Haz 01

YER Mİ TÜRK EVLADI?!

YER Mİ TÜRK EVLADI?!

“Velev ki Habur unutulmuş olsun, Oslo unutulmuş olsun, Çözüm Süreci unutulmuş olsun, yüzlerce Mehmet’in anasını nasıl ağlattığınız unutulmuş olsun, Megri Megri unutulmuş olsun..

YSK, ‘Türkiye’nin en büyük Kürt şehri(!)’ olan İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yenilenmesine karar verdiği gün, PKK başı cani Öcalan’a yolladığınız ‘sözcü’ler, buram buram ‘Türkiye İttifakı(!)’ kokan bir açıklama yapacaklar ve siz ‘ama Kaftancıoğlu’nun fotoğrafları’ diye ikna edeceksiniz milliyetçi, milliyetperver, vatansever, yurtsever seçmeni öyle mi?

‘9’u 5 geçe kenefe gidin’ diyeni, İstiklal şairine ‘p.zevenk’ diyene hakkınızı ‘helal’ edeceksiniz, ‘değerli tarihçi’ diye onore edeceksiniz, ‘omuzlarınızda taşıyacaksınız’, övgü dolu belgeseller yayınlayacaksınız ve ‘ama Kaftancıoğlu’nun fotoğrafları’ diyerek hooop kendinizi temize çekivereceksiniz..

‘Mustafa Kemal’e zerre muhabbet besleyenler cenazeme gelmesin’ diye vasiyet edenin cenazesinde, tesbih tanesi gibi dizileceksiniz en öne ve ‘ama Kaftancıoğlu’nun fotoğrafları’ deyince sütten çıkmış ak kaşığa dönüşeceksiniz..

‘Keşke Yunan Galip gelseydi’ diyen bir meczubu, layığı ‘Hainler Mezarlığı(!)’yken, Türk Bayrağı Kanunu ve Türk Bayrağı Tüzüğünü’nü çiğneyerek, ömrünü hür olarak dalgalanmamasına adadığı Türk bayrağıyla yolcu edeceksiniz ve ‘ama Kaftancıoğlu’nun fotoğrafları’ demekle kurtulabileceksiniz..

Kaftancıoğlu’nu savunuyor da benimsiyor da değilim; bir riyakarlığı ortaya koymak adına soruyorum sadece;

Yer mi bunu Türk evladı?

İstanbul’da yarışın ‘Zulüm 1453’te başladı’ diyen zihniyetle olduğunu söyleyeceksiniz ama ‘Zulüm 1923’te başladı’ diyenlerle birlikte hareket edeceksiniz; Yer mi?

‘Beka’ diyecek ama devletin kurumlarından devletin adını kaldıranların safında ve ‘T.C. ibaresini seviyoruz ve her yerde olmasını istiyoruz’ diyene, dediğini de yapıp, İstanbul’u ‘T.C’ ile bezeyene karşı olacaksınız; Yer mi?

Mevzuyu ‘Türk için’ verilen bir mücadele gibi gösterecek ama ‘Ne Mutlu Türk’üm diyene’ ifadesine savaş açanların safında ve ‘Benim tek liderim Mustafa Kemal Atatürk’tür’ diyene karşı olacaksınız; Yer mi?

Allah aşkına inanıyor musunuz sahi;

Türk evladı, 19 günlük başkanlığında, 17 yıl süren bir karabasandan uyanmayı sağlayan bir adamın kazanılmış hakkına ve onun şahsında milyonlarca insanın iradesine ‘karabasan’ gibi çökünce, bu ülkenin daha huzurlu, daha müreffeh, daha güvenli, daha demokratik bir yer haline geleceği masalını yer mi?..” 
Alıntı:  Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU..

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | YER Mİ TÜRK EVLADI?! için yorumlar kapalı
May 31

Hayırsevmezlik

Hayırsevmezlik

 

Şehrin hayırsever vakıflarından birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. 

Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu.

– “Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 dolar, ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?” 

Avukat bir süre düşündü, sonra: 

– “Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi?” 

Görevli utandı: 

– “Şey… hayır.” 

– “Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkum olduğunu?” 

Görevli utancından kıpkırmızı kesilmiş bir halde özür dilemeye çalışırken avukat onun sözünü kesti: 

– “Ya da kızkardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?” 

Görevli yerin dibine geçmişti sadece, 

– “Hayır, hiç bir bilgim yoktu …” diye mırıldanabildi. 

Avukat bir kez daha onun sözünü keserek devam etti: 

– “Pekala, ben onlara zerre miktar para vermezken size niçin vereyim?”

 

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , , | Hayırsevmezlik için yorumlar kapalı
May 30

TÜRKİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ KİM TEHDİT ETMEKTEDİR?

TÜRKİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ KİM TEHDİT ETMEKTEDİR?

 

* ABD’nin 60-80 değişik ülkeden topladığı dinci radikal sapık ve katil sürülerini Türkiye, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan gibi ülkelerin yardımıyla Suriye’ye sokup, İŞID terör örgütü adıyla Suriye’yi iç savaşa sürüklemesi,

* Suriye’de “müttefikim” dediği PKK/PYD/YPG gibi çeşitli isimler altında 70 bin kişilik ağır silahlarla donattığı PKK ordusuyla ve 20’yi aşkın askeri üssüyle işgali sürdürmesi,

* Türk Hava Kuvvetleri’nin faaliyetlerini izlemek için Ayn El Arab ve doğudaki Rumeylan hava üslerine 445 km menzilli 2 adet AN/TPS-75 tarama radarı yerleştirmesi,

* Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerine karşı ABD, İsrail ve Yunanistan’ın düzenli şekilde deniz tatbikatları yapması, bazı ABD düşünce kuruluşlarının Türk-Amerikan savaşı senaryoları yayınlamayı sıklaştırması ile birlikte düşünürsek soruyu tekrar soralım:

* Türkiye’nin toprak bütünlüğünü kim tehdit etmektedir?

* Bu sorunun cevabı emperyalist ABD ve müttefikleridir.

* Bu durumda Türkiye’nin ulusal savunma stratejisi, Türk topraklarını tehdit edenlere (düşmanlara) karşı ivedilikle tedbirler almayı gerektirir.

***

Dural, bu incelemeden sonra S-400’ler konusuna geliyor:

* S-400 yüksek irtifa hava savunma füze sistemi, dünyanın en etkili sistemi olup, her bakımdan ABD ve diğer NATO ülkeleri tarafından üretilen benzer sistemlerden kesinlikle üstündür.

* Türkiye’nin S-400 sistemi almasına ABD veya NATO müttefiklerinin karşı çıkmalarının esas sebebi Türkiye’ye karşı bir askeri müdahale planları yapmış olmalarıdır.

* S-400 sistemi kesinlikle alınmalıdır. Türkiye’ye stratejik bir caydırıcılık sağlayacaktır.

* ABD ambargo uygulayabilir. Buna iç cephede birlik sağlanarak karşı koyulur.

* Türkiye’yi NATO’dan çıkartamazlar… F-35’leri, mevcut savaş uçaklarımıza ve helikopterlere veya diğer kritik silah sistemlerimize yedek parça vermezler. Bu durumda başka kaynaklardan tedarik ile yerli üretimi arttırmak imkânı elimize geçer ki, bu durum “tam bağımsızlık” yönünde önemli bir fırsattır.

***

Türkiye, bir taraftan da ABD hava üsleri tarafından kuşatılmış durumdadır. Bu sebeple, Türkiye’nin iç cephesi güçlendirilmelidir. Bu güç, “başkanın etrafında ittifak” şeklinde elde edilemez.

Peki ne yapmalı? Bu soruyu dün Cahit Armağan Dilek cevaplandırdı:

“Türkiye İttifakı için ilk yapılması gereken, etkisiz ve yetkisiz hale getirilen TBMM’nin yeniden millî iradenin gerçek temsil yeri haline getirilmesi, Meclis’ten çıkacak hükümetin yürütme erki rolünü ve görevini üstlenmesi, Cumhurbaşkanlığı’nın da öncesinde olduğu gibi icra makamı değil Türk devleti ve milletinin birliği ve bütünlüğünü temsil makamı haline getirilmesidir.”

Biz de “Başlangıçta yeleğin düğmeleri yanlış iliklenmiştir. Şimdi bütün düğmeleri çözmek ve hukuka uygun şekilde yeniden düğmelemek zorundasınız” derken ve Atatürk‘ün “Önce Meclisi sonra ordu” değerlendirmesini hatırlatırken aynı öneride bulunmuştuk.

Türkiye, yeniden “hukuk devleti” olmazsa, kendisini koruyamaz duruma düşer.

 

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | TÜRKİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ KİM TEHDİT ETMEKTEDİR? için yorumlar kapalı
May 29

ÇOCUKLARA İYİ DAVRANIN, ONLARI SEVİN

ÇOCUKLARA İYİ DAVRANIN, ONLARI SEVİN

 

6 yaşındaki çocuk oyun oynarken koltuğu yırtar ve annesi çocuğa çok kızar. Akşam babasın geldiğinde ona söyler. Babası olayı duyunca çok öfkelenir, sinirlenir, çocuğa çok kızar, çocuğu döver. Hatta ellerini bağlayarak bir odaya hapseder. Sabah olduğunda çocuğun ellerinin morardığını görürler ve hemen hastaneye götürürler. Ama çok geç kalınmıştır çocuğun elleri kangren olmuştur. Doktorlar çocuğun iki elini de kesmek zorunda kalırlar. Çocuk birkaç gün sonra taburcu olur. Aradan geçen iki gün sonra baba çok üzgün bir şekilde çocuğu evlerine götürür. Ertesi gün üzüntülü baba işten döndüğünde üzüntü ile çocuğuna bakarak ona yaklaşır. Çocuk babasına seslenir:

-Baba bugün hiç yaramazlık yapmadım. Haydi baba artık ver ellerimi, ne olur!

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , | ÇOCUKLARA İYİ DAVRANIN, ONLARI SEVİN için yorumlar kapalı
May 28

SÖZDE TARİHÇİ FESLİ KADİR SEVERLERE…

SÖZDE TARİHÇİ FESLİ KADİR SEVERLERE…
Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya’ya bırakıyor. Sene 1912, Uşi Anlaşması’dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya’ya bırakıyor fakat geçici olarak. Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti’ne geri verilecek. Fakat şartlara uyum sağlanmıyor. Bu yüzden 3 yıl sonra yani 1915’te Londra’da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya’ya bırakılıyor. Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok. Adaları İtalya’ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı’na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı’nı yapıyoruz. Yani 12 Adalar önce Uşi’de, sonra da 1915 Londra’da İtalya’ya verilmiştir. Bu fotoğrafta gördüğünüz Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey’dir. Bu adam kim mi? Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye’yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye’nin karşısına Damat Ferit’in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur. Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır. 12 Adaları İtalya’ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardı.
Şimdi asıl olaya gelelim… Uşi Anlaşması’nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912’de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer. Fakat bizim bildiğimiz yani 1923’te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve 12 Adaların Lozan Anlaşması’nda gittiğini söylüyorlar. Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman ettiler. Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması’nda ise bilakis Ege’de birçok ada Türkiye’ye geçmiştir. Türkiye’ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise son 10 yılda Yunanistan’a bırakılmıştır. Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha Türklerindir. Umulur ki bol bol paylaşılır, gruplara atılır, milletimiz bilgilendirilir

 

Alıntı: Yusuf Halaçoğlu

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | SÖZDE TARİHÇİ FESLİ KADİR SEVERLERE… için yorumlar kapalı
May 27

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Geçmişin arabalarıyla, hiçbir yere gidemezsin!” Maksim Gorki

* “Ayrıcalık, hakkın en büyük düşmanıdır.” E. Eschenbac

* “Ruh gülmeyle yenilenir.” Cicero

* “Her erkek zeki, güzel, anlayışlı ve onu çok sevecek bir kadın ister. İyi güzel de adama sormazlar mı; bunları hak edecek ne yaptın?” Gabriel Garcia Marquez

* “Fikir birliği küçük toplumları bile büyütür. Fikir ayrılığı ise büyüklerini bile çökertir.” Salustius

* “Ne Sultan’a minnet, ne Şah’a minnet.” Dertli

* “Sözün faydası büyüktür; söz yerinde kullanılırsa, kulu yükseltir.

Söz sâyesinde kara yerdeki mâvi göğe yükselir ve baş-köşeye  geçenlerden olur.

Eğer dil söz söylemesini bilmezse, mâvi gökte olanı yere indirir.”   Kutadgu Bilig’de; Ay-Toldı’nın Hükümdar’a Cevabı

* “Aklı terk ettiler, inanmaya aldandılar, cehaletin kucağına göç ettiler, ancak kurtulan kimse olmadı.” Anooshiryan Miandhii Tebrizli Türk

* “Mutlu insan, parlak zekâlı olamaz.” K. Mansfield

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
May 26

POP-İSLÂMCILIK

POP-İSLÂMCILIK

 

Pop-İslâmcılık, riyakârdır, aldatıcıdır, siyaseten münafıktır, popülisttir, sığdır, oportünisttir, daima güçten ve kazanandan yanadır…

İsrail’i kahretmek için cilt kremi sürmemeyi iyi bilir de o yüzüne oturmuş utanmazca riyakârlığı söküp atmayı bilmez, aklından bile geçirmez…

Ağır protesto için mazgallara kola dökmeyi en iyi becerir de yeri geldiğinde her dediğini yutan çifte standartçı özelliğini hangi kanalizasyona atacağını pek bilmez, bilmek işini de gelmez…

ABD’yi protesto için kırdığı Iphone telefonların bataryası bile, onun delikanlılığından daha uzun ömürlüdür… En azından bir-iki günlüktür…

***

Mavi Marmara katliamından sonra yapılan yargılamaların ardından çıkarılmış kırmızı bültenin İnterpol’e gönderilmemesi karşısından susan İslâmcılık!..

Katliamdan sonraki tarihlerde, Kuzey Irak petrolünün Ceyhan üzerinden İsrail limanlarına akıtılması karşısında susan İslâmcılık!..

Davos krizinden sonra İsrail’le işbirliği anlaşmalarının iptal edilmesiyle sevinen, Mavi Marmara krizinden sonra İsrail’le işbirliği anlaşmalarının iptal edileceğini duyunca, “Yahu biz daha önce iptal etmemiş miydik?” sorusunu soramayıp susan İslâmcılık!..

Tribüne oynarken dört parmağıyla şov yapan ama uluslararası sulardaki katliamdan sonra İsrail’i uluslararası hukukun elinden alan sözde tazminat anlaşması karşısında o parmaklarını saklayarak susan İslâmcılık!..

Şimdi de bir Mavi Marmara mağdurunun açtığı tazminat dâvâsının ‘İsrail’in egemenlik hakları’ gerekçe gösterilerek reddedilmesi karşısında, olmayan yüzünü tamamen kapatarak susan İslâmcılık!..

Pop-İslâmcılık işte budur… Pop-İslâmcılık, riyakârdır, aldatıcıdır, siyaseten münafıktır, popülisttir, sığdır, oportünisttir, daima güçten ve kazanandan yanadır…

***

Hepsini toplasanız bir İspanyol hâkim Jose de la Mata etmez… Mata, Mavi Marmara’da mağdur olan İspanyol vatandaşların dâvâlarına bakıyordu… Başta Netanyahu olmak üzere beş İsrailli yönetici hakkında jandarma ve polise talimat gönderdi… İspanya topraklarına ayak basar basmaz kendisine haber verilmesini istedi, çünkü mahkemeye çıkaracaktı…

İspanya hükûmeti, uluslararası olaylarla ilgili soruşturma açma yetkisi yasa değişikliğiyle Ulusal Mahkeme’nin elinden alındı… Mata pes etmedi, hükûmete olayı Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıma çağrısı yaptı…

İspanya’da reformlar yapılınca Mata, zulmün peşini bırakmadı ve 2017 Ağustos ayında karar verdi: “İsrail Başbakanı Netanyahu ve diğer sanıklar İspanya topraklarına ayak basar basmaz gözaltına alınsın!..”

***

Kim utanır? Kim sıkılır? Kim kendi insanını kandırır? Kim daha adil?

 

Alıntı: Servet Avcı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | POP-İSLÂMCILIK için yorumlar kapalı
May 25

ALIŞAMADIM

ALIŞAMADIM

 

Kalbime düşeni cemre sanmıştın

Sözde aşk gülüne böyle kanmıştım

Hiç yanmam diyordum, fena yanmıştım

Ancak mutlulukla tanışamadım

Yokluğuna hala alışamadım

 

İçimde alevdir sevdanın feri

Çektiğim çileler sonsuz eseri

İnandım cesurca adadım seri

Hasret ile candan konuşamadım

Yokluğuna hala alışamadım

 

Hasretle bekledim gelirsin diye

Gözüm yolda kaldı, gelmedin niye?

Bir özlem ki sonsuz ve ölesiye

Sensizlikle bir ben barışamadım

Yokluğuna hala alışamadım

 

Doğ ufkumdan güneş gibi bir anda

Duygularım esir kaldı zindanda

Umudum tükendi köhne zamanda

Hayalinle bile buluşamadım

Yokluğuna hala alışamadım

 

Esince sevdanın o özel yeli

Okşuyor bağrımı zülfünün teli

Yine kıramadım o sinsi eli

Baş başa, diz dize koklaşamadım

Yokluğuna hala alışamadım

 

Herkesin dilinde sevgide seldik

Düşündüm, galiba nazara geldik

Kaygıdan, kederden, hüzünden öldük

Kaybetmekten korktum yaklaşamadım

Yokluğuna hala alışamadım

 

Yokluğun celladı beni boğuyor

Güneşim dediydim zulüm doğuyor

Galiba bedenim, kanım soğuyor

Ölüm meleğine karışamadım

Yokluğuna hala alışamadım

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , | ALIŞAMADIM için yorumlar kapalı
May 24

İstanbul’da Pontus oyunu!..

İstanbul’da Pontus oyunu!..

Millî Savunma Bakanlığı eski  Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, “İstanbul’un göbeğinde Pontus Rumlarına yönelik  sözde soykırım kitabı satılıyor. Caddebostan Kültür Merkezi D&R Kitap Evi’nde… Araştırdım, Türkiye’de mevcut D&R mağazalarında satışa sunulan sözde soykırım kitabı, mağazanın internet sitesinde de satılıyor ” dedi.

Ümit Yalım, tepkisini şöyle sürdürdü:

“Yunan yazar Konstantinos Fotiatis tarafından yazılan ve Attila Tuygan tarafından Türkçeye çevrilen kitapta,Türk resmi tarihinin  sözde Pontus soykırımını inkar eden bütün argümanları çürüttüğü iddia ediliyor.

Kitabın son kısımlarında, ‘Tasavvur edilen Pontus Cumhuriyeti Haritası’ yayınlanmış. Harita, Yunan Hükümeti tarafından ülkelerine gelen turistlere zorla dağıtılan broşürdeki sınırlar ile örtüşüyor. Sözde sınırlar, İnebolu’dan Batum’a kadar olan bölgeyi kapsıyor.

Haritada, Kastamonu, Sinop, Amasya, Samsun, Tokat, Ordu, Giresun, Erzincan, Bayburt, Gümüşhane, Trabzon, Rize ve Artvin illerimiz olmak üzere toplam 13 ilimiz sözde Pontus Rum Devleti’nin sınırları içinde gösterilmiş.Harita ile açık mesaj verilerek,Türkiye’nin kuzeyinde kurulmak istenen sözde devletin sınırları gösterilmiş ve açık bir şekilde bölücülük yapılmış.

Konstantinos Fotiatis‘in yazdığı sözde Pontus soykırım kitabı, resmi bir belge göstermek yerine, kişilerin anlatımına dayanan, Yunan Hükümeti’nin tezlerini savunan, Yunan Hükümeti ve Rum diasporası adına Kamu Diplomasisi yapan bir kitaptır. Kitabın rol modeli sözde Ermeni soykırımı iddialarıdır.Kitabın yazılış maksadı, Türkiye’nin kuzeyinde sözde Pontus Rum Devletinin kurulmasını sağlamaktır.

‘Pontus Rum Soykırımı’ iddiaları tamamen yalan ve iftiradır. 1923 Tarihli Lozan Antlaşması’na bakıldığında, kitapta yazılanların tamamen yalan olduğu görülecektir. Yunanistan’ın da imzaladığı Lozan Antlaşması’nın hiçbir yerinde Pontuslu Rumların ‘soykırımı’ ile ilgili hiçbir kayıt yok. Aksine Lozan Antlaşmasının 59.Maddesinde, Yunan Ordusunun Anadolu’da yaptığı katliamlar açık bir şekilde yazılmış ve katliam bizzat Yunanistan tarafından kabul ve tescil edilmiştir.

Yunan Ordusunun, Balkan Savaşı sırasında Ege Adalarında ve İzmir’i işgalinden sonra Rum ahalisi ile birlikte, Anadolu’da yaptığı katliamlar tek tek belgelenmiş ve tarih kitaplarında yerini almıştır.

1923 Lozan Antlaşması ve antlaşma çerçevesinde imzalanan Türk ve Rum Ahali’nin değişimi sözleşmesi gereği Batı Trakya dışında yaşayan Türkler ile İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada dışında yaşayan Rumlar karşılıklı olarak değişime tabi tutuldu. Doğu Karadeniz bölgesindeki Rum varlığını sonlandıran bu gelişme aynı zamanda bölgede bir Pontus Rum Devleti kurulması projesinin iflası anlamına geliyordu. Türkiye’nin batısında 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını işgal eden Yunanistan şimdi de Rum Diasporası ile işbirliği yaparak Doğu Karadeniz’de Pontus Rum Devleti kurmaya çalışıyor.”

“Cumhuriyet savcıları, sözde Pontus soykırımı kitabını gördü mü?” diye soran Ümit Yalım, sözlerini şöyle tamamladı:

“5187 Sayılı Basın Kanunu Madde 10’a göre, Basımcı, bastığı her türlü yayının imzalı iki nüshasını, dağıtım veya yayımın yapıldığı gün, mahallin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, basılmış eserin içerik ve biçim yönünden herhangi bir değişikliği içeren daha sonraki basımları ile tıpkı basımları için de geçerlidir.

‘Pontos Rumlarına Yönelik Soykırım’ adlı kitabı basan Belge Yayınları, anılan kitabın imzalı iki nüshasını dağıtımın veya yayımın yapıldığı gün, mahallin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim etti mi? Anılan kitap Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından incelendi mi?

‘Pontos Rumlarına Yönelik Soykırım’ Kitabı, D&R Kitap Evi‘ne ilave olarak idefix, gittigidiyor, akakçe, kitapyurdu.com, kitantik, n11.com, amozon.com internet sitelerinde de satılıyor.

Yunanistan ve Rum Diasporası’nın işbirliği ile hazırlanan, Türk Milleti’ne iftira atan ve Doğu Karadeniz’de Pontus Rum Devleti kurulması için Kamu Diplomasisi yapan ‘Pontos Rumlarına Yönelik Soykırım’ adlı kitabın satışı durdurulmalı ve mevcut kitaplar derhal toplatılmalıdır.”

***

Türk milletinin hak ve hukukunu korumakla yükümlü “yeni Türkiye”nin yeni adalet mekanizmasının  bu işlere bakacak vaktinin olduğunu düşünmüyorum!.. YSK’nın karar aldığı, terörist başı Abdullah Öcalan’ın mektuplarının tekrar okunmaya başladığı kara Pazartesi’de Türk ve Atatürk düşmanı  Kadir Mısıroğlu’nun tabutu Türk bayrağına sarıldı. Kimseden çıt çıkmadı!.. Aziz şehitlerimizin naaşlarının sarıldığı  uğruna canımızı feda ettiğimiz şanlı bayrağımıza!..Ne demişti fesli meczup?..“Keşke Yunan galip gelseydi…”

Kara kaplı ajandadaki 2023 projesi karanlık zihniyetlerin desteği ile yeni bir ivme kazandı!..

 

Alıntı: Ahmet TAKAN

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | İstanbul’da Pontus oyunu!.. için yorumlar kapalı
May 23

“TANRIM”

“TANRIM”

Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafindaki güzelliklere bakıyormuş. “Evrim ne güzellikler yaratıyor!” diye düşünüp mest oluyormuş. Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamış. Adam bütün gücüyle kaçıyormus ama her arkasına bakışta ayının daha yaklasmış olduğunu farkediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış, ayı adamın üzerine atlamış, pençesini kaldirmış. Tam vurmaya hazırlanırken adam ; “TANRIM” diye bağırmış. Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş. Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık hüzmesi adamın uzerine parlamiş. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama:
– “Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?” demis. Adam utanc icinde:
– “Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık, ama belki AYIYI dindar yapabilirsiniz”. demis. Ses: “Peki.” diye karsilik vermiş ve ışık kaybolmuş. Nehir tekrar akmaya baslamış. Herşey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmis, iki pençesini de göğe dogru çevirmiş, ve konuşmaya başlamış:
– “Allahım, senin rızan için oruç tuttum, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamdolsun verdiğin nimetlere.”…

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , | “TANRIM” için yorumlar kapalı