Tem 04

MİLLİYETÇİLİK

MİLLİYETÇİLİK

Milliyetçilik, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünden rahatsız olmak, bu sözü yazıldığı yerlerden kazımaktır.

Milliyetçilik, “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım…” diye başlayan andımızı okullardan kaldırmaktır.

Milliyetçilik, Anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk üç maddesini tartışmaya açmaktır.

Milliyetçilik, anayasanın 66. maddesindeki “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” maddesini tartışmaya açmak, Türk’ü kaldırarak yerine Türkiye kelimesini koymayı istemektir.

Milliyetçilik, Barzani ve Şivan Perver’le birlikte gözyaşları dökerek megri megri çekmektir.

Milliyetçilik, Irak’ta yaratılan Kürdistan özerk bölgesine yardımcı olmak, yardım etmek için de yol, köprü, bina ihalelerini alıp zengin olmaktır. Esasen milliyetçilik zengin olmaya dayanır. Devlet ihaleleriyle zengin olmadan milliyetçilik de olmaz.

Milliyetçilik, devletin resmî televizyonunda Kırmanç ağzı için TRT Kurdi kanalını açmak ve böylece bir ağzı edebî dil hâline getirerek farklı bir millet yaratmaktır.

Milliyetçilik, Oslo’ya devlet temsilcilerini gönderip PKK’nın terörist liderleriyle görüştürmek ve onların taleplerini müzakere etmektir.

Milliyetçilik, Türk mahkemesinin müebbet hapse mahkûm ettiği bölücü bir katilin mektubunu Diyarbakır meydanında okutmaktır.

Milliyetçilik, Türk mahkemesini Habur sınır kapısına gönderip terör kıyafetleriyle sınırdan içeri giren bölücü teröristleri affetmek ve zafer işaretleriyle yurdumuzda dolaşmalarını seyretmektir.

Milliyetçilik, Ergenekon, Balyoz vb. adlarla Türk ordusunun general ve subaylarına kumpas kurmaktır.

Milliyetçilik, okullara giriş sorularını çalarak on binlerce gencimizin hakkını gasp etmek, harp okullarımız başta olmak üzere pek çok okula çalınmış sorularla adam yerleştirmektir. Ve milliyetçilik yıllarca bu hırsızlığı yapanların şeyhini, “Bitsin artık bu hasret.” diyerek vatana çağırmaktır.

Milliyetçilik, Türk vatanına Suriyeli ve Afganları doldurarak ülkenin nüfus yapısını değiştirmek ve bu ülkeyi Türk yurdu olmaktan çıkarmaktır.

Milliyetçilik, vatanın taşını, toprağını, madenini, fabrikasını, limanını yabancılara satmaktır.

Milliyetçilik, Arap’a, Katarlı’ya, Afgan’a, ABD’de yaşayan Hintli’ye parayla vatandaşlık satmaktır.

Ne demek istediğimi anladınız. Elbette bunların hiçbiri milliyetçilik değildir. Allah böyle milliyetçiliklerden beni muhafaza eylesin!

Alıntı: Ahmet B. Ercilasun

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | MİLLİYETÇİLİK için yorumlar kapalı
Tem 03

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Çocuklarınızı, İmam Hatip’e göndermeyin. Gördüğüm bazı şeyler var, çocuklarınızı düz ortaokul ve liseye gönderin, eğitim hayatını daha az hasarla atlatsınlar.” Cüppeli Ahmet Hoca

* “Ulusların tanrıları gümüş ve altındır, kendi ellerinin eseridir; gözleri vardır, görmezler; kulakları vardır, duymazlar; burunları vardır koklamazlar, ağızları vardır yemezler; dilleri vardır, söylemezler; elleri vardır dokunmazlar, ayakları vardır, yürümezler. Onları yapanlar ve onlara güvenenler de onlar gibi olsunlar. Hz. Davut

* “Kulu Davud’a ‘velilerin parlaklığı içinde Zühre yıldızından önce seni yarattım’ diyen Allah’ı tesbih ederim” Hz. İsa

* “Defterler açıldığı zaman, gök soyulduğu zaman, cehennem kızıştırıldığı zaman, cennet yaklaştırıldığı zaman, Her nefis kendisi ile ne getirdiğini görecektir.” (Tekvir, 81/10-14)

* “Sır saklamak bir irade imtihanıdır. Bu imtihanı kazanamayan, hayatta hiçbir imtihanı kazanamaz.” Hz. Ali

* “Layık olmadan makam sahibi olanlar astlarını ısırıp, üstlerine kuyruk sallarlar.” Gazali

* “Üzenlerin üzüldüğü vakit de gelir.” Yunus Emre

* Nefis, çok övülmesi halinde Firavunlaşır.”  Mevlana

* “Ya kırdığın kalbi Allah seviyorsa? Bilemezsin, bilseydin ödün kopardı, dokunamazdın.” M.Oosthuızen

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Tem 02

KUDÜS VE MESCİD-İ AKSÂ

KUDÜS VE MESCİD-İ AKSÂ

Kudüs’te Mescid-i Aksâ saldırıları bitmeyecektir. Müslümanlar ve Yahudiler, aynı yerde çakışınca çatışma kaçınılmaz oluyor. Yahudilerin Hamursuz bayramı, Müslümanların ramazanı bir arada. Müslümanlar, namazlarını Mescid-i Aksâ’da kılarlar (Erkekler burada, kıbleye göre arkada kalan, Mirac taşının olduğu Kubbetü’s-Sahrâ’da ise kadınlar saf tutarlar.), Yahudiler kurbanlarını burada keserler.

Ağlama Duvarı, Mescid-i Aksâ sahasını çevreleyen, duvarın bir yüzüdür. Bu duvarın uzantısı bir tünel vardır ki, asıl tartışma konusu burasıdır. Yahudiler bu tüneli gidebildiği yere kadar açmak istemektedirler. Hesap Hz. Süleyman Mabedi‘ne ulaşmak. Tüneli uzatmak demek Meccid-i Aksâ’nın altını oymak demektir. Gittiğimde tünel ziyaretçilere açıktı. Bir rehber eşliğinde, izin verdikleri yere kadar varılıyordu. Ben de girdim. Ağlama Duvarı’na ve Tünel’e girerken, mutlaka elinize “kipa” dedikleri, başa takılan takkeyi tutuşturuyorlar, illâ siz de başınıza takacaksınız. Ama takmadım, elime aldım. İsrail devleti, tünelin Mescid-i Aksâ’nın altına gitmediğini söylese de benim gözlediğim o ki, gide gide ilk kıblenin altı oyuluyor.

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv‘ün “Kudüs ve Devletler Hukuku” adlı kitapçığında da belirttiği gibi, Osmanlı Türkleri, Hristiyanları ve Yahudileri “ehl-i kitap” saydıkları için kendilerinden farklı telâkkî etmemişler ve her haklarını korumuşlardır. Bu hakları 1757 fermanı ile yazılı hâle getirilmiştir. Yani Araplar ve Yahudiler Türklerden hem sevgi, hem anlayış görmüşlerdir.

Kudüs tarih içinde üç dinin mensuplarının idaresinde kalmıştır. Yahudi yönetimi 600 yıl dolayında, Hristiyan yönetimi iki Bizans dönemi (323-614 ve 628-637), Kudüs Lâtin Krallığı (1100-1187), İkinci Frederick’in işgali (1229-1239) ve İngiliz mandası (1922-1948) olmak üzere toplam 423 yıldır. Müslümanlar (Araplar ve Türkler) ise Kudüs’e 1300 yıl hâkim oldular.

“Mescid-i Aksâ bizim kırmızı çizgimizdir” hamasetini bırakalım ve milletler arası hukuku öne çıkaralım. Daha önce Müslümanların hakkı teslim edilmiş mi edilmemiş mi, ona bakalım.

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv‘ün, aynı kitapçıktan şu notunu ekleyeceğim:

“Filistinlilere temel haklarının verilmemiş olduğu bilinen bir gerçektir. Kudüs’le ilgili olarak Birleşmiş Milletler’in aldığı kararlar da ortadadır. İsrail’in bunlara uymaması onları geçersiz kılmaz. Ancak, B.M.’nin İsrail’i yalnızca suçlamakla kalması ve bundan ileri gidememesi bu devleti cesaretlendirmiş, saldırılarını arttırma ve başkalarının hukukunu çiğnemeyi sürdürme olanağı tanımıştır. Kudüs’te (ve Filistin’in tümünde) yapılmış olan yanlışlıkları düzeltme görevi en başta Birleşmiş Milletler’e düşer.”

“Ailem ve Diğer Yahudiler” kitabını yazan Roni Margulies sözünü esirgemiyor. Daha önce Taraf gazetesinde “Yahudi millî karakteri, küfür, şirk ve nifak” (11.08.2012) başlığı altında yazdıkları şaşırtıcı. Süleyman Sayar‘ın “Yahudi Karakteri (Tarihî ve Sosyo-Psikolojik Bir Yaklaşım)” başlıklı makalesi önümde olmakla beraber, Roni Margulies‘ten aktaracağım:

“Yahudilerin yabancı hâkimiyeti altında alabildiğine ezilmiş, horlanmış ve aşağılanmış olmaları büyük ölçüde kendi isyankâr, uyumsuz, bozguncu ve entrikacı karakterlerine de bağlı kalmıştır. Gerek Mısır, gerek Babil, Yunan, Roma ve hatta İslâm hâkimiyeti dönemlerinde hep düşmanla iş birliği yaparak yaşadıkları ülkeyi çökertmeye çalışmışlar, ama her seferinde başarısızlığa uğramışlardır. İslâm’ın hoşgörüye dayalı yönetiminde bile eski alışkanlıkla çevirdikleri entrika ve düşmanlıklardan ötürü Hicaz’dan sürülmüşlerdir.”

Alıntı: Arslan Tekin

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | KUDÜS VE MESCİD-İ AKSÂ için yorumlar kapalı
Tem 01

NEYİNE GÜVENİP DE HORLİRSEN?

NEYİNE GÜVENİP DE HORLİRSEN?

(Fıkra değil, gerçek)

Erzurum şehirlerarası sefer yapan bir yolcu otobüsünde muavin horlayan yolcuyu insanları rahatsız ettiği gerekçesiyle uyandırır. Ancak adam tekrar uyur ve horlamaya başlar. Bunun üzerine muavin sinirlenir adamı uyandırır ve adamla tartışmaya başlar, tartışma büyür, muavin adamı otobüsten indirmeye karar verir. Sinirlenen adam muavini bir güzel döver, otobüs şoförü müdahale edince şoför de dayaktan payını alır. Yedek şoför gelir, adam onu da dövdükten sonra otobüsten iner, inerkende boksör olduğunu söyler.

Aynı muavin başka bir gün bir yolculuk esnasında yolculardan birinin horladığını duyar ve yolcuyu kibar bir şekilde uyandırdıktan sonra sorar;

“-Gardaş boksör misen?” Yolcu;

“-Hayır” der.

“-Karateci misen?” Adam yine;

“-Hayır” der. Muavin tekrar sorar;

“-Tekvandocu misen?”

“-Hayır..!”

“Kunfucu misen?”

Adam şaşırır ve yine “Hayır” der. Bunun üzerine muavin şaşkınlıkla ve kızgınlıkla sorar;

“Peki gardaş neyine güvenip de horlirsen..?”

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | NEYİNE GÜVENİP DE HORLİRSEN? için yorumlar kapalı
Haz 29

TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ KORUMAK

TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ KORUMAK

İnsanlar, tarih boyunca milletler halinde yaşadı. Kavim de denilse, budun da denilse, ulus da denilse fark etmiyor…

Yalnız bugün Türk Milleti, her zamankinden daha tehlikeli ve daha sinsi bir tehdit altındadır ve çoğunluk bu durumun farkında bile değildir…

Tehdit şu ki, Türklerin kurduğu devlet, “Yeni Osmanlı’yı kuruyoruz” diye aldatılan Türklerin de rızasıyla yıkılmak isteniyor. Bunu sağlamak için de ülkenin nüfus yapısı hızla değiştiriliyor. Yani millî devleti yıkmak için yabancı nüfus akını işle birlikte milliyetçi duygular kullanılıyor! Oysa kurulmak istenen devlet Orta Doğu Birleşik Devletleri’dir!

Bu durum, tıpkı kimyasal bir karışımda olduğu gibi “tepkime”lere sebep olacaktır. Patlama olmaması için katalizör olarak kullanılan Osmanlıcılık, halkı devamlı kandırmaya yetmeyecektir…

***

Yıllar önce bir arkadaşım anlatmıştı. Florida’nın Boca Raton şehrinde iki Türk olarak, İngilizce öğrenmek için bir kilisenin açtığı dil kursuna gitmişler. Bir gün kursta bir film gösterilmiş. Filmde hilkat garibesi veya zebani gibi korkunç bir yaratık insanlara devamlı kötülük yapıyormuş. Film, “Türk” adlı bu yaratık ile iyi insanların mücadelesi şeklinde sürüyormuş. Filmin sonuna doğru, seyirci olan kursiyerler, Türk’ün mağdur ettiği insanlarla adeta bütünleşmişler! Filmde bu insanlar birlik olup Türk’ü hırpalayınca kursiyerler de kendilerini tutamayıp, “Türk’ü öldür” diye bağırmaya başlamış. Bunun üzerine bizim iki Türk, o korkunç yaratığın tarafını tutarak olanca sesleriyle “Türk, Türk” diye tempo tutmuşlar. Birden gösterim durdurulmuş ve herkes dehşet içinde bizimkilere bakmaya başlamış. Kursu veren öğretmenler, güçbelâ duruma hâkim olmuş! Bizim iki Türk o kursa bir daha gitmemiş!

Arkadaşım, “O yaratıkla kendimizi nasıl özdeşleştirdik, biz de anlamadık. Fakat biz de Türk’tük ve hep birlikte Türk’e saldırıyorlardı. Üstelik sadece filmde değil, filmi seyredenler de buna katılıyordu? İnanılmaz bir psikoloji idi…” demişti. İkisi de üniversite mezunuydu.

***

Bugün ne oluyor peki? Aynı o filmde olduğu gibi Türklük kavramı, kötülüklerle eş anlamlı tutuluyor…

Bugün yerli ve yabancı medyadan ve siyasetten Türklere ve Türklüğe yönelik o kadar iğrenç saldırılar yöneltiliyor ki zaten kişisel sorunlarla boğuşan genç Türkler, bu şeytanca saldırılara karşı rahatlıkla çeşitli iç veya dış örgütlerin elemanları ile kendilerini özdeşleştirebilir! Bu gençlerin beyinleri, milliyetçi bir ideoloji ile değil, kulaktan dolma bilgilerle yükleniyor! Oysa milliyetçilik, bütün dünyada öncelikle bir aydın hareketidir. Bilgi birikimi olmadan duygulara dayalı yapılan milliyetçilik, tuzağa düşmeye her zaman hazırdır.

***

Bugünkü devlet yapısı, gençlerimizi doğru yöne yöneltebilecek bir organizasyon olma yeteneğini kaybetmiştir. Öyle ki okullara imamlar gönderiliyor! Yani okullar, medreseleşmeye doğru götürülüyor. Oysa okulun yeri ayrı, ibadethanenin yeri ayrıdır. Bu ikisi birleştirildiğinde, ülke cehenneme döner. Çünkü kendilerini Allah’ın temsilcisi yerine koyan insanlar, halk üzerinde baskı kurar. Yani bugün sadece millî kimlik değil; dini kimlik de değiştiriliyor. Bir ara, gençlik, dinlerarası diyalog programları ile Hristiyanlaşmaya doğru sürükleniyordu. Şimdi ise din, dinle ilgisi olmayan bazı tarikat veya cemaatlere bırakılmış durumdadır.

Türk gençliği işte bu durum ve şartlarda bile kendi kimliğine sahip çıkarak, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni korumakla görevlidir. Ayrıca kıtalararası güç mücadelelerini, Türklerin lehine çevirmek de her zaman mümkündür.

Alıntı

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , | TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ KORUMAK için yorumlar kapalı
Haz 28

TOKAT

TOKAT

Karadeniz bölgesinin orta Karadeniz bölümünde yer alan bir ilimiz. İl toprakları 35° 27’ ve 37° 39’ doğu boylamları ile 39° 52’ ve 40° 55’ kuzey enlemleri arasında kalır. Kuzeyden Samsun, doğudan Ordu, güneyden Sivas ve Yozgat, batıdan Amasya illeriyle çevrilidir. Trafik kod numarası 60’tır. Tokat’a Türkiye’nin meyve bahçesi ismi verilir.

Ali Cevat ve İ. Hakkı Uzunçarşılı gibi kimi tarihçiler, şehrin adının Tok-kat yani surlu şehir özelliğinden geldiğini savunmuşlardır. Bir başka görüşe göre ise, şehir adını Tok-at yani besili attan almıştır.


Tokat ismi Türkçede bildiğimiz “tokat” kelimesinden gelir. Tokat’ta bulunan kalenin ismi “Comano Pontica” idi. Anadolu’yu fetheden Selçuklu Oğuz Türkleri, bu kaleyi alınca Bizans ordusuna çok ağır bir tokat vurmuş olduğu kabul edildi. Böylece Bizans’a vurulan tokat bu şehrin ismi olarak yerleşti. Şehre “Tokat” ismi verildi.

Tokat isminin gerçek menşeiyse Bizanslılara âit “Comano Pontica” kalesini kuşatan Selçuklu ordusunun kumandanı Melik Danişmend Gâzi, kale hakkında bilgi almak için bir Türk askerini kaleye gizlice gönderdi. Kaleye giren Türk askeri, bilgi toplarken Bizanslı askerler etrâfını kuşattı. 20 Bizans askeriyle boğuşan bu yiğit, herbirini birer tokatla yere serip kaçıp kurtuldu. Bu boğuşmayı kale burcundan seyreden kale komutanı; “Türk’ün tokadı bu ise silâhı nasıl olur?” diyerek korkmaya başladı ve kalenin burçlarına teslim bayrağı çekerek teslim oldu. Zafer, kahraman bir Türk askerinin tokadıyla kazanılmış olduğundan, bu askerin hâtırasına şehre “Tokat” ismi verildi. Kale, Bizans’ın Anadolu’daki en önemli kalelerinden biri ve başta geleniydi.

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , | TOKAT için yorumlar kapalı
Haz 27

“ORTA DOĞUNUN ŞAHLARI, VEZİRLRİ PİYONLARI”

“ORTA DOĞUNUN ŞAHLARI, VEZİRLRİ PİYONLARI” 

Gazeteci Nur Batur‘un, “Orta Doğu’nun Şahları, Vezirleri, Piyonları” adlı eseri… Kitabı burada özetlemek mümkün değil. Okumak gerek… Yalnız Nur Batur, ön sözde, “Arap ve İslam dünyasında görüştüğüm devlet başkanları, kendilerini lider sanan piyonlardı. 2002’de siyaseten yasaklıyken Beyaz Saray’da ağırlanan Erdoğan’a gelince… Karizmatikti. Çok hırslıydı. Kitleleri ayağa kaldırabiliyordu. İslam ve Arap dünyasına lider olmak istiyordu ancak hem Arap dünyasında yalnızlaştı hem de ABD ve Rusya arasında sıkışıp kaldı. Ya Erdoğan liderliğinde güç kazanan Türkiye’deki Siyasal İslamcılar? Onlar da ABD’nin piyonuydu.” diyor…

Batur“Peki Türkiye’de Siyasi İslam ve Müslüman Kardeşler dönemi kapanacak mı? Yoksa ABD ile uyumlu yeni bir grup Siyasi İslamcı, iktidarda kalıp stratejik hedefe yürümeye devam mı edecek? Erdoğan ile ya da Erdoğan’sız…” diye de ekliyor…

Bilindiği gibi Siyasal İslamcı rolünü oynayanlar, bugün Millet İttifakı’nın içine de serpiştirilmiş durumdadır…

Alıntı: Arslan Bulut

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | “ORTA DOĞUNUN ŞAHLARI, VEZİRLRİ PİYONLARI” için yorumlar kapalı
Haz 26

SENSİZLİK

SENSİZLİK

* * *

Sensiz bir karanlık sardı her yanı

Sensizlik feneri yaktım ömrüme

Kar etmiyor, kar etmedi bu tanı

Sensizlik dağından baktım ömrüme

* * *

Sensizlik bağrımda kara taş oldu

Yetmedi, gönlümde yağmur, yaş oldu

Sensizlik soframda zehir aş oldu

Sensizlik tohumu ektim ömrüme

* * *

Sensizlik mevsimi kışa çevirdi

Tıpkı yaralanmış kuşa çevirdi

Ömrün her anını tuşa çevirdi

Sensizlik ödülü taktım ömrüme

* * *

Güneşsiz gül gibi sarardım soldum

Her anımda neden sensizlik doldum

Gece gündüz her an beynimi yoldum

Sensizlik yükünü yıktım ömrüme

* * *

Bil ki bu sensizlik gayet derinde

Elbet açılacak günün birinde

Yüreğimin en görkemli yerinde

Sensizlik anıtı diktim ömrüme

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , | SENSİZLİK için yorumlar kapalı
Haz 25

“SURİYELİLER SGK’YI HORTUMLUYOR”

SURİYELİLER SGK’YI HORTUMLUYOR”

Hatırlar mısınız bilmem?

Cumhuriyet tarihinin en büyük yıkım projelerinden biri olan çözüm süreci döneminde AKP’li Bülent Arınç, böbürlene böbürlene, “Çözüm süreci ile dağa çıkışlar daha nitelikli bir hale geldi” demişti.

“PKK silah bırakacak, analar ağlamayacak” diye pazarlanan bir süreç, dönemin hükümetinin en ağır isimlerinden biri tarafından bölücü terör örgütüne nitelik kazandırmakla övülüyordu…

Bu sözleri duyunca, “Şimdi ne yapmam gerekiyor” diye düşünmüştüm. Bir vatandaş olarak “sevinmem mi gerekiyor acaba” demiştim kendi kendime.

Çünkü Arınç, ağzı kulaklarında yaptığı bu açıklamasıyla, askerimizi, polisimizi, sivil vatandaşlarımızı artık nitelikli teröristlerin şehit edeceğini bir müjde gibi söylüyordu…

Yeniden şehitlerin gelmeye başladığı sonraki süreçte kaleme aldığım bir yazımda ise Arınç’a, “Bu şehitlerimizi nitelikli teröristler mi yoksa niteliksiz teröristler mi öldürdü?” diye sormuştum…

Aradan zaman geçti…

AKP iktidarının nitelik kazandırdığı başka şeyler de oldu.

Malum, hem işsiz sayısında hem de üniversiteli işsiz oranında olmak üzere iki kulvardan dünya liderliğine oynuyoruz.

Sağ olsun sayın iktidar sahipleri, işsizler ordumuza da nitelik kazandırdılar, kazandırıyorlar…

Peki diplomalı işsizler arasında son dönemde atağa kalkanların eczalık fakültesi mezunları olduğunu biliyor musunuz?

Bilin! Bilin ama nedenini daha iyi bilin…

Nedeni, eczacılık fakültesi sayısının plansızca artırılması, dolayısı ile de öğrenci ve mezun sayısında bir enflasyonun oluşması değil sadece…

Türkiye’de artık her 6 eczacıdan biri işsiz. Ancak madalyonun bir başka yüzü var ki, “Şimdi Suriyeli olmak vardı” dedirtiyor.

Çünkü SGK, eczacılık fakültesinden mezun olmuş bu ülkenin kendi evlatları ile yapmadığı anlaşmayı Suriyeli eczacılar ile yapıyor…

Edindiğim bilgilere göre, sadece İstanbul’da 200 civarında Suriyeli eczacı var ve hepsi SGK ile anlaşmalı.

Peki ne yapıyor Suriyeli eczaneler biliyor musunuz?

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuş, turp gibi sağlam Suriyelilerin üzerine ilaç yazdırıp o ilaçları Suriye’ye satıyor!

Hem de en pahalı ilaçları satıyorlar…

Bir ilaç ile iki kuş vuruyorlar sizin anlayacağınız. O ilacın hem SGK’dan ödemesini alıyorlar hem de o ilacı kaçak olarak soktukları Suriye’den para akışı sağlıyorlar…

Yani Suriyeli eczacılar Suriye ile ilaç ticareti yapabilsinler diye, SGK Türk halkının parasını onlara ödüyor.

Ne karlı ticaret ama!

Türk halkına, “Muhacir, ümmet” diye yutturulmaya çalışanlar, sığındıkları devletin bütçesini hortumluyor.

İŞTE O ECZANELERDEN BİRİ

Söz konusu Suriyeli eczacılardan biri İstanbul Fatih’te bulunuyor. Hatta bir hekimimizi de canından bezdirmiş durumdalar…

Olay şu; İstanbul’da Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir hastanede görev yapan bir doktorumuz kirada oturduğu sitede konut kredisi çekerek bir daire satın alıyor.

Satın aldığı dairede kiracaı olarak karı-koca eczacı olan Suriyeli bir aile oturuyor.

Doktor, Suriyeli aileye kiracı oldukları evde kendisinin oturacağını, zira kendisinin kiradan kurtulmak için bu evi aldığını ve tapuda üzerine başka bir konut olmadığına dair bir ihtarname çekiyor ama sonuç alamıyor.

Üstüne tahliye davası açıyor.

Sen misin satın aldığın evde oturmak isteyen!

Suriyeli aile ve bu ailenin aynı sitede oturan erkek kardeşleri, doktorun yolunu keserek tehditler savuruyor. “Sen sonunu hazırladın” diyorlar…

Doktor ve ailesi, suç duyurusunda bulunuyor, uzaklaştırma istiyor ama savcılık “Kovuşturmaya yer olmadığına” dair bir karar veriyor.

Tahliye davası da, mahkemenin evi satın alan doktoru ‘samimi’ bulmaması ile sonuçlanıyor. Yani “Türk milleti adına” karar vermekle yetkili mahkeme, “Suriyeliler adına” karar veriyor.

Bizim doktor ise, halen oturmak zorunda kaldığı daireye 8 bin TL kira, satın alıp oturamadığı evine de ayda 12 bin TL kredi ödemeyi sürdürüyor.

Peki bizim doktorumuzun satın aldığı evi gasp eden bu Suriyeli aile kim? 7 yıl önce Türkiye’ye gelmişler, vatandaşlık almışlar.

Üstelik Türkçe ad ve soyadı almışlar…

Ardından da kolayca eczacılık denkliği alıp İstanbul’un ünlü bir hastanesinin karşısında eczanelerini açmışlar. Yani suyun başında!

Eczaneyi açtıktan sonra da yazlıklarını, lüks arabalarını almışlar.
Evin ilk sahibi, Suriyeli bu aileye tehditleri ve şüpheli hareketleri nedeniyle evi satmamış.

Şimdi şu soruları soralım;
Suriye’den devlet otoritesinin kaybolduğu bir dönemde ülkemize gelip eczacı olduklarını beyan eden bu aile kolayca eczacılık denkliğini nasıl alabiliyor?

Esad yönetimi ile ilişkiler kopmuşken, Suriye’de gerçekten eczacı oldukları nasıl teyid edildi?

Bu aile, evlerini satın alan doktorun haklı tahliye talebine rağmen nasıl oluyor da mahkemeyi kazanabiliyor?

Doktorumuzun ve ailesinin can güvenliği olmadığı halde, Suriyeli aile hakkında nasıl uzaklaştırma kararı verilmiyor?

Yoksa Suriye ile ilaç ticaretinin odağında olmalarından kaynaklı arkalarında bir güç mü var?

İstanbul Eczacılar Odası’nın bu eczaneden haberi var mı?

SGK soyulduğunun farkında mı?

Alıntı: Fatih Ergin

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | “SURİYELİLER SGK’YI HORTUMLUYOR” için yorumlar kapalı
Haz 24

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Milli güç” unsurları: 1. Coğrafya, 2. Doğal kaynaklar, 3. Endüstriyel kapasite, 4. Askeri hazırlık, 5. Nüfus, 6. Milli karakter, 7. Manevi değerler, 8. Diplomasinin kalitesi ve 9. Hükümetin kalitesi.” Hans Morgenthau

* “Okumasını bilirsen her insanın bir kitap olduğunu göreceksin.” W. E. Channing

* “Hep merak etmişimdir, Bir gemeral emir verdiği neferden daha mı akıllı ve yeteneklidir. Bir müdür, her gün on kere azarladığı kapıcıdan daha mı dürüst ve namusludur?” Dostoyevski

* “Bir ulusun türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha güçlüdür.”  William Shakespeare

* “Zeki insanları işe alıp, sonra onlara ne yapacağını söylemek bana mantıklı gelmiyor. Biz zeki insanları işe alırız ki, onlar bize ne yapacağımızı söylesinler.” Steve Jobs

* “Şiir bir dil işidir “ Valery.

* “Şiir aslında yaşanmış deneylerin bir sonucudur…” Raine Marie Rilke

* “Fikirlerinizin esiri olmayın. Siz fikirlerinizin sahibisiniz. Fikirler değişebilir, gelişebilir, kendinizi geliştireceksiniz. Dolayısı ile fikirleriniz de değişecek” Namık Kemal

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı