May 28

SÖZDE TARİHÇİ FESLİ KADİR SEVERLERE…

SÖZDE TARİHÇİ FESLİ KADİR SEVERLERE…
Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya’ya bırakıyor. Sene 1912, Uşi Anlaşması’dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya’ya bırakıyor fakat geçici olarak. Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti’ne geri verilecek. Fakat şartlara uyum sağlanmıyor. Bu yüzden 3 yıl sonra yani 1915’te Londra’da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya’ya bırakılıyor. Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok. Adaları İtalya’ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı’na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı’nı yapıyoruz. Yani 12 Adalar önce Uşi’de, sonra da 1915 Londra’da İtalya’ya verilmiştir. Bu fotoğrafta gördüğünüz Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey’dir. Bu adam kim mi? Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye’yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye’nin karşısına Damat Ferit’in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur. Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır. 12 Adaları İtalya’ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardı.
Şimdi asıl olaya gelelim… Uşi Anlaşması’nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912’de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer. Fakat bizim bildiğimiz yani 1923’te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve 12 Adaların Lozan Anlaşması’nda gittiğini söylüyorlar. Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman ettiler. Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması’nda ise bilakis Ege’de birçok ada Türkiye’ye geçmiştir. Türkiye’ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise son 10 yılda Yunanistan’a bırakılmıştır. Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha Türklerindir. Umulur ki bol bol paylaşılır, gruplara atılır, milletimiz bilgilendirilir

 

Alıntı: Yusuf Halaçoğlu

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | SÖZDE TARİHÇİ FESLİ KADİR SEVERLERE… için yorumlar kapalı
May 27

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Geçmişin arabalarıyla, hiçbir yere gidemezsin!” Maksim Gorki

* “Ayrıcalık, hakkın en büyük düşmanıdır.” E. Eschenbac

* “Ruh gülmeyle yenilenir.” Cicero

* “Her erkek zeki, güzel, anlayışlı ve onu çok sevecek bir kadın ister. İyi güzel de adama sormazlar mı; bunları hak edecek ne yaptın?” Gabriel Garcia Marquez

* “Fikir birliği küçük toplumları bile büyütür. Fikir ayrılığı ise büyüklerini bile çökertir.” Salustius

* “Ne Sultan’a minnet, ne Şah’a minnet.” Dertli

* “Sözün faydası büyüktür; söz yerinde kullanılırsa, kulu yükseltir.

Söz sâyesinde kara yerdeki mâvi göğe yükselir ve baş-köşeye  geçenlerden olur.

Eğer dil söz söylemesini bilmezse, mâvi gökte olanı yere indirir.”   Kutadgu Bilig’de; Ay-Toldı’nın Hükümdar’a Cevabı

* “Aklı terk ettiler, inanmaya aldandılar, cehaletin kucağına göç ettiler, ancak kurtulan kimse olmadı.” Anooshiryan Miandhii Tebrizli Türk

* “Mutlu insan, parlak zekâlı olamaz.” K. Mansfield

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
May 26

POP-İSLÂMCILIK

POP-İSLÂMCILIK

 

Pop-İslâmcılık, riyakârdır, aldatıcıdır, siyaseten münafıktır, popülisttir, sığdır, oportünisttir, daima güçten ve kazanandan yanadır…

İsrail’i kahretmek için cilt kremi sürmemeyi iyi bilir de o yüzüne oturmuş utanmazca riyakârlığı söküp atmayı bilmez, aklından bile geçirmez…

Ağır protesto için mazgallara kola dökmeyi en iyi becerir de yeri geldiğinde her dediğini yutan çifte standartçı özelliğini hangi kanalizasyona atacağını pek bilmez, bilmek işini de gelmez…

ABD’yi protesto için kırdığı Iphone telefonların bataryası bile, onun delikanlılığından daha uzun ömürlüdür… En azından bir-iki günlüktür…

***

Mavi Marmara katliamından sonra yapılan yargılamaların ardından çıkarılmış kırmızı bültenin İnterpol’e gönderilmemesi karşısından susan İslâmcılık!..

Katliamdan sonraki tarihlerde, Kuzey Irak petrolünün Ceyhan üzerinden İsrail limanlarına akıtılması karşısında susan İslâmcılık!..

Davos krizinden sonra İsrail’le işbirliği anlaşmalarının iptal edilmesiyle sevinen, Mavi Marmara krizinden sonra İsrail’le işbirliği anlaşmalarının iptal edileceğini duyunca, “Yahu biz daha önce iptal etmemiş miydik?” sorusunu soramayıp susan İslâmcılık!..

Tribüne oynarken dört parmağıyla şov yapan ama uluslararası sulardaki katliamdan sonra İsrail’i uluslararası hukukun elinden alan sözde tazminat anlaşması karşısında o parmaklarını saklayarak susan İslâmcılık!..

Şimdi de bir Mavi Marmara mağdurunun açtığı tazminat dâvâsının ‘İsrail’in egemenlik hakları’ gerekçe gösterilerek reddedilmesi karşısında, olmayan yüzünü tamamen kapatarak susan İslâmcılık!..

Pop-İslâmcılık işte budur… Pop-İslâmcılık, riyakârdır, aldatıcıdır, siyaseten münafıktır, popülisttir, sığdır, oportünisttir, daima güçten ve kazanandan yanadır…

***

Hepsini toplasanız bir İspanyol hâkim Jose de la Mata etmez… Mata, Mavi Marmara’da mağdur olan İspanyol vatandaşların dâvâlarına bakıyordu… Başta Netanyahu olmak üzere beş İsrailli yönetici hakkında jandarma ve polise talimat gönderdi… İspanya topraklarına ayak basar basmaz kendisine haber verilmesini istedi, çünkü mahkemeye çıkaracaktı…

İspanya hükûmeti, uluslararası olaylarla ilgili soruşturma açma yetkisi yasa değişikliğiyle Ulusal Mahkeme’nin elinden alındı… Mata pes etmedi, hükûmete olayı Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıma çağrısı yaptı…

İspanya’da reformlar yapılınca Mata, zulmün peşini bırakmadı ve 2017 Ağustos ayında karar verdi: “İsrail Başbakanı Netanyahu ve diğer sanıklar İspanya topraklarına ayak basar basmaz gözaltına alınsın!..”

***

Kim utanır? Kim sıkılır? Kim kendi insanını kandırır? Kim daha adil?

 

Alıntı: Servet Avcı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | POP-İSLÂMCILIK için yorumlar kapalı
May 25

ALIŞAMADIM

ALIŞAMADIM

 

Kalbime düşeni cemre sanmıştın

Sözde aşk gülüne böyle kanmıştım

Hiç yanmam diyordum, fena yanmıştım

Ancak mutlulukla tanışamadım

Yokluğuna hala alışamadım

 

İçimde alevdir sevdanın feri

Çektiğim çileler sonsuz eseri

İnandım cesurca adadım seri

Hasret ile candan konuşamadım

Yokluğuna hala alışamadım

 

Hasretle bekledim gelirsin diye

Gözüm yolda kaldı, gelmedin niye?

Bir özlem ki sonsuz ve ölesiye

Sensizlikle bir ben barışamadım

Yokluğuna hala alışamadım

 

Doğ ufkumdan güneş gibi bir anda

Duygularım esir kaldı zindanda

Umudum tükendi köhne zamanda

Hayalinle bile buluşamadım

Yokluğuna hala alışamadım

 

Esince sevdanın o özel yeli

Okşuyor bağrımı zülfünün teli

Yine kıramadım o sinsi eli

Baş başa, diz dize koklaşamadım

Yokluğuna hala alışamadım

 

Herkesin dilinde sevgide seldik

Düşündüm, galiba nazara geldik

Kaygıdan, kederden, hüzünden öldük

Kaybetmekten korktum yaklaşamadım

Yokluğuna hala alışamadım

 

Yokluğun celladı beni boğuyor

Güneşim dediydim zulüm doğuyor

Galiba bedenim, kanım soğuyor

Ölüm meleğine karışamadım

Yokluğuna hala alışamadım

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , | ALIŞAMADIM için yorumlar kapalı
May 24

İstanbul’da Pontus oyunu!..

İstanbul’da Pontus oyunu!..

Millî Savunma Bakanlığı eski  Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, “İstanbul’un göbeğinde Pontus Rumlarına yönelik  sözde soykırım kitabı satılıyor. Caddebostan Kültür Merkezi D&R Kitap Evi’nde… Araştırdım, Türkiye’de mevcut D&R mağazalarında satışa sunulan sözde soykırım kitabı, mağazanın internet sitesinde de satılıyor ” dedi.

Ümit Yalım, tepkisini şöyle sürdürdü:

“Yunan yazar Konstantinos Fotiatis tarafından yazılan ve Attila Tuygan tarafından Türkçeye çevrilen kitapta,Türk resmi tarihinin  sözde Pontus soykırımını inkar eden bütün argümanları çürüttüğü iddia ediliyor.

Kitabın son kısımlarında, ‘Tasavvur edilen Pontus Cumhuriyeti Haritası’ yayınlanmış. Harita, Yunan Hükümeti tarafından ülkelerine gelen turistlere zorla dağıtılan broşürdeki sınırlar ile örtüşüyor. Sözde sınırlar, İnebolu’dan Batum’a kadar olan bölgeyi kapsıyor.

Haritada, Kastamonu, Sinop, Amasya, Samsun, Tokat, Ordu, Giresun, Erzincan, Bayburt, Gümüşhane, Trabzon, Rize ve Artvin illerimiz olmak üzere toplam 13 ilimiz sözde Pontus Rum Devleti’nin sınırları içinde gösterilmiş.Harita ile açık mesaj verilerek,Türkiye’nin kuzeyinde kurulmak istenen sözde devletin sınırları gösterilmiş ve açık bir şekilde bölücülük yapılmış.

Konstantinos Fotiatis‘in yazdığı sözde Pontus soykırım kitabı, resmi bir belge göstermek yerine, kişilerin anlatımına dayanan, Yunan Hükümeti’nin tezlerini savunan, Yunan Hükümeti ve Rum diasporası adına Kamu Diplomasisi yapan bir kitaptır. Kitabın rol modeli sözde Ermeni soykırımı iddialarıdır.Kitabın yazılış maksadı, Türkiye’nin kuzeyinde sözde Pontus Rum Devletinin kurulmasını sağlamaktır.

‘Pontus Rum Soykırımı’ iddiaları tamamen yalan ve iftiradır. 1923 Tarihli Lozan Antlaşması’na bakıldığında, kitapta yazılanların tamamen yalan olduğu görülecektir. Yunanistan’ın da imzaladığı Lozan Antlaşması’nın hiçbir yerinde Pontuslu Rumların ‘soykırımı’ ile ilgili hiçbir kayıt yok. Aksine Lozan Antlaşmasının 59.Maddesinde, Yunan Ordusunun Anadolu’da yaptığı katliamlar açık bir şekilde yazılmış ve katliam bizzat Yunanistan tarafından kabul ve tescil edilmiştir.

Yunan Ordusunun, Balkan Savaşı sırasında Ege Adalarında ve İzmir’i işgalinden sonra Rum ahalisi ile birlikte, Anadolu’da yaptığı katliamlar tek tek belgelenmiş ve tarih kitaplarında yerini almıştır.

1923 Lozan Antlaşması ve antlaşma çerçevesinde imzalanan Türk ve Rum Ahali’nin değişimi sözleşmesi gereği Batı Trakya dışında yaşayan Türkler ile İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada dışında yaşayan Rumlar karşılıklı olarak değişime tabi tutuldu. Doğu Karadeniz bölgesindeki Rum varlığını sonlandıran bu gelişme aynı zamanda bölgede bir Pontus Rum Devleti kurulması projesinin iflası anlamına geliyordu. Türkiye’nin batısında 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını işgal eden Yunanistan şimdi de Rum Diasporası ile işbirliği yaparak Doğu Karadeniz’de Pontus Rum Devleti kurmaya çalışıyor.”

“Cumhuriyet savcıları, sözde Pontus soykırımı kitabını gördü mü?” diye soran Ümit Yalım, sözlerini şöyle tamamladı:

“5187 Sayılı Basın Kanunu Madde 10’a göre, Basımcı, bastığı her türlü yayının imzalı iki nüshasını, dağıtım veya yayımın yapıldığı gün, mahallin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, basılmış eserin içerik ve biçim yönünden herhangi bir değişikliği içeren daha sonraki basımları ile tıpkı basımları için de geçerlidir.

‘Pontos Rumlarına Yönelik Soykırım’ adlı kitabı basan Belge Yayınları, anılan kitabın imzalı iki nüshasını dağıtımın veya yayımın yapıldığı gün, mahallin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim etti mi? Anılan kitap Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından incelendi mi?

‘Pontos Rumlarına Yönelik Soykırım’ Kitabı, D&R Kitap Evi‘ne ilave olarak idefix, gittigidiyor, akakçe, kitapyurdu.com, kitantik, n11.com, amozon.com internet sitelerinde de satılıyor.

Yunanistan ve Rum Diasporası’nın işbirliği ile hazırlanan, Türk Milleti’ne iftira atan ve Doğu Karadeniz’de Pontus Rum Devleti kurulması için Kamu Diplomasisi yapan ‘Pontos Rumlarına Yönelik Soykırım’ adlı kitabın satışı durdurulmalı ve mevcut kitaplar derhal toplatılmalıdır.”

***

Türk milletinin hak ve hukukunu korumakla yükümlü “yeni Türkiye”nin yeni adalet mekanizmasının  bu işlere bakacak vaktinin olduğunu düşünmüyorum!.. YSK’nın karar aldığı, terörist başı Abdullah Öcalan’ın mektuplarının tekrar okunmaya başladığı kara Pazartesi’de Türk ve Atatürk düşmanı  Kadir Mısıroğlu’nun tabutu Türk bayrağına sarıldı. Kimseden çıt çıkmadı!.. Aziz şehitlerimizin naaşlarının sarıldığı  uğruna canımızı feda ettiğimiz şanlı bayrağımıza!..Ne demişti fesli meczup?..“Keşke Yunan galip gelseydi…”

Kara kaplı ajandadaki 2023 projesi karanlık zihniyetlerin desteği ile yeni bir ivme kazandı!..

 

Alıntı: Ahmet TAKAN

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | İstanbul’da Pontus oyunu!.. için yorumlar kapalı
May 23

“TANRIM”

“TANRIM”

Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafindaki güzelliklere bakıyormuş. “Evrim ne güzellikler yaratıyor!” diye düşünüp mest oluyormuş. Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamış. Adam bütün gücüyle kaçıyormus ama her arkasına bakışta ayının daha yaklasmış olduğunu farkediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış, ayı adamın üzerine atlamış, pençesini kaldirmış. Tam vurmaya hazırlanırken adam ; “TANRIM” diye bağırmış. Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş. Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık hüzmesi adamın uzerine parlamiş. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama:
– “Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?” demis. Adam utanc icinde:
– “Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık, ama belki AYIYI dindar yapabilirsiniz”. demis. Ses: “Peki.” diye karsilik vermiş ve ışık kaybolmuş. Nehir tekrar akmaya baslamış. Herşey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmis, iki pençesini de göğe dogru çevirmiş, ve konuşmaya başlamış:
– “Allahım, senin rızan için oruç tuttum, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamdolsun verdiğin nimetlere.”…

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , | “TANRIM” için yorumlar kapalı
May 22

Vatana ortak çıkaran proje

Vatana ortak çıkaran proje

 

Türkiye, en az üç ayını İstanbul seçimleri için harcayacak! Bu arada, Suriye’nin kuzeyinde Araplar ve Türkmenler boşaltılarak, bir Kürt devleti kurulması için zemin oluşturuldu!

Kuzey Irak’ta Barzani devletçiğinin kuruluşuna en büyük katkıyı Türkiye vermişti. Ordusunu eğiten Türkiye, alt yapısını kuran Türkiye idi! Şimdi aynısı Suriye’de mi yapılıyor?

Tayyip Erdoğan, ”Bu ülkeyi bölemeyecekler” dedikten sonra. “Kürdistan, Kuzey Irak’ta, çok seviyorlarsa oraya gitsinler.” diye birilerine sesleniyor! Bu seslenişle aslında o devletçiği kabul ettiğini, tanıdığını göstermiş olmuyor mu?

Tabii, Barzani bağımsızlık ilan etmeye kalkıştığında Türkiye, Irak ve İran’ın ortak tavrına karşı ABD’yi bile o an için yanında bulamadı ama kurgu her geçen gün gelişerek devam ediyor.

***

Araplar ve Türkmenler, Türkiye’ye sürülünce, 70 bini IŞİD patenti ile dışarıdan getirilen, 70 bini de Suriye, Irak ve Türkiye’den getirilen PKK’lılar olmak üzere 140 bin teröristle Amerikalılar Suriye’nin kuzeydoğusuna hâkim oldu. Her iki örgüt de ABD kuklasıdır. Tavşana “kaç” tazıya “tut” demişlerdir.

Amerikalılar, şimdi Türk yetkililerin uzun süreden beri Suriye’deki PKK’lılar ile görüştüğünü söylüyor. Yalanlayan da yok.

Bu ne demektir? Türkiye’nin, Irak’ın kuzeyindeki özerk yapıdan sonra Suriye’nin kuzeyindeki özerk yapıyı da tanıması demektir. Hani Fırat’ın doğusuna bir gece ansızın gideceklerdi? 

***

Ümit Özdağ, “Erdoğan’ın Suriyelileri Türkiye’ye getirmekteki asıl amacı, Türk devletinin demografik yapısını değiştirerek ümmet kimliğine dayanan yeni bir sosyoloji yaratmak ve bu sosyoloji üzerine, amaçladığı hilafet rejimini oturtmak…” demişti.

AKP sözcüsü, Ömer Çelik ise Türkiye’den bahsederken Ümit Özdağ‘ın analizini doğrularcasına, “Burası tek millet olarak bizim vatanımızdır. Aynı zamanda Türkmenlerin, Kürtlerin, Arapların vatanıdır. Tüm etnik grupların sığınağıdır.” diye konuşmuştu. 

Oysa Anayasal olarak Türkiye’de egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milleti’ne aittir.

Suriye’den bir proje çerçevesinde Türkiye’ye sürülen beş milyon kişiyi vatanın sahibi gibi düşünmek, kimin idealidir?

Türkiye’de Afet İşleri Genel Müdürlüğü, 2011 yılında, daha Suriye karışmamışken, 1.5 milyon çadır siparişi vermişti. Yani çadır başına beş kişiden 7.5 milyon kişiyi barındıracak bir proje için hazırlık yapılmıştı!

Suriyeliler için silahlı eğitim kampları kurulmuştu!

Devletin kritik noktalarında bulunanların bilgisi olmadan böyle hazırlıklar yapılabilir mi?

***

Anlaşılıyor ki siyasi partileri, siyasi figürleri oynatan perde gerisindeki kontrol mekanizması, devletin temel kurumlarında iyice kök salmış durumdadır. Fakat “devlet içindeki devlet” durumundaki bu yapı, Türkiye’ye değil, İsrail ve ABD projelerine hizmet ediyor.

Gerek Kuzey Irak’taki gerekse Suriye’nin kuzeydoğusundaki devletçikleri, örgüt aşamasında İsrail, sonrasında ABD silahlandırmadı mı? Türkiye ise ABD ambargosuna uyarak İran’dan petrol ve doğalgaz alımını kesti!

Halk, İstanbul seçimlerine kilitlenmişken, bütün ülke Türklerin altından çekiliyor! Türkiye’ye, PKK üzerinden Türk-Arap-Kürt konfederasyonu dayatılıyor! Üstelik siyasi partilerde bu projeyi kabul edenler var! ABD, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de doğalgaz ve petrol aramasını engellemeye çalışıyor. Ege’de, Türk adaları ve kıta sahanlığının bir bölümü Yunan işgalinde!

Ordu küçültülüyor ve milli ordu olmaktan çıkarılıyor! Vatanımızı, çökertilmiş tarımla yani açlık tehlikesiyle karşı karşıya ve 21 gün askerlikle mi koruyacağız?

 

Arslan Bulut

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | Vatana ortak çıkaran proje için yorumlar kapalı
May 21

Kadınlar ve toplar

Kadınlar ve toplar

Üşenmeyip araştırmışlar. Kadınlarla topların ilişkisini. Bakın neler bulmuşlar!

* 20 yaşındaki bir kadın futbol topu imiş. 22 kişi peşinden koşarmış.

* 30 yaşında ise basketbol topu imiş. Peşinden 10 kişi koşarmış!

* 40 yaşındaki kadın ise golf topu gibi imiş. Sadece 1 kişi peşinden koşarmış!

* 60 yaşındaki kadın voleybol topu imiş. Kimse elinde tutmak istemezmiş!

* 70 yaşındaki kadın âdeta yakar top olurmuş. Ve herkes ondan kaçarmış!

“Benim sözüm söz!”                                                                                                                                  

Deli sözü edilince Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun‘u akla gelmezse olmaz. Üstat Fuzuli, Leyla adını doğru kullanmış da asıl adı olan Aslan’ı değiştirip Mecnun demiş. Akıllı yakıştırma bu! Zorunlu… Mecnun’un babası oğlu için Leyla’nın babasından kızını istiyor. Dönüşünde de durumu oğluna şöyle aktarıyor: ‘Ey cefalı çocuk, sakın kendini bundan da çok şaşırma! Bu bilmece ancak akılla çözülebilir. Leyla’yı sana verecekler ama bir şart ileri sürüyorlar. Deliliğinden hiç iz kalmayacak, hep aklın gösterdiği yoldan gideceksin.’

Mecnun ise tereddütsüz şu cevabı veriyor;

‘Benim akıllı babam, deli hiç akıllanır mı? Benim yolumda döneklik yok. Sözüm sözdür, önce ne dediysem sözüm de odur.’

Gördünüz mü, delinin delice aşkına bile egemen olan dürüstlüğünü, karakterini…

Yoksa yakarsak da, politikamızın tepelerine deliler gelse ah diye.

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , | Kadınlar ve toplar için yorumlar kapalı
May 20

Sessiz ve derin tehlike: ARAPLAŞMA! (2)

Sessiz ve derin tehlike: ARAPLAŞMA! (2)

 

Arapça Kitap ve Kültür Günleri

Geçtiğimiz günlerde yine İstanbul’da bir etkinlik düzenlendi; “Arapça Kitap ve Kültür Günleri”.

Toplantıyı tertipleyenler; Cumhurbaşkanlığı, Albayrak Medya Grubu, Türkiye Yazarlar Birliği ve Halidi Maarif İlim ve Kültür Derneği…

Toplantının ana destekçisi olan Albayrak Medya Grubu’nun, Atatürk‘e sık sık küfür eden “Derin Tarih” dergisinin de finansörü olduğunu hatırlatalım.

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen etkinlik için tüm imkanlar seferber ediliyor. 59 farklı ülkeden 300’ün üzerinde misafir ağırlanıyor.

AKP’li belediyeler yer veriyor, açılış konuşmasını Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ yapıyor.

Açılışta konuşan bir diğer isim ise organizasyonu düzenleyen Halidi Maarif İlim ve Kültür Derneği Başkanı Yakup Alarçin. Cumhuriyet’i ‘hafıza kaybı’ olarak tanımlayan Alarçin, “100 yılı aşkın zamandır hafıza kaybı yaşayan bu millet, 15 Temmuz’la birlikte çok ciddi bir şokla kendine gelmiştir. Yine aynı şekilde bu çalışmaları, hafızayı geri getirme çabaları olarak nitelendiriyoruz” ifadeleriyle etkinliğin asıl niyeti hakkında bilgi veriyor!

Bu etkinlikle ilgili Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan, 5 Mart 2018 tarihinde kaleme aldığı yazısında şu ifadeleri kullanıyor “…Arapça Kitap Ve Kültür Günleri, bu atılımın tohumlarını ekiyor, sessiz ve derinden ilk defa… Arapça olmadan hiçbir şey yapamayız. Türkçeye derinliğini kazandıran Kur’an Arapçasıydı…”

Etkinliği “sessiz ve derinden atılan tohum” olarak tanımlayan Kaplan’ın yakın bir dönemde “Cumhuriyet, 100 yıllık kayıp zaman” ve “Cumhuriyetle içeriden işgal edildik” sözlerini sarf ettiğini hatırlatalım.

İşte Türkiye’nin getirilmek istendiği nokta.

Irk vurgulu çalıştaylar, Cumhuriyet düşmanı şahıs ve derneklerin katkılarıyla yapılan dev bütçeli organizasyonlar…

Arap hayranlığı her yere sirayet ederken, Erdoğan için “Allah’ın hediyesi” denilerek açıkça şirk koşuluyor.

Türkiye’de bunlar olurken Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Türkiye için “şer cephesi” tanımlaması yaptı. Arap hayranları ve Arapçı cepheden tek bir tepki gelmedi!

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | Sessiz ve derin tehlike: ARAPLAŞMA! (2) için yorumlar kapalı
May 19

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

 

* “Öfkeyi içimizde tutarsak, bize zarar verir.” Montaigne

* “Güvenilir bir limandan öğüt vermek kolaydır.” Kierkegaard

* “Osmanlıda bilimsel ve özgür düşünce, ilahiyat ve fıkhın setlerine çarpıp dağılmıştır” Adnan Adıvar

* “Toplum, eleştiriye açık olmayan taraftan küflenir.” Anooshirvan Miandji Tebrizli Türk

* “Gerçeğin tamamı, hata yaptıkça ortaya çıkar.” Sigmund Freud

* “Onursuz yetenek, beş para etmez!” Çiçero

* “Hemen “olmaz” dersen, daha az aldanırsın…” P. Syrus

* “Öldükten sonra yaşamak istiyorsanız; ya okumaya değer şeyler yazın ya da yazılmaya değer şeyler yaşayın” Victor Hugo

* “İktidara gelmiş bir dost, kaybedilmiş bir dosttur.” Henry Adams  

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı