Ara 12

DOYDUĞUN ÜLKE KADERİNDİR

DOYDUĞUN ÜLKE KADERİNDİR

Batan gemiyi herkesten önce “kaptan”, yani ülkenin “Cumhurbaşkanı” sıfatlı kişisi terk etti Afganistan’da.

Kaçtı.

Neden anlamadım; bir hayli tartışıldı “görünen köy”de başka hiçbir şey olmayan kaçışı.

***

Afganistan, 1996’dan 2001’e kadar da Taliban tarafından yönetildi.

ABD, dünyanın sair ekseriyetinin dehşetle izlediği 11 Eylül filminden sonra, Taliban’ın o günkü lideri, Afganistan İslam Emirliği Yüksek Konseyi Başkanı Molla Muhammed Ömer‘in başına 10 milyon dolar ödül koymuştu.

Hollandalı gazeteci Bette Dam, Molla Ömer’in Gizli Yaşamı adlı kitabında, terör örgütü liderinin ABD tarafından köşe bucak arandığı sırada, ABD’nin Afganistan’daki İleri Operasyon Üssü‘ne sadece 5 kilometre mesafedeki köyünde yaşadığını yazdı.

Hatta, Dam‘ın iddiasına göre Amerikan özel güçleri, artık ne kadar “özel” yetiştirilmiş iseler, bu evi aramalarına rağmen, o sırada orada gizlenen Ömer‘i bulamamışlardı!

Ömer, aynı günlerde, Taliban yöneticilerinin ABD’li yetkililerle görüşme mekanı olan Katar’da siyasi büro açtırdı!

***

Türkiye’de hatırı sayılır bir sempatizan kitlesi bulunan Burhaneddin Rabbani, Afganistan‘ın Taliban yönetiminde olduğu dönemde ülkenin fiilen olmasa da kağıt üzerinde, “uluslararası kamuoyunun tanıdığı lider”di!

Her ne kadar ondan söz edilen her cümle “Taliban rejimine karşı savaşan” diye başlasa da, o da El Ezher tedrisatından geçmiş bir kökten dinciydi. 1996’da, Taliban, Kabil’i ele geçirdiğinde Cumhurbaşkanlığı koltuğunda o vardı ve kaçtı.

Hayatının sonraki dönemini de “Afganistan’da farklı grupları Taliban’a karşı birleştirmek” üzere mücadele vererek geçirdiği yazılıp çizilse de, emeğinin semeresini ABD aldı yeni bölgede!

Rabbani,  Gulbeddin Hikmetyar gibi tiplerle birlikte, “hazmettire hazmettire” Afganistan’ın toplum yapısını ideolojik olarak Taliban‘a hazırlamakla kalmadı, ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski’nin ifadesiyle “Afganistan’ın bir Sovyet Vietnam’ı olmasına” çalışırken celladının bıçağını da cilaladı.

Nitekim, hiçbir zaman bir Ahmed Şah Mesud olmadı; “olamadı” değil bakın…

***

Zaten Amerikan vatandaşı olan Hamid Karzai‘yi uzun uzun yazmaya gerek yok herhalde.

Tek kendisi değil; Rabbani’den sonra kurduğu hükümetinin 12 bakanı da Amerikan vatandaşıydı!

Sanki o ana kadar dünyanın en omurgalı, en bağımsız politikalarıyla yönetiliyormuş, teslimiyetçilik çok uzağında olan bir kavrammış gibi, Taliban’a teslim oluş şekline hayret edilen son “Afganistan İslam Cumhuriyeti”nin ilk “seçilmiş(!)” Cumhurbaşkanı bu Amerikan vatandaşı!

Kardeşlerinden biri CIA’nın maaşlı elemanı; hoş sanki sülalesinin geri kalanı farklı. Tamamının ABD ikametgâhı.

***

Ve sanki Afganistan’a eşsiz bir “istiklal mücadelesi” vaat ederek seçilmiş gibi kaçması, lüzumsuz bir mesaiyle “anlamlandırılmaya” çalışılan Eşref Gani Ahmedzai

Amerikan vatandaşı Afgan Cumhurbaşkanı Karzai’nin, Amerikan vatandaşı bakanlarındandı; dahası “kıdemli danışmanı”.

Lübnan Amerikan Üniversitesi, Colombia Üniversitesi…

Derken California Üniversitesi, John Hopkins Üniversitesi…

Öğrenciliği gibi akademisyenliği de Amerikan kurumlarında geçti.

İronik ama 11 Eylül filmi çekilirken Dünya Bankası’nda görevliydi.

Amerikan Foreign Policy’nin “dünyanın 100 düşünürü” listesine girdi.

İngiliz Prospect dergisi tarafından “dünyanın ikinci en etkili entelektüeli” seçildi.

Cumhurbaşkanı olarak ilk icraatı, ABD ile İkili Güvenlik Anlaşması imzalamaktı!

***

Gelelim, adının Afganistan İslam Emirliği olması beklenen ülkenin yeni lideri Abdulgani Birader‘e…

Pakistan İstihbaratı tarafından yakalanıp hapsedilmişken devreye ABD girdi.

Obama döneminde güya “endişe yarattığı” gerekçesiyle CIA takibine alınan Birader, Trump’ın isteğiyle cezaevinden çıkarıldı.

Taliban-ABD ve Afgan Hükümeti arasındaki müzakereler sonucu oluşturulan Doha Anlaşması’nı Taliban adına o imzaladı.

***

Hayatımda, sanırım ilk defa katılmak durumundayım Abdurrahman Dilipak’a; “haber bu kadar”.

Yazı da!

Doyduğun ülke kaderindir sonuçta.

 

Alıntı: Selcan Taşçı Hamşioğlu

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | DOYDUĞUN ÜLKE KADERİNDİR için yorumlar kapalı
Ara 11

KÖY TUVALETİ

KÖY TUVALETİ

Trabzon Rus işgalindeyken Rus Çarı, Yarbay Karloviç’e “Niçin köylere girmiyorsunuz” diye sorar. Yarbay Çar’ın bu sorusuna çok ilginç bir cevap verir. “Efendim her evin bahçesinde bir nöbetçi kulübesi var. Nöbetçiler sık sık değişiyorlar. Bu yüzden girmiyoruz.”

Rus Yarbay nereden bilsin Türlerin evlerindeki tuvaletlerin bahçelerinde olduğunu…

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | KÖY TUVALETİ için yorumlar kapalı
Ara 10

YÜZYILIN İTİRAFLARI (3)

YÜZYILIN İTİRAFLARI (3)

Askeri hükümet çok sert tedbirlerle bir müddet ülkeyi yönetti. Ellinin üzerinde genç, haklı – haksız sağdan ve soldan ayırımı yapılmadan idam edildi. Bu sert cezalar tesirini çabuk gösterdi ve ülke bir anda süt liman oldu. Askeri hükümet bir müddet sonra ülkeyi sivil yönetime devretti. Bizim istediğimiz bir kişi iktidarın sahibi oldu. Askeri darbeyi yapan şahıs cumhurbaşkanı oldu. Yeni hükümet tam bizim isteklerimiz doğrultusunda ülkenin kapılarını bize sonuna kadar açtı. Bizim büyük şirketlerimiz bu büyük pazara aç kurtlar gibi girdiler. Ülke ABD ve Avrupa malları ile doldu. Bu durumdan hem bizim şirketlerimiz faydalandı, hem de ülke boğazına kadar borç batağına girdi. Türkiye, kapitalizmi o kadar güzel uyguladı ki, yeni birçok vurgun ve soygun metotları bulundu. Hayali ihracat arttı, bankaların içi boşaltıldı, rüşvet devletin her kademesine girdi. Başta siyasiler olmak üzere, medya sahiplerine, üst düzey bürokratlara, bankacılara, yazar-çizer takımına ( gazeteci, dergi yazarı ) bu dönemde milyarlarca dolar rüşvet dağıttık.

Kardeşlik, dostluk, iyi niyet, dürüstlük, ahlaklı ticaret unutuldu. Binlerce sahtekâr, yalancı, hem devlet kadrolarını, hem bankaları, hem de özel şirketleri doldurdu. Türkiye’nin bugünkü manzarasının sebebi 12. Eylül ihtilalidir desem abartmam… Ülke yapılanları görenler tarafından alttan alta kışkırtılmaya başlandı. Halk tepki koyuyor, sokaklar protestocularla doluyordu. Tepkileri azaltabilmek için tam o günlerde bir Kürt meselesi çıkardık. Önce, bir örgüt kurdurduk. Sonra küçük bir kasabaya baskın yaptırdık. Ülkenin gündemi bir anda değişti. Kürt PKK terörü, şehit edilen asker ve polisler, halka her sıkıntıyı unutturdu. Türkiye otuz yıldır bu mesele ile uğraşıyor. Sonuç almasını her defasında engelledik. PKK’nın liderini ‘idam edilmemek’ kaydı ile biz teslim ettik. Otuz yıldır süren PKK terörü, Türkiye’nin ekonomisine büyük darbe vurdu. Binlerce insan bu terör dalgası içerisinde ölüp gitti. Türkiye, hem siyasi, hem ekonomik hem de sosyal açıdan büyük kayıplara uğradı. Ülkenin düzgün hale getirilebilmesi için bize başvurmak zorunda kaldı. Biz de, onlara, Osmanlı İmparatorluğuna yaptığımız teklifleri yaptık. Kabul ettiler. Bu işler için harcadığımız dolarların birkaç katını kazandık ve Türkiye’yi içinden çıkamayacağı bir borç sarmalına yuvarladık.

Bugünkü Türkiye; yalancılığın, sahtekârlığın, halkı aldatmanın, bizlere hizmet etmenin içinde yüzüyor; Mustafa Kemal’in bizi reddetmesinin bedelini ödüyor. Böyle bir ülkenin uzun boylu yaşaması pek mümkün değildir. Ya ruhlarda bir ihtilal yaparak yeniden kendileri olacaklar, ya da tarihten silinip gidecekler. Anadolu toprakları da bizim yarattığımız Ermeni ve Kürt devletlerinin olacaktır”.

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | YÜZYILIN İTİRAFLARI (3) için yorumlar kapalı
Ara 09

ARİF NİHAT ASYA

ARİF NİHAT ASYA

Şimdiden hatırlatalım. 5 Ocak Arif Nihat Asya’nın ölüm yıldönümüdür. Bayrak şairini hiç olmazsa ölüm yıldönümlerinde hatırlamak, hayır dua ile yâd etmek millî bir görev değil midir? Tarihe mal olmuş büyük şahsiyetlerine sahip çıkmayan bir toplumda yeni değerler yetişir mi?..

Arif Nihat 7 günlükken babasını kaybeder. Annesine sitem dolu şu dörtlüğünden anlıyoruz ki o daha sütten kesilmeden annesi evlenmiştir:

 

ANNE

“Kıydın bana sen, gönülcüğün istemeden

Öksüz kuzular anneye doysun‘ demeden

Ey dopdolu sîne, en susuz ânımda

Kestin beni, kestin beni, kestin memeden.”                                     

Arif Nihat’ın üvey babası Osmanlı ordusunda görevli bir subay olan Filistinli (Akka) Abdürrazzak Efendi’dir. Arif Nihat 4 yaşındayken üvey baba ülkesine dönmeye karar verir. Annesi Fatma Zehra Hanım’ın kucağında yeni doğmuş bir bebeği vardır. Oğlu Arif Nihat’ı da götürmek ister. Fakat kayınpederi (Arif Nihat’ın dedesi) İbrahim Tevfik Efendi karşı çıkar. Buna çok üzülen anne, süt zehirlenmesi sonucu daha yolun başında ikinci çocuğunu kaybeder. Onu Mersin’de toprağa vererek yollarına devam ederler.

Arif Nihat bir müddet dedesinin yanında kalır. Sonra halasının yanına gider. Okur, evlenir, öğretmen olur. Eşinden ayrılır, tekrar evlenir. Çoluk çocuk sahibi olur. Ama anne hasreti hep içinde bir ukdedir.

Arif Nihat Asya -bebekliğini saymazsak- hiç görmediği hatta hayatta olup olmadığını bile bilmediği annesinin bilvesile adresine ulaşır ve 43 yaşındayken 1947 yılında Filistin’in/Akka’nın yolunu tutar. Arar, sorar ve annesinin evini bulur, kapıyı çalar. Ne hazin bir tecellidir ki anne içeriden sürünerek çıkar, anne felç olmuştur. Ağlaşırlar, ağlaşırlar, ağlaşırlar…

Ölüm Allah’ın emri, ona bir şey diyemeyiz. Öksüz de olacak yetim de. Üvey anne de olacak, üvey baba da. Bunlar hayatın gerçekleri… Ama incir çekirdeğini doldurmayan bahanelerle hemen ayrılan bugünün anne ve babaları, size sesleniyorum!.. Anne ile baba arasında kalan o yavrular bir şey söylemeseler de, söyleyemeseler de onların içinde kopan fırtınaları bir bilseniz, bir bilseniz, bir bilseniz!.. Heyhat!

Bayrak şairi Arif Nihat Asya’yı ölüm yıldönümü 5 Ocak gelmeden rahmetle anıyoruz. Mekânı cennet olsun…

 

 

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , | ARİF NİHAT ASYA için yorumlar kapalı
Ara 08

BOZKURT BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

BOZKURT BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

2100 sene sonra Mete’yi,

1500 sene sonra Atilla’yı,

1150 sene sonra Bilge Kağan’ı,

1000 sene sonra Alparslan’ı asla unutmadı..!

* Bastırdığı kağıt paranın üzerine Bozkurt koydu…

* Yakın arkadaşlarına, Bozok, Bozkurt gibi soy isimler koydu…

* Manevi kızına Ülkü adını verdi…

* Yusuf Akçura Bey’i İstanbul’u teslim almaya yolladı…

* Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu’nu kurdu…

* Asırlar sonra Türk adını vererek Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu…

* İbrahim Çallı’ya “Ergenekondan Çıkış” tablosunu yaptırdı…

*Türk Tarih Tezi’ni hazırlattı…

* Anadolu da kazı çalışmaları yaptırıp, Türklüğün izlerini buldurdu…

* Petrol Ofisine Göktürk simgesi Bozkurt logosunu koydu…

* Bozkurt isminde sigara çıkarttı…

* Her konuşmasında Türklük vurgusu yaptı…

* Anadolu’nun 7 bin yıldır Türk Beşiği olduğunu hep vurguladı…

* Türklüğün ebedî olduğunu haykırdı…

* Türk devrimlerini Osmanlının son döneminde unutulan Türklük özüne dönerek yaptı…

* Türk’ü Türk yönetmelidir dedi…

* Türk kültürünü yaşamın her alanında hakim kılmak için çalışmalar yaptı…

* Anadolu’da, unutulmuş, sinmiş, hor görülmüş Türklüğü şahlandırdı…

*”Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur…” diyerek unutulmuş Türklüğü hatırlattı…

* Bir Türk Dünyaya bedeldir dedi…

Atatürk ve Silah arkadaşlarını Saygı,Minnet ve Rahmetle anıyorum…

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | BOZKURT BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK için yorumlar kapalı
Ara 07

BİR AFETE TUTULDU GÖNÜL

BİR AFETE TUTULDU GÖNÜL

 

Cemali güneş mi, ay mıdır nedir?

Göz üstünde kaşlar yay mıdır nedir?

Küheylan, kısrak mı, tay mı nedir?

Böyle bir afete tutuldu gönül

 

Aklımla, kalbimle açtı aramı

Bu nasıl bir afet? Yaktı çıramı

Tartıda bir uzman almış daramı

Böyle bir afete tutuldu gönül

 

Eşi var mı diye aradım, durdum

Şapkamı önüme koydum oturdum

Dağa, taşa, kurda, kuşa da sordum

Böyle bir afete tutuldu gönül

 

Bakışı bir hançer saplanır cana

Benim diyen yiğit dayanmaz buna

Afet hafif kalır, bu şuh kadına

Böyle bir afete tutuldu gönül

 

Kemer olamadım ince beline

Kapıldı bu masum afet seline

Takıldım afetin zülfün teline

Böyle bir afete tutuldu gönül

 

Düşüncem bir ateş, bazen kar gibi

Duygum, soğandaki ince zar gibi

Kaşları çift yönlü Zülfikar gibi

Böyle bir afete tutuldu gönül

 

Gözüm başka güzel seçmiyor artık

Özüm aşka doydu içmiyor artık

Sözüm kendime de geçmiyor artık

Böyle bir afete tutuldu gönül

 

Kenan Şahbaz

 

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , | BİR AFETE TUTULDU GÖNÜL için yorumlar kapalı
Ara 06

BİZE NE OLDU?

BİZE NE OLDU?

Son zamanlarda meydana gelen cinayet, intihar, boşanma, kadına şiddet, taciz ve hayvana işkence gibi suçlarda patlama yaşanıyor. Sudan bahaneler, saçma nedenler insanların içinde yeşerttiği kötülük canavarının dışa vurmasına neden oluyor. Aile içi şiddet, cinayet ve kötü muamele konusunda yaşananlar ise toplumsal cinnet boyutuna ulaşmış durumdadır.

Toplumsal sağlığın ailenin sağlığından geçtiği hep söylenir. Toplumsal yabancılaşma ve yozlaşma doğrudan ailedeki bozulmayla ilişkilidir. Son zamanlarda haberlere konu olan olguların türünde, niteliğinde ve sayasındaki artış ailenin alarma verdiğini gösterir niteliktedir.

Birbiri arkasından medyaya düşen aşağıdaki cinayetler sıradan ve rastlantısal olarak görülemez. Yaşananlar bütün sınırların aşıldığı, bütün değerlerin işlevsizleştiğini ortaya koymaktadır. İnsanların hiçbir şeye karşı sigortalı olmadığını aile içinde işlenen bu cinayetler göstermektedir.

Bir çocuk ailesini katlediyor:                                                                                                                                                                                          Ordu’da 14 yaşındaki bir çocuk fındık bahçesine gitme meselesi yüzünden tartıştığı ailesine, polis babasının tabancası ile kurşun yağdırıyor. Anne, anneanne ve ağabey hayatını kaybederken, baba ise ağır yaralanıyor. Katil çocuk ‘annesinin kendisine kötü davrandığını, uzun süredir de ailesi tarafından psikolojik baskıya uğradığını ve bunun içinde kin biriktirmesine neden olduğunu’ söyleyerek kendisin savunuyor.

Baba evlatlarını katlediyor:                                                                                                                                                                                      Trabzon’un Of ilçesinde bir imam 12 yıllık eşini darp etmesi sonucu mahkemeden uzaklaştırma cezası alıyor. Darp edilen kadın çocuklarını da yanına alarak evi terk ediyor. Uzaklaştırma cezası tamamlanınca imam eşinden 3 kızını teslim alarak evinden 1 kilometre uzakta dere kenarındaki ıssız bir yere götürüyor. Orada kendi çocuklarının kafasına birer el ateş ederek üçünü de öldürüyor.

Evlat annesini katlediyor:                                                                                                                                                                                          İstanbul’un Küçükçekmece’de Acil Tıp teknisyeni bir evlat 67 yaşındaki annesiyle tartışıyor. Bunun üzerine anne, polise ve savcılığa giderek şikâyette bulunuyor. Annenin şikâyeti üzerine kızı hakkında evden uzaklaştırma kararı veriliyor. Hakkında uzaklaştırma kararı bulunan Acil Tıp teknisyeni kız evlat kendisine para vermeyen annesini satırla kafasını keserek öldürüyor.

Bu cinayetlerin aile içinde yaşanmış olması ve sudan nedenler yüzünden gerçekleşmiş olması düşündürücüdür.

Bir adam bir köpeği haşlıyor:                                                                                                                                                                                                Adı lazım değil bir şahıs Adana’da bir sitede güvenlik görevlisi olarak çalışmaktadır. Kendisiyle ve göreviyle hiç ilgisi olmayan bir köpeği ocakta kaynattığı suyla haşlıyor. Hayvan haşlandığı sırada apartmanın yanında uyumaktadır.

İstisnai olarak dahi yaşanması düşünülmeyecek bu tür olgular günü birlik vakalar olarak insanların önüne çıkıyor. Hiç olmayacak sanılan şeyler oluyor, yaşanması akıldan dahi geçmeyecek şeyler başa geliyor. Yaşananlar birey ve toplum sağlığının ne denli bozulduğunu göstermektedir.

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | BİZE NE OLDU? için yorumlar kapalı
Ara 05

ZİYA PAŞA’DAN TERKİB-İ BEND

ZİYA PAŞA’DAN TERKİB-İ BEND

İkbâl için ahbâbı siâyet yeni çıktı
Bilmez idik evvel bu dirâyet yeni çıktı
(Yükselmek, iyi bir mevkiye gelmek için dostlarını çekiştirmek yeni çıktı, önceleri bu beceriksizliği bilmezdik, bu da yeni çıktı)

Sirkat çoğalıp lâfz-ı sadâkat modalandı
Nâmus tamam oldu hamiyyet yeni çıktı
(Hırsızlık çoğalıp sadakat sözü moda haline geldi, namusu bitirdik, hamiyet yeni çıktı)

Düşmanlara ahbâbını zemm oldu zerafet
Dildardan ağyâra şikâyet yeni çıktı
(Düşmanlara dostları yermek bir incelik oldu; başkalarına gönül dostlarından şikâyet yeni çıktı)

Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu
Hırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı
(Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu; hırsızlara ikram ve yardım yeni çıktı)

Hak söyleyen evvel dahi menfûr idi gerçi
Hainlere amma ki riayet yeni çıktı
(Her ne kadar doğruyu söyleyenler de önceleri nefretle karşılanmışsa da ancak hainlere uyma yeni çıktı)

Evrak ile ilân olunur cümle nizâmât
Elfâz ile terfîh-i ra’iyyet yeni çıktı
(Bütün düzenlemeler bazı kâğıtlar ile ilan olunur, söz ile halkın refaha eriştirilmesi ise yeni çıktı)

Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı
(Güçsüz olanın en belirgin hakkı saklı tutulur, himaye görenleri her yerde korumak yeni çıktı)

İsnâd-ı ta’assub olunur merd-i gayûra
Dinsizlere tevcîh-i reviyyet yeni çıktı
(Gayretli kişiler taassubla suçlanırken dinsizlere özgü derin düşünce yeni çıktı)

 

İslam imiş devlete pâ-bend-i terakki
Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı
(Devletin yükselmesine engel olan İslamiyet imiş, önceleri yoktu, bu rivayet yeni çıktı)

 

Milliyyeti nisyan ederek her işimizde
Efkâr-ı Firenge tebaiyyet yeni çıktı
(Her işimizde millî benliğimizi unutarak Batı düşüncesine körü körüne bağlılık yeni çıktı)

 

Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık
(Eyvah bu oyunda bizler yine yandık, çünkü zarar ortada bu konuda bilmem biz ne kazandık).

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , | ZİYA PAŞA’DAN TERKİB-İ BEND için yorumlar kapalı
Ara 04

“21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde Dünya ve Türkiye’deki gelişmeler”

“21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde Dünya ve Türkiye’deki gelişmeler”

 

Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in “milliyetçilere ve ülkücülere” ders niteliğindeki, “21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde Dünya ve Türkiye’deki gelişmeler” makalesi…

“Milliyetçiliğin bütün olumsuzluklara, hücumlara, işgallere ve zorbalıklara karşı cansiperane bir mücadele aracı olabileceğini ispat eden en büyük olay Türkiye’mizin Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silâh arkadaşlarının öncülüğünde başlattığı Kurtuluş Savaşı’dır.

21’inci yüzyılı idrak ettiğimiz bu dönemde dünyada ve ülkemizde yaşananlara baktığımızda ise geçmişteki bu hatıralar ve tarih ister istemez insanı düşündürüyor.

Yerleşen savaş-göç sarmalının “küçükleşen ve köyleşen” dünya düzenine karşı başkaldıranların itirazlarıyla bütünleşmesi durumu milliyetçiliği dünya tarihinin baş sahnesine bütün gücüyle yeniden çıkarmış oldu.

Ancak bugün “hangi milliyetçilik?” sorusunu tekrardan sormak mecburiyetinde olduğumuz bir dönemden geçiyoruz.

Milliyetçiliğin iyisinin iyisiyle mi yoksa kötüsünün kötüsüyle mi karşılaşacağımızın hiçbir garantisi bulunmuyor.

Bu istikamette kısır popülizme, pratikte hiçbir karşılık üretemeyen kaba sloganlara ve salt hamasetten beslenmeye muhtaç bir milliyetçilik şablonunun dünya genelinde alan kazandığı aşikârdır.

Maalesef ki Türkiye’de de bu tip hamaset eksenli bir milliyetçiliğin – ki ben buna “azgın milliyetçilik” demeyi uygun görüyorum – sosyolojik tabanda kök salmaya yakın olabileceği tehlikesini görüyorum.”

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | “21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde Dünya ve Türkiye’deki gelişmeler” için yorumlar kapalı
Ara 03

ÖĞLENE KADAR DA GEÇİM GEREK, ÖLENE KADAR DA

ÖĞLENE KADAR DA GEÇİM GEREK, ÖLENE KADAR DA

 

Bir çiftçi her zamanki gibi sabahleyin kalkar, öküzüyle sabanını yanına alarak tarlasını sürmek için tarlasına gider. Öküzü ve sabanıyla tarlasını sürmeye başlar. Öğle vakti yaklaşmak üzereyken ak saçlı, azametli, güçlü- kuvvetli ve nur yüzlü bir ihtiyar gözüne ilişir.

Çiftçi; “Sende kimsin,” diye sorar?

İhtiyar; “Ben Azrail’im, öğle vakti geldiğinde senin canını alacağım,” der.

Çiftçi bir an korkar, şaşırır ve uzun, uzun düşündükten sonra;

“Ho öküzüm ho! Öğlene kadar da geçim gerek, ölene kadar da,” diyerek Azraile aldırış etmeden tarlasını sürmeye devam eder.

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , | ÖĞLENE KADAR DA GEÇİM GEREK, ÖLENE KADAR DA için yorumlar kapalı