Eyl
06
ABD’nin çekiç güçle beslediği terör örgütü Türkiye’den toprak koparmak istediğini hala anlamayan var mı? Önceden bunları dile getirenleri ya ‘faşişt’, ya da ‘komplocu’ diye adlandıran ‘hainler’ şimdi de’ iki tarafın silah bırakmasından’ bahsediyorlar.
Bütün bunlar olurken Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olduğu günden bu yana ‘Türk Milleti’ sözünü kullanmadığı, sık sık Türkiye’de çeşitli etnik grupların bulunduğu açıklamaları hepimizi kaygılandırmıştı. Ayrıca Erdoğan kapalı ve cemaati olmayan bütün kiliseleri ihya etmiş, Atatürk’ün ‘şer’ merkezi dediği Fener Kilisesine ve Patriğine sahip çıkmıştır.
Terör örgütü ile canla başla mücadele eden TSK 165 general ve subaylarını (teröre bulaşmış gizli tanıklarla, dijital verilerle, uyduruk e-postalarla) ve hatta TSK Genel Kurmay Başkanı’nın ‘terör örgütü kurmak’ suçuyla tutuklanması bölücü terörün tırmanmasında etkili olmamış mıdır? Henüz suçsuz oldukları halde ‘YAŞ’ karalarıyla 60’a yakın tutuklu general emekli edilmiştir. TSK bu durumu ABD’nin New York Times gazetesi “Evcilleşen ordu” … Sözleri ile manşetine taşıdığı görülmüştür. Başbakan Tayyip Erdoğan, Başbakanı olduğu ülkenin sınırları içerisinde 14 gün süren Şemdilli çatışmaları ile ilgili sorumluluklarını gazetecilere ve muhalefete yüklemek gibi bir kolaylığı seçmesi milleti üzüyor. Ardından 8 şehit haberi bizlere kan ağlatıyor. Teröre son bir ayda 60 şehit veren bir ülkede ‘Analar ağlamasın, çok güzel şeyler olacak, askerlik yan gelip yatma yeri değil’ diyenler neredesiniz?
Terör örgütünün 300- 500 kişilik gruplar halinde elini kolunu sallaya sallaya bunca ağır silahları sınırlarımızdan nasıl geçirdiği ayrı bir düşünce olarak beyinlerimizi kemiriyor. MİT’in bu konuda yetersiz kalması ‘korumaya alınmanın güvencesi olup olmadığı da’ vatandaşı kaygılandırıyor. Dış işlerimiz de azılı terörist Barzani’ye bel bağlamış.
AKP iktidarında şehitlerimiz
2002.. 7 şehit
2003.. 31 şehit
2004.. 75 şehit
2005.. 105 şehit
2006.. 111 şehit
2007.. 146 şehit
2008.. 171 şehit
2009.. 152 şehit
2010.. 141 şehit
2011.. 162 şehit
2012..Ağustos ayına kadar 148, (Eylül ayına kadar 1264)
Beğendikleri Avrupa’da bunlar olsaydı hükümet istifa ederdi. Bizde ise “İşler iyi gidiyor” diyorlar.
Bütün bunlar olurken Ramazan ayı dolayısıyla ‘Kandil’ adına saygıdan mıdır nedir? Hükümet sınır ötesi operasyon yetkisi olduğu halde kullanmıyor şer yuvasına bir operasyon düzenlenme kararı vermiyor. “Postal yalayıcı” Barzani’den yardım bekliyor.
Bazı vatandaşlar “Yetkililerin televizyonlarda ‘Hadlerini bildireceğiz, kanı yerde kalmayacak, caniler cezasını bulacak’ dediklerini fakat 10 yılda Ağustos ayına kadar 1239, Eylül ayına kadar 1264 şehit veren Türk Milleti artık bu ve benzeri laflara inanmıyor ve kesin bir çözüm beklediklerini belirtiyorlar.”
Türkiyeyi yönetenlerin çok akıllı, birlik ve beraberlik içerisinde terörle mücadeleyi daha ciddi bir şekilde sürdürmelerinin zamanı geçmekte, geçiyor.
Kürtlerle terör örgütünü aynı görmek en büyük gaflet ve en büyük ihanettir.
“Onlar ne kadar Kürtse bizde o kadar Kürtüz, biz ne kadar Türksek onlarda o kadar Türktür.” Alparslan TÜRKEŞ
Eyl
05
MİT Kontrterör Merkezi eski Başkanı Mehmet Eymür’den şok açıklamalar: Yabancı istihbaratçılar Türkiye’de cirit atıyor. 1950’den itibaren 50 yıl Türkiye’yi Türkler yönetmedi.
Türkiye’yi 1950 yılından itibaren Türkler yönetmedi.
Bu da 50 yıl sürdü. Dünyanın en kritik yerinde bulunan Türkiye’yi başta ABD olmak üzere Rusya, Almanya, İngiltere, İsrail ve diğer ülkeler rahat bırakmadı, bırakmazlar da… Dolayısıyla Türkiye’yi yöneten kişilere de etkileri oldu. Ve yönetecek kişileri onlar tayin etti.
Yabancı istihbarat elemanları, stratejik kurumlara da girebiliyor mu?
Geçmişte MİT’in içinde bir sürü CIA’ye (ABD Gizli Servisi), MOSSAD’a (İsrail Gizli Servisi) ve BND’ye (Alman Gizli Servisi) çalışan kişiler vardı. Bu kişiler günümüzde de vardır, gelecekte de olacaktır.
*Sonkale.org
Eyl
05
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit atarken eski hamam içinde; bir dağın, bir yamacında, zeki bir maymun kral, bir diğer yamacında ise şeytan yaşamaktaymış. Maymun krallığı bir gün felakete uğrarsa, bu, şeytanın görüldüğü günmüş; yani krallığın ancak bu şekilde lanetleneceğine inanılıyormuş…
Kralın üç danışman maymunu varmış. İşgüzarlık bu ya! Bir gün, biricik kralları için, dağ yamaçlarında, nadide çiçekler aramaya başlamışlar… Maksat, memnun edebilmekmiş…
Ne gelirse meraktan… Çalıları aralayıp baktıklarında şeytanla yüz yüze gelmişler. Nasıl çığlık ama! Şeytan ürkütmüş bunları…
3 ayrı davranış
Birincisi görmemek için gözlerini kapamış ama şeytanın sesini işitmiş, ikincisi kulaklarını kapamış ama o da şeytanı görmüş, üçüncüsü ise… Hiçbir şey yapamamış, şeytanı hem görmüş hem de sesini işitmiş. Fakat bu lanetleyici vaziyetten kimseye bahsetmemek için ağzını kapamış, âdeta dilini yutmuş…
Maymunlar, gördükleri ilk ağacın gölgesinde almışlar soluğu; gizlenmişler. Can tatlı ya! Bekleyiş saatlerce sürmüş. Tir tir titriyorlarmış…
Söz vermişler birbirlerine; krallarını ve halklarını tehlikeye atmamak için ellerini kapattıkları yerlerden çekmeyeceklermiş…
Görmedim, işitmedim, bilmiyorum!
“Hikaye bu günkü Türkiyeyi anlatıyor sanki…”
Eyl
04

● “Ben Erzurum’dan İzmir’e sağ elimde tabancam, sol elimde darağacı ile gittim.”
● “Türk ulusuna ve ülkeye hizmet görevi bitmeyecektir.”
● “Türk Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmuştur bu devletin dayandığı esaslar “Tam Bağımsızlık” ve “Kayıtsız Şartsız Milli Egemenlikten ibarettir. Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Milli Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir…”
● “Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak!”
● “Biz büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük.”
● “Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır.”
● “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”
● “Ne mutlu Türküm diyene!”
Eyl
04
Beytüşşebap’taki çatışmada öldürülen PKK’lının cenazesi geçerken bayrağı indirdiler.
Şırnak’ın Beytüşşebap ilçe merkezinde çıkan çatışmada şehit olan Mehmetçiklerimizin acısına bir de askeri lojmanın balkonundan indirilen Türk bayrağı eklendi.
Çatışmada öldürülen PKK’lının cenazesi askeri araca konuldu.
Araç askeri lojmanların önünden geçirilirken üç asker balkondaki Türk bayrağını indirdi. Bu fotoğraf Aydınlık Gazetesi’nin manşetindeydi.
İşte o fotoğraf
Türk askerini bu duruma düşürenler utansınlar. Bunun hesabını bu millet sorar, soracaktır.
*sonkale.org
Eyl
04
“Ardından yüz köpek havlamayan kurt, kurt sayılmaz…” Türk-Moğol Atasözü
Şehitlerimize rahmet, gazilerimize acil şifalar ve Türk Milletine başsağlığı dilerim.
Gereğini yapmayanları, yapamayanları Allah kahretsin!
(Görüntü Yeniçağ Gazetesi’nden alınmıştır.)
Asaletinden gelen bir anlayışla hiçbir canlıyı kırmak, incitmek, yok etmek anlayışına sahip olmadığından vatanına saldıran (adları her ne olursa olsun) haşereler güruhunu yok etmekten imtina ediyorsun.
Sen ülkeyi yönetmek isteyenleri seçmekle görevini yaptığını zannedebilirsin ancak seçtiklerinden yüksek rakımlarda arz-ı endam edenlerin bir tiyatro sahnesindeki gibi rollerini gereğince yerine getirdiklerine fazlasıyla şahit oldun. Yurdun dört bir yanı ateş çemberine döndüğü bu günlerde memleketin bütün şehirlerinde de sana rahat vermeyen haşereleri yok etmek yerine, haşerelerle anlaşmayı tercih edenler bulunmaktadır. Haşereler grubuyla birlikte hareket edenler medya yoluyla senin gerçekleri öğrenmeni engellemek için her köşede kargalar,her inde çakallar gibi ötmeye devam etmektedirler. Ne zamana kadar sessiz, ne zamana kadar umursamaz kalacak ve ne zamana kadar bölünme oyununa seyirci olacaksın! Senin seçmiş olduğun yetkililer ancak şehit cenazesinde birlik görüntüsü vermekle övünebiliyorlar. Sana göre aslında bu görüntü yüzlerin kızarması, başların öne eğilmesi, “vatan savunmasında seni koruyamadık evladım, Mehmedim, bizleri affet, bizleri bağışla” diye hicap duyulması gereken bir görüntüdür.Buna rağmen istifa etmeyi düşünen var mı? Beytüşşebap son olur zannediyorsan aldanıyorsun.
Yüce Türk Milleti adına Başkomutanı (her ne kadar duymasa da), iktidarı, muhalefeti, bakanları, millet vekillerini, valileri, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütün mensuplarını, bütün sorumluları Allah için görevlerini yapmaya çağırıyorum. Bu milleti geç olmadan bu ateşten kurtarın! Aksi takdirde bunun vebali hepimizi, hepimizi yakar, yok eder.
Eyl
03
(Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ nda uyguladığı taktik.)
Cannae Savaşı, Kartaca ile Roma arasında yapılan 2. Pön Savaşları’nın en önemli üç çatışmasından biridir. Savaş, M.Ö. 2 Ağustos 216 tarihinde, İtalya’nın güneydoğusundaki Cannae kasabası yakınlarında gerçekleşmiştir. Savaşta Annibal komutasındaki Kartaca ordusu tarafından ustaca bir manevra ile Roma Konsülü Lucius Aemilius Paullus ve Gaius Terentius Varro komutasındaki güçlü Roma ordusu imha edilmiş ve başta Capua olmak üzere birkaç şehir devletinin Roma ile bağları kopmuştur. Temel olarak uygulanan bu manevrada etrafı çevrilen düşman kuvvetinin gücü denk ya da daha az ise kaçış yolu bırakmadan yok etmek, ya da düşman gücü daha kuvvetli ise kaçış yolu bırakarak, artçı kuvvetlerin kaçan düşmanı temizlemesi gibi değişik tamamlama tarzları bulunmaktadır. Ayrıca kanatlarda ve merkezde çatışmanın sürdüğü bir sırada, merkezdeki kuvvetlerin ricat izlenimi verecek şekilde geri çekilmesiyle de kuşatma kendiliğinden sağlanmış olur. Hafif süvari birliklerinden oluşan orta Asya kökenli askeri birliklerin başarılı bir biçimde uyguladıkları taktik tarihte pek çok kez uygulanmıştır.
Eyl
02
Bir gün Nasrettin Hoca ‘nın eşşeği çalınmış. Can sıkıntısı içinde durumu komşularına her kafadan bir ses çıkmış.
Birisi;
– Hocam demiş niye ahırın kapısına iyi bir kilit takmadın sanki ?
Bir başkası;
-Evine hırsız giriyor da senin nasıl haberin olmuyor ? demiş.
Bir başkası da;
-Hocam demiş, kusura bakma ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok. Nerden baksan dökülüyor.
Hoca da ;
– Yahu demiş, iyi güzelde, kabahatin hepsi mi benim ? Hırsızın hiç mi suçu yok!
*(Fıkra bu günkü Türkiye’yi anlatıyor sanki…) “Hep vatandaş suçlu, devlet suçlu, TSK suçlu, teröristlerin ona destek verenlerin hiç suçu yok(!)”
Eyl
01
Askerlik sanatı, Mustafa Kemal’e göre bir sağduyu biçimindedir. Savaş planlarını, hazırladığı tarzdan farklı bir biçimde çizmezdi. Atatürk, büyük taarruzun planlarını hazırlarken, dünya savaş tarihini, büyük komutanların kazandığı meydan savaşlarını ve hazırladıkları taktikleri büyük bir dikkatle okuduğu görülmektedir.
Atatürk, büyük taarruzu şöyle anlatır:
“-İzmir hattı ile Bağdat Demiryolu’nun birleştiği noktada bulunan Afyonkarahisar’da taarruza geçtim. Çünkü orada taarruza geçmek gerekirdi. Yunan yığınağı esasen beni bu surette hareket etmeye yöneltiyordu. Tan ağarırken düşmana ansızın baskın ile avlamak için
Bütün gece yürüyen askerimiz temizlendikten sonra atlı birlikleri Yunan Ordusu’nun gerilerine sarkıttım. Elli kilometrelik bir uzaklığı aldıktan sonra taarruza geçebilecek birlikler azdır. Çok geniş bir manevraya girişerek düşmanı tamamen kuşatmak istiyordum ve bunu başardım.
Tıpkı Hannibal’in Cannae’de uyguladığı manevra gibi…(* )
(Devamı var)
Eyl
01
1 Eylül 2012 tarihi itibariyle öğretmenler göreve başlayacaklar. Ancak öğretmenlerin hepsi de maalesef tedirgin ve kaygılıdır. Öğretmenlerin eş durumu atamalarda, kadroya geçişlerde yaşadıkları olumsuzluklardan dolayı oldukça sıkıntılı oldukları basındaki haberlerden anlaşılmaktadır. Bunun yanında 4+4+4 eğitim- öğretim uygulamasına geçileceği bu eğitim öğretim yılında sınıf öğretmenlerinde kadro fazlalığı, branş (dal) öğretmenlerinde ise kadro yetersizliği yaşanacağından hem öğretmenler hem de idareciler şimdiden kara kara düşünmeye başlamışlardır. Henüz beden ve zihin gelişmesini tamamlamamış, kendi başına 10-11 yaşındaki çocuklarla aynı koridoru, aynı bahçeyi ve hele aynı tuvaleti paylaşacak olan birinci sınıfa kayıt yaptıracak 60-66 aylık çocukların durumlarını düşündükçe aileler çocukların küçük olduğunu belirterek çocukları ana sınıfına göndermek istediklerini fakat birinci sınıfa göndermemek için çareler aradıklarını belirtmişlerdir.
Bir toplumun gelişmesinde eğitim- öğretimin payı son derece yüksek olmasına rağmen bizde gelen hükümetler mutlaka eğitim- öğretime el atarak yap-boza çevirmişlerdir. Kendi çocuklarını özel okullarda okutanlar eğitimle ancak bu kadar ilgilenebilirler diyen vatandaşlar okullardaki derslik ve diğer yetersizliklerin de velilerin yardımıyla giderildiğini söylemişlerdir.
Bina, bahçe ve derslik yetersizliğini ile birlikte seçmeli dersler konusu da başlı başına bir muammadır. Personeli olmayan okul, öğretmeni olmayan dersi nasıl işleyecektir.
Bütün bu ve benzeri sıkıntılara rağmen geleceğimizi eğiten bütün öğretmenlere sabır dolu başarılı bir eğitim öğretim yılı dilerim.