam mümkün değil. Son haftalarda, günlük konuşmalarda en sık hangi kelimelerin kullanıldığını buraya yazmam mümkün değil.

Muhalif partiler, bütün muhalefet odakları, kendinize geliniz!

Alıntı: Ahmet B. Ercilasun

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | AKLIN YOLU BİR! için yorumlar kapalı