Haz 30

NAMAZI KAÇ KİŞİ KILDI?

NAMAZI KAÇ KİŞİ KILDI?

 

Meşhûr Abbâsî halîfesi Hârûn Reşîd, bir gün Behlûl Dânâ’ya : “Senden bir ricâm var. Bu akşam, câmiye gittiğinde, cemâatle namaz kılan kaç kişi varsa, hepsini topla saraya getir. Büyük bir ziyâfet hazırladım, onları bu gece sarayda ağırlayacağım” demiş. Behlûl “Peki” demiş. Akşam namazından sonra Behlûl Dânâ, saraya yanında sadece iki kişi ile dönmüş. Halîfe, Behlûl’ün yanında sadece iki kişi olduğunu görünce fenâ halde canı sıkılmış. Behlûl’ün işi savsakladığını düşünerek, “Yâhu koskoca câmide, cemâatle namaz kılan iki kişi mi vardı? Benim bildiğim akşam namazında orada en az iki yüz, üç yüz kişi olması lâzım. Ben bütün hazırlıkları ona göre yaptırdım. Ben sana güvenerek sana bir iş havâle ettim ama sen bu işi beceremedin” deyince, Behlûl “Yoo hiç de öyle değil, sen ne dediysen ben tam da onu yaptım” demiş ve mes’eleyi şöyle îzâh etmiş :

Bu akşam mescide gittim ve akşam namazını kasden en arka safda kıldım. İmam selâm verir vermez, hemen dışarı çıkıp kapıda dikildim. Dışarı çıkan herkese tek tek, aynı soruyu sordum. “İmam Efendi, bu akşam namazda hangi zamm-ı sûreleri okudu?” dedim. Yüzlerce kişi arasından sadece şu iki zât, okunan zamm-ı sûreleri hatırlayabildi. Diğerleri hatırlayamadı. Arkasında namaz kıldığı imamın ne okuduğundan haberi olmayan kişi, namaz kılmış olmaz. O yüzden de ben sadece bu iki kişiyi getirdim. Hatırlarsan sen bana “Câmide kaç kişi varsa al getir” dememişdin, “Namazı cemâatle kılan kaç kişi varsa al getir” demişdin. Ben de böylece senin sözünü yerine getirmiş oldum.

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , | NAMAZI KAÇ KİŞİ KILDI? için yorumlar kapalı
Haz 29

BU HAİNLİK DEĞİL Mİ?

BU HAİNLİK DEĞİL Mİ?

İşte birkaç gün önce İYİ Parti Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, bir soru önergesiyle deşifre ettiği rezalet, yalnızca devlet kaynaklarının kontrolü açısından nasıl başıboşluklar yaşandığını göstermiyor, aynı zamanda bu ülkenin parasının ne kadar pervasızca – bilinçsizce ve cahilce harcandığını da kanıtlıyor…

2013 yılına kadar Marmaray Projesi kapsamında Güney Kore’den ithal edilen ancak “gerekli uzunlukta ray-makas sistemi olmadığı için” hizmete alınamayan 10’lu vagondan oluşan 38 tren seti Haydarpaşa ve Edirne Gar müdürlüklerinde atıl durumdaymış… Yani çöpte!!!

İYİ Parti Milletvekili Türkkan’ın, “bu vahim skandalla ne kadar kamu zararı oluştuğu” konusundaki sorusunu yanıtlayan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, Marmaray Projesi, Gebze-Haydarpaşa, Sirkeci-Halkalı banliyö hatlarının iyileştirilmesi işi kapsamında 34 set 10 araçlı ve 20 set de 5 araçlı olmak üzere toplam 54 set (440 araçlı) tren alındığını, bunlar için “478 milyon 5 bin 400 euro” harcandığını açıklamış…

Peki, bu kadar para ödenen trenler ne haldeymiş?..

Ulaştırma Bakanının bu soruya, “Trenler, düzenli bakım ve temizlikleri yapılarak gare (istasyon) sahalarında depolanmaktadır” diye yanıt vermesi, “ray – makas hatası”nı açıklamıyor ama devlet kaynaklarının, yani milletin mallarının nasıl heba edildiğini kanıtlamaya yetiyor…

 

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | BU HAİNLİK DEĞİL Mİ? için yorumlar kapalı
Haz 28

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

 

* “İnatçılık ile aptallık ikiz kardeştir.” Sofokles

* “Ayağına gelen fırsatı kaçırmayan kişi onda dokuz başarılı olur. Ama kendi fırsatını kendi yaratan kişinin başarısı ise kesindir.” Dale Carnegie

* “Senden iyilere yerini vermesini bil.” Terentius

* “Modern bilinç, milli bilincin karşıtı değildir. Tersine modern bilinç, bizim milli benliğimizin korunmasının güvencesidir.” Nur Sultan Nazarbayev 

* “Birbirinizle çekişmeyin, sonra içinize korku düşer, gücünüz elinizden gider.” Enfal Suresi 46.Ayet

* “Hatırlanmasında yarar varsa, kimse unutulmaz.” Benjamin Disraeli

* “Rusya’da Rus olmayan her şeyi yıkacağız ve Rus’a göre yeniden kuracağız!” Stalin

* “Başkalarını överken, kendimizi överiz.” Alexander Pop

* “İyi yazılmış bir kitabı her zaman kısa bulurum.” Jane Austen

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Haz 27

BİZLER VATAN MİLLET DERDİNDEYKEN, BİRİLERİ MAKAM ŞÖHRET DERDİNDE…

BİZLER VATAN MİLLET DERDİNDEYKEN,

BİRİLERİ MAKAM ŞÖHRET DERDİNDE…

 

Bu yazı bütün Türk Milliyetçileri içindir…

Özellikle Türk Milliyetçiliği “maskesi” takanlara..

Tam tamına elli yıllık bir Ülkücü olarak içim kan ağlayarak şahit olduğum olaylar beni dün olduğu gibi bu günde fazlasıyla üzmektedir. Artık olur olmaz zamanda “ ben Ülkücüyüm” diyene bile şüphe ile bakmakta olduğumu itiraf ediyorum..

Bundan otuz kırk yıl öncesine baktığınızda Ülkücü gençliğin bir simidi bile arkadaş sayısına göre paylaşıp yediğini görürsünüz. Türk Milliyetçiliğinin lideri MHP’sinin kurucusu Merhum Alparslan Türkeş “Bozkurtlarım” çağrısı ile milyonları harekete geçiren, elini kaldırması ile milyonları susturan bir dava adamının Türk Milliyetçiliği Ülküsünün tohumlarını Anadolu’nun her köşesine serpiştirdiğinde emperyalizmin ajanları kullanılarak o güzide tohumlar yok edilmek istenmiş ancak başarılı olamamışlardır. Vatan, millet, bayrak, ülkü uğrunda nice fidanlar toprağa düşmüş, nice güneşler batmıştı. Onların yasını tutmaktayken, acısını yaşarken Başbuğ Alparslan Türkeş’in vefatı sonrası bir Bahçeli denen şahıs on dokuz yılda Ülkücü hareketi, MHP’yi getirdiği uçurumu görmek mümkündür.

O sözde “Bilge lider, Türkmen Beyi” Bahçeli ki; Anadolu’nun pek çok yerinde düzenlenen kurultaylarla birlikte Türk Dünyası Kurultayını yapmamış, Anadolu’da Türk Milliyetçiliği Ülküsünün gür sesi, coşkun nefesi, “Ölmez bu hareket ölmez bu dava” diye haykıran Ozan Arif (Şirin)’in cenazesine katılımı yasaklamıştır.

Ülkü Ocaklarını etkisizleştirmiş, sonunda Genel Kurul yapmayarak koltuğu bırakmamak için, daha doğrusu siyaset denizinde boğulmamak için “ümmetçilik” fikrini savunan bir dala tutunarak Türk Milliyetçiliği Ülküsünü savunanları bölmüş, parçalamış, ülkücüleri birbirine düşürmüştür.

Son belediye başkanlığı adayları belirlenmesinde de yapacağı en büyük ayrıştırmayı yapmış belediye adayları ile birlikte ülkücüleri birbirine düşman hale getirmiştir.

Yazacak çok. Fakat giden can şehitler, ülkü için can kan verenler aklımdan hiç gitmemekte ve bunların yaptığını Allah’ın lanetlediği şeytan bile yapamaz düşüncesini yaşadığımı belirtmek istiyorum.

Bu onulmaz halden nemalanmak için çalışanları kızıyorum, kınıyorum

Dün kardeş olanları bu gün düşman edenler, ettirenler emperyalizmin ajanlarıdır.

 

Hani “TANRI DAĞI KADAR TÜRK HİRA DAĞI KADAR MÜSLÜMIZ” Diyorduk

Hani “BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ BİRİMİZ İÇİN” Diyorduk”

Hani “ÜSTE MAVİ GÖK ÇÖKMEDİKÇE ALTTA YAĞIZ YER DELİNMEDİKÇE TÜRK’ÜN İLİNİ VE TÖRESİNİ KİM BOZABİLİR?” diyorduk…

  1. VS. VS.

 

SON SÖZ: “EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE DÖN!”

 

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , | BİZLER VATAN MİLLET DERDİNDEYKEN, BİRİLERİ MAKAM ŞÖHRET DERDİNDE… için yorumlar kapalı
Haz 26

AH ZAMAN!

AH ZAMAN!

 

Hayatı su gibi içiyor zaman

Ansızın habersiz geçiyor zaman

Dertli, dertsiz anı seçiyor zaman

Ah zaman! Ah zaman! Ah zaman!

 

Bağrında saklıdır hazine sırlar

Böyle geçmiş aylar, yıllar, asırlar

Sevinçler, kederler, hele nasırlar

Ah zaman! Ah zaman! Ah zaman!

 

Bir zaman ki hiçbir şeye gelmiyor

Hem hiç ağlamıyor, hem hiç gülmüyor

Zaman küheylanı durmak bilmiyor

Ah zaman! Ah zaman! Ah zaman!

 

Zaman bu, bakarsın her şey kaynatır

Zaman bu insana soylar soylatır

Zaman bu, adamın aklın oynatır

Ah zaman! Ah zaman! Ah zaman!

 

Bir an gelir, çare olur derdine

Bir an gelir, pusu kurar merdine

Bir an gelir, çile satar ferdine

Ah zaman! Ah zaman! Ah zaman!

 

Maziye, atiye müthiş danışman

Onu kaybedenler olur bin pişman

Bazen dost bir olur bazen bir düşman

Ah zaman! Ah zaman! Ah zaman!

 

su gibi akmak huyudur onun

Geçmişi meçhuldür koyudur onun

Günler, aylar, yıllar soyudur onun

Ah zaman! Ah zaman! Ah zaman!

 

Felaketle dolu günler yaşatır

Bazen efelenir ünler yaşatır

Kafası eserse şanlar yaşatır

Ah zaman! Ah zaman! Ah zaman!

 

Bir giderse geri gelmez bir daha

Torpil yapmaz ne bir kula, ne şaha

Her haliyle bağlı yalnız Allah’a

Ah zaman! Ah zaman! Ah zaman!

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , | AH ZAMAN! için yorumlar kapalı
Haz 25

Bakın Çanakkale nasıl geçiliyor?

Bakın Çanakkale nasıl geçiliyor?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunan eğitimci Mahiye Morgül kitaptan 11 suç delili tespit etmiş. Ben sadece üçünden alıntılar yapacağım:

Suç duyurusunda “İlkokul Matematik-1 Ders Kitabı”nı araç olarak kullanarak çocuk istismarı yapılıyor” deniliyor. Hem de 1.5 milyon çocuğa!

1-Kitabın kapağında kapak boyu bir mavi balina var! İnternet’te oynanan ve çocuk intiharlarına sebep olan mavi balina oyununun yaygın olduğu bilinirken böyle bir tercihte bulunmak ne demektir? Kitabın 108’inci sayfasında da mavi balina oyunundan merdivenli görsel kullanılıyor.

2-Sayfa 184’te, gerçek fare boyunda bir fare resmi var. Çocuktan farenin uzunluğunu karelerle sayması isteniyor. Böyle bir ölçüm şekli yoktur ve çocuk kare saymak bahanesiyle fareye dokunmaya mecbur ediliyor. Çocuğu korkutmak suçtur ve bu durum açıkça çocuk istismarıdır. Çocuk nesneleri dokunarak sayma yaşındadır, burada istemeyerek fareye dokunarak sayacak, iğrenecek veya korkacak, sayamayacak, dahası çocuk matematikten nefret etmeye başlayacaktır.

Hemen altındaki masa ile farenin boyu eşleştirilmekle, çocuğun fareyi masa büyüklüğünde algılaması sağlanıyor! Çocuk sınıftaki tüm masaların üzerinde fare görmeye ve sınıfa girmekten de korkmaya başlayabilir.

3- Sayfa 56’da dili dışarıda yılanla ne öğretiliyor? Yılan zaten çocuğun dokunabildiği hayvan değildir, ona dokunmayı hayal ettirmek bile çocuğu korkutmaya yeterlidir. Yılan ile matematik bir arada hafızaya kaydedilecek bilgi değildir, çünkü yılanın ürkütücülüğü, matematik dersini de ürkütücü yapar. Böyle görseller çocuğun rüyalarına girer, uykusunu kaçırır. Korku zihinsel faaliyeti keser, çocuğu korkuyla eğitmeye kalkmak çocuk istismarıdır.

Çocukla sürekli dalga geçen bir kitaptan matematik kitabı diye söz etmek mümkün değildir. Çocuğun akıl sağlığı ile oynanmaktadır. Matematik-1 ders kitabında çocuk defalarca kandırılmakta, şaşırtılmakta, bozuk görsellere baktırılmakta ve korkutulmaktadır. Özetle bu kitap matematiği öğretmekten uzaktır ve matematik bilimine aykırıdır.

***

Çanakkale işte böyle geçiliyor! Ruh hastası bir toplum yetiştirilerek! Bunlar ne millî ne de yerlidir? Savaşla yenemedikleri Türk Milleti’ni böyle yok edecekler! Çocuklarınıza sahip çıkın!

 

 

Alıntı: Arslan BULUT

 

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , | Bakın Çanakkale nasıl geçiliyor? için yorumlar kapalı
Haz 24

Siz Olsanız Ne Yapardınız?

Siz Olsanız Ne Yapardınız?

Mahkemede hakim davacıya sormuş:

– “Kazadan sonra size ‘Nasılsınız?..’ diye soran otoyol polisine ‘Çok iyiyim, harikayım’ demişsiniz, şimdi tam tersini söylüyorsunuz ve tazminat istiyorsunuz!”

– “Efendim atım Karataş.”

– “Bırak şimdi atını matını… Olayı anlat..!”

– “Efendim, müsaade ederseniz olayı arz edeceğim, atım Karataş ile otoyolda giderken kamyonun biri bize çarpınca ikimiz de yolun kenarına fırladık, müthiş canım yanıyor ve kımıldayamıyordum, yattığım yerden atımın acı dolu feryatlarını duyuyordum tam o sırada otoyol polisi geldi, atın iniltilerini duyunca ona yöneldi, tüfeği ile tam alnının ortasından vurdu, elinde dumanı tüten tüfekle benim yanıma geldi, “Atının durumu çok kötüydü hallettim” dedi ve “Peki, sen nasılsın bakalım?.. ” diye sordu.

-Affedersiniz ama siz olsaydınız ne yapardınız!”

 

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , | Siz Olsanız Ne Yapardınız? için yorumlar kapalı
Haz 23

TÜRK’ÜM DİYEMİYENLERİN TÜRK’Ü YÖNETMEYE HAKKI YOKTUR..

TÜRK’ÜM DİYEMİYENLERİN TÜRK’Ü YÖNETMEYE HAKKI YOKTUR..

 

AKP’nin İstanbul adayı Binali Yıldırım, Diyarbakır’da, “İstiklal mücadelesini başlatırken daha savaş döneminde Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni toplayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün davet ettiği millet temsilcileri arasında Kürdistan mebusu da vardı, Lazistan mebusu da vardı” diye konuştu.
Vardı da ne oldu? Bu anlayışın yerine “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka, Türk milleti denilir” denildi değil mi? Atatürk, bu anlayışı yerleştirmek için, 4 Ekim 1932’de Diyarbakır gazetesine verdiği demeçte, “Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep aynı cevherin damarlarıdır. Bu damarlar, birbirini tanısın. Türk milletinin toplumsal düzenini bozmaya yönelik çabalar boğulmaya mahkûmdur. Türk milleti kendinin ve memleketinin yüksek menfaatleri aleyhine çalışmak isteyen bozguncu, alçak, vatansız ve milliyetsiz beyinsizlerin saçmalamalarındaki gizli ve kirli emelleri anlamayacak ve onlara hoşgörü gösterecek bir topluluk değildir.” dedi.
Atatürk, 10’uncu yıl nutkunu da “Ne mutlu Türküm diyene” diye bitirdi. Şimdi Binali Yıldırım ne yapmak istiyor. Osmanlı dönemindeki isimlendirmelere geri mi dönelim?
31 Mart seçimlerinden önce Tayyip Erdoğan, “Türkiye’de Kürdistan yoktur, Kürdistan isteyen Irak’ta bir Kürdistan var oraya gitsin” diyordu da şimdi ne oldu? Gerçi o konuşma de sorunluydu ya…
***
İstanbul kaybedilince AKP’nin metabolizması bozuldu. Bu arada Abdullah Öcalan ile görüşmelere başlandı. Terör örgütünün başı Abdullah Öcalan ile ikinci defa görüşen Mehmet Öcalan, ağabeyine İmralı’da başlayan görüşmelerin devam edip etmeyeceği yönünde bir soru yönelttiğini ve “Ne görüşme kanallarının tamamen açıldığını söyleyebilirim ne de kapandığını söyleyebilirim. Biraz beklemek gerek. Eğer ki bu kanallar tamamen açılırsa herkes için iyi bir şeydir. Ancak tamamen kapanırsa herkes için yıkım getirecektir.” cevabını aldığını söyledi.
Bizim İstanbul seçiminin iptalinden önce aldığımız “Öcalan ile pazarlık yapılacak” duyumunu bu sözler doğruluyor!
Öcalan ile pazarlık devam ediyor! AKP, İstanbul’u kaybetmenin Türkiye’yi kaybetmek olduğunu biliyor ve onun için “Kürdistan” diyor, “Lazistan” diyor ve Pontus iddiaları üzerinden Karadenizli olmayan seçmenler üzerinde çalışıyor!

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | TÜRK’ÜM DİYEMİYENLERİN TÜRK’Ü YÖNETMEYE HAKKI YOKTUR.. için yorumlar kapalı
Haz 22

Temizlikçi Tahir…

Temizlikçi Tahir…

Onu hiçbir sınıf arkadaşı sevmiyordu. Çünkü derslerine asla çalışmayan, tembel ve bön bir çocuktu. Özellikle öğretmeni “beni delirtiyorsun” diye hep kızıyordu Tahir’e.
Bir gün Tahir’in annesi okula geldi. Öğretmeni ile görüştü. Öğretmen dürüstçe “çocuğunuz ders çalışmayan aptalca şeyler yapan bir çocuk, notları da düşük, hayatımda bunun kadar tembel çalışmayan bir öğrenci görmedim” dedi.

Annesi çok şaşırdı, Tahir’i okuldan aldı ve Kayseri’ye taşındılar.

Aradan 25 yıl geçti. Öğretmen de Kayseri’ye tayin olmuştu. Bir gün öğretmen ağır bir kalp krizi geçirdi. Bütün doktorlar ameliyat olması gerektiğini söylediler. Bu zor bir ameliyattı ve Kayseri’de ameliyatı yapabilecek tek bir cerrah vardı.
Öğretmen ameliyat oldu. Gözünü açtığında karşısında yakışıklı cerrah ona gülümsüyordu. Öğretmen tam teşekkür edecekti ki suratı morarmaya başladı. Bir şey söylemek için elini kaldırdı ama söyleyemeden küt diye öldü.

Çünkü o anda öğrencisi Tahir odayı temizlemek için gelmişti

Doktor şaşırdı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken bir baktı ki o da ne?

Odaları temizleyen Tahir, solunum cihazının fişini çekip elektrik süpürgesini takmış.

İşte o temizlikçi Tahir öğretmenini bu dünyadan temizlemişti…

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , | Temizlikçi Tahir… için yorumlar kapalı
Haz 21

“MURSİ ŞEHİT… ! …ÖYLE Mİ… ?”

“MURSİ ŞEHİT… ! …ÖYLE Mİ… ?”

 

Müslüman Kardeşler’in aslında asıl kurucusu Raşit Nida adındaki bir cami hocasıydı. Çıkardığı ilk dergi “Işık Evi”’dir. (Işık Evlerinden size tanıdık gelebilir. FETÖ’nün can damarıydı). Hemen onun yerine gelen Hasan El Banna ise Müslüman Kardeşler’in sonraki dönemine imza atmış kişidir. Süleymaniye’deki İngiliz petrol şirketine ait bir camide ilk propagandasında; “Allah hedefimiz, peygamber liderimiz, Kuran anayasamız, Cihad yolumuz ve Allah davasında ölmek en büyük ülkümüzdür” demiştir. Banna; yaşamı boyunca verdiği tüm derslerde; “Cihad terörizmi meşru kılar” diyerek örgütün silahlı kanadının kurulmasına fikir babalığı yapmıştır.

Şimdi lütfen dikkatle okuyun bazı bölümleri (FETÖ’yü hatırlayın) mutlaka size tanıdık gelecektir…!

“1938’de Müslüman Kardeşler  üyeleri taburlar halinde örgütlendi. Her tabur işçiler,öğrenciler, iş adamları ve serbest meslek mensupları olmak üzere üç bölümden oluşuyordu. Her grup haftada bir gün gizli olarak bir araya geliyordu. 1943 yılında taburlar 10 kişilik aileler halinde örgütlendi. Evli çiftlerden sadece biri örgüte katıldıklarında kabul edilmiyorlardı. Aileler taburlara, taburlar da merkez karargaha bağlıydılar. Kendierine birader adını verenler; her caminin yanına bir kız ve erkek okul, öğrenci yurdu açıyorlardı. İşçiler için gece okulları, öğrenciler için özel dershaneler açmışlardı. Kendi öğrencilerini her türlü yöntemi kullanarak sınavlardan geçiriyor ve devlet kademelerine yerleştiriyorlardı. Merkezlerde hastaneler, kırsal bölgelerde klinikler açmışlardı. Kendi işçi sendikalarını, fabrikalarını, matbaalarını, dokuma, inşaat ve mühendislik işletmelerini kuruyorlardı. 1943 yılında bin kişilik vurucu güç oluşturuldu. Sinema ve tiyatroları bombalıyor, Yahudi ve solculara saldırıyorlardı. 1948’de ünlü bir yargıç olan Ahmetel Hazidar ve ardından başbakan Muhammet Nukraşi öldürüldü. Yapan Müslüman Kardeşlerdi. Noel’de Kıpti kiliselerini yaktılar, turistlere bombalı saldırılar düzenlediler”.

Bizdeki Siyasal İslamcıların çok sevdiği Muhammed Mursi’den önce Banna’dan sonra ilgi çekici bir isim daha vardı; “Seyyid Kutub”. Siyasal İslamcı ve Müslüman Kardeşler’in takipçisi AKP’lilerin başucu kitaplarından biri olan “Yoldaki İşaretler”’in yazarı. Sonunda idam edilmişti.

Kutub’un yazdıklarında, “cahil” olarak adlandırdığı Batı’ya ve radikal bir toplumsal ıslaha ihtiyaç duyduğunu savunduğu “sözde İslami” topluluklara (yani laik islam ülkelerine) karşı cihat ilan edilmesi gerektiği belirtiliyordu. Özellikle 1964’te yayımlanan “Yoldaki İşaretler” adlı eseri ve düşünceleri, İslami Cihad ve El Kaide gibi radikal İslamcı gruplara ilham kaynağı oldu.

Muhammed Mursi Cumhurbaşkanı olur olmaz ilk olarak ne yaptı biliyor musunuz; Anayasayı değiştirdi. Kurucu Meclis’in yeni anayasayı hazırlamasının sekteye uğramamasını hedefleyen Mursi, geçici bir anayasal deklarasyon yayımlayarak yetkilerini artırdı.

Yani rejimi değiştirmeye çalıştı…!

Ne kadar tanıdık değil mi…!

Ancak Mısır’ın; “bana ne kardeşim bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demeyen laik ve aydın halk kesimi “şeriat” rejimine adım adım devletin kurullarını ve aygıtlarını kullanarak geçmeye çalışan Mursi’ye başkaldırdı. 

Mısır halkı hem 1954’te Cemal Abdülnasır’a hem de 1970’li yıllarda Enver Sedat’a suikast düzenleyen bu örgütü asla affetmemişti.

Kurucu Meclis tarafından hazırlanan anayasa taslağının Aralık 2012’de referanduma götürülmesi sürecinde Mursi, silahlı güçlere ulusal kurumları ve seçim yerlerini koruma görevi verdi. Bu süreçte yaşananlar, muhalefet tarafından bir sıkıyönetim sürecine benzetildi.

Aynı ayın sonunda ordu, ülkedeki durumun “devletin çöküşüne yol açabileceği” uyarısında bulundu.

Yine tanıdık geldi değil mi…!

Anayasa onaylandızktan sonra ordu kışlasına çekildi fakat Ocak 2013’te Mursi’nin muhalifleri ile destekçileri arasında çıkan çatışmalarda çok sayıda kişi yaşamını yitirdi. Ardından darbe geldi. Mursi ve üç üst düzey Müslüman Kardeşler lideri, “Mısır’da istikrarı bozmak için yabancı terör örgütleriyle komplo kurmak” suçlamasından Mayıs 2015’te ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış, davada 16 kişi de idam cezası almıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “İhvanı Müslimin” lideri, Mısır’daki binlerce kişinin kanını dökülmesine yol açan bu isme söylediklerine bir bakalım;

Ben öncelikle Mursi kardeşimize, şehidimize Allah’tan rahmet diliyorum. 5 yıldır Mursi kardeşimiz cezaevinde ve binlerce arkadaşıyla beraber orada mahkum ve bugün de şüpheleri bir kenara koyuyorum, emrihak vaki olmak suretiyle şehit oldu. Dualarımız Onunla beraber. Tüm Onunla aynı yolu yürüyen kardeşlerimin başı sağolsun”.

 

Alıntı: Fatih Ertürk

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | “MURSİ ŞEHİT… ! …ÖYLE Mİ… ?” için yorumlar kapalı