Eki 03

“CESUR BİR SAVCI YOK MU?

“CESUR BİR SAVCI YOK MU?

 

Toplumsal çaresizliği ifade eden, “Cesur bir savcı arıyorum” veya “Cesur bir savcı yok mu?” sözü…

Konuyla ilgili eski bir savcının açıklamaları var. Özetle şöyle diyor:

“Merhabalar, ben Cumhuriyet Savcısı iken Başsavcının hukuka aykırı taleplerini yerine getirmediğim için isteğim dışında hâkimliğe geçirilerek doğu illerinden birine ‘tayin edilmiş’ bir yargı mensubuyum. ‘Nerede bu savcılar?’ sorusunun cevabını kendimce vermek istiyorum.

Öncelikle bir suç ile ilgili olarak soruşturma yapma yetkisi, suçun işlendiği yer savcılığındadır!

Savcılıklar büro sistemi ile çalışır. Bilişim suçlarını soruşturma bürosunda görevli savcı, terör suçunu, aile bürosunda görevli savcı da sahtecilik suçunu soruşturamaz.

Biz, savcılık sistemini eskisi gibi anımsıyoruz ancak maalesef durum değişti. 5235 sayılı yasa ile birlikte savcılar ‘başsavcının memuru’ gibi bir konuma getirildi. Bir savcı başsavcıdan habersiz soruşturma açamaz, açsa da zaten o soruşturmayı yürütemez.

Başsavcı o dosyayı savcıdan alıp başka bir savcıya vermeye yetkilidir. Başsavcının yetkisi, bununla da sınırlı değil. Savcının verdiği karar, başsavcı onayından geçmeden geçerli olmuyor. Sözün özü, artık iş savcılarda değil başsavcıda bitiyor.

Ayrıca CMK diyor ki ‘Bir suçun işlendiğini öğrenen savcı, emrindeki kolluk görevlileri ile derhal suçu araştırır.’

Peki, kimdir bu kolluk görevlileri? Temel olarak polis ve jandarma… Polis de jandarma da içişleri bakanlığına bağlı!

Uzun lafın kısası şuanda bir savcı istese de soruşturma açamaz. Açsa da yürütemez. Türkiye’de bu inisiyatifi alabilecek yalnızca İstanbul ve Ankara başsavcıları var, onlar bile bu işe giriştikleri an görevden alınır.

Çünkü savcılar HSK’ya bağlı. HSK’nın başkanı, Adalet bakanı. Bir üyesi de Adalet Bakan Yardımcısı…

Diğer üyeleri ise meclis ve cumhurbaşkanı seçiyor. Yani siyasiler tarafından seçilen bu kişiler, hâkimler ve savcılar kuruluna başkanlık ediyor! Üstelik bir kısmı, hâkim-savcı bile değil.”

***

Eski savcı, konuyu şöyle bitiriyor:

“Yukarıda da söylediğim gibi, savcılıklarda bürolar var. Kilit büroları dolduran savcıların çoğu, bir süre partide siyaset yaptıktan sonra avukatlık mesleğinden savcı yapılanlardır…

Hazır yazmışken değinmek istediğim bir husus daha var. Toplum, cezasızlığın sebebi olarak hâkimleri görüyor. Hayır, bizler sadece yasaları uyguluyoruz. Yasaları yapanlar, ‘kişiler ceza alsa da cezaevinde kalmasın’ istiyor.

Ben tüm bunların bilinçli yapıldığına inanıyorum. Bilerek yargıya olan güven azaltılıyor. Bugün nasıl ki ‘hekimler gitsin, Afgan, Suriyeli doktorlar gelsin’ gibi bir durum varsa ‘hâkimler de gitsin’ isteniyor.

‘Hukukçu hâkimler gitsin, yerine ilahiyatçı hâkimler gelsin!’ Bunu sağlamak için de her fırsatta yargı bilinçli olarak yıpratılıyor.”

 

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | “CESUR BİR SAVCI YOK MU? için yorumlar kapalı
Eki 02

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Devletin dini adalettir.” Hz. Ali (ra)

* “Kuşun uçmak için, balığın da yüzmek için doğduğu gibi, insan da çalışmak için doğar.” Hz Eyüp (as)

* “Ahir zaman ümmetleri, dünya fani bilmezler; gidenleri görerek ondan ibret almazlar” Ahmet Yesevi

* “Sen Türk olduğunu unutsan da, düşmanın asla unutmaz.” Ebulfez Elçibey

* “Bir insanın namazı siz aldatmasın. O adamanın dirhemle, dinarla yani para ile ilişkisine bakın.” Hz. Muhammed (sav)

* “Felek, âlime harmanından bir tek buğday tanesi vermez. Ama cahile varını yoğunu verir.” Şair sözü

* “Dosta iki vücutta yaşayan bir ruh, iki ruhta yaşayan bir vücuttur.” Aristo

* “Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savar bir cinayettir.” M. Kemal Atatürk

* “Dünyada hiçbir şey bilinçli cehalet ve aptallık kadar tehlikeli değildir.” Martin Luther King

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Eki 01

APTALLIĞIN TEORİSİ

APTALLIĞIN TEORİSİ

Almanya tarihinin en karanlık döneminden geçiyordu. Masum insanların dükkanları taşlanıyor, kadınlar ve çocuklar zalimce sokak ortasında aşağılanıyordu. Genç bir teolog Dietrich Bonhoeffer bu zalimliğe itiraz etti ve bu sebeple hapse atıldı.

Hapisteyken papaz bu konu üzerine uzun uzun düşündü. Sayısız filozof, şair, fikir adamı ve bilim adamı çıkaran bu kültür nasıl olur da organize kötülüğün, zalimliğin, korkaklığın, cehaletin ve suçun merkezi haline gelmişti?

Bonhoeffer “sorunun kökeninde kötülük değil aptallık yatıyor” dedi. Hapisteyken yazdığı mektuplarda aptallığın yarattığı kötülüğün diğer tüm kötülüklerden daha tehlikeli olduğunun farkına vardı.

Kötülüğü protesto edebilirdiniz, karşı argümanlarla kötülükle mücadele etmeniz mümkündü. Fakat organize olmuş ahmaklar sürüsüne karşı yapabileceğiniz hiçbir şey yoktu. Ne protestolar ne zorlama onlara etki etmiyordu. Mantıklı gerekçeler sunduğunuzda önce reddediyorlar, reddedemeyecek hale geldiklerinde ise önemsizleştiriyorlardı. Aptal insanlar hallerinden memnundu ve saldırıya da hazır haldedirler. Saldırıya geçtiklerinde kötü insanlardan çok daha tehlikeli olurlar…

Bonhoeffer aptallıkla mücadele edebilmek için önce onun doğasını anlamaya çalıştı:

Aptallık bir zekâ problemi değil ahlaki bir problemdi. Entelektüel birikimi olduğu halde aptal olan insanlar vardı. İlk etapta aptallık doğuştan gelen bir maraz olduğu düşünülür fakat bu da yanlıştı. İnsanlar belli şartlar altında aptallaşıyorlardı, daha doğrusu başkalarının kendilerini aptallaştırmasına izin veriyorlardı.

Yalnız insanlarda bu maraz daha az görülüyordu. Buradan yola çıkarak aptallığın psikolojik değil sosyolojik bir sorun olduğu sonucuna vardı.

Güçlerin birisinde toplanması arzusu politik ve dini hareketlerde çok sık rastlanırdı. Aptallık hastalığının bulaştığı yerler böylesi gruplardı. Ahmaklar ve diktatörler arasındaki muazzam korelasyon, ikisi de birbirine ihtiyaç duyar hale getiriyordu.

İnsanların ahlaki ve entelektüel birikimleri bir anda yok olmuyordu. Diktatör gücünü arttırdıkça aptallar o gücün büyüsüne kapılıyor ve bağımsız düşünme yetisini kaybediyordu. Gözüne sokulan gerçekleri inatla reddediyorlardı.

Onlarla konuştuğunuzda bir insanla değil, sloganlarla konuşmaya ayarlanmış bir robotla konuştuğunuz hissiyatına kapılıyordunuz. Büyülenmiş gibiydiler… Değil kötülük yaptıklarını, ne yaptıklarını bile bilmiyorlardı. Onları bu kata tonik uykudan çıkarmanın tek yolu bağımsız-özgür olmalarını sağlamaktı.

 

9 Nisan 1945 günü sabaha karşı Bonhoeffer’i bir toplama kampının darağacına asarak öldürdüler….

 

Alıntıdır

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | APTALLIĞIN TEORİSİ için yorumlar kapalı
Eyl 30

BİRİNİN ANASI AĞLAYACAK

BİRİNİN ANASI AĞLAYACAK


Nasreddin Hoca’nın iki oğlu varmış. Oğullarından biri çömlekçilik yaparak geçimini sağlarmış. Hoca bir gün oğlunun yanına onu ziyarete gitmiş. Oğlu dertli bir şekilde:

– Baba çok heyecanlıyım çünkü bütün paramı bu çömleklere yatırdım. Hava güneşli olur da kururlarsa zengin olacağım. Yağmur yağarsa hepsi çatlayacak ve anam ağlayacak, demiş.

Hoca dertli bir şekilde diğer oğluna gitmiş. Oğlu o sırada tarlasında oturmuş düşünüyormuş:

– Ah baba hoş geldin. Bütün paramı bu tarlaya yatırdım. Eğer yağmur yağarsa zenginim ama kuraklık olursa her şeyimi kaybederim ve anam ağlar, demiş.

Nasreddin Hoca eve dönmüş. Sıkıntılı olduğunu gören karısı:
– Ne oldu Hoca canın sıkkın, demiş.

– Asıl dert senin, halini düşün. Çünkü yağmur yağsa da yağmasa da oğlanlardan birinin anası ağlayacak

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , | BİRİNİN ANASI AĞLAYACAK için yorumlar kapalı
Eyl 29

MİLLİYETÇİLİK ÜLKÜSÜ BAĞIMSIZDIR

MİLLİYETÇİLİK ÜLKÜSÜ BAĞIMSIZDIR

 

Milliyetçilik, sağcılık solculuk gibi akımlardan da bağımsızdır; sosyalizm, kapitalizm gibi iktisadi doktrinlerden de. Milliyetçilik bağımsız bir ülkü, bağımsız bir düşünce sistemidir. Sadece kendi konusu olan “millet”e bağlıdır.

Her zaman söylüyoruz, bir daha söyleyelim. Milliyetçilik, milleti sevmek, onu geliştirip yükseltmek ülküsüdür. Bunun için sağcı, solcu, kapitalist, sosyalist olmaya gerek yoktur; milliyetçilik hepsinin üstünde kutlu bir ülkü ve düşünce sistemidir.

Ülküdür çünkü milleti yükseltmeyi hedefler. Yükselmenin sonu olmadığı gibi ülkünün de sonu yoktur.

Düşünce sistemidir çünkü milleti sevmek ve yükseltmek için neler yapılması gerektiği üstünde sürekli fikir üretmek zorundadır.

Milleti geliştirmek ve yükseltmek için neler yapılmalıdır? Hedef, bütün millet fertlerini maddi ve manevi olarak çıkabilecekleri en yüksek seviyeye çıkarmaktır. Bu açıdan milliyetçilik bir “refah devleti” projesidir. Her Türk’ün en iyi şekilde yaşamaya, en son imkânlara sahip olmaya hakkı vardır. Her Türk’ün dünyayı gezip görmeye hakkı vardır.

Ancak maddi yükseliş yetmez. Her Türk manen de yükselmeli, yükseltilmelidir. Son cümledeki “manen” dinî bir kavram değildir; kültür, sanat ve bilgiyi içine alan bir kavramdır; kültür içinde din de vardır. Her Türk bilgi, sanat ve kültür açısından da yükselebileceği en son noktaya kadar yükselebilmelidir.

Milletin bütün fertleri maddi ve manevi açılardan yükseltildikten sonra gerisi zaten gelir. O zaman insanlar, kir pas içinde, zillet içinde, karanlıklar içinde yaşamak istemezler; yaşadıkları çevreyi, köyü, kasabayı, şehri güzelleştirmek için çalışırlar. Bilime ve sanata değer verirler.

Maddi ve manevi açıdan yükselen insanlar, kaba ve hantal olmazlar, hantal hareketlerden, kaba konuşmalardan hoşlanmazlar; böyle insanları önemli yerlere getirmezler.

Maddi ve manevi açıdan yükselen insanların şiirleri şiir, romanları roman, filmleri film, müzikleri müzik olur; yaşadıkları yerler cennet olur.

İşte böyle hedefleri olan insanlara milliyetçi denir. Demek ki milliyetçilik sevgidir, bir kalkınma ve yükselme ülküsüdür.

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | MİLLİYETÇİLİK ÜLKÜSÜ BAĞIMSIZDIR için yorumlar kapalı
Eyl 28

BİR “ANI DEFTERİ”NDEN

BİR “ANI DEFTERİ”NDEN

 

Hacı Baba evde tesadüfen bulduğu Osmanlıca yazılmış anı defterini okuyunca gözyaşlarına boğulur. Ev halkını masanın etrafında toplayıp onlara da okur. Hacı Baba okudukça, masanın etrafındakilerin gözyaşları sel olur.

“Benim güzel kızım, evvela gözlerinden öperim. Bugün Temmuz ayının 14’üdür. Ramazan-ı Şerif’in ikinci günü. Şeyhülislam Ürgüplü Mustafa Efendi, fetva yayınlamış derler de, Çanakkale cephesinde harp eden askerin oruç tutmamasına ruhsat vardır. Lakin benim içim rahat etmedi. Gece nöbette, siperin önünde iki kök çiriş buldum. Allah’ın hikmeti, nasıl kalmış ise onca harabatın içinde… Onunla sahurumu yaptım, lakin kimseye söylemedim. Bütün gün yeni siperler kazmakla iştigal ettik. Bir kerecik bile susamadım. İftara doğru düşman, taarruzu arttırdı. İçimden ‘İftar etmeye fırsat kalmayacak’ diye geçti. Sonra komutanın emriyle bütün atışlar birdenbire durdu. Siperlerden birinden bir asker çıktı. Düşman taarruzuna aldırmadan ‘Allah-u ekber’ diye akşam ezanını okumaya başladı. Yanıma döndüm, elden ele dolaşan mataralar vardı. Bir yudum içen, yanındakine veriyor. En son bana geldi. Dudaklarım titredi. Ben de diyordum ki, bir tek baban oruçludur. Lakin bütün bölük oruçluymuş. İçime bir ateş düştü o an. Ben o iki çirişi yedim ya, bunca insan sahursuzken ben onları nasıl yedim? Ben şimdi gardaşlarımın hakkını nasıl öderim? Ezurumlu’nun, Darendeli’nin, iftarını yapmadan şehit düşen Yeniceli’nin hakkını nasıl öderim?” Masadaki herkes gözyaşı dökerken, Hacı Baba konuşmaya devam eder;

“Defteri nereden buldunuz bilmiyorum ama eğer sahibi yoksa bunu herkesin görmesini isterim. İftarını, sahurunu yaptığımız Ramazan’ların kıymetini bilelim…”

 

Ramazan’ın ruhu bundan daha iyi nasıl anlatılır bilmem ama bildiğim bir şey var:

Bizim önce ‘Çanakkale ruhuna’ niyet etmemiz lazım!

Cümlesine ALLAH rahmet eylesin, mekânları cennet olsun. Âmin

 

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , , , | BİR “ANI DEFTERİ”NDEN için yorumlar kapalı
Eyl 27

EGE’DEKİ 18 TÜRK ADASI!

EGE’DEKİ 18 TÜRK ADASI!

 

Erdoğan, 10 gün sonra da Samsun’da düzenlenen “Teknofest Karadeniz”de konuştu ve Yunanistan’ın Türk jetlerine tacizini kast ederek “Ey Yunan, tarihe bak, tarihe dön, çok daha fazla ileri gidersen bunun bedeli ağır olur. Yunanistan’a tek cümlemiz var, İzmir’i unutma. Adaları işgal etmeniz falan bizi bağlamaz, vakti saati geldiğinde gereğini yaparız. Hani diyoruz ya, bir gece ansızın gelebiliriz.” dedi.

İyi de hani, adalar Lozan’da verilmişti?

Bu sözlerle, Erdoğan, Türkiye’ye bağlı 18 adanın Yunanistan tarafından işgal edildiğini kabul etmiş oldu. Gerçi böyle bir doğrulamaya ihtiyaç yoktu ama Erdoğan, Ege’deki adaların Lozan’da verildiğini iddia ediyordu. Oysa 2004 yılında Yunanistan tarafından işgal edilmeye başlanan 18 Türk adasının dışında, Rodos ve çevresindeki On İki Ada, 1912 yılında İtalya ile imzalanan Uşi Antlaşması ile İtalya’nın kontrolüne bırakılmıştı. 12 ada, 1947’de Paris Antlaşması ile İtalya’dan alınıp Yunanistan’a verildi. Türkiye ses çıkarmadı!

Peki “Lozan’da verildi” söylemi neye dayanıyor? Uşi’nin Lozan’ın bir semti olmasına dayanıyor! Uşi, Lozan’dadır ama antlaşma tarihi 1912’dir ve Osmanlı devleti tarafından imzalanmıştır! Lozan Antlaşması ise 1923’tedir.

***

Yunanistan tacizleri konusunda da “Adaları işgal etmeniz bizi bağlamaz” ne demek? İtiraf değil mi bu? Bugüne kadar, 18 Türk adasının işgali neden inkâr edildi?

MSB Eski Genel Sekreteri, emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, hemen her gün, Ekim-Kasım 2004’ten itibaren Yunanistan’ın bu adaları adım adım işgal ettiğini açıklıyordu… Yalım, Türk hükümetinin Avrupa Birliği müzakerelerinde gün almak için bu adaların Yunanistan tarafından ele geçirilmesine göz yumduğunu belirtiyor ama buna cevap verilemiyordu.

Şimdi ne oldu da Erdoğan, “bir gece ansızın gelebiliriz” diyor? Seçimler yaklaştığı için mi?

Türkiye egemenliğindeki 18 ada gece değil güpegündüz işgal edildi! Aydın’a bağlı Eşek adasında, Yunan askerleri kuzu çevirdi kuzu!

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | EGE’DEKİ 18 TÜRK ADASI! için yorumlar kapalı
Eyl 26

NE HALLERE DÜŞTÜK?!

NE HALLERE DÜŞTÜK?!

 

Şaşırmış zamane, bataklık buldu

Her taraf acayip mahlûkla doldu

İtin sadakati aranır oldu

Böyle ne hallere düştük ya Rabbi!

 

Artık beyazlıkta islerle biriz

Tepeden tırnağa kokuşmuş kiriz

Her türlü naneyi iştahla yeriz

Böyle ne hallere düştük ya Rabbi!

 

Kin ve hırs bürümüş bütün gözleri

Koyduk ardımızda iğrenç izleri

Hiçbir ilaç temizlemez bizleri

Böyle ne hallere düştük ya Rabbi!

 

Medeniyet pusulasında yöndük

Bir zaman güneştik mum gibi söndük

Düşük ayardaki altına döndük

Böyle ne hallere düştük ya Rabbi!

 

Yalanlarla geçti gündüz gecemiz

Pisliğe batmakta her düşüncemiz

Bu çağda da para oldu ecemiz

Böyle ne hallere düştük ya Rabbi!

 

Şahbaz’ım da şaştı bu işe, fakat

Tükenmiş, kalmamış kimsede takat

Başlara inmekte balyozlu tokat

Böyle ne hallere düştük ya Rabbi!

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , | NE HALLERE DÜŞTÜK?! için yorumlar kapalı
Eyl 25

Şanghay’a ortaklık demokrasiye veda demektir

Şanghay’a ortaklık demokrasiye veda demektir.

Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye 9 ülke’de yalnızca Hindistan’da kısmi demokrasi var. Diğer 8 ülkede demokrasi yoktur. Fredom house; siyasi haklar ve demokratik özgürlükler endeksinde bu 8 ülke ”özgür olmayan ülke” statüsündedir. Hindistan’da da kast sistemi olduğu için insan hakları konusunda Dünyanın en geri ülkesidir.

Rusya, geçmişte Sovyetler Birliğine dahil ülkeleri sömürdü. Eziyet etti. Kafkasya’da Ahıska Türkleri’ni ve Terekemeleri  Sibirya’ya sürdü. Şimdi de bu ülkeleri  arka bahçesi olarak görüyor. Demokratik ve bağımsız hareket edenlere saldırıyor. 2008 Güney Osetya savaşını çıkardı. Kazakistan’a silahlı kuvvetler göndererek müdahale etti. Bu günde Gürcistan’ın AB’ye girmesini engelliyor. Kırım’ı ilhak etti. Ukrayna toprakları bizim diyor.

ABD’de, 2016 seçimlerinin Trump lehine Rusya tarafından manüple edildiği iddiaları var. Bu olay acaba Rusya Türkiye’de  2023 seçimlerine de, bilgisayarlara virüs gönderip müdahale edebilir mi? sorusunu akla getiriyor.

Çin etnik temizlik yapıyor, Uygurları ve Kazakları imha ediyor.

İran’da ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra komaya giren 22 yaşındaki kadın vefat etti. İran’da seçim var ve fakat kimin aday olacağına mollalar karar veriyor.

Şanghay ülkelerinde halk denetimi olmadığı için dikta rejimleri birbirini korumak için her şeyi yapabilir.

Öte yandan Şanghay ülkeleri içinde gelişmiş ülke yoktur. Türkiye’de bu ülkelerle olan dış ticaretinden zararlı çıkıyor.

Söz gelimi; 2022’nin ilk 7 ayında Türkiye’nin dış ticaret açığı 62,2 milyar dolar oldu. Bu açığın yüzde 93,4’ünü (58,1 milyar dolarını) Şanghay ülkelerine verdi. Buna karşılık aynı 7 ayda AB ile olan dış ticaretten 7,5 milyar dolar fazla verdik.

AB’den kazanıp, Rusya ve Çin’e veriyoruz.

2021 yılında da Türkiye Rusya’dan 27,5 milyar dolarlık ithalat yaptı, 5 milyar dolarlık ihracat yaptı. 22,5 milyar dolar açık verdik.

Rusya’dan 2021 ithalatımız içinde 23,6 milyar dolar gizli veri olarak geçiyor. Bu kalem enerji ithalatını kapsıyor. Ayrıca Demirçelik, metal eşya, kömür ve kauçuk ithal ediyoruz.

Buna karşılık Rusya’ya, meyve-sebze, giyim eşyası, deniz mahsülü ve plastik eşya ihraç ediyoruz.

Rusya ile olan dış ticaret açığını azaltmanın yolu, doğalgaz fiyatlarını ucuzlatmak olabilir. Türkiye Rusya’dan doğal gazı, daha pahalı alıyor. AB’nin alternatif doğal gaz arayışı ve Rusya’dan gaz ithalatını kesmesi Türkiye için bu imkanı verecektir.

Çin’e ihracatımız; demir ve demir dışı diğer metaller, yaş meyve ve sebze, mobilya kağıt ve orman ürünleridir. İthalatımız ise; elektronik ve elektrikli aletler, gemi ve deniz araçları, mobilya, tekstil, kauçuk eşya, bisiklet gibi, önemli kısmı Türkiye’de üretilen mallardır.

Eğer Çin’den ithalata kota ve vergi getirirsek, Rusya ile gaz fiyatlarını ayarlarsak, dış ticaret açığımız yarı yarıya düşer.

 

Özetle; Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye olması eksen değişikliği demektir. Dahası çok şaibe barındırıyor. Buna siyasi iktidar karar veremez. Halk oylaması ile halkın karar vermesi gerekir.

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | Şanghay’a ortaklık demokrasiye veda demektir için yorumlar kapalı
Eyl 24

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Cehalet yenilmesi gereken en büyük düşmandır.” M. Kemal Atatürk

* “İnsan varoluşunun sırrı yalnız yaşamak değil uğrunda yaşanacak bir şeye sahip olmaktır.” Fyodor Dostoyevski

* “İnsanlar sadece bir şeyden yorgun düşerler. O da karasızlıktır.” Tolstoy

* “Ya Rabbi bize cahil yüzü gösterme diye kalem feryat eder, mürekkep ağlar.” Şair sözü

* “Cahillik ne güzel, her şeyi biliyorsun.” Albert Ainstein

* “Uğraşarak düzeltemediğin insandan vazgeçerek kurtul” Firdo Kahlo

* “Ben yalnız kalmayı öğrendiğim zaman olgunlaştım, başkaları ise insanlarla birlikte olma gereği duydukları zaman.” Cesare Pavese

* “Bin doğru yapsan da bir yanlışını konuşur tanıdığın insanlar” Sadi Şirazi

* “Şanslı olanın horozu da yumurtlar” Napolyon

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı