Mar 05

TEŞKİLAT ADINA CEZALANDIRMA

“TEŞKİLAT ADINA CEZALANDIRMA”

Sevgili Barış Terkoğlu Cumhuriyet’te “Ateş cinayetinde çözülen düğüm” başlıklı yazı ile Sinan Ateş’e kıyanlara, Ankara’da kimlerin kılavuzluk ettiğini ortaya çıkardı. Önce yazıyı okuyalım.

“Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş, 30 Aralık’ta, Ankara’nın ortasında, güpegündüz öldürüldü. Suikasti o günden beri konuşuyoruz. Ne kadar inkâr etseler de Ateş, siyasi bir cinayete kurban gitti. MHP içinde bir ekip tarafından hain ilan edilmiş, hedefe konmuştu. Haliyle bir torbacıya ihale edilen katledilmenin ucu, çok başka yerlere uzanıyordu.

Tetikçi Eray Özyağcı halen firari. Ancak geçtiğimiz günlerde tutuklanan kritik bir isim var: Tolgahan Demirbaş. Kamuoyu, Ülkü Ocakları Genel Merkez Eski Yöneticisi olan Demirbaş’ın adını, tetikçi Eray Özyağcı’yı, cinayetin ardından kaçırdığı suçlamasıyla konuşmuştu. Tolgahan Demirbaş’ın cinayetin hemen ardından, MHP milletvekili Olcay Kılavuz’un bulunduğu evden gözaltına alındığı ve birilerinin müdahalesiyle serbest bırakıldığı gündeme gelmiş, MHP bunu yalanlamıştı.

Demirbaş’a yönelik ikinci adım, Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın ifadeye çağırması, ardından serbest bırakılmasıyla atıldı.

Çekirge üçüncüde sıçrayamadı…

Demirbaş, cinayetten neredeyse bir ay sonra, geçen hafta tutuklandı. MHP’den gelen açıklamalarda ise özellikle Demirbaş’a sahip çıkılması dikkat çekiyordu. Olcay Kılavuz’a ve Semih Yalçın’a yakınlığıyla bilinen Demirbaş, cinayetin siyasi ayağındaki kritik halka gibi görünüyor. Haliyle, devletin cinayeti çözmeye çalışan kanadı onun üstüne yoğunlaşırken soruşturmanın yukarıya doğru uzanmamasını isteyen bir başka taraf ise Demirbaş’ı kurtarmaya çalışıyor.

Peki Tolgahan Demirbaş’la ilgili deliller neler?

Ankara’da soruşturmayı yürütenler bu soruya “çok” yanıtını veriyor. Ancak bugün size kulislerden değil, soruşturma dosyasının içindeki somut bilgilerden bahsedeceğim.

Cinayet günü şüpheli telefon

Önce bir kafeden söz edeyim: Marco Pascha. Kafe Kayseri merkezli. Ankara’daki şubeleriyle büyümüş. Sahibi olan Aytaç Ataç ise 11 yıldır buranın başında. Ataç’ın, Ankara Gölbaşı’nda şirketi Selçuklu AŞ. adına kayıtlı, 74 dönümlük bir arazisi var. Gözlerden uzak bir çiftliği bulunuyor.

Aytaç Ataç, Sinan Ateş cinayetinde gözaltına alındığında, kimse neler olduğunu anlamadı. Ta ki 23 Ocak’ta Emniyet’te verdiği ifadeye kadar…

Anlattığına göre Tolgahan Demirbaş ile 8 senedir arkadaştı. Ataç, “Tolgahan Demirbaş’ı eski Ülkü Ocakları başkan yardımcısı olarak bilirim” diye anlatıyor. Demirbaş, Ataç’ın kafesine nargileye geliyor, çiftliği, sahibi Aytaç Ataç olmadan da kullanıyor.

Sinan Ateş’in katledildiği 30 Aralık günü, cinayetten 2.5 saat önce, saat 11 civarında, Demirbaş, Ataç’ı aradı. “Bugün çiftliğe gidecek misin” diye sordu. Ataç, “Gitmeyeceğim” dedi.

Ataç, saldırıyla ilgisi olmadığını, cinayeti sosyal medyadan öğrendiğini iddia ediyor. Cinayet sonrasında Ataç ile Demirbaş arasında bir konuşma olmuş. Ataç, Demirbaş’ı arayarak Sinan Ateş’e saldırıyı sormuş. Demirbaş, bilgisi olmadığını söyleyerek kapatmış. Birkaç gün sonra da aynı diyalog geçmiş. Peki gerçekten öyle miydi?

9 ay önce takipte

Yanıtı için, size tutuklanan bir başka isimden, Çağlar Zorlu’dan bahsedeyim. Diyeceksiniz ki Çağlar Zorlu, Aytaç Ataç, Tolgahan Demirbaş arasında nasıl bir ilişki var?

Ataç, Çağlar Zorlu’yu nasıl tanıdığını polise şöyle anlattı:

“Çağlar Zorlu’yu, 2-3 yıl kadar önce, Kayseri’den bir arkadaşım vasıtasıyla tanıdım. Çağlar’ı bana tanıştıran arkadaşım, MİT’te memur olarak görev yaptığını söylemişti. Daha sonra Çağlar’ın Kömür İşletmeleri’nde çalıştığını öğrendim. 2022 yılının ocak veya şubat ayında, kafeme müşteri olarak geldiklerinde, aynı masada oturduğumuz için tanıştırdım.”

Bu üç kişinin tanışıklığının, Sinan Ateş cinayetiyle ne ilgisi var? Bunu da Ataç kendisi söylesin:

“2022 yılının mart ayında, Tolgahan ve Çağlar yanımda oturduklarında, Tolgahan, Çağlar’a, ‘bir adres bulmamız lazım, yardımcı olabilir misin’ dedi. Çağlar da ‘yardımcı olabilirim’ dedi.”

Kimin adresini istemiş olduğunu tahmin ediyorsanız, doğru bildiniz. Ataç kendisi söylesin: “Çağlar daha sonra kafeye geldiğinde, Tolgahan’ın kendisinden istemiş olduğu adresin, Sinan Ateş’in adresi olduğunu bana söyledi.”

Sanırım anlaşıldı. Polisin ve savcılığın elindeki bilgiye göre, Ülkü Ocakları Yöneticisi Tolgahan Demirbaş, cinayetten 9 ay önce, Sinan Ateş’in peşindeydi. Devletin imkânlarıyla takip etmeye çalışıyordu. Çağlar Zorlu’dan yardım istedi. O da etti.”

‘Eski MİT çalışanı olduğu için’…

Ataç, 23 Ocak’ta sevk edildiği savcılıkta, daha kritik bir ayrıntıyı itiraf etti:

“Çağlar, bana, ‘Abi bunlar benden konum istiyorlar, bir arkadaşın (Sinan Ateş) kulağını çekeceklermiş, yardım istiyorlar’ dedi.”

Ataç’ın anlattığına göre, Tolgahan Demirbaş, Çağlar Zorlu’ya, Sinan Ateş’in telefonunu göndermişti. Cep telefonu sinyallerinin verdiği konum bilgilerinden takip edeceklerdi. Peki, neden Çağlar Zorlu’dan istediler? Avukatı, mahkemede şöyle açıkladı: “Müvekkilim eski bir MİT çalışanı olduğu için böyle bir talepte bulunuyorlar, açıkçası bunu kullanmak için yardım istiyorlar.”

Peki verdi mi? Zorlu, konum bilgilerini vermiş. Ancak kendisinin anlattığına göre, Sinan Ateş’in öldürüleceğini bilmiyormuş, hatta numaranın onun olduğunu bile bilmiyormuş, konum bilgilerini de uyduruyormuş.”

‘Hepsini sil’ uyarısı

Bir telefon konuşması da Ataç ile Zorlu arasında oldu. Zorlu şöyle anlattı:

“Olayın olduğu gün, Aytaç Bey beni saat 13.30-14.00 sıralarında telefonla aradı. ‘Sinan Ateş öldürüldü, sana bir şeyler sorulmuştu ya, onların hepsini sil’ dedi.”

Zorlu’nun ifadesi gösteriyor ki, cinayetin hemen ardından Ataç, Demirbaş ile Zorlu arasındaki mesajları, yani cinayet delillerini ortadan kaldırmak istemiş. Aytaç Ataç ise aradığını kabul ediyor. Ancak “Sil” dediğini kabul etmiyor: “Tolgahan ile görüşmelerini bildiğim için dikkat et’ dedim”.

Çiftlikte mangal

Aklınızda kaldı, biliyorum. Cinayet günü, Tolgahan Demirbaş’ın, Aytaç Ataç’ı araması, çiftliğin boş olup olmadığını sorması… Yoksa cinayetin tetikçiliğini yapan, halen de bulunamayan Eray Özyağcı, ilk olarak o çiftliğe mi götürüldü? Aytaç Ataç, 23 Ocak günü, savcıya şunu söyledi:

“Tolgahan, olay günü benim çiftliğime gittiğini ancak orada atış yaptığını, mangal yakmak istediğini söyledi.”

Cinayetten önce “Çiftlik boş mu” diye soran Tolgahan Demirbaş, cinayetin ardından çiftliğe gitmiş. Eldeki veriler, tetikçinin de o çiftliğe götürülmüş olabileceğini gösteriyor.

Tutanaklardaki detay

Hatırlayın, önceki saldırı, mart ayında, aynı odak tarafından, Mersin’de Sinan Ateş’e yakın olan Çağrı Ünel’e yapılmıştı. Saldırganlar Ünel’i Ziraat Bankası’nın önünde sıkıştırmıştı.

Belli ki orada da telefon sinyalinden konum tespiti yapıldı!

Gördüklerimden rahatça söyleyebilirim ki Demirbaş’ı koruyan bir güç var! Artık tablo çok net. “Dava arkadaşlarımız” diye konuşmaya başlayanlar, Sinan Ateş’i aylardır neden takip ettirdiklerini, eski MİT’çilerden neden yardım istediklerini, “kulak çekme” derken neyi kastettiklerini, gözlerden uzaktaki çiftlikte kimlerle “mangal yaktıklarını” itiraf ederlerse, görünen köyün önündeki sis uçup gitmiş olacak!

Yöntem hep aynı!

Ankara ve Mersin’deki olayda telefon sinyalleri üzerinden olay yerine gidenlerin takip ettiği yöntem benzeri vakalarda defalarca kullanılmış.

Okuyucularımızı 4,5 yıl önceye götüreyim. 11 Mayıs 2019… Ankara-Yenimahalle’de ikamet ettiğim evin önünde 7 kişinin saldırısına uğrayıp şans eseri ölmemiştim. Gazetecilik mesleği hareketlidir. Günün belli saatlerinde mesai olmaz. Her gün değişir. Nitekim o gün televizyon programım vardı. Yanılmıyorsam 23.45’te evin önünde Murat Ağırel’in arabasından indim. Polis bir tek güvenlik kamerasına ulaşamadı ancak aile olarak komşunun balkonundan çekilmiş görüntüleri bulup, polise teslim ettik. Zanlılar elleri ile koymuş gibi bizden önce arabalarını park edip bekliyorlarmış. Aylarca nasıl buldular? Kimler yardım etti? diye kafa yordum.

Telefon takip sistemi polis, jandarma ve MİT’de olduğuna göre yardımsız o saatte orada olmaları mümkün değildi.

Olayın üzerinden bir yıl geçti. Bir dost meclisinde Jandarma İstihbarattan Menzilciler ile uğraştığı için açığa alınan ve daha sonra istifa eden personel samimi itirafta bulundu: “Size saldırı olayından 2-3 hafta önce bize yanlarında savcı olduğunu belirttikleri genç birisi ve güvenlik şirketi mensubu geldiler. Bir telefon numarası verip: “Bunun telefon sinyalleri lazım” dediler. Önce “Bu şahıs kim, ne iş yapar?” diye sordum. “Boş verin, teşkilat adına cezalandırılacak” cevabını verdiler. Yasal olmadığını Savcılıktan yazılı emir getirmelerini söyledim. Çok bozuldular. “Büyütmeyin bu işi. Veriyorsanız verin. Yoksa başka yerden de alırız” deyip gittiler. Sözleri ile emekli Jandarma İstihbarat elemanı üzüntülerini paylaştı. Siyasi konumlarına dair yorumlar yaptı.

Barış Terkoğlu’nun yazısından sonra bu olayı hatırladım. Yöntem aynı. Teknik takip. Ve bunu yasa dışı yollarla yapmaya devam ediyorlar… Fakat “Kusursuz cinayet yoktur” tespiti bir defa daha kanıtlanıyor. Takip etmeye inatla devam edeceğiz…

Alıntı: Yavuz S. Demirağ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | TEŞKİLAT ADINA CEZALANDIRMA için yorumlar kapalı
Mar 04

“DOĞU TÜRKİSTAN VE DİĞER DAHA BİRÇOK TOPLULUK ZALİMLERİN ELİNDE OYUNCAK”

“DOĞU TÜRKİSTAN VE DİĞER DAHA BİRÇOK TOPLULUK ZALİMLERİN ELİNDE OYUNCAK”

“Şark cephesinde yeni bir durum yok: Kan, gözyaşı, tecavüz.. Aklınıza ne gelirse, zulüm sınır tanımıyor. ” diyen Dilipak, “Doğu Türkistan’da neler oluyor?” diye bir soru sordu.

Dilipak, “Onlar öyle imtihan olurken biz de burada imtihan oluyoruz, onlarla ve tüm dünyada olup bitenlerle. Doğu Türkistan ve diğer daha birçok topluluk zalimlerin elinde oyuncak olurken biz bahaneler uydurmaya devam ediyoruz. Allah’ın şartını ve vaadini pek de dikkate almıyoruz. Sonuç malum.” ifadelerini kullandı.

“DOĞU TÜRKİSTAN KONUSUNDA ERDOĞAN VE AK PARTİ HÜKÜMETİ SUSKUN”

Dilipak, Çin ile ilişkilerini geliştirmek uğruna Doğu Türkistan konusunda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve AK Parti hükümetinin suskun olduğunu söyledi.

Dilipak, “Doğu Türkistan konusunda devlet de suskun, toplum da. Artık cemaat de, vakıf da, toplum da her şeyi devletten bekliyor. Devlette zaten “siz bu işlere karışmayın, burnunuzu sokmayın, siz bu işlerden anlamazsınız, bana güvenin gerisini merak etmeyin, bir bildiğimiz var” dedi.

“Bugün Ankara Çin’le daha yakın ve sıcak bir ilişki içinde. Avrasya/İpekyolu projesi çerçevesinde Çinlilere Türkiye’de vatandaşlık vermeye devam ediyoruz. Çin hükümeti ile de “iyi ilişkiler” geliştirme çabasında olduğumuz için de, nasıl Rusya ile ilişkileri geliştirme çerçevesinde Çeçenistan’ı gündemimizden çıkardı isek, Çin ile ilişkilerimizde sorun oluşturmaması için devlet olarak Doğu Türkistan’ı görmezden gelmeyi tercih ediyoruz.”

“DERTLERİ TÜRKLERE SAHİP ÇIKMAK DEĞİL”

“Doğu Türkistan konusunda Pakistan’dan, Endonezya’ya, İran’dan Türki devletlere kadar birçok devletin ses çıkaramadığını belirten Dilipak, “Dikkat ederseniz, bugün Doğu Türkistan’ı en çok dile getiren ülkelerin başında ABD ve AB ülkeleri var. Bu da onların hakşinaslıklarından değil, Çin’e boyun eğdirmek için üzerlerine askeri baskı uygularken, Batı cephesinde Fergana koridoru üzerinden Doğu Türkistan’ı harekete geçirerek askeri bir operasyon için vaziyeti kontrol etmek istiyor. Yoksa Müslümanlara ve Türklere sahip çıkmak değil dertleri.” dedi.

Alıntı: Abdurrahman Dilipak

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | “DOĞU TÜRKİSTAN VE DİĞER DAHA BİRÇOK TOPLULUK ZALİMLERİN ELİNDE OYUNCAK” için yorumlar kapalı
Mar 04

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Her melankoli (korku, öfke, kıskançlık, hüzün, vb.) nöbetinin altında kendini önemseme yatar.” don Juan

* “Kendi hayatımdan daha sıkıcı bir film seyretmek istemiyorum.” Alfred Hitchcock

* “Akıllı kullanan insanlar herkesten ve her şeyden öğrenir. Sıradan insanlar sadece kendi deneyimlerinden öğrenir. Cahiller ise, zaten her şeyi bilirler” Socrates

* “Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!…” e.e. Cummings

* “Gerçeğe saygı, kişisel dürüstlüğün temelidir.” Doğan Cüceloğlu

* “İnsanlar kendilerini zıtlarıyla karşılaştırarak tanımlarlar;  tabi kendilerini karşılaştırdıkları ‘öteki’ kişi kendilerinden daha aşağı, daha anormal, daha tuhaf olan insanlardı. Bu sürece ‘ötekileştirme, öteki yapma’ denir. İnsanlar doğuştan birbirlerinde çok farklı değillerdir, ama bu ötekileştirme süreci içinde gittikçe birbirlerinden faklı hale gelirler. Erkekler, kadınları ötekileştirerek kendilerini tanımlarlar; karşı cinsle ilişki kuranlar eşcinselleri ötekileştirerek kendini tanımlar; Hıristiyanlar, Yahudileri, Yahudiler Müslümanları ötekileştirir.” Focault

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Mar 03

SUÇ ORTAKLIĞI SONSUZA DEK YETER Mİ?

SUÇ ORTAKLIĞI SONSUZA DEK YETER Mİ?

Ne ibret verici sahneydi o… Afganistan’da Taliban yönetimi ele geçirmiş… Amerikan kargo uçağıyla kaçmaya çalışanlar Kabil havaalanında birbirlerini eziyorlar… Dün birlikte çalışanlar, uçakta yer kapabilmek için alttan yetişmeye çalışanlara tekme atıyor… Kendi canını kurtarmak için merdivenlerde diğerlerini itiyor…

İslâm’da ‘mahşer’ de benzer şekilde tanımlanıyor ya… İnsanlar dehşete kapılacak… Kimsenin kimseye faydası olmayacak… Herkes kendi derdine düşecek… Anne ve çocuklar bile birbirlerinden kaçacak…

***

‘Suç ortaklığı, en güçlü ortaklıktır’ klişesi kimseyi aldatmasın… Suç ortaklığının gücü, suç devam ederken, menfaat sürerken söz konusudur… Paylaşımda sıkıntı çıktığında, menfaat bittiğinde veya adalet kapıya dayandığında korkunç bir satış başlar…

Dünyevî mahşer budur onlar için… ‘Satıcı değildim, içiciydim’ savunması yetmez kimseye… ‘İnfaz’ korkusu, işte adamı o Kabil Havaalanı’nda, uçağın neredeyse kanadına asılmaya çalışırken ‘dâvâ arkadaşı’nı tekmeleyip kendi kellesini kurtarmaya uğraştırır… O mahşerde, kimse kimseyi tanımaz… Suç ortaklığının hatırı, hapis veya ölüm korkusu karşısında beş para etmez…

Naziler de görüntüde dünyanın birbirlerine en bağlı en sıkı suç örgütüydü… Yargılandıkları Nürnberg Mahkemeleri’nde rezil bir final yaptılar… Sanıkların çoğu, suçu Hitler’e atarak sıyrılabileceklerini, kendilerinin Nazi sistemi içinde karar verici değil, uygulayıcı, bir anlamda ’emir eri‘ olduklarını anlatarak daha az cezayla atlatabileceklerini umdular…

Bir tek Hermann Göring ideolojik savunma yapmış ve Hitler’e sadakatini tekrarlamıştı… ‘Satışlar’ sonucu değiştirmedi, yargılananların büyük çoğunluğu idam cezası aldı… Göring ise idamın infazından önce siyanür içerek intihar etti…

***

Şüphe yok ki ‘suç ortaklığı’ çok önemli bir bağdır ama bazen korkunç bir sonla biter… Sırtlanların çekiştirdiği leş tükendiğinde veya adaletin soğuk kılıcı enseye dayandığında bütün ‘güzellikler’, ‘şaşalı günler’, ‘küstahlık ve şımarıklıklar’ ya da ‘güç eldeyken tadı çıkarılan çıkar kardeşliği’ günleri bir anda ‘paça kurtarma’ ve ‘işportadan satış’ mevsimine dönüşebilir…

‘Kamu malı’, ‘mazlum ahı’ ve ‘rızk korkusu salma’ üzerine inşa edilmiş bütün çıkar ortaklıklarının akıbeti bu olacaktır… Ümidimiz, o ibretlik satış veya kaçış günlerine şahitlik edebilmektir…

Kamu kurumlarını ‘suçlular cenneti‘ne çevirenler, insan hayatını ve kamu kaynaklarını, tükenmeyen iştahlarına meze edenler, o kurum bu kurum ayırmadan, emanetleri soyanlar, soyduranlar, göz yumanlar, erketeye yattıkları için paylarını alanlar bu hesabı mutlaka verecekler…

***

Birbirlerini ezecek satıcılar, “emir kulu’ydum”, “sadece içiciydim” diyecekler, uçağa asılan Afganlılar gibi davranacaklar ama kurtulamayacaklar!.. Biriktirdikleri cehennem odununun ateşini dünyada tadacaklar!.. Çünkü her tarafları açıkta ‘belgeli zübükler’

Göring gibi siyanür içecek asaletleri de yok!.. O yüzden sadece satacaklar!..

Alıntı: Servet Avcı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | SUÇ ORTAKLIĞI SONSUZA DEK YETER Mİ? için yorumlar kapalı
Mar 02

BEN KÜÇÜK YANGINLARA KARIŞMAM

BEN KÜÇÜK YANGINLARA KARIŞMAM

Murat Ağa Nasreddin Hoca’nın yaşadığı kasabanın en zenginlerinden biriymiş. Ağa hem aklı ve zekası sayesinde zengin olduğunu düşünür, hep kendiyle övünürmüş.

İşine geldiğinde Hoca’ya danışır, işine geldiğinde ise onu dinlemezmiş. Sadece cuma günleri camiye gelirmiş. Murat Ağa’nın üç katlı, kocaman bahçeli ve çok lüks bir evi varmış. Bütün altınlarını ve paralarını da evinin bahçesinde saklarmış.

Cuma günleri camiye gelip de Hoca’nın doğruluk ve dürüstlükle ilgili sözlerini dinlerken işine gelmezse:

– Hoca Efendi, sen dünya işlerine karışma! Din ve dünya işi ayrı, dermiş.

Günlerden bir gün Murat Ağa’nın evinde yangın çıkınca koşarak camiye gelmiş. O sırada herkes öğle namazından çıkıyormuş. Ağa, Hoca’yı görünce:

– Hoca koşun yardım edin evim yanıyor, demiş.

Bunu duyan Hoca durur mu?:

– Bana din işleri ile dünya işlerini ayırmam gerektiğini sen öğrettin. Mesela bu yangın benim asla karışmamam gereken bir dünya işi, demiş.

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | BEN KÜÇÜK YANGINLARA KARIŞMAM için yorumlar kapalı
Mar 01

“DEPREM DOĞAL AFET AKP İSE SİYASİ AFET”…

“DEPREM DOĞAL AFET AKP İSE SİYASİ AFET”…

FOX TV’de izlediğim Kadir Has Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan dedi ki:

“Doğruyu söylememiz, korkmamamız lazım. Türkiye’nin ekmek gibi su gibi demokrasiye, hukuka, doğruya ve bunların da dile getirilmesine ihtiyacı var.

Bölgede iktisadi değerlerin yetersiz kaldığı çok acı.

Deprem sonrası bir beceriksizlik olduğu kanaatinde değilim.

2003 yılından bu yana, “AKP güçlü tek parti iktidarıdır” diye dile getirildi.

Hayır.

AKP son derece güçsüz aslında bir koalisyon hükümetidir.

AKP Cemaatler, yandaş şirketler koalisyonudur.

Bu koalisyonlar içinde sürekli rantı elde etmek, rantı kapışmak rekabeti var.

Devletin önemli kurumları bu amaçla yok edildi, yok edilmesi lazımdı.

Çünkü artık devlet üretici değil, istihdam yaratıcı değil.

Devlet yönetici idi ama neyi yönetiyor?

Rantların dağıtılmasını yönetiyor.

Devlet doğrudan doğruya rantı üreten bir mekanizma olarak çalışıyor hale getirildi…”

Değerli okurlarım,

Bilirsiniz yazılarımda AKP’nin rantçı bir iktidar olduğunu sık sık vurgularım.

20 yıllık AKP’nin bilimsel olarak tanımlanmasını yapan Prof. Dr. Yeldan Hoca, AKP’nin 2010-2022 dönemine ilişkin bir de bu tabloyu şöyle açıkladı;

“2010 yılından bu yana dolar kurundan hesaplarsanız 12 yılda 740 milyar doları AKP iktidarı betona yatırım olarak gömdü…”

Selçuk Tepeli dedi ki, “Bir yeni Türkiye…”

Önce Selçuk kardeşimi teşekkür ediyor ve kutluyorum.

Sonra da Erinç hocama teşekkür ediyor ve kutluyorum.

Akademik bir tespit olarak AKP’nin millete değil rantçılara hizmet ettiği,

Fakirden aldığı vergilerle zengin yandaş müteahhitlere rant dağıttığı, bu kadar net bir şekilde ortaya hiç konulmamıştı.

Rantçıları da ikiye ayırdı Prof. Yeldan;

-Yandaş iş insanları…

-Cemaat ve tarikatlar…

Bu söyleşi bir gerçeği net şekilde ortaya çıkardı:

Deprem doğal afet, AKP ise siyasi afet…

Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli hiç utanmadan milleti de gazetecileri de muhalefeti de “depremden sonra hesap soracağız” diye tehdit ediyorlar.

Erdoğan da Bahçeli de bilin ki bir çok hesabı seçimde millet sizden soracak…

Alıntı: Orhan Uğruoğlu

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | “DEPREM DOĞAL AFET AKP İSE SİYASİ AFET”… için yorumlar kapalı
Şub 28

NASREDDİN HOCA AHİ EVRAN MIYDI?

NASREDDİN HOCA AHİ EVRAN MIYDI?

Prof. Dr. Mikail Bayram yaptığı araştırmaya göre; Nasreddin Hoca Anadolu Selçukluları zamanında yaşayan, daha çok Türkmen esnaf ve sanatkârlar arasında meşhur olan Ahilik teşkilatının kurucusu Ahi Evran(Evren) diye tanınan Hâce Nasîrüddin Mahmûd el-Hûyî’dir.
Nasreddin Hoca’nın latifelerini bilimsel olarak inceleyenler, onun vezir ve kadı olarak devlete hizmet ettiğini, fıkhî ve kelamî konulara vakıf, melamî meşrep bir sufi ve bilge olduğuna vurgu yaparlar.
Hoca felsefî meseleleri basite indirgeyerek topluma latifeler halinde sunuyordu. Prof. Dr. Mikail Bayram Ahi Evren’in de bütün bu özellikleri taşıdığına dikkat çekiyor.
Bu niteliklerden birincisi Nasreddin Hoca’nın filozof kişiliği. Hoca ile ilgili fıkralar kişiliğinin bu yönünü ortaya koyar.
Ahi Evren Hâce Nasîrüddin de kendi döneminin en güçlü filozofuydu. Felsefede İbn Sina ve Fahreddin-i Razî’nin takipçisi olan Ahi Evren, Yezdan Şınaht, Letaif-i Hikmet, Letaif-i Giyasiyye adlı felsefî eserlere imza atmıştı.
Sadreddin Konevî ile birbirlerine yazdıkları mektuplardan yüksek felsefî meseleleri tartıştıkları anlaşılmaktadır.
Hatta Ahi Evren’in bugüne kadar görmediğimiz Tuhfetu’ş Şekur adlı eserinin de felsefeye dair olduğunu Sadreddin Konevî’nin Ahi Evren’e yazdığı bir mektuptan öğreniyoruz.
Nasreddin Hoca ile Ahi Evren arasındaki benzerliklerden biri de hekimlikleridir.
Fıkraları incelersek Nasreddin Hoca’nın doktorluk yaptığı ve bazı kişilerin ondan ilaç istediği görülür.
Ahi Evren’in çeşitli eserleri onun da doktor olduğunu gösteriyor. İlmü’t-Teşrih adlı eseri anatomiyle ilgilidir.
Fıkralarını derleyenler Nasreddin Hoca’nın her ilimde mahir her fende kâmil olduğunu belirtirler.
Bu özellikler Ahi Evren’in de önde gelen vasıflarındandı. Ahi Evren’le Nasreddin Hoca arasındaki başka bir benzerlik isimleridir.
Bayram’ın verdiği bilgiye göre Ahi Evren’in lakabı eski kaynaklarda ‘Nasirüddin’, ‘Nasırüddin’ ve ‘Nasru’d-din’ biçimlerinde geçiyordu. Ahmed Eflakî ve Sadreddin Konevî ondan ‘Nasr’ ve ‘Nasir’ şeklinde bahsederler.
Bunun Türk gırtlak yapısına en uygun söyleniş biçimi Bayram’a göre ‘Nasreddin’dir.
Bu nedenle Ahi Evren’in lakabı halk için kaleme alınan Ahi Şecerenâmeleri, Ahi Fütüvvet-nâmeleri ve Vakıfnâme’lerinde çoğunlukla ‘Ahi Nasrü’d-din’ şeklinde kaydedilmişti.
Sadreddin Konevî Ahi Evren’e yazdığı mektuplarda ondan ‘Hace Nasirü’d- din’ olarak bahsediyordu.
Bu isim halk arasında ‘Hoca Nasreddin’ olarak yaygınlaştı. Ahi Evren’le Nasreddin Hoca’nın aynı kişi olduğunun bir başka kanıtı, Nasreddin Hoca’nın latifelerinin Ahi Evren’in Letaif-i Hikmet ve Letaif-i Giyasiyye’deki hikmetlerle benzerliğidir.
Hoca’nın nükteleri bu eserlerden alınmış olabilir. Tabii ki fıkralarda halk tarafından yeniden şekillendirilmiş, değiştirilmiş ekleme ve çıkarma yapılmış halleriyle yer alır.

Alıntı: Erdem Yaşar

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , | NASREDDİN HOCA AHİ EVRAN MIYDI? için yorumlar kapalı
Şub 27

“TUZ DA KOKARSA!”

“TUZ DA KOKARSA!”

Kim “inandığı” halde inkâr edebilir; takdir-i ilahi’yi!

Beterinden ” korusun Rabbim “ hepimizi.

Lakin…

“Takdir Allah’ın” diye yan gelip yatmak mıdır kulun görevi?

Verdiği aklı paslanmaya terk etmek, “gelmekte olan”ı beklemek midir, eli kolu bağlı şekilde?

Bir de “tedbir” vardı hani; o neydi; onca gün, hafta, ay, yıldır neredeydi?

*

Her biri ayrı bir ihmalin, aymazlığın, çıkarcılığın, akıl/vicdan tutulmasının sonucu olarak, her yerinden tel tel dökülüyor, yıkılıyor memleket gözümüzün önünde…

Her şeyi kabul…

Her şeye sabır…

Ama deprem anında “toplanma yeri” olarak “okul bahçesi”ni gösteriyorsunuz vatandaşa; o okul binası da yıkılamaz arkadaş!

Yıkıldı.

Doğudan batıya, kuzeyden güneye yardım toplamayan parti, dernek, belediye, vakıf, valilik, bakanlık yok ama yardımları bölgeye ulaştıracak yollar yıkıldı…

Gönüllü çok ama bölgeye ulaşmak üzere bindikleri uçakların ineceği havalimanı yok; çöktü…

Diyeceksiniz ki “Kale çöktü; sen ne konuşuyorsun”?

Yan yana duran iki binadan biri kağıt gibi yıkılmışken, diğeri ayakta durabiliyorsa konuşurum;

Herkesin biricik umudu “asker” iken, askerî bina çökemez arkadaş!

İnsanların canları pahasına yürüttükleri arama çalışmalarından kurtardıkları yaralıları hayatta tutabilecek yegâne kuruluşlar olan hastaneler çökemez!

Belediye binası çökemez; “tuz da kokarsa” neler olacağının işaretleri bütün bunlar; yine de, tuz bu kadar da kokamaz arkadaş!

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | “TUZ DA KOKARSA!” için yorumlar kapalı
Şub 26

FELAKET

FELAKET

Bu dünyanın hali tıpkı bir mahşer

Kimine hayırdır kimineyse şer

Bu imanla iflah olmaz bu beşer

Felaket kapıyı çaldı çalacak

* * *

Sözde Müslümanlar haddi aşıyor

Her yerde sapık var, yara kaşıyor

Fitne, küfür, zulüm doldu taşıyor

Felaket kapıyı çaldı çalacak

* * *

Farklıdır toprağın üstüyle altı

Küstah, kibirlice yıkar asfaltı

Müslümanım diyen yiyor her haltı

Felaket kapıyı çaldı çalacak

* * *

Herkes birbirine ok oldu şimdi

Fakirlik, yoksulluk çok oldu şimdi

Adalet, dürüstlük yok oldu şimdi

Felaket kapıyı çaldı çalacak

* * *

Harama uzandı eliniz her an

Kin, zehir saçmakta diliniz her an

Kurudu adalet gülünüz her an

Felaket kapıyı çaldı çalacak

* * *

Hayırdan kaçarak şah edip şeri

Allah’la aldatıp bütün beşeri

Bu zulüm çağırır müthiş mahşeri

Felaket kapıyı çaldı çalacak

* * *

Benlik, adaleti bastı her yerde

Hilenin ayazı esti her yerde

Çıkarlar, doğruyu kesti her yerde

Felaket kapıyı çaldı çalacak

* * *

10.1.2023

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , | FELAKET için yorumlar kapalı
Şub 25

ATATÜRK’ÜN EMANETİ HATAY

ATATÜRK’ÜN EMANETİ HATAY

44 yıl önce, 1979’da Sovyetlerin Afganistan’a müdahalesinin ardından, Pakistan 4,5 milyona yakın Afgan sığınmacıyı kabul etti.

Afganistan’dan kabul ettiği sığınmacılardan ortaya çıkan radikal gruplar, Pakistan’da etkili bir güce ulaştı ve ülkede şeriat istemeye başladı. Afganistan’da savaşmak üzere eğittiği bu unsurlar, Pakistan’ı derin bölünmelerin yaşandığı bir ülke konumuna getirdi. Pakistan toplumu ve medyası radikalleşti. Siyasi İslamcılık, Pakistan ordusunda ve diğer devlet kurumlarında yaygınlaştı. 1980’lerde Hindistan’la yarışan nükleer güç sahibi Pakistan, bir daha istikrar yüzü göremedi.

Pakistanlı mülteci uzmanı Cavit Sıddıki, ülkedeki mülteciler tarafından organize edilen suçlar ve terör faaliyetleri nedeniyle, sosyal hayatın tehdit altına girdiğini belirtiyor. Sıddıki, mültecilerin Pakistan’da sosyal hayatı zedelediğinin tam olarak farkına varılmasının 30 yıl sürdüğünü söyledi.(1) Ama iş işten geçmişti.

***

Türkiye’de kayıt altına alınmış geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı, 9 Ocak 2023 tarihi itibarıyla, resmî rakamlara göre toplam 3 milyon 535 bin 898 kişi.(2) Ancak, gayriresmî sayının daha fazla olduğu söyleniyor. En fazla Suriyeli, sırasıyla İstanbul, Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay, Adana ve Mersin’de bulunuyor. Kilis’te yerli nüfusa yakın Suriyeli var.(3) Dikkat edilirse, en fazla Suriyeli sınır kentlerinde. Hatay’da resmî Suriyeli sayısı 356 bin 361(4). Fakat, Hatay’da daha fazla Suriyeli olduğu söyleniyor. Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, 18 Nisan 2022 tarihinde, bir televizyon programında Hatay’daki Suriyeli sayısına ilişkin yaptığı açıklamada, “Sadece Reyhanlı’da (Hatay’ın ilçesi) en son açıklanan Türk nüfusu 98 bin 500, Suriyeli nüfus ise 131 bin civarında” dedi.(5)

***

Suriye’yi parçalayan ABD ve onu destekleyen zengin Avrupa ülkeleri, sığınmacı kabulü konusunda Türkiye gibi yapmadılar. Kişi başına düşen millî gelirleri 40-60 bin dolar civarında olmasına rağmen, çok daha az sayıda Suriyeliyi barındırıyorlar. Sığınmacıları da seçerek aldılar. Yaklaşık olarak Almanya 530 bin, İsveç 130 bin, Avusturya 50 bin, Kanada 54 bin, ABD 33 bin Suriyeli sığınmacı kabul etmiş. Çünkü, göçmenlerin toplumun sosyal yapısına ve güvenlik sistemine de zarar verdiğini çok iyi biliyorlar. Bu nedenle, göçmenlerin Türkiye’de kalması için ellerinden gelen her türlü adımı atıyorlar.

Türkiye, dünyanın en fazla göçmeni barındıran ülkesi haline geldi. Suriye’de İdlib kentinin Türkiye’yle 130 km sınırı bulunuyor. ABD, İdlib’i Küçük Afganistan’a dönüştürdü. El Kaide, IŞİD gibi radikal örgütler İdlib’te kökleşti. İdlib’teki radikal gruplar, sadece Suriye’ye değil Türkiye için de tehdit.

***

Dünyanın en fazla göçmenine ev sahipliği yapmanın sadece ekonomik, sosyolojik, demografik, kültürel maliyeti olmuyor. 13 Kasım 2022’de, Taksim katliamında olduğu gibi, ülke içinde büyük yerleşim yerlerinde ve kalabalık yerlerde göçmenler kullanılarak şiddetli terör saldırıları da gerçekleştiriliyor. Göçmenlerin herhangi bir güç veya provokatör tarafından, terör eylemleri için kullanılabileceği çok açık bir gerçek. Ve bunun ülkeye, toplumun güvenliğine maliyeti çok yüksek.

***

6 Şubat 2023 depreminin oluşturduğu felaketin asıl artçı depremi, başta Hatay olmak üzere yıkıma uğrayan sınır kentlerindeki demografik yapının değişme tehlikesi. Hatay, en büyük yıkımı yaşadı. Şimdi insanlar haklı olarak başka yerlere göç ediyor. Hatay’ın sahiplerinin topraklarını terk etmesi, bu medeniyetler kentinin bir Suriye şehrine dönüşmesine neden olabilir. Ve yüzyılın projesi, Sevr’i unutmayan güçlerin hayalleri savaşmadan gerçekleşebilir. Demografik yapının değişmesinin ardından, Hatay ve diğer bazı sınır kentleri Türkiye’den koparılmak istenecektir. Bu projenin, Irak ve Suriye parçası tamamlanmıştır. Demografik yapısı değiştirilerek, Hatay bu projenin son halkası olacaktır. Böylece, Akdeniz’e açılan bir maşa devlet gündeme gelecektir. Bu nedenle, Hatay’ın yapısının, kültürünün ve ekonomik gücünün korunması ulusal güvenlik ve coğrafi bütünlük açısından zorunludur. Hatay Atatürk’ün emanetidir ve Atatürk, Hatay şehididir.

Bu depremle, göçmenlerin artık Türkiye’nin yumuşak karnı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu gibi afetlerde, büyük krizlerde bazı göçmenlerin dış güçler ve terör örgütleri tarafından bir maşa olarak kullanılabileceği görülmüştür. Savaşta bu grupların, geri bölge güvenliğinde büyük riskler oluşturacağı çok açıktır.

***

Hatay, Akdeniz’in giriş kapısı, önemli ticaret ve ulaşım noktası olması nedeniyle stratejik önemde bir coğrafyadır. Tarih boyunca sayısız uygarlıklara ev sahipliği yapan, tüm inanç ve kültürlerin kardeşçe buluştuğu Hatay, ekonomik zenginliği de barındıran bir medeniyetler kentidir.

Hatay, Türkiye’yi yöneten iktidarlar için de hep önemini korumuştur. Hatay’a atanacak valinin kim olacağı Millî Güvenlik Kurulu’nda görüşülür öyle karar verilirdi. Bu uygulama, ne yazık ki mevcut iktidar tarafından kaldırıldı.(6) Çünkü, hem demografik yapısı hem de değişik kültür ve inançları bir zenginlik olarak barındırması, Hatay’ı hep önemli bir il konumuna getirmiştir. Oysa, Hatay Türkiye’nin güvenliği için stratejik önemde bir coğrafyadır.

***

Suriye haritalarında Hatay, Suriye topraklarında yer alır. Kritik önemde olması nedeniyle, Hatay’da yabancılara toprak satışı 1980’de yasaklandı. O zaman göçmen de yoktu. Şimdi, Suriyeli sığınmacıların bazılarına Türk vatandaşlığı verildi. Bunlar istedikleri şekilde mülk alımı yapıyorlar. Ayrıca, Suriyeliler mülk alımını Türk vatandaşları üzerinden yapıyor. Ayrıca, şirket kurup arazi satın alıyorlar.(7)

Devletin gecikmeden, sınır kentlerinde Türk vatandaşı veya şirket sahibi olsa bile, yabancılara toprak satışını durdurması Türkiye’nin geleceği için yaşamsal önemdedir. Başta Hatay olmak üzere, yıkıma uğrayan kentlerdeki göçmenlerin ya ülkelerine ya da Avrupa’ya gitmelerinin önünün açılması, hem ulusal güvenlik açısından stratejik önemdedir hem de gelecek kuşaklara olan kutsal borcumuzdur. Ayrıca, sınır kentlerine tek bir göçmenin bile girişine izin verilmemesi, şehitlerimizin emaneti bu kutsal vatana olan borcumuz gereğidir. Bunun için, öncelikle ve gecikmeden AB ile imzalanan ve Türkiye’yi göçmen deposu haline getiren, 2013 tarihli “Geri Kabul Anlaşması”nın iptal edilmesi gerekir.

Tarih ulusların tarlasıdır. Bir ulus ne ekerse onu biçer. Rüzgâr ekerse, fırtına; fırtına ekerse deprem biçer…

—————

(1) https://www.sozcu.com.tr/2016/dunya/multeci-sorunu-turkiyeyi-de-pakistanlastirabilir-1040754/amp/ (Erişim, 17 Nisan 2022, 1740).

(2) https://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi/ (Erişim, 17 Şubat 2023, 13.30).

(3) https://www.indyturk.com/node/514821/haber/yetkililer-yan%C4%B1tlad%C4%B1-kilisteki-suriyeli-n%C3%BCfus-t%C3%BCrk-n%C3%BCfusunu-ge%C3%A7ti-mi-asayi%C5%9F-sorunu (Erişim, 17 Şubat 2023, 14.00).

(4) https://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi/ (Erişim, 17 Şubat 2023, 13.30).

(5) https://tele1.com.tr/hatayda-suriyeli-sayisi-turk-nufusunu-gecti-606445/ (Erişim, 17 Şubat 2023, 15.37).

(6-7) https://www.sozcu.com.tr/2023/yazarlar/saygi-ozturk/seyirci-kalirsaniz-hatay-elimizden-cikar-7596185/ (Erişim, 21 Şubat 2023, 12.05)

Alıntı: Maim Babüroğlu

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | ATATÜRK’ÜN EMANETİ HATAY için yorumlar kapalı