Ağu 24

TARİHTE BUGÜN

18 Ağustos:

1877 – Asaph HallMars‘ın uydusu Phobos‘u keşfetti.

1917 – Büyük Selanik yangını, şehrin %32’sini etkiledi ve 72 bin kişi evsiz kaldı.

1950 – Belçika Komünist Partisi başkanı Julien Lahaut, suikast sonucu öldürüldü.

1977 – Güney Afrika Cumhuriyeti‘nde ırk ayrımına karşı mücadele eden halk önderi Steve Biko, bir polis kontrol noktasında tutuklandı.

2008 – Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref, muhalefet baskısı nedeniyle istifa etti.

Cengiz Han (ö. 1227)

Roman Polanski (d. 1933)

Edward Norton (d. 1969)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 24

BİR DE “SİLAHSIZ HAÇLI SEFERİ” VAR!

BİR DE “SİLAHSIZ HAÇLI SEFERİ” VAR!

Necdet Sevinç ve Ali Rıza Bayzan’ın araştırmalarına göre Ermeni meselesinde de karşımızda her zaman ABD ve onun ünlü Protestan misyoner örgütü ABCFM (Amerikan Board of Commissioners for Foreing Missions-Amerikan Yurtdışı Misyonerler Komiserliği Masası) çıkıyor:

“Osmanlı’daki misyonerlik faaliyetlerinin baş aktörü ABCFM’dir. ABCFM, yeniden yapılanma sürecinden sonra Cumhuriyet Türkiyesi’nde de misyonerlik faaliyetlerinde başı çekmektedir.

ABCFM, Osmanlı Türkiyesi’nde, ABD’nin emperyal amaçları doğrultusunda Ermenileri Protestanlaştırarak devşirmiştir. Bu çerçevede ABD’nin asıl amacı ‘Protestan Ermeni İmparatorluğu’ kurmaktı. Wilson Prensipleri ise bu amaca giydirilen politik bir kılıftı. Bu süreçteki aktörlerden birisi olan ABCFM’nin ‘Ermeni meselesi’nin doğmasında olağanüstü bir rolü olmuştur. 19. yüzyılın sonlarından itibaren ABCFM’nin yurtdışındaki misyonerlik çalışmaları artık bir nevi Ermeni davası haline gelmiştir.

15 Ocak 1820 günü, Osmanlı toprağına ilk ayak basan Amerikalı misyonerler, ABCFM adına çalışan Pliny Fisk ve Levi Parsons idi. ABCFM, Pliny Fisk ve Levi Parsons’a 1 Aralık 1833 tarihli talimat mektubu ile şu görevi veriyordu: ‘Bu mukaddes ve vadedilmiş topraklar silâhsız bir haçlı seferi ile geri alınacaktır.’

ABCFM, Türkiye’yi hem ‘kutsal ülke’ olarak hem de ‘vaad edilmiş toprak’ olarak görmektedir. ABCFM’ye göre Türkiye Türklerin değildir. ABCFM’li misyoner Everett P. Wheeler, ‘Biz Türkiye’de Hıristiyanlar ve Hıristiyanlık için okul, hastane açıyoruz, ilaç götürüyoruz, modern tıbbı ve eğitimi kuruyoruz. Türkler bizi istemeyebilir, ama oranın sahibi Türkler değil ki!’ demiştir.

ABCFM’in faaliyetlerini özetleyen 1880 tarihli Bartlett Raporu’nda belirtildiği üzere misyonerlik faaliyetleri açısından Türkiye, Asya’nın anahtarıdır.”

***

ABD’yi yöneten Yeni Muhafazakârlar da Amerikan Board ile aynı tarikat içindedir. Bu durumda, Türkiye’ye yönelik bütün Amerikan politikalarında, silâhlı veya silâhsız Haçlı Seferi zihniyetini görmek gerekir

New York Times yazarı, Thomes Friedman, 11 Eylül olayından sonra yazdığı ilk yazıda, “Üçüncü Dünya Savaşı” başlığını kullanmıştı. Friedman, Üçüncü Dünya Savaşı’nda asıl hedefin İslam dünyası olduğunu açıklarken ABD Başkanı Bush da, 11 Eylül’den sonra yapılacak mücadelenin “Haçlı Seferi” olduğunu ilan etmiş ve Türkiye’yi de “cephe ülkesi” olarak tanımlamıştı.

***

2001 yılında, medyada propagandası yapılan İtalyanlar’ın “Veneto’dan Batı Karadeniz Bölgesi’ne” sloganlı bisiklet gezisi sırasında gezinin amacını ortaya koyan bir dosya Bartın’daki toplantıda katılımcılara dağıtılmıştı. Dosyada Anadolu’nun şehir devletleri haritası da basın bildirisiyle birlikte verilmişti!

Yine 2001 yılında henüz AKP kuruluş aşamasındayken, CFR kaynaklı gizli bir belge doğrudan Tayyip Erdoğan’a gönderilmişti. Belgede, “Ankara şunu da anlamalıdır ki uygun gördüğü kuralları uygulayıp, kendi çıkarlarına uymayanları reddetmesi mümkün değildir. Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir.” deniliyordu…

***

Arap Baharı Projesi de İstanbul’da tezgâhlanmıştır. “Türk Dışişleri Bakanlığı Büyük Orta Doğu Projesi Genel Koordinatörü” Ömür Onhun’un koordinasyonuyla 30 Nisan-1 Mayıs 2005 günlerinde, Topkapı’daki Eresin Otel’de “Uluslararası İslam Dünyası Sivil Toplum Örgütleri Toplantısı” düzenlenmişti. El Kudüs El Erabi adlı gazete, Mısır ve Suriye’deki İhvanı Müslimin örgütü ve sivil toplum kuruluşları için ABD’nin 1,1 milyar dolar kaynak ayırdığını ve bu örgütleri kullanarak, Arap ülkelerinde darbeler hazırladığını, para ile ilgili haberlerin USA News’den alındığını da yazıyordu. Bu gazeteler, Türkiye’deki toplantının aslında Büyük Orta Doğu projesi kapsamında AKP ile ABD arasında imzalanan gizli bir anlaşmadan kaynaklandığını iddia ediyordu.

ABD’nin Afganistan, Irak ve Suriye işgal etmesi sırasında Türkiye’yi yöneten kadroları kullanmış olmasını bile hâlâ “Yeni Osmanlı oluyoruz” diye halka benimsetmeye çalışmak artık alenen ihanettir.

Unutmak ise ölüm demektir…

Alıntı: Arslan Bulut

Posted in Gündem | BİR DE “SİLAHSIZ HAÇLI SEFERİ” VAR! için yorumlar kapalı
Ağu 23

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

23 Ağustos:

1305 – İskoç şövalye William Wallaceİngiltere Kralı I. Edward tarafından vatana ihanet suçlamasıyla idam ettirildi.

1514 – Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında Çaldıran Muharebesi gerçekleşti.

1939 – Sovyetler Birliği ve Nazi Almanyası dışişleri bakanları tarafından Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı imzalandı.

1991 – ErmenistanSSCB‘den bağımsızlığını ilan etti.

2005 – Katrina Kasırgası oluşmaya başladı.

Eleftherios Venizelos (d. 1864)

Gene Kelly (d. 1912)

II. Abdülmecid (ö. 1944)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 23

KAŞGARLI MAHMUT DİYOR Kİ (11. YÜZYIL)

KAŞGARLI MAHMUT DİYOR Kİ (11. YÜZYIL)

“Bize ad olarak Türk adını Ulu Tanrı vermiştir.”

“Yüce Tanrı “Benim bir ordum vardır, ona “Türk” adını verdim, onları doğuda yerleştirdim.

Bir ulusa kızarsam Türkleri, o ulus üzerine musallat kılarım.” Diyor. İşte bu, Türkler için bütün insanlara karşı bir üstünlüktür.

Çünkü, Tanrı onlara ad vermeyi kendi üzerine almıştır; onları yeryüzünün en yüksek yerinde, havası en temiz ülkelerinde yerleştirmiş ve onlara “Kendi Ordum” demiştir.

Bununla beraber Türklerde güzellik, sevimlilik, tatlılık, edep, büyükleri ağırlamak, sözünü yerine getirmek, sadelik, öğünmemek, yiğitlik, mertlik gibi öğülmeye değer, sayısız iyilikler görülmektedir.”

“Türk=Türk. Bu kelime hem müfret ve hem cemi olarak kullanılır. “Sen kimsin” anlamına olan “kim sen” denir; buna “Türk men” diye cevap verilir, “ben Türküm” demektir. “

Kaynak: Kaşgarlı Mahmut, Divan-ü Lügat-it-Türk (Besim Atalay çevirisi), C.I, s.351-353.

Posted in Atasözleri Vecizeler | KAŞGARLI MAHMUT DİYOR Kİ (11. YÜZYIL) için yorumlar kapalı
Ağu 22

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

22 Ağustos:

392 – II. Valentinianus‘un ölümü üzerine Arbogast, Eugenius‘u Roma tahtına seçti.

1642 – İngiltere‘de iç savaş başladı.

1703 – Osmanlı İmparatorluğu‘nda III. AhmedII. Mustafa‘nın yerine tahta çıktı.

1791 – Haiti‘de kölelerin ilk ayaklanması olan Haiti Devrimi başladı.

1864 – Kızılhaç‘ın oluşturulması: 12 devlet ilk Cenevre Konvansiyonu‘nu imzaladı.

Otto Liman von Sanders (ö. 1929)

Uğur Mumcu (d. 1942)

Celâl Bayar (ö. 1986)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 22

MEMLEKETİN ÇİVİSİ

MEMLEKETİN ÇİVİSİ

Yaptıklarımız ve yapmadıklarımız bir sosyal krize yol açtı. Tehlikenin büyüğü buydu ve oldu. İnsanımız, iyi olmanın, ahlâklı kalmanın bir değeri olmadığına inandırıldı. Bunlar yaşadıklarımızdır. Ve ne tuhaf ki konuşamadıklarımızdandır.

Kurumlar ve kurallar askıda. Kuralların yerini gücü verdiklerimizin istekleri almış görünüyor. Keyfiliklerin boğuculuğu arttıkça artıyor. Her taraftan sıkışıyoruz. Susarak ve tepki göstermeyerek bu duruma geldik.

Dünya Durmadan Döner 

İnsan kolaycıdır ve fırsatını bulursa kuralları yan dolanır.  Bu eğilime rağmen iyilik esastır. Her dönüş orayadır. Çünkü yaradılışın gereği odur. Tabiatin işleyişi insanı içten içe iyiliğe çeker. Saptıranları bekleyen âkıbet, tam da kutsal kitapların ve bilgelerin dediği gibidir.

Son günlerde yaşadıklarımız bizi bunları hatırlatmaya mecbur ediyor. Gündemler gündem değil. Gündemi kapatmak için kurgulanmış çelik çomak oyunları yolumuzu bağlar halde. İdare edilmiyoruz. Şayet yönetilen bir ülke olsak, her alanda çöküş canımızı yakmazdı.

Can yakan yönetimsizlikler o kadar çok ki. Yönetenlerimizin olan bitenlerden sanki haberleri yok. Yangın oluyor, suçluların bulunacağını ve mutlaka cezalarını çekeceklerini duyuyoruz. Sonra bakıyoruz, sorumlular sorumlu değil ve kimseye bir şey olmuyor. Maden kazalarında, tren kazalarında böyle. Ekonomik krizde zaten böyle. Cebimizi kimlerin boşalttığını, hazineyi kimlerin yağmaladığını ve yağmalattığını da bir türlü konuşamıyoruz.

Böyle Bir İdare Görünmedi 

Yönetim erkinin kullanılışında tam bir paradoks yaşanıyor: Hem bütün güç onlarda, hem de kendileriyle ilgili konular hariç hiçbir şeye hâkim değiller. En önemli işleri, memleketi getirdikleri halin konuşulmaması için bir takım gündem oyunları tasarlamak gibi görünüyor. Bunun için aldıkları tedbirler de tedbir değil. Halkın verdiği gücü konuşanlara karşı ölçüsüzce kullanma yolunu seçiyorlar. Düştüğümüz durumu anlamaya ve anlatmaya çalışanın başına gelmedik kalmıyor. Konuşturmuyorlar. Haberciler çalışamıyor. Siyasetçiler muhalefet görevini yapamıyor. Yazarlar gerçeği açıkça yazamıyor. Çare arayanı, düşüneni, konuşanı kaynağında boğmaya hazır bir vesayetler üstü vesayet işliyor.

Bunlar Apaçık Yaşadıklarımızdır.

Yargı erkini hak hukuk feryâdını boğacak bir mekanizma haline getirdik. Şu veya bu iddia ile içeri aldıklarımız için hazırlanan iddianamelerde dişe dokunur bir sebep görünmeyişi sıradanlaştı. Kanun ve kuralların yerini “zor bâzû” aldı. Buraya adım adım gelirken sesimizi çıkarmadık. O şiştikçe şişirilen gücü veren olduğumuzu biz de unuttuk.

Bir vakitler şimdi yaşadıklarımızın onda biri mesabesinde olanlar için az çok kıyametler koparılıyordu. Eksik derdik ama demokrasi vardı. Bunu da hatırlatmak isterim.

Verdiğimiz gücü bize karşı kullananlara karşı “Bana değil, ötekine yapıyor” diyenlerimizde ahlak aranmaz. Bizi ahlaksızlığımız bu hale getirdi. Müslümanım diyenlerimizin, ötekisine hak tanımaz tutumu zaten dine hakaretti, görmedik.  Din iman bırakmayacak tavır adaletsizliktir. Kanun dışılıkları gördükse de diğerine yapılıyor diye ses çıkarmadık.

Alıntı: MDM.  A. Yağmur Tunalı

Posted in Gündem | MEMLEKETİN ÇİVİSİ için yorumlar kapalı
Ağu 21

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

21 Ağustos:

1915 – İkinci Anafartalar Muharebesi başladı.

1940 – Sovyet Devrimi liderlerinden Lev TroçkiMeksika‘da öldürüldü.

1960 – Çanakkale Şehitleri Anıtı törenle açıldı.

1969 – Denis Michael Rohan adlı bir AvustralyalıMescid-i Aksa‘yı ateşe verdi.

1991 – LetonyaSovyetler Birliği‘nden bağımsızlığını ilan etti.

Augustin Louis Cauchy (d. 1789)

Henrik Pontoppidan (ö. 1943)

Usain Bolt (d. 1986

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 21

DURUMUN CİDDİYETİ

DURUMUN CİDDİYETİ

Matematikten sürekli zayıf not alan Temel’i ailesi faydası olur diye Katolik okuluna yollar. 

Bakarlar ki Temel tam not almaya başlar.

Sebebini merak edip Temel’e sorarlar.

Ne değişti?

Temel şöyle cevap verir:

 Okulun ilk günü, girişteki artı işaretine çivilenmiş adamı görünce, durumun ciddiyetini anladım

Posted in Fıkralar | DURUMUN CİDDİYETİ için yorumlar kapalı
Ağu 20

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

20 Ağustos:

636 – Arap-Bizans savaşlarının en büyük muharebesi olan Yermük Muharebesi sona erdi.

1960 – SenegalMali Federasyonundan ayrıldı ve bağımsızlığını ilan etti.

1977 – NASA, insansız uzay aracı Voyager 2‘yi fırlattı.

1988 – Sekiz yıl süren Irak-İran Savaşı ateşkesle sona erdi.

1991 – EstonyaSovyetler Birliği‘nden ayrıldı.

Dino Campana (d. 1885)

Percy Bridgman (ö. 1961)

Nadir Nadi (ö. 1991)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 20

İÇİMİZDE BİR UMUTSUZLUK BÜYÜMEKTE.

İÇİMİZDE BİR UMUTSUZLUK BÜYÜMEKTE.

Keçecizâde İzzet Molla onsekizinci asrın sonları ile ondokuzuncu asrın başlarında 43 yıl yaşamış. Ulemadan, şâirandan… Divan şiirinin son üstadı. Devlette yüksek görevleri var. Taltif edilmeleri var, azl edilmeleri var, affedilmeleri var. Arada bir sürgün yemeleri var. İdamına karar verilmişliği bile var. Demiş ki bir gün:

Bir mevsimi baharına geldik ki âlemin,

Bülbül hamuş, havz tehî, gülsitan harab

Kısa ömrünün hangi noktasında bu beyti söyledi, bilmem. Bülbül susmuş, şakımaz olmuş; havuz boş, kuru; gül bahçesi darmadağın… Osmanlı Devleti’nin sıkıntılı yılları. İçerde, dışarda bir sürü badire. Kendi hayatı da iç dünyası da öyle.

Bir vakittir İzzet Molla’nın bu beyti dilimde dolaşıp duruyor. 

İçimde bir umutsuzluk büyümekte.

Teknolojinin bin bir türlü marifetle donatarak evlerimize soktuğu, ellerimize tutuşturduğu televizyon ekranları, bilgisayarlar, tabletler bize dert taşır oldu. Duymasak, görmesek, öğrenmesek daha mı iyiydi acaba?

İnsanın galiba mayası bozuldu. İnsanımızın da… Beni de öncelikle kendi insanımızdaki bozulma ilgilendiriyor ve düşündürüyor.

Gerçi tarih boyunca şairler, yazarlar toplumdaki “yanlış gidişatı” hep yazmışlar, “zamaneden” hep şikâyet etmişler. Öyleyse insan her devirde şimdikine benzer hâller içindeydi. Şimdinin farkı şu ki, iletişim vasıtalarının bu kadar yaygın ve hızlı olması, memleketimizde ve dünyanın her yanında olup biten her şeyi anında görmemize, duymamıza sebep oluyor. “İnsan hep aynı insan, kabahat iletişim vasıtalarında” desem, teselli olur mu ruhuma?

Yine de içimde daha önceleri olmayan bir umutsuzluk peydahlandı. İnsana dair umutsuzluk, karamsarlık… Orman yangınlarında resmî ekiplere canları pahasına destek verip gözlerimizi yaşartan sivil vatandaşlarımız ve böyle birkaç istisna teşkil eden örnek var amma…

İçimde bir bina yıkıldı. Yıkıntının üzerinde güvensizlik dağı büyüyor. Bu güvensizlikle yüreğim sıkışıyor. Güven denen şey bir kere yıkıldı mı, tekrar ayağa kalkması, tamir olması çok zor! Artık hiç bir şey düzelmeyecek gibi. Bir cenderenin içindeyiz gibi.

Akla hayale gelmez dolandırıcılıklar, dudak uçuklatan sahtekârlıklar gündelik haberler oldu. Namuslu vatandaşların hayatını kolaylaştıran teknoloji, namussuzların da işini kolaylaştırdı! Zavallı yapay zekâ da suça bulaştı!

Toplumun her kesiminde… Yalanlar, yolsuzluklar, haksızlıklar, adaletsizlikler, liyakatsizlikler, dalkavukluklar, denetimsizlikler diz boyu. Merhametsizlikler, vicdansızlıklar, tahammülsüzlükler, saygısızlık, sevgisizlik, kabalık… Bunlarla kuşatıldık. Kuşatma dairesi her sabah daralıyor ve bizi nefessiz bırakıyor, yüreğim sıkışıyor. 

İnsan bir kediyi tekmeleye tekmeleye niçin öldürür?

Bir adam, bir adamı camide namaz kılarken, secdeye vardığında niçin bıçaklayıp öldürür?

Fildişi kulede yazmış edebiyatçıları düşünüyorum. İşin içinden çıkamayıp hiç bir şeyi düzeltmeye gücü yetmeyip derin bir umutsuzluğa düştükleri için mi çareyi fildişi kuleye kapanmakta buldular?

Bir baba küçücük kızını tekmeleyerek merdivenlerden niçin atar? 

İnsan elindeki çöpü, izmariti gerine gerine niçin sokağa atar?

Bir mevsim-i baharına geldik ki âlemin….

Freni patlamış yokuş aşağı giden bir aracın içinde gibiyiz. Uçuruma yuvarlanmadan, son anda bir mucizeyle durabilme, kazasız belâsız kurtulabilme ihtimalimiz ne kadar? 

Kırk yıldır “bebek katili” denen terörist mahkûm hakkında, -“Sayın kurucu önder” tesmiye olunarak- umut hakkı konuşuluyor. Kırk yılın sonunda, ne oldu da?

Benim de umut hakkım var mı? Uçuruma yuvarlanmayacağımızı umut etme hakkım?

Alıntı: Ayşe Göktürk Tunceroğlu

Posted in Gündem | İÇİMİZDE BİR UMUTSUZLUK BÜYÜMEKTE. için yorumlar kapalı