Ara 20

ALİ ŞÎR NEVÂYÎ

ALİ ŞÎR NEVÂYÎ

Ali Şîr Nevâyî‘yi ne kadar tanıyoruz? 1441’de Herat’ta doğan ve 1501’de aynı yerde hayatını yitiren Nevayî, bütün Türk dünyasına hitap etmiştir. Herat’ta hükümdarlığını ilân eden Hüseyin Baykara‘nın yakın dostuydu.

Nevâyî‘nın şiiri ve nesri öyle güçlü ki, Çağatay Türkçesine “Nevayî dili” denmiştir.

Orta Asya’ya gidenler, özellikle Özbekistan’da, her yerde Ali Şîr Nevâyî adıyla karşılaşırlar. Tiyatronun adı Nevâyî’dir, caddenin adı Nevâyî’dir, durağın adı Nevâyî’dir, meydanın adı Nevâyî’dir. Çocuklara verdikleri isim de Ali Şir‘dir.

Nevâyî, Divan Edebiyatı’nın en doğurgan şair ve yazarlarındandır.

Prof. Dr. Günay Kut, Ali Şîr Nevâyî‘nin, divan şiirine Türk hayatından gelen millî ve mahallî unsurları kazandırdığını vurgular.

Nevâyî‘nin bir özelliği Farsçanın karşısında Türkçenin üstünlüğünü savunmasıdır.

Muhakemetü’l-Lügateyn‘inde şairlerin Farsça yazdığı bir devirde Nevâyî Türkçe yazarak bu dilin ifade kuvvetini ve Farsçaya göre üstünlüğünü ispatlamaya çalışmıştır. (Prof. Dr. F. Sema Barutçu Özender‘in okunması gereken eseri: Muhakemetü’l-Lügateyn-İki Dilin Mukayesesi, TDK yayını.)

Prof. Dr. Vahit Türk, uzun süredir, Nevâyî‘nin eserleri üzerinde çalışma yürütüyor. Son olarak Türkiye Türkçesiyle Kitab-ı Münşeat’ı yayınladı.(Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayını, 313 s.)

Alıntı

Posted in Hikayeler | Tagged , , , | ALİ ŞÎR NEVÂYÎ için yorumlar kapalı
Ara 19

İHANET ŞEBEKESİ

İHANET ŞEBEKESİ

İstanbul 16 Mart 1920 tarihinde işgal edildi. Her alanda İngilizlerle birlikte hareket eden İngiliz Muhibleri Cemiyeti,  “İstanbul’un işgalini sevinçle karşıladığını ve tek üzüntüsünün böyle bir hareketin bu denli geciktirilmiş olmasından kaynaklandığını” dile getirmiştir.      

İngiliz Muhipleri Cemiyeti, kuruluş amacına uygun olarak, Türkiye’de İngiliz himayesinin kabul edilmesini sağlamak maksadıyla, ülkenin dört bir yanında İngiliz taraftarlarının sayısını artırmak için propaganda çalışmaları yapmıştır.

Türk Milletinin dini hassasiyetlerini bildikleri için de halkın dini duygularını okşayacak, cemiyet ile din arasında bağ kurarak halkın cemiyete sempati duymasını sağlamaya çalışmışlardır.

İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Müslüman ahalinin İngilizlere karşı direnişini kırmak için kullandığı “İngiltere, dünyanın en muazzam bir İslam hükümetidir” sözünü cemiyet sloganlaştırmıştır. Böylece cahil kesime Milli Mücadele sürecinde ‘İngiltere’ye hizmetin İslam’a hizmet’ anlamına geldiğine yönelik propaganda faaliyetleri yürüttüler.

İngiliz Muhibleri Cemiyeti, Anzavur İsyanı ile Kuvay-ı İnzibatiye ve Kuvay-ı Muhammediye hareketlerini organize ederek kardeşi kardeşe kırdırdılar.

Cemiyetin en önemli kişilerinden Sait Molla ve Papaz Frew’dir. Hazırladıkları idam listelerinde başta Mustafa Kemal olmak üzere Milli Mücadele’nin önde gelen liderlerini ortadan kaldırmaya çalışmışlardır.

Papaz ve molla işbirliği bundan ibaret değildir.

4 Mart 1919’da Şeyhülislam olan Mustafa Sabri Efendi de bu İngiliz Muhibbiler Cemiyetinin fahri başkanlığını yapmıştır. 

Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in idamına ilişkin hükmü Sultan Vahdettin imzalamaz ve fetva ister. Mustafa Sabri verdiği fetva ile Kaymakam Kemal, Nisan 1919’da idam edilir.

Mustafa Sabri, 11 Nisan 1920’de Milli Mücadeleyi yürüten kadro hakkında da aşağıdaki idam fetvasını hazırlar: “Padişahın aksi emrine rağmen istilacılara karşı direnişe geçen milliyetçilerin öldürülmeleri caiz olmakla kalmayıp hatta her Müslümanın dini görevidir. Bu uğurda ölenler şehit, kalanlar gazi sayılır.” Bu tarihte Şeyhülislam olan Haydarizade İbrahim Efendi bu fetvayı imzalamaz ve ardından da görevinden istifa eder.

Fetvayı imzalayacak Dürrizade Abdullah bulunur. Mustafa Sabri’nin yazdığı fetva Dürrizade tarafından imzalanır. Damat Ferit de onaylar ve Padişah Vahdettin’in buyruğuyla duyurulur.

Mustafa Sabri sonuçta sığınmak zorunda kaldığı Yunanistan’da temsil ettiği makam bir yana saçına, sarığına ve sakalına bakmadan Türk Milleti’ne ve Mustafa Kemal Paşa’ya düşman “Yarın” gazetesinde “İstifa Ediyorum” başlıklı şu şiiri yayınlar.  “Ben de ayniyle ret edip Türk’ü / Attım üstümden en elim yükü / Tövbe yarabbi, tövbe Türklüğüme/ Beni Türk milletinden addetme.”

Biz de bütün kalbimizle onun bu duasının kabul olmasını dileriz!

İngiliz Muhibbilerinin kalıntıları!

Ayasofya’nın müzeden camiye dönüşünün ardından artık “hilafet gelmelidir… Bunun hem siyasal hem ekonomik çok büyük bir getirisi de olacaktır. Hem de ümmet için de önemli bir gelişme olacaktır” diyenler var.

“Hilafet için toparlanın, şimdi değilse ne zaman-sen değilsen kim?” diye manşet atanlar var.

 Arkaik kıyafetler içinde “hilafet” yürüyüşü yapanlar, onlara selam duranlar ile “hilafet için toplanın” çağrısı yapanlar var.

Arap alfabesine dönüşü, eski kıyafetlere bürünüşü savunanlar var.

Tabii bir de ümmet birliği için çalışanlar var.

Bunlar İngiliz Muhibbilerinin torunları olsa gerektir.

Şimdi onları Netanyahu’yla kolkola giren Muhammed bin Zayed, Osmanlı’yı “birinci IŞİD devleti” ilan eden Suudlu gazeteci Hani ez-Zahiri, Kaşıkçı’yı kimyasallarla eriten katil Prens Muhammet Bin Salman, Trump’la birlikte küre üzerine el basan Abdul Fettah el-Sisi, Filistin’e ihanet eden Muhammed bin Dahlan ve kendisini halife ilan eden IŞİD lideri Bağdadi’nin bıraktığı vekil halife var. Kollarını açmış İngiliz Muhibbilerinin halifesini (!) bekliyor.

 

Alıntı: Özcan Yeniçeri

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | İHANET ŞEBEKESİ için yorumlar kapalı
Ara 18

SESSİZ ÇIĞLIK (ÖMRÜME YANIYORUM!)

SESSİZ ÇIĞLIK

(ÖMRÜME YANIYORUM!)

 

Bunca zaman bekledim, bir ümitle, sabırla

Ömrümü didikledin sevgisizce, kahırla

Bu günden sonra artık git hayalime hırla

İçimden, yüreğimden kanıyor, kanıyorum!

Şu, sana harcadığım ömrüme yanıyorum!

 

Genç yaşımda, genç güzel, ne hayaller kurmuştum

Sevginin adresini bilmem, kaç kez sormuştum

Yine, hüznü kederi on ikiden vurmuştum

Gözümden ve gönlümden kanıyor, kanıyorum!

Şu, sana harcadığım ömrüme yanıyorum!

 

Gönlümdeki gülleri birer, birer kuruttun

Benim insanlığımı, şefkatimi unuttun

İçin, için ağlarken utanmadan sırıttın

Gece gündüz her vakit kanıyor, kanıyorum!

Şu, sana harcadığım ömrüme yanıyorum!

 

Mutluluğa uçarken kanadımı kırdın sen

Sürek avına çıkıp kör kurşunla vurdun sen

Kobra yılını gibi her yanımı sardın sen

Yatağında, koynunda kanıyor kanıyorum!

Şu, sana harcadığım ömrüme yanıyorum!

 

Benim gibi köleyi, haydi git bul, Kenya’da

Görürsün gerçekleri, ya Hanya, ya Konya’da

Cehennem azabını yaşattın bu dünyada

Ben anamdan doğalı kanıyor, kanıyorum!

Şu, sana harcadığım ömrüme yanıyorum!

 

Kenan ŞAHBAZ

 

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , | SESSİZ ÇIĞLIK (ÖMRÜME YANIYORUM!) için yorumlar kapalı
Ara 17

KÜLTÜRÜN ÖNEMİ

KÜLTÜRÜN ÖNEMİ

Şiir olmadan milliyetçilik olmaz. Edebiyat olmadan, musiki olmadan, kısaca sanat olmadan milliyetçilik olmaz. Milleti oluşturan en önemli unsurlardan biri kültür değil midir? Hatta bazılarımız millet gerçekliği içinde kültürün önemini vurgulamak için kendilerini kültür milliyetçisi olarak ifade etmiyorlar mı?

Kültür nedir peki? Her şeyden önce sanattır. Edebiyattır, musikidir, resim, heykel, mimaridir. Tiyatrodur, sinemadır. Sanat olmadan kültür olmaz. Kültür olmadan da millet olmaz.

Millî duygudan yana bir kaygım yok. Halkımızda çok güçlü bir millî duygu var. Halkımızın yüreğinde yaşayan millî duygu o kadar güçlüdür ki kendilerini kudretlerinin zirvesinde sananlar, ısrarla sürdürdükleri açılım politikasından bu millî duygunun baskısından dolayı vazgeçmek zorunda kalmışlardır. Ancak millî duygu yetmez, millî bilinç, millî şuur da gereklidir. Bu bilinç de yüksek kültürle, sanatla elde edilir.

Millî bilinç güçlü olunca ne herhangi bir iktidar açılıma cüret edebilir; ne de insanlar birtakım cahil softaların ardında cemaat olarak toplanabilir. Tekrar ediyorum, millî bilinç için yüksek kültür gerekir. Yüksek kültürün en önemli bileşenlerinden biri de sanattır.

Şiir ve musiki, ilk insanların ayinlerinden beri izlediğimiz en eski sanat kollarıdır. İnandıkları ne olursa olsun ilk insanlar âdeta ilahi bir vecit içinde şiirin ve musikinin ritmine kendilerini kaptırmışlardır.  Ve bu iki sanat kolu daha sonra bütün toplumlarda gittikçe incelip gelişerek insanlığın en büyük kültür mirasını oluşturmuşlardır. Hem şiirin hem musikinin millî dilleri vardır. Şiirdeki millî dil çok daha açıktır ama musikinin dili demek olan ezgi de milletlerin ruhlarına göre değişir.

Asrın hükümlerinde ne doğruluk kalmış, ne selamet. O zaman ben bunlara hizmet edersem bende izzet ve şeref kalır mı? Eksik olsun böyle ikbal” diyen bir yiğit adam bile çıkmıyorsa bugün, biliniz ki bunun sebebi şiirsizliğimizdir.

Bazen bir şiir ruhlarda inkılap yaratır. Hürriyet Kasidesi işte o şiirlerden biridir. Ve şimdi daha vurgulu olarak söylüyorum: “Şiirsiz milliyetçilik olmaz

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | KÜLTÜRÜN ÖNEMİ için yorumlar kapalı
Ara 16

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Dil arslan turur, kör işikte yatur” ‘Dil eşikte yatan arslandır’ Kuatdgu Bilig                                                   

* “Dostuna sana düşmanlık yapacak kadar kuvvet verme.” Sadi Şirazi

* “Haklı bir fikrin meyve vermemesi mümkün değildir.” Tolstoy

* “Fakirlik; elini cebine attığında boş olması değil, elini çıkardığında tutacak birinin olmamasıdır.” Gabriel Garcia Marquez

* “Kibir ve böbürlenme felakete giden yoldur.” Condeleza Rice

* “Unutulanlar hariç yeni bir şey yok.” Fransız özlü sözü

* Kendi ekseni etrafında saatte 1.670 km hızla, Güneşin etrafında ise saatte 108.000 km hızla milyarlarca yıldır dönen dünyamızı ne hale getirdik.

* “Donup kalmış düşüncelere bağlılık bugüne kadar tek bir zinciri bile kıramadı. İnsan onuru özgür kalmalı.” Mark Twain

* “Bakmasını bilen göz için karanlık, karanlık değildir.” Ahmed Hamdi Tanpınar

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Ara 15

“Eski Türkiye”(!) nin şirketleri

“Eski Türkiye”(!) nin şirketleri

Devletin haber ajansı, Anadolu Ajansı, dört gün önce bir müjde verdi.

Dedi ki;

– Savunma Sanayi’nde dünya devleri arasına iki Türk şirketi daha girdi. İlk 100 büyük şirket arasındaki Türk şirketi sayısı 5’ten 7’ye çıktı.

**

Hangi şirketler bunlar?

Aselsan..

Havelsan..

Roketsan..

TUSAŞ..

STM..

FNSS..

BMC..

**

Bu başarının mimarı kim?

Ajansa ve iktidar medyasına göre, Ak Parti iktidarı..

Peki, eski dedikleri Türkiye’yi tembel, Ak Partili yılları da çalışkan ve yeni Türkiye ilan eden arkadaşlara sorum var;

Aselsan şirketi nedir?

Ak Parti iktidarının, ortağıyla beraber, komutanlarını demir parmaklıkların ardına gönderdiği Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Güçlendirme Vakfı’na ait bir şirket..

Yani o tembel ve eski(!) Türkiye’nin şirketi..

**

Peki Havelsan kimin şirketi?

Ak Parti iktidarının, ortağıyla beraber, komutanlarını demir parmaklıkların ardına gönderdiği Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Güçlendirme Vakfı’na ait bir şirket..

Yani o tembel ve eski(!) Türkiye’nin şirketi..

**

Peki Roketsan?

Ak Parti iktidarının, ortağıyla beraber, komutanlarını demir parmaklıkların ardına gönderdiği Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Güçlendirme Vakfı’na ait bir şirket..

Yani yine, o tembel ve eski(!) Türkiye’nin şirketi..

**

Peki TUSAŞ?

Kuruluşu 1973

Yani yine, tembel ve eski (!) Türkiye’nin kurduğu bir şirket.

**

Peki STM?

Silahlı Kuvvetler ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından 1991 yılında kurulmuş bir şirket..

Yani yine, tembel ve eski (!) Türkiye’nin şirketi..

**

Peki FNSS?

İnşaat alanında Ak Parti döneminde birçok ihaleden uzak tutulan, rahmetli Cumhurbaşkanı Demirel’in ajansı muamelesi yaptıkları Nurol Holding’in 1988 yılında kurduğu bir şirket..

Yani yine, tembel ve eski (!) Türkiye’nin şirketi..

**

Peki BMC?

1964 yılında kurulmuş, Karamehmet Grubu’na aitken, gazeteleri, televizyonları, bankası ve markalarına el konulduktan sonra, Tayyip Erdoğan’a ilanı aşk eden Ethem Sancak’a devredilen bir şirket..

Yani o da, yine, tembel ve eski (!) Türkiye’nin şirketi..

**

Aselsan.. Havelsan.. Roketsan.. TUSAŞ.. STM.. FNSS.. BMC..

E bu şirketler;

Tembel” dedikleri, “Eski” dedikleri, hiçbir yatırım yapılmadı dedikleri Türkiye’ninken, başarı nasıl bugünkü iktidarın oluyor?

Ne kadar üreten tesis varsa, sözüm ona eski ve tembel (!) Türkiye’nin, ama ne kadar tüketen iş varsa Ak Parti iktidarının.

Bu listedeki gerçek bile bunu gözümüze sokarken, 100 büyük savunma sanayi şirketi içindeki 7 Türk şirketinden nasıl oluyor da kendilerine pay çıkarıyorlar?

Üstelik, bunların içindeki, Karamehmet Grubu’nun devretmek zorunda bırakıldığı BMC için,

Sakarya Tank Palet’in bile peşkeş çekildiği BMC için, ne diyor biliyor musunuz devletin ajansı;

– Listeye 554 milyon dolarla 85’inci sıradan giriş yapan BMC, geçen yılki 533 milyon dolar savunma sanayisi cirosuyla 4 basamak geriledi ve 89’uncu sırada yer buldu.

Aynen böyle diyor..

Yeni Türkiye’de“(!) el attıkları şirket, onca kıyağa rağmen bir de gerilemiş..

Ama sözüm ona “Eski Türkiye“(!) nin şirketleri, listede yukarı tırmanmış..

 

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | “Eski Türkiye”(!) nin şirketleri için yorumlar kapalı
Ara 14

“EDEPSİZ BEY”

“EDEPSİZ BEY”

Devam etmekte olan 1877-1878 Osmanlı- Rus savaşı münâsebetiyle devlet çok büyük mâli sıkıntılar yaşamaktadır.

Ahmet Vefik Paşa, devletin masraflarını kısabilmek gayesiyle hazırlayıp devletin bütün birimlerine gönderdiği genelgesinde ‘’Ben bir Sadrazam olarak Sadaret arabasını orduya bıraktım ve her sabah evimden Bab-ı Alî’ye yayan gidiyorum. Sizler de öyle yapın!’’ der.

Ahmet Vefik Paşa bir hayli kiloludur ve çok zor yürür. Bu yüzden Bab-ı Alî’nin dik yokuşunu yürüyerek çıkarken her seferinde nefesi kesilip takatten düşer, bazen koluna girerek yürümesi için kendisine yardımcı olurlar. O’ bunca zahmete rağmen devlete masraf olmasın diye makam arabasına binmez ve yayınlamış olduğu genelgeye bizzat kendisi de uyar. O’nun sadaret arabasına bindiğini de gören olmamıştır.

Bir gün Sadaret Müsteşarı Muhsin Bey ile birlikte yürüyerek kan ter içinde dik yokuşu çıkarken, aşağıya doğru hızla bir arabanın indiğini görmüş. Arabanın içinde sonradan mâliye Nazırı olacak olan Edip Bey varmış.

Ahmet Vefik Paşa, yanında beraber yürüdükleri Muhsin Bey’e dönerek, ‘’arabanın içindeki bu merhametsiz yüzsüz adam kimdir?’’ diye sorunca, Muhsin bey ‘’Edip Bey Efendim’’ cevabını verir.

Ahmet Vefik Paşa, gayet öfkeli ve yüksek bir sesle ‘’Devletini, milletini, fâkiri, yoksulu, cephede aç askeri düşünmeyip halen daha makam arabasına binerek devletinin parasını israf eden o merhametsiz gaddar adamın bundan sonra ki adı Edip Bey değil, EDEPSİZ BEY’dir der.

 

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , | “EDEPSİZ BEY” için yorumlar kapalı
Ara 13

EMPERYALİZM SALDIRIYOR… FARKINDA MISINIZ?

EMPERYALİZM SALDIRIYOR… FARKINDA MISINIZ?

Suriye’de, Türkiye milli güvenliğinin peşinde bölgenin dağına taşına güvenlik taşımaya çalışırken, ABD, PYD/PKK ile birlikte Suriye’deki petrol yataklarının üzerine oturdu. Libya’da Türkiye, meşru hükümetle ülkenin başkentinin güvenliğini sağlamaya çalışırken, Rusya, petrol hilalinin üstüne oturarak Türkiye’nin önünü kesti. Aynı şey Irak için de geçerlidir. Durup dururken Azerbaycan’dan Türkiye gelecek olan enerji nakil hatlarının geçtiği topraklara Ermenistan’ın saldırması da rastlantı değildi.

Ortadoğu’da petrol ve doğal gaz hatlarını takip edin her türlü ihanetin failini bulursunuz!

İngiltere’nin eski Başbakanlarından Churchill ‘Bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir.’ demişti.

Günümüzün ABD Başkanı Trump ise petrolü ne kadar çok sevdiğini şöyle açıklamıştı: “Biz petrolü güvenceye aldık. Petrolü çok seviyorum. Kürtler (YPK/PKK) ile çalışıyoruz.

Bernard Shaw, “Kan kokusu almış bir köpek balığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir.” der.

 Enerji ve hammadde kaynakları yönünden zengin olan ülkelerin hepsinin küresel güçlerin hedefi olmasının nedeni sahip olduklarıdır.

Türkiye’nin ekonomisini sarsan yani petrol/doğalgaz Türkiye’nin en hassas yanıdır. ABD Başkanı Trump, “ekonomik yönden sizi mahvederiz, yok ederiz…” sözlerini bu yüzden ediyordu.

 

Alıntı: Özcan Yeniçeri

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | EMPERYALİZM SALDIRIYOR… FARKINDA MISINIZ? için yorumlar kapalı
Ara 12

ŞEREFLİ KAHRAMAN BABALAR

ŞEREFLİ KAHRAMAN BABALAR

 

Zığın Dere’de kurulu seyyar çadır hastanede ameliyat yapan Tarık Nusret isimli Doktor kararlarında duygusal olmamak için gelen yaralıların yüzlerine hiçbir zaman bakmıyordu.

Yağmurlu bir gecenin ardından gün ağarmak üzereydi.
Doktor Tarık Nusret Beyin önüne acılar içinde kıvranan bir asker getirildi. Her zaman yaptığı gibi askerin yüzüne bakmadan ağır yaralarına bakan doktor, iyileşemeyeceğini anlayınca ona ağrı kesiciyi yapmaktan vazgeçti.

O sırada ölmek üzere olan askerden, “Babaaaa ben senin oğlunum, beni tanımadın mı, bak ben seni sesinden tanıdım” diye yanık mı yanık, ciğerleri parçalayan kelimeler dökülür.

Yaralı asker, Babasını sesinden tanımıştı ve bu sözleri O’nun ağzından çıkan son sözleri olur.

Ölümcül yaraların verdiği acılar içinde kıvranan bu asker doktorun öz oğludur. Doktor buna rağmen yine de ağrı kesiciyi oğluna yapmaz ve bir kaç saat sonra da oğlu şehit olur.

DOKTOR TARIK NUSRET OĞLUNUN CANSIZ BEDENİNE SARILIP;
“Babanı affet oğlum!
Sana morfin verip seni ameliyat edemezdim, çünkü yaran çok ağırdı, yaşama şansın hiç yoktu, bu yüzden morfin senin hakkın değil, yaşama şansı olan diğer askerlerindi” diye hıçkırıklarla gözyaşı döker.

 

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , | ŞEREFLİ KAHRAMAN BABALAR için yorumlar kapalı
Ara 11

Devlet Bahçeli’nin millete verdiği sözler…

Devlet Bahçeli’nin millete verdiği  sözler…

“Zalimler karşımızda. İşbirlikçiler önümüzde. Hıyanet ve melanet kapımızda… Yürürsek alayını devireceğiz.

Yürürsek bunların kökünü kurutacağız. Yürürsek hepsini birden Akdeniz’e dökeceğiz.

Çünkü bunlar korkaktır, teslimiyetçidir. Çünkü bunlar ödlektir, tavizkardır. Bunların niyetleri bozuk, fıtratları sorunludur.

Türkiye 4 bin 582 gündür AKP çilesi çekmektedir. (6570 gün oldu-OU)

Diyorlar ya, onlar konuşur AKP yaparmış. Doğru, biz konuştuk, AKP yaptı. Biz konuştuk, AKP sattı. Biz yolsuzluğu konuştuk, AKP yaptı. Biz işsizliği konuştuk, AKP yaptı. Biz yoksulluğu konuştuk, AKP hevesle yaptı.

Neyi eleştirmişsek, neden şikâyet etmişsek, neyden yakınmışsak AKP yaptı, altına imza attı.

Bunlar vatan topraklarını bırakıp kaçtılar. Bunlar ay yıldızlı al bayrağın indirilmesini seyrettiler. Bunlar Kobani’ye PKK’nın geçişine izin verdiler. Bunlar Barzani’yi silahlandırdılar.

Bunlar bölücüleri omuzlarında gezdirdiler, kürsülere çıkarıp saraylarda konuk ettiler. Bunlar çaldılar, rüşvet yediler, harama ve hakarete bulaştılar. Bunlar Oslo’dan İmralı’ya kadar teröristlerle yasak ilişki kurdular.

Bunlarda hayır yok, bunlarla gelecek yok.

Türk düşmanları AKP’yle mutludur. Bölücü misyonerler AKP’den umutludur. Yıkım aktörleri, savaş ve silah baronları AKP’den memnundur.

Sınır içi ve sınır ötesi terörist mihraklar AKP ismini duyunca sevinçten havalara uçmaktadır.

İyice çamurlaştılar.

Bu büyük milleti bir etnik kalıntı seviyesine indirmeye çalışan zihniyetin temsilcisi değil misiniz?

Milli kimliği liğme liğme doğrayan ve 36’ya bölmeye çalışan bölücülerin bir odağı da siz olmadınız mı?

Kendinizde güç vehmedip büyük bir yanlış yaptınız.

İki tabanca atınca bir haftada gideceğini sandığınız zalim Esad, Suriye’nin başında 4 yıldır oturuyor. Suriyeliyi içten içe kışkırttınız, Şam yönetiminin zulmüne davetiye çıkardınız.

Suriye’nin doğusu radikal terör gruplarının eline geçti.

Sonra Suriye’deki ateş alanlarına Peşmerge ve PKK’yı geçirdiniz. Terörist gördüğünüz PYD’ye yardım ettiniz, lojistik destek sağladınız.

AKP’nin bir genel başkan yardımcısı ise “O silahlar Özgür Suriye Ordusu’na gidiyordu” diyerek partisinin maskesini indirmişti.

Kaçma, korkma, açıkla; bu silahları kimin namına ve hangi mihraklara gönderiyordunuz?

Size bu talimatı kim verdi? Silahları elinize kimler tutuşturdu? Türkmenlere yardım gönderiyor idiyseniz, niçin bu kadar zıvanadan çıktınız?

Neyi gizliyor, neden ürküyorsunuz? Bir şeylerin sakladığının belgesidir. Kavramların ve kafaların karıştırmak istediğinin vesikasıdır.

Elbette nerede bir Türk varsa o Türklüğe emanettir. Nerede bir Türkün hatırası varsa o Türk milletinin kudretine emanettir.

Ülkemizin başına açtığı belaların suçluluğu ile kâbuslar görmektedir.

Millete küfreden havuzcular, ihalelerden yüzde alan, rüşvete kulluk eden eski bakanlar el üstündedir. Bir trilyonu üç beş kuruş gören haramzadeler, 3,3 milyar liraya çerez parası diyen hadsizler zevkten dört köşeyken; dürüstlük suçlanmaktadır.

Erdoğan’ın kirli çamaşırlarını bilenler, gizli ve hain ilişkilerine tanık olanlar susturulmakta, cezalandırılmaktadır.

Türkiye böyle gidemez, gitmeyecektir.

Türk milleti bu rezaletlere daha fazla katlanamaz, katlanmayacaktır.

Türkiye, sırtındaki kamburu atmak için gün sayıyor.

Milletimiz teslimiyetçileri elinin tersiyle itmek için bekliyor.

Türk milliyetçilerini iktidar yapmak için sabırsızlanıyor…”

Şimdi de Devlet Bahçeli’nin bugün ne söylediğine bakalım:

“Cumhur İttifakı’nın 2023 yılında Cumhurbaşkanı adayı bellidir, o muhterem isim de Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır…”

Bahçeli’nin, 7 Haziran 2015 seçimi öncesi yaptığı konuşmalardan şu üç cümleyi de hatırlatayım:

“Bir gün bu kirli ve karanlık ilişkiler mutlaka aydınlanacak ve mutlaka hesabı sorulacaktır. O gün geldiğinde AKP’nin hangi pisliklere bulaştığı, hangi meçhul terör örgütlerine destek verdiği ortaya çıkacaktır. Kokuşmanın tarafları bunun bedelini mutlaka ödeyecektir.”

Ve soruyoruz:

–   O gün gelmeyecek mi?

–   Bedel ödemeyecekler mi?

–   Hesap sorulmayacak mı?

Ve hala yanıt bekleyen sorum:

–   Teslimiyetçilere neden teslim oldunuz?

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | Devlet Bahçeli’nin millete verdiği sözler… için yorumlar kapalı