Oca 16

SİYASİ ARENADA PARALELLİK

SİYASİ ARENADA PARALELLİK

Siyasi arenada da paralel bir durum var…

Ali Babacan ve partisinden gelen “Anayasa’daki Türk tanımını kaldıracağız, ana dillerde eğitimi Anayasal hâle getireceğiz” söylemleri büyük tepkiyle karşılanınca, sanki “Andımız”ı ilkokullardan kaldıran, tabelalardaki T.C.’yi ve dağlardaki “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazılarını sildiren ve yıllarca “Türk” yerine “Türkiyeli” kavramını kabul ettirmeye çalışan başkasıymış gibi Tayyip Erdoğan, şimdi Türklüğe sahip çıkan bir söylem kullanmaya başladı…

Erdoğan aynen şöyle dedi: “Türkiye’yi ve Türk milletini, birilerinin ayak oyunlarına, ihtiraslarına, yüksek gerilim hattına mahkûm etmemekte kararlıyız. Türk bayrağından, Türk kavramından nefret edenlerle mücadelemizin süreceği bir seçimi yaşayacağımızı şimdiden söylüyorum. Onlar ne yaparsa yapsın, biz işimize bakıyor, usta bir satranç oyuncusu maharetiyle demokrasi ve kalkınma hamlelerimizi tek tek hayata geçiriyoruz.”

Oysa Erdoğan, “Çözüm Süreci”nde, “Kimse bizim karşımıza Kürtlükle çıkmasın. Türklükle de çıkmasın. Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız.” diyordu.

Abdullah Gül de “Ne mutlu Türk’üm diyene sözünü dağlara taşlara yazdılar. Bu ilkelliktir ve aşılacaktır” diye konuşuyordu…

Halen Cumhurbaşkanı Hukuk Başdanışmanı olan Mehmet Uçum, Anayasa değişikliklerinin yeterli olmadığını her fırsatta vurguluyor ve “Dışlayıcı ve baskıcı Türk Milleti’nden ‘kapsayıcı ve özgürleştirici Türkiye Milleti’ne geçiş sürecinde Kürt sorununun kalıcı çözümünün gerçekleşeceği bir siyasal realite söz konusudur.” diyor…

AKP Grup Başkan Vekili Ayşenur Bahçekapılı da yeni anayasa için komisyon kurulduğunda, “Anayasayı değiştireceğiz ve vatandaşlıktaki Türklük tanımını kaldıracağız. Yoksa demokratikleşmeyi yapamayız. Vatandaşlık tanımı da değiştirilecek. Herkes kendi etnik kökenini ifade edebilecek ve üst kimlik olarak ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım’ diyecek. İşte bu, sorunu çözer” demişti.

AKP’nin bir dönem İstanbul İl Başkanı olan Aziz Babuşçu da “AKP sayesinde hepimiz Türk olmaktan kurtulduk” diye konuşmuştu.

***

Şimdi ne oldu da Erdoğan“Türk bayrağından, Türk kavramından nefret edenlerle mücadelemizin süreceği bir seçimi yaşayacağımızı şimdiden söylüyorum.” diyor?

Aslında Erdoğan‘ın bu cümlesinde sorunun cevabı da var; Türklük kavramına “seçim süreci boyunca” sahip çıkacaklarını söylüyor…

Seçimden sonra ne olacak? “Türkiye Yüzyılı”nda Türklük var mı? Türklük üzerinden siyasi satranç oynadıktan, piyonlar kullanılıp atıldıktan sonra siyasi ümmetçiliğe devam mı edilecek?

Alıntı: Yeniçağ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | SİYASİ ARENADA PARALELLİK için yorumlar kapalı
Oca 15

BEŞ KURUŞLUK TOKAT

BEŞ KURUŞ

Nasrettin Hoca yolda yürürken, biri ensesine öyle bir vurmuş ki, nerdeyse yere düşecekmiş, hiddetle dönüp bakmış; karşısında tanımadığı genç bir adam. Nasrettin Hoca sormuş:

– “Ne cüretle vuruyorsun!..”

– “Özür dilerim hocam, sizi birine benzettim, küçük bir hata yaptım, ama siz pireyi deve yaptınız.

– “Yürü o zaman, kadıya gidiyoruz!”

Gitmişler kadıya, ikisini de dinleyen kadı efendi, Nasrettin Hoca’ya vuran gencin akrabasıymış. Kadı efendi, Nasrettin Hoca’yı yumuşatıp, akrabasını kurtarmaya çalışmış:

– “Hoca, hislerini anlıyorum. Bu durumda herkes aynı şeyi hissederdi. Şimdi bu genç adam kendine bir tokat atsa, kabul eder misin?”

Nasrettin Hoca ısrar etmiş:

– “Olmaz, mahkeme yapılsın.”

Kadı efendi, bunun üzerine akrabası olan genç adama dönüp kararını vermiş:

– “Ceza olarak Nasrettin Hoca’ya 5 kuruş ödeyeceksin, hemen gidip getir!..”

Nasrettin Hoca, para almaya giden genç adamın dönmesini beklemiş. Bir saat geçmiş, iki saat geçmiş, ama genç adam ortalıkta gözükmüyormuş.

Mahkeme kapısının kapanma saatine kadar bekleyen Nasrettin Hoca, kadı efendinin ensesine okkalı bir tokat indirdikten sonra demiş ki:

– “Kusura bakma kadı efendi, daha fazla bekleyememem, gelirse söyle ona; 5 kuruşu sana versin!..”

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | BEŞ KURUŞLUK TOKAT için yorumlar kapalı
Oca 14

TOPLERONE DAVASI

TOPLERONE DAVASI

 

Mona Sahlin, bir gün markette alışverişi sırasında İsveç’te çok sevilen Toblerone çikolatasını gördü. Hemen sepetine koydu ve alacaklarını ile birlikte kasaya yöneldi. Birçok İsveçli gibi o da kredi kartı kullanmaktaydı, cüzdanından kartını çıkarttı ve aldıklarını ödeyip çıktı.

1995’te İsveçli Expressen gazetesi Sahlin’in aldığı Toblerone çikolatasını kendi hesabından değil devletin ona devlet harcamalarında verdiği kartla yaptığını yazdı

Sahlin, kendine emanet edilen kamu kaynağını yerinde kullanmadığı için Başsavcı Jan Danielson’un başkanlığında soruşturuldu.

Bir kutu Toblerone çikolatası, parti başkanlığı hatta Başbakanlık için adı anılan İsveç’in en genç siyasisinin hayatını değiştirdi. Hakkındaki suçlamalardan 1996 yılında aklandı. Kamuoyunda bu davaya Toblerone Davası (Tobleroneaffären) denildi.

Mona Sahlin, kendisine kamu kaynağı olarak emanet edilen devletin kredi kartıyla yaptığı kişisel harcamalarının tutarını geri ödemekle kalmadı 15000 kron ilave bir ödeme yaparak verdiği zararı karşıladı.

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | TOPLERONE DAVASI için yorumlar kapalı
Oca 13

90 YAŞINDA HARBİYELİ BİR KOMANDO

 90 YAŞINDA HARBİYELİ BİR KOMANDO

“Cuma günü şanlı yuva Harbiye’de bir konferansa katıldım. Konferans Harbiye’nin en büyük salonu Atatürk Amfisindeydi. Konferansın onur konuğu da tam 90 yaşında (1932 doğumlu) bir komando, bir kahraman, bir komutan, bir Kıbrıs ve Kore gazisiydi: Emekli Tuğgeneral Cemal Eruç.

Kıbrıs Barış Harekâtını anlatacaktı.

Yanlış saymadıysam amfide 960-980 Harbiyeli vardı. Serbest saat olmasına rağmen yüzlercesi koşup gelmişti. Bir de Kıbrıs gazileriyle biz vardık.

Sunumunu yaparken oturması için komutanımıza bir masa hazırlamışlardı. Sonuçta 90 yaşındaki bir adam kürsüde konferans vermezdi, veremezdi. Kabul etmedi iyi mi!

‘Ben Harbiyeliyim. Harbiyelilere saygısızlık edemem. Harbiyeliliğime, komandoluğuma, komutanlığıma halel getiremem.’

Ayakta konuşmaya başladı. ‘Doğduğum yere geldim’ dedi en başta. ‘Ruhumla Harbiyeliyim hâlâ, Harbiyelilere konuşuyorum. Hayatımın en mutlu ve en heyecanlı gününü yaşıyorum.’

Sonra anlattıkça anlattı. Savaşı, savaşını, çatışmalarını, muhakemelerini, derslerini, kavgalarını, acılarını, isyanlarını, silah arkadaşlarını, yaralarını o 90’lık çınar tam 2 saat boyunca Harbiyelilere anlattı. Heyecanla dinledik biz de ibretle, ama hiç uyanmadan!

Oysa o arada bir duraklıyor, nefesini toparlıyordu.

Ayakta 2 saati aştığında söyleyecekleri bitmemişti, ama artık o yetmedi. Hâlâ anlamamıştık, ama gözlerimizin önünde ayaktayken bayıldı belli ki. Ve Bin Harbiyelinin önünde, bir kurşun gibi, bir kurşun komando gibi “koca bir küt sesiyle” çarptı yere…

Taş gibi. Düştü kaldı öylece…

Ancak o zaman anlayacaktık. Koştu herkes. Kaldırdık. Yakasını bağrını açtık, ambulans geldi, doktorlar yetişti. Aklı başına geldiği o an; “Devam edeceğim” dedi, “Beni bırakın.”

‘Olmaz komutanım.’ Bir cedelleşme, ikna etme etmeye çalışma. ‘Olmaz’ dedi, kestirip attı, ‘Yarım bırakmam.’

“Komutanım bari masaya oturun.”

‘Masaya da oturmam’ dedi, sonra da asıl diyeceğini dedi sessizce, ruhundakini: ‘Ağaçlar ayakta ölür aslanım.’

O an bir şey anladık biz. O mecaliyle, takatiyle değil, ruhuyla, iradesiyle ayakta duruyordu ve inancıyla, mukavemetiyle bir başka ders veriyordu. Bilinçle değil hem de yaşayarak…

Yalnız ne inattı şu doktorlar, şu emir dinlemez subaylar. ‘Oturun’ deyin duruyorlardı. Israrlara dayanamadı sonunda. Zoraki masanın başına gitti, ama yine de oturmadı masaya. Masanın başında ve hâlâ ayakta. Ve dedi ki en başta; “Harbiyeliler yarıda kestiğim için özür dilerim!”

Alkış sesinin çok nadir duyulduğu Atatürk Amfisinde bir alkış koptu ki, sormayın. Yıkıldı ortalık dakikalarca.

Ayakta devam etme azmindeydi hâlâ.

“Komutanım oturun.”

En sonunda doktorların sözünü dinledi de oturdu koltuğun en ucuna, hâlâ ayakta duruyormuşçasına. Hürmet ediyor, saygı gösteriyordu Harbiyelisine.

Doktorlar sıkma diş. Ve o, devam etti öylece.

Bitikti ama… Yorgundu, solgundu, nefesi, sesi kesiliyordu ara ara, yavaş yavaş, sessiz sessiz konuşuyordu. Yere başını çarpmıştı, beti benzi atmıştı, ama bırakmıyordu, yılmıyordu, yıkılmıyordu, sözünün sonuna ulaşmaya çalışıyordu.

Diyeceğini dedi ve bitirdi en sonunda.

Bitirmeden önce de dedi ki; ‘Harbiyeli ruhu musallaya kadar içimizde yanacak genç Harbiyeliler. En büyük Harbiyeli Atatürk’le aynı sıraları, aynı ruhu taşıyoruz. Bu ruh içimizde sönmez bir ateştir. Ne mutlu Harbiyeli olana. Ne mutlu Türk’üm diyene.’

Çok ciğerden söylemişti be! Yine koptu ortalık.

Kapanış konuşmaları, şilt takdimi filan yapılacaktı, ama sıkma diş, söz dinlemez sağlıkçılar, apar topar revire doğru yola çıkardılar.

Gittim yetiştim arkasından, öptüm elini; “Komutanım geçmiş olsun.”

“Böyle olmadı be Abdullah.”

Harbiyeliye her şeyi anlatamadığı için efkârlıydı. Yere vurduğu kafasını filan takmıyordu. Sonuçta o komandoydu. Mermiye kafa atan adam kafayı yere vurmaktan korkar mıydı? Yılmazdı. İki savaş görmüş, omzundan, bacağından mermi yemiş adam bundan yılar mıydı?

“Asıl böyle oldu komutanım. Genç Harbiyeli asıl bu tanık olduklarından sonra anlatılanları unutmayacak.”

***

Sonrası yine hengâme. GATA’ya götürmüşler. Bütün gün koşturmuşlar. Gece yarılarına kadar. Bir de oralarda yormuşlar. Tetkikler, tahliller, emarlar, tomografiler filan.

İyiymiş şükür. Demişler ki; ‘Kaya gibisin komutanım! Ama dinlenmen gerek.’

İşte böyle…

Allah iyiliğinizi arttırsın komutanım.”

Değerli okurlarım,

Dün konuştuğum Eruç komutanım dedi ki;

– “GATA’da tüm kontrollerim yapıldı, sağlıklıyım.”

Ne mutlu bana ki; Cemal Eruç’tan eğitim alan Türk komandosuyum.

Alıntı:

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , | 90 YAŞINDA HARBİYELİ BİR KOMANDO için yorumlar kapalı
Oca 12

“BİR ÜLKEDE DEVLET VARSA MAFYA YOKTUR, MAFYA VARSA DEVLET YOKTUR” Cahar Dudayev

“BİR ÜLKEDE DEVLET VARSA MAFYA YOKTUR, MAFYA VARSA DEVLET YOKTUR” Cahar Dudayev

Yeniçağ Gazetesi yazarı Arslan Bulut, bugünkü yazısında Sinan Ateş cinayeti üzerinden “devlet-mafya” ilişkisine değindi. Bulut, Cehar Dudayev’in “Bir ülkede devlet varsa mafya yoktur, mafya varsa devlet yoktur, yani mafya varsa devlet mafyadır.” sözünü hatırlattı.

Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş cinayetinde iki özel harekât polisinin kullanılmış olmasının suikast kadar vahim olduğunun altını çizen Bulut, “Devletin ne durumda düşürüldüğünün göstergesi.” dedi.

“Bu olayda kimse suç ve cezaların şahsiliği ilkesine sığınamaz.” diyen Arslan Bulut, şöyle devam etti: “Emniyet Teşkilatı’nın emrinde olması gereken iki kişi, nasıl olur da bir çeteye koruma sağlar? İki polis, Ateş’i öldüren tetikçiyi İstanbul’dan Ankara’ya transporter araçla getirmekle suçlandı. Tanık ifadeleri var, kamera kayıtları var…”

Bulut’un “Siyasi cinayette polis kullanmak!” başlıklı bugünkü yazısının ilgili kısmı şöyle:

“Dikkat ederseniz, kimse bu duruma şaşırmadı! Bu satırların yazıldığı saatlere kadar, haber veren gazeteciler dışında üzerinde duran da olmadı!

İşin daha da garip tarafı, bu olayın siyasi sorumluları, ‘İBB’ye terörist aldınız’ diye belediye başkanı hakkında soruşturma başlatanlardır.

Demokratik bir ülkede, siyasi bir cinayete polis karışsa hükümet istifa eder ama Türkiye’de hükümet yoktur. Sadece bir kişi vardır!

***
Sinan Ateş cinayetinde iki polis kullanılması, olayın bir çeteye ihale edildiğinin delillerinden biridir. Aslında siyasilerin, toplumsal muhalefeti bastırmak için çete beslemesi yeni bir durum değildir. Konuyu geçmişte de çok inceledim. Meselâ ‘Devletin kabadayısı’ başlıklı, 10 Ekim 2010 tarihli yazımda şu tespitleri yaptım:

‘İstanbul’da bir zamanlar gerçek kabadayılar vardı. Onların kabadayılığı yüreklerinden ve bileklerinden kaynaklanıyordu. Sonra devlet kabadayıları türedi! Devletin çeşitli güvenlik birimlerinde bulunan bazı kişiler, gerçekten bileği ve yüreği sağlam gençleri devşirerek, kendi hukuk dışı emellerinde, organize suç örgütlerinde kullanmak için kadrolu devlet kabadayısı haline getirdi. Başlangıçta bu durum bilinmiyordu. Fakat zaman içinde olaylar yargı aşamasında aydınlatılınca, görüldü ki kabadayı bilinenlerin tamamı, devletin kabadayısı imiş!

Devletin gücünü kullanarak yapılan kabadayılık, zayıflığın işaretidir. Rahmetli Cehar Dudayev, kendisine Moskova’daki Çeçen mafyası sorulduğunda, ‘Bir ülkede devlet varsa mafya yoktur, mafya varsa devlet yoktur, yani mafya varsa devlet mafyadır’ demişti.’

Bir ülkede siyasi bir cinayete iki polis kullanılması nedir peki?”

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | “BİR ÜLKEDE DEVLET VARSA MAFYA YOKTUR, MAFYA VARSA DEVLET YOKTUR” Cahar Dudayev için yorumlar kapalı
Oca 11

YASTAYIM BU GÜN

YASTAYIM BU GÜN

 

Çıkar hummasına tutulmuş millet

Ülke kan ağlıyor hastayım bugün

Koltuk hırsı ile yaşanır zillet

Kahramanlar şehit yastayım bu gün!

 

“Yeni Türkiye”de yandıkça yandık

Bütün yürekleri acıya bandık

Derler “kandırıldık” bizler de kandık

Kahramanlar şehit yastayım bu gün!

 

Sus be gönlüm! Sus be yürek! Bir sus!

Çökmüş üzerine bir sinsi kabus

Kus, şu içindeki kahırları kus!

Kahramanlar şehit yastayım bu gün!

 

Başsağlığı dilemeyin hiç bana

Caniler, hainler doyar mı kana?

Tükendi yürekler hep yana yana

Kahramanlar şehit yastayım bu gün!..

 

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , | YASTAYIM BU GÜN için yorumlar kapalı
Oca 10

“SESSİZ İSTİLA”

“SESSİZ İSTİLA”

“Ülkemiz top ve tüfekle, füze ve bomba ile değil, yumuşak geçiş ile işgal ediliyor. Çöken ekonomi, 500 milyar dolar olan dış borç, çöken tarım ve hayvancılık, dünyanın en büyük enflasyon ve pahalılığı, iktidarın sopası haline getirilen yargı, yok olan demokrasi,  hukuk ve adalet, demografik yapısı bozulan Türkiye, AKP ve Erdoğan’ın başarısızlığı ve iş bilmezliği değildir. Tüm bunlar planlı, programlı olarak yapılan  Türkiye’yi çökertme operasyonudur. Ve bunun adı BOP’tur.”

Acaba Suriye’den gelen bu insanlar Osmanlı zamanında Suriye’ye sürülen Ermeniler midir? 

 

Alıntı

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , , | “SESSİZ İSTİLA” için yorumlar kapalı
Oca 09

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “ Biliyor musun, her şeyden haberim var ama bazı şeyleri bilmek istemiyorum.” Tolstoy

* “İnsanın kendini sorgulayan en büyük otorite vicdanıdır.” Doğan Cüceloğlu

* “Üç tip güçten söz edilebilir. Kişiliğin gücü, İletişim gücü,  kendini adadığın gelecekten kaynaklanan güç” Angeles Arrien

* “En güçlü kişiler sosyal düzeni belirleyen kişilerdir. Sosyal düzeni belirleyen bu güçlü kişiler genellikle toplumun çıkarını düşünen kişiler değillerdir.” Thrasymachus

* “İnsanlık dışı eylemi ilk yapanlar Avrupalılardır.” Herder

* “Bir insanın niyeti, o kişinin içinde bulunacağı ortamı nasıl algılayacağını, o ortamda bilincini nasıl organize edeceğini belirleyen en önemli etkendir.” Doğan Cüceloğlu

* “İnsan için en zor şey her gün insan kalabilmektir.” Cengiz Aymatov

* “Babası ölen yetim değildir. Gerçek yetim, ilim ve edepten mahrum olan kimsedir.” Şair sözü

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Oca 08

BOZULMA HER YERDE

BOZULMA HER YERDE

Dikkat edin, iş sadece dinde ve dinden konuşan sahtecilerde kalmıyor. Ana fikir akımlarına bağlananların hepsi aynı şekilde davranıyor. Toplu bozulma dediğimin kahredici örneği budur. Gel gör ki böyle temel bir bozulma da konuşulmuyor. Türkiye’nin -benim tabirimle- Müslümancısı, sosyalisti, milliyetçisi aynı kodların değişik versiyonlarıyla hareket ediyor. Müslümancı kendi din anlayışını konuşturmuyor. Diğerleri de inançlarını ne sorguluyor, ne sorgulatıyorlar. Her alanda donmuş ve dondurulmuş, yaradılışa ve hayata ters bir tutum içindeyiz. Bunu gördüğümüzden de emin değilim.

Çokça yazdım: Atatürkçü Atatürk’ü, sosyalist mesela Nâzım’ı, İslamcı kendisiyle benzerliği az olsa da sembol seçtiği Necip Fâzıl’ı tartıştırmıyor. Milliyetçiler, Türkeş’i, Gökalp’ı veya Atsız’ı zor konuşuyorlar. Liderlere ve partilere bağlılık da böyle. Onlar hakkında “Acaba?” diyenin ağzını hemen kapatıyorlar. Hem dışarıya karşı hem de kendi içlerinde böyleler. Kör bir bağlanış bu. Temel anlayış bu olunca, çok şey bilmeye gerek kalmıyor. Bilip de ne yapacaksın? Zaten o kullanılacak bir bilgi değil. Bir yere sığınıp kalacaksın. Oradaysan etiketin yeter. Kurtuldun. Cennet de orada, cehennem de. Dehşet!

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | BOZULMA HER YERDE için yorumlar kapalı
Oca 07

“HANGİ LASTİK PATLADI?”

“HANGİ LASTİK PATLADI?”

Dört üniversite öğrencisi, uyanamadıkları için matematik finaline geç kalırlar ve okula gidince hocaya arabalarının lastiğinin patladığını söylerler… Hoca ilk basta inanmaz ama öğrencilerinin yalvarmalarına dayanamayarak, onları 3 gün sonra sınav yapacağını söyler.
Sınav günü gelince hoca, Dört öğrencinin hepsini bos bir salonun ayrı ayrı köşelerine oturtur.
Sınav geçme sistemi şöyledir: 100 üzerinden 50 puan alan herkes sınavı geçebilir… Hocanın hazırladığı sınavda ise ön sayfada 10’ar
puanlık 4 tane basit matematik sorusu vardır… Bunları kolayca çözerler.
Arka sayfada ise 60 puanlık 1 soru vardır: “Hangi lastik patladı?”

 

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , | “HANGİ LASTİK PATLADI?” için yorumlar kapalı