Ara 14

Mollalara Şeyhlere Atatürk’ün Sınavı

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Molla rejimi kurmaya soyunanlar için liyakat testi Bakara Suresi’ni 288. ayete kadar okudunuz mu!

 

Tarihi olaydır; mutlaka okumuşsunuzdur:
Mustafa Kemal, kurulacak devletin şeklini belirlemek için her kesiminden temsilcilerle görüşürken; sıra, mollalara, şeyhlere ve din büyüğü geçinen kişilere gelir.
Bunlara haber gönderip, kendileriyle bu konuyu görüşeceğini, ancak toplantıya katılacak herkesin Bakara suresini 288’inci ayetine kadar okumalarını rica eder.
Toplantı günü kürsüye çıkar ve sorar:
“Arkadaşlar, buraya gelmeden önce hepinizden Bakara suresini 288’e kadar okumanızı rica etmiştim. Kimler okudu Bakara’yı 288’e kadar?”
Salondaki bütün eller havaya kalkar.
Bunun üzerine Mustafa Kemal sözlerine devam eder:
“Beyler… İşte, kuracağımız devletin neden din temeline dayanamayacağının açıklaması budur: Hepinizin 288’e kadar okuduğunuzu ifade ettiğiniz Bakara suresi… Sadece 286 ayettir.”

 

Mustafa Mutlu / Vatan
Posted in Yazılarım | Mollalara Şeyhlere Atatürk’ün Sınavı için yorumlar kapalı
Ara 09

Şehir İsimleri Nereden Geliyor..!

Adana
Adana’ya ait en eski yazılı kayıtlara ilk olarak, Anadolu’nun en köklü medeniyetlerinden olan Hititlerin Kava Kitabelerinde rastlanmaktadır. Bu kabilelerdeki bir yazıtta Adana ve çevresinden Uru Adania (Adana Beldesi) olarak bahsedilmektedir.
Adana için kullanılan isimlerin karışıklıklara sebep olması nedeniyle 1878 yılında yayınlanan bir fermanla yöre adının Adana olarak yazılmasına karar verilmiştir.  Afyonkarahisar 
Afyon türkülerinde sık sık “Hisar” sözcüğü geçer. “Hisarın bedenleri çevirin gidenleri” gibi. Bu hisar sözcüğünün Afyon türkülerinde sık sık yinelenmesi nedensiz değildir. Eski adı Akroenos olan şehri Selçuklular uzun süren bir kuşatmadan sonra ele geçirdiler. “Hisar” kuşatma anlamına gelir. Acılarla elde edilen yere “Karahisar” dediler ve orada, kara taşlardan bir kale kurdular. On altıncı yüzyılda bölgede afyon yetiştirilmeye başlayınca, Karahisar’ın başına bir de Afyon eklendi ve şehir “Afyonkarahisar” adını aldı.

Aksaray
Selçuklu Sultanı İzzettin Kılıçarslan, şehirde cami, medrese, kümbetler ve büyük, beyaz bir saray yaptırdı. Şehir “Aksaray” adını işte bu beyaz saraydan aldı. 

Amasya
Amasya şehrini tarihçi Strabon’a göre Amazon karalı Amasis kurdu ve ona Amasis kenti anlamına gelen “Amasesia” ismini verdi.

Ankara 
İslam kaynaklarında Ankara’nın adı Enguru olarak geçer. Kimilerine göre Ankara sözü Farsça “Üzüm” anlamına gelen Engür’den, ya da Yunanca’da Koruk anlamına gelen”Aguirada’dan türemiştir. Bazılarına göre Hint-Avrupa dillerindeki “Eğmek” anlamına gelen Ank ya da Sankskritçe de “Kıvrıntı” anlamına gelen Ankaba’dan veya Latince’den çengel anlamına gelen uncus’dan türediği ileri sürülmektedir. Frig dilinde Ank “engebeli, karışık arazi” anlamına gelir. Şehrin diğer isimleri; Ankyra, Ankura, Ankuria, Angur, Engürlü, Engürüye, Angare, Angera, Ancora, Ancora ve son olarak Ankara şeklini almıştır.

Antakya
MÖ 300 yıllarında Makedonya Kralı Seleukoz bu yörede Antakya’yı kurdu ve şehre babasının ismi olan Antiokhia adını verdi. Zamanla büyüyen kent, başkent halini aldı.

Antalya
MÖ. on birinci yüzyılda Bergama kralı II.Attalos tarafından kuruldu. Şehir önceleri ismini kurucusundan aldı ve Attaleia adıyla anıldı. Daha sonra bu isim Adalia, Antalia ve en son Antalya şekline dönüştü.

Artvin
İskitler tarafından kuruldu. Artvin sözü İskitçe’dir.

Aydın
İlk olarak Argoslar tarafından kuruldu. Anadolu beylerinden Aydınoğlu Mehmet Bey’den aldı. Aydın, Mehmet Bey’in babasının ismidir. 

Bursa
Eski çağlardaki Bitinya bölgesinin başkentidir. Buraya kurucusu Bitinya kralı Prusias’ın adı verildi (MÖ: 11.yüzyıl).

Balıkesir
Şehrin adının Eski hisar anlamına gelen Paleokastio’dan türediği sanılmaktadır. Halk arasında dolaşan bir söylentiye göre de balı çok anlamına gelir. Çünkü kesir Arapça’da çok anlamına gelmektedir.

Bayburt
Eldeki kaynaklara göre kasabanın ortaçağdaki adı “Paypert” ya da “Pepert” idi. Bayburt adı buradan gelmektedir.

Bilecik
Bizanslılar döneminde burada Bilekoma adlı bir kale vardı. Osman Bey tarafından alındıktan sonra isim bu şekilde değiştirildi. 

Bingöl
Civarında bir çok göl bulunması sebebiyle bu ismin verildiği sanılıyor.

Bitlis
Kimi tarihçilere göre, “Bageş” ya da “Pagiş” sözcüklerinden türemiştir. Kimilerine göre de Büyük İskender’in komutanı “Lis” ya da “Badlis” burada bir kale kurmuş. Bitlis sözcüğünün bu komutanın isminden kaynaklandığı sanılıyor. 

Bolu
Önceleri Bithynion, Romalılar döneminde ise Claudiopolis adı verildi. Türkler burayı alınca Claudiopolis sözcüğünü kısaltıp sadece polis dediler. Daha sonra bu da halk dilinde değişerek Bolu oldu. 

Burdur
Eski adı Askaniya’dır. İsmini yanında kurulmuş olduğu Burdur gölünden alır. 

Çanakkale
Marmara ve Ege denizlerini birleştiren Boğaz’daki şehir ve kasabaların en büyüğü ve il merkezidir. Boğazın doğu kıyısında ve en dar yerinde kurulmuştur. Burada denizin şekli tıpkı bir çanağı andırır. Bugünkü ismini buradan alır. 

Çankırı
İlkçağda “Gangra” kalesinin eteğinde kuruldu. İsmini Gangra kalesinden alan Çankırı’ya yakın zamana kadar Çangırı ve Çenğiri deniliyordu.

Çorum
Rivayete göre Çoğurum kelimesinden türetilmiştir. Bu da bölgede zamanında Rumların çoğunluğu oluşturmasından kaynaklanmaktadır.

Denizli
Deniz-ili kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. İl eski Türkçe’de ülke, memleket anlamına gelir. Yani deniz memleketi denilir.

Diyarbakır
Bakır ülkesi anlamına gelmektedir. Bu ismin kaynağı Diyar-ı Bekir’dir. Bekir’in memleketi anlamına gelir. Bekir b. Va’il adlı Arap göçebe boyunun buraya yerleşmiş olması sebebiyle bu ismin yerleştiği söylenir. Diyarbakır’ın eski adı Amid veya Amed’dir. Gelen veya bizim anlamına gelir. Dede Korkut kitabında Amid’e Hamid de denilmiştir.

Edirne
Romalılar döneminde imparator Hadrianus tarafından kurulduğu için şehir “Hadrianopolis” adını alır. Hadrianus’un şehri anlamına gelen bu sözcük, sonradan değişimlere uğrayarak Edirne halini aldı.

Elazığ
1834 yılında Mezra denilen yerde kuruldu. 1862 yılında buraya padişah Abdülaziz Han’ın onuruna “Mamuret-ül-aziz” ismi verildi. Daha sonra Elaziz olarak kısaltılan isim, 1937 yılında Elazığ’a çevrildi.

Erzincan
Erzincan ovasından adını alır. Ezirgan diye halk tarafından söylenir. Buranın eski adı Eriza’dır.

Erzurum
Ard-ı Rum kelimesinden gelir. Yani Rum toprağı demektir. Diğer bir rivayete göre de Selçuklular buraya Erzen-Rum demişlerdir. Erzen darı demektir. Şehir o zamanlar bir tahıl ambarı olarak kullanılmıştır.

Eskişehir
Eski adı Doylaion’dur. 1080 yılında Türkler burayı ele geçirdi. 1175 yılında burasını Bizans geri aldı. Kılıçarslan bu şehri daha sonra geri alınca, ona “Bizim eski Şehrimiz” anlamına gelen Eski Şehir adını verdi.

Gaziantep
Şehrin eski adı Ayıntab’dır. Kelime anlamı, pınarın gözü demektir. Zamanla Antep olarak değişmiştir. Halk Kurtuluş savaşında Fransızlara karşı başarılı bir savaş verince 6 Şubat 1921′de çıkartılan bir yasayla Gazi unvanı verildi. 

Gümüşhane
Burada daha önceleri gümüş madenleri olduğundan, bu şehre Gümüşhane denilmiştir.

İstanbul
MÖ. 658 yılında Megara kralı Byzas tarafından kurulduğundan bu şehre kurucusundan dolayı Bizantion adı verilmiştir. 
Roma imparatoro Marcus Avrelius döneminde imparatorun manevi babasının adıyla “Antion” olarak anıldı.
Bizans İmparatoru Konstantin bu şehri yeniden kurunca buraya kendi adını verdi. Şehre “Konstantin” veya “Konstanpolis” adı verildi. Araplar “Kostantiniye”, Romalılar “Konstantinopolis” demişlerdir. Daha sonra bu ismin kısaltılmış şekli olan “Stin-polis” deyimi kullanıldı. 
Türkler burayı alınca Müslüman şehir anlamında “İslambol” adını verdiler.
İstanbul isminin Stin-polis yahut İslambol kelimelerinden geldiği düşünülmektedir.

İzmir
Şehrin asıl adı “Smyrna”dır. İzmir kelimesi Smyrna’nın halk arasındaki kullanış şeklidir. Homeros destanlarında bu kent ismini Kıbrıs Kralı Kinyras’ın kızı Smyra’dan alır. Kimi kaynaklara göre de, İzmir şehrini ilk kuran Hititler değil, Amazonlar’dır (Hititler de buraya Navlühun adını vermişlerdir.) 

Kahramanmaraş
Asıl adı Markasi’dir. Halk dilinde Maraş olarak değişmiştir. Kurtuluş savaşında Fransızlara karşı şehirlerini kahramanca savunduklarından meclis tarafından 11 Şubat 1922′de kahraman unvanı verildi. 

Karaman
İlk ismi Laranda’dır. Selçuklu ve Osmanlılarda ki ismi Larende idi. Karamanoğullarının başkenti olduğundan buraya daha sonra Karaman adı verildi. 

Kars
MÖ 130-127 yılında buraya yerleşen Karsak oymağından dolayı şehre kars adı verilmiştir. Kars kelimesinin anlamı ise deve ya da koyun yününden yapılan elbise veya şal kuşağı anlamına gelir.

Kastamonu 
Şehrin eski adı “Tumana”dır. Buraya daha sonra Gas-Gas isimli bir kavim yerleşti. İşte Kastamonu Gas ve Tuman’ın birleşmesinden meydana gelmiştir.

Kayseri
Romalılar Mazaka adlı şehri alınca buraya Kaysarea adını verdiler. Yani İmparator şehri anlamına gelir. Daha sonra Kayseri olarak halk arasında yayıldı.

Kırşehir
Kır ve Şehir kelimesinin birleşmesinden oluşmuştur.

Kocaeli
Orhan gazi döneminde bu bölgeyi feth eden Akçakoca isimli komutandan dolayı buraya Kocaeli denildi.

Konya
Daha önce “ikonyum” olduğu iddia edilen şehrin ismi, Abbasiler tarafından fethedildiğinde Kuniye’ye çevrilmiştir. Türkler bu ismi Konya olarak değiştirdi.

Kütahya
Frigler buraya “Katyasiyum” veya “Katiation” adını vermişlerdir. Daha sonra yöre halkı buraya Kütahya demiştir.

Malatya
Hititler döneminde buranın adı “Meliddu”dur. Halk tarafından Malatya olarak değişmiştir.

Manisa
Yunanca Magnesya’dan gelmiştir. Şehri Türkler fethettiğinde ismi Manisa olarak değiştirildi.

Mardin
Mardin adı Süryanice’de Marde’den geldiği rivayet edilir. Romalılar “Maride” Araplar ise “Mardin” adını vermişlerdir. Diğer bir rivayet göre ise kürtçedeki Mer-din yani erkek, yiğit -görmek kelimesinden geldiği söylenmiştir. 

Muğla
Eski adı “Mobolla”dır. Türkler buraya daha sonra Muğla demişlerdir.

Muş
Bir rivayete göre Süryanicedeki suyu bol anlamına glene Muşa’dan diğer bir rivayete göre ise Şehrin kurucusu Muşet’den gelmiştir.

Nevşehir
On sekizinci yüzyıla kadar şehir bir köydü ve adı “Muşkara” idi. Daha sonra Nevşehirli Damat İbrahim Paşa köyünü geliştirdi ve yeni şehir anlamında Nevşehir adını verdi.

Niğde
İlkçağda bölgede Nagdoslular adlı bir kavim yaşadığından bu şehre isimlerini vermişler. Arap kaynakları şehre “Nekide” veya “Nikde” demişlerdir. Halk ise şehre Niğde adını vermiştir. 

Ordu
Eski adı “Kotyora”dır. Halk tarafından bu isim değişikliğe uğramıştır.

Rize
Kafkas kökenli bir kelime olduğu sanılmaktadır

Sakarya
Adını sınırları içinden geçen Sakarya nehrinden alır.

Samsun
Eski adı “Amisos”dur. Samsun ismi bu kelimenin halk tarafından değiştirilmesidir.

Siirt
Siirt adının Keldani aslından geldiği ve şehir anlamına geldiği söylenir. Diğer bir rivayete göre ise Sert kelimesinin bozulmuş şeklidir.

Sivas
Rivayetlere göre Sivas kurulmadan önce ulu ağaçlar altında kaynayan üç pınar varmış. Bu pınarlar Allah’a şükür, ana ve babaya minnet ve küçüklere şefkat duygularını ifâde edermiş. Bu üç pınara “Sipas Suyu” denirmiş. Bu üç pınarın etrâfında kurulan yerleşim yerine “Sipas” ismi verilmiş. Diğer bir rivâyete göre ise Sivas ismi eski kavimlerden “Sibasipler”den gelmektedir. Sivas ilk çağlarda Talavra, Megalapolis, Karana ve Diyapolis isimleriyle anılmıştır. 
Şehrin adının Farsça’da “üç değirmen” mânâsına gelen “Sebast” kelimesinden geldiği de söylenmektedir. 

Tekirdağ
Adını, kıyı boyunca uzanan Tekirdağları’ndan almıştır.

Tokat
Eski adı “Komana Pontika” idi. Tokat adının Pontika adının halk arasından değişmiş şeklidir.

Trabzon
“Trapezus” sözcüğünden gelir. Anlamı dört köşedir.

Tunceli
Burada bazı maden yataklarının bulunmasından dolayı şehre Tunceli adı verilmiştir. Yani tunç ülkesi demektir.

Urfa
Eski adı “Orhoe” veya “Orhai”dir. Daha sonra Araplar tarafından “R”ya çevrilmiştir. Şehir Babil hükümdarı Ramis-Nemrut tarafından kuruldu.

Uşak
Çocuk veya genç adının halk dilinden söylenişidir. Bazı rivayetlere göre ise uşak (Ayn’la söylenişi) kelimesinin aşık kelimesinden geldiği söylenmiştir. 

Van 
Van’ı Asur kraliçesi Semiramis kurdu. Bundan dolayı şehre “Şahmirankent” adı verildi. Daha sonra Persler döneminde buraya Van adında bir vali geldi ve şehri bayındır hale getirdiğinden şehre onun adı verildi.

Posted in Yazılarım | Şehir İsimleri Nereden Geliyor..! için yorumlar kapalı
Ara 06

Cebe Ali Hazretleri

Mısırlı Sultan Kalavun’un şeyhi olan ve İstanbul’un fethinde bulunmak için Bursa’ya kadar gelip, Zeyneddin Hafi’nin müritliğine geçen Cebe Ali Hazretleri Cibali kapısına sığınmıştır. Bu kapıya da yine Cebe Ali’den bozma olarak Cibali kapısı denilmiştir. At çulundan bir cebe (Hırka) giydiği için Cebe Ali unvanını alan bu kişi, orduda ekmekçi başı görevini yapmakta olup bütün orduya ekmek yetiştirirdi. Hiç kimse onun sırrını öğrenememişti. Bir fırından binlerce kişi pembe gül renginde has ekmek yerdi.
Bu Cebe Hazretleri, Okmeydanı’ndan inen gemilere binmeyip hemen Tersane bahçesinin önünde Zeyneddin Hafi’nin talebesi olan üç yüz kişi ile denizin üstüne postlarını döşemiş. Zikir yapıp def ve kudümler çalarak bayraklarını açınca, onların geldiklerini fark eden kafirler, akıllarını oynatmışlardır. Cebe Ali Hazretleri postları denizden alıp Cibali kapısından girmiş. Cebe Ali, keramet gösterdiği için fetihten sonra şehit olur. Kabri Gül Camii avlusundadır.
Posted in Hikayeler | Cebe Ali Hazretleri için yorumlar kapalı
Ara 05

Çanakkalede Ne İşi Varmış?

Cumhuriyet’in ilanından sonra İstanbul’da bir resepsiyon verilir.
Tüm dünya ülkelerinin elçileri ve ataşeleri de davet edilir.
Davet güzel bir şekilde devam etmektedir fakat İngiliz ataşesi olan
binbaşının bakışları Mustafa Kemal’in gözünden kaçmaz.
Bütün davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır ve bakmaya devam
etmektedir.
Ne olduğunu öğrenmek için yaverini gönderir.Yaver Mustafa Kemal’e şöyle der:
-Paşam kendisine neden ters bir tavır takındığını sordum, o da bana
Mustafa Kemal’in Çanakkale’de babasını öldürdüğünü söyledi.
Bunun üzerine Mustafa Kemal şöyle der:
-Git sor bakalım babasının Çanakkale’de ne işi varmış?

Posted in Hikayeler | Çanakkalede Ne İşi Varmış? için yorumlar kapalı
Ara 05

Nalıncı Memi Dede

Nalıncı Memi Dede, Bergamalıdır. Unkapanı Araplar Camii karşısında bir dükkanda nalıncılık yapar. Ölümünden sonra da bu dükkan, nalıncılık işinden başka bir iş kullanılamaz. Abdi Çelebi, hayatında eline keser almadığı halde bu dükkana girince nasıl olduğunu anlayamadan usta bir nalıncı oluvermiştir. O tarihte Unkapanı’nda büyük bir yangın çıkar. Binalar ahşap olduğundan toptan yanar. Hatta benim evim de o yangında çok büyük zarar görmüştü. Ama Nalıncı Dede’nin dükkanı tahtadan yapılmış olduğu halde, ortada sapasağlam kalmış, herkesi şaşkına çevirmişti. Üstelik yangın sırasında Nalıncı Hüseyin dükkanda çalışmaktaydı.
-Her taraf yanıyor, kaç da canını kurtar! Dediklerinde:
-Burası, benim dedemin dükkanıdır. Beraber yanarım, yine çıkmam, diyerek ateş içinde kalır.
Gerçekten yangın biter ama bu dükkan yanmaz. Zamanla buranın değeri artar. Küpeli denilen bir Yahudi, dükkan sahibine birkaç akçe fazla vererek Hüseyin Çelebi’yi dükkandan attırır. Bir gün kepenkleri açarken dengesini kaybeder, başı üzerine düşerek ölür. Yani o dükkanı nalıncılık haricinde kullanmak hiç kimseye nasip olmaz. 
Anlatılır ki: Memi Dede, öldüğü gece Sultan Üçüncü Murad’ın rüyasına girer ve şöyle seslenir:
-Cenazemi Fatih Camii’nde kılmaya hazırlan. Beni evimde toprağa ver. Üzerime bir türbe, yanıma bir tekke ve bir çeşme yaptır. Dünyadan elli sene su içtim.
Memi Dede, gerçekten evinin olduğu yere gömülür. Gereken yapılır.

Seyahatname’den Seçmeler (Evliya Çelebi)

Posted in Hikayeler | Nalıncı Memi Dede için yorumlar kapalı
Ara 04

Stalin’in Tavuğu

 

Stalin çalışma odasına yakın dostlarını toplamış sohbet ediyordu. Votka şişelerinin biri gidip,diğeri geliyordu. Kafalar iyice dumanlanmıştı. Stalin kan çanağına dönmüş gözlerinietrafında dalkavukluk yarışına girmiş adamlarına çevirerek sordu:
-Saçını ihtilalde, halk içinde, devlet yönetiminde, bürokraside ağartmış dostlarım… Söyleyin bakalım halkın yönetime baş eğmesi, kayıtsız şartsız itaat etmesi için yöneticiler ne yapmalı, nasıl davranmalıdır?Her dumanlı kafadan bir ses çıktı. Kimisi adaletten, haktan söz etti…Kimisi demokrasiden… Kimisi sürgünden, sehpadan, hapisten…Stalin, beğenmedi adamlarının izahatlarını… Bir kadeh daha votka çekerek şöyle dedi:
-Yönetimi eline geçiren hükümdar en yücedir! Halkın karşınızda baş eğip durması için ne yapmanız gerektiğini durun da şu beyinsiz kafalarınıza çivi gibi çakayım… Hemen hizmetçileri çağırıp emretti.-Çabuk bana bir tavuk getirin… Aceleyle bir tavuk kapıp getirdi adamları… Stalin, kafaları iyice dumanlanmış adamlarının gözleri önünde başladı canlı canlı tüylerini yolmaya tavuğun. Bütün tüyleri yolunup cascavlak kalan tavuğu odanın ortasına salıverdi, lider… -Şimdi izleyin bakalım nereye gidecek bu şaşkın tavuk…Zavallı tavuk bu azaptan kaçıp kurtulayım diye aralık kapıdan dışarı canını atayım diyor, soğuktan tir tir titriyor… Masaların altına giriyor, köşeli masa ayakları canını yakıyor… Duvar diplerine koşuyor teleksiz, tüysüz kanatları yara bere içinde kalıyor… Şömineye yaklaşıyor tüysüz derisi kavruluyor…
Çaresiz, tüylerini yolan Stalin’in bacakları arasına saklanıp, sığınıyor… O zaman Stalin, cebinden bir avuç yem çıkarıp önüne tane tane atıveriyor yolunmuş tavuğun… Yemlenen tavuk, Stalin nereye yönelse peşinden koşuveriyor.. Ağızları bir karış açık kalan dostlarına bakıp, şöyle diyor Stalin:-Gördünüz mü, halk dediğiniz topluluk bu tavuk gibidir. Tüylerini yolup al ve serbest bırak… O zaman yönetmek kolay olur… Stalin’in sofra dostları hayretler içinde kalıp:
-Vay anasını birader, adamdaki akıla bak, diye başlarını salladılar…

Posted in Hikayeler | Stalin’in Tavuğu için yorumlar kapalı
Ara 04

Bol Yumurtalı Cami

Dönemin padişahı Sultan II. Selim Mimar Sinan’a şanına yakışır bir camii inşa etmesini buyurmuş. Sinan hemen kolları sıvamış Selimiye Cami’ini yapmaya başlamış. Temeller kazılmış iskeleler kurulmuş. Çalışmalar sürerken Mimar Sinan bir gün elinde bir yumurtayla çıkagelmiş. Kendi kendine bir şeyler mırıldanıyormuş, aklından hesap yapıyormuş gibi bir hali varmış. Sonra eğilmiş ve yumurtayı inşaat kumuna kırmış ve başlamış karıştırmaya…Görenler şaşırmış tabii.

Bir müddet sonra:
-Tüm inşaatta bu harcı kullanacağız.
Diye buyurmuş. Sırf bu harç olayı için Edirne Karaağaç’ta bir çiftlik kurdurtmuş. 30.000 tavuğun her gün düzenli olarak yumurtaları toplanıp kumla ve kille karıştırılıp camide kullanılmış.

İnşaat hızla ilerliyormuş. Ama Mimar Sinan bir gün ortadan kaybolmuş. Her yeri aramışlar ama Mimar Sinan’ı kimse bulamamış. Tam 8 yıl sonra Mimar Sinan çıkagelmiş. Caminin kaldığı yerden devam etmesini buyurmuş.
Sultan Selim inşaatın 8 yıl beklemesine çok sinirlenmiş:
-Tez getirin Sinan’ı
diye buyruk çıkartmış.
Sultan Selim bu tüm saray efradı korkudan tir tir titriyor, Selim’in gazabından korkuyorlarmış. Mimar Sinan gayet sakin huzura çıkmış. Selim:
-Anlat.
Demiş sadece. Gözlerinden şimşekler çakıyormuş. Hazır olmasını buyurduğu celladın eli kılıcının kabzasına gitmiş. Sinan kendinden emin temelin sağlam olması için zaman gerektiğini söylemiş ve eklemiş:
-Hesaplarıma göre 8 yıl gerekiyordu.
Demiş.
Sultan Selim eliyle cellada dur işareti vermiş ve Mimar Sinan’ın dehası karşısında diyecek bir şey bulamamış.

Posted in Hikayeler | Bol Yumurtalı Cami için yorumlar kapalı
Ara 03

Kahraman Özümüz Vardır

İnsanlar tarihten Türk’ü sorarsa
Ak alnımızla, ak yüzümüz vardır
Birde Türk milleti tavır koyarsa
Hain uşaklara sözümüz vardır
 
Oğuz ile Bilge ile beslendik
Yavuz ile Fatih ile hislendik
Çağlara Türk mührü vurup seslendik
Türk’üz kahraman bir özümüz vardır
 
Soysuzlar ölmedik dipdiri sağız
Eğilmeyen Türk’üz sarsılmaz dağız
Hepimiz ipekten birer bayrağız
Her an istikbalde gözümüz vardır
 
Öyle bilendi ki keskin öfkemiz
Bizim olsun, bizden olsun ilkemiz
Türk oğluyuz, böldürmeyiz ülkemiz
Lakin yokuşumuz, düzümüz vardır
 
Kimse haksız değil bence sitemde
Soygunlar, vurgunlar diz boyu hem de
Kışı yaşasak ta şimdi bu demde
Daha ilkbahar, yaz güzümüz vardır
 
04.05.1996
Posted in Şiirlerim | Kahraman Özümüz Vardır için yorumlar kapalı
Ara 02

Bacım Gardaşım

 
 
Seni senden almak isteyenlerin
Tükür suratına bacım, Gardaşım
Namus ve ırzına göz dikenlerin
Tükür suratına bacım, Gardaşım
 
Yalana, hileye kanma sakın ha!
Çalış milletini çalış ıslaha
Irkına küfreden satılmış aha!
Tükür suratına bacım, Gardaşım
 
Bu ülkü senindir çabucak kavra
Girerler düşmanlar tavırdan tavra
Bayrağına kim diyorsa paçavra
Tükür suratına bacım, Gardaşım
 
Kendi benliğini inkâr edenin
Mao’ya, Lenin’e lider diyenin
Her türlü İzm’ lere boyun eğenin
Tükür suratına bacım, Gardaşım
 
Hele vicdanına danış bir kere
Sıkı tut sancağı düşürme yere
Al bayrağı çekmezlerse göndere
Tükür suratına bacım, Gardaşım
 
Unutulmaz Kırım, Kerkük, Azeri
Gelmez başımıza bundan beteri
Ayırırsa Türk’ten Kürdü, Tatarı
Tükür suratına bacım, Gardaşım
 
Bağlanmadan elin, ayağın, kolun
Gayesi ne idir bilesin solun
Komünist, Faşistin birde Masonun
Tükür suratına bacım, Gardaşım
 
Türk’tür Müslüman’dır Şahbaz biline
Bağlıyız biz candan Türk töresine
Türk’e dil uzatan itin leşine
Tükür ha, tükür ha, bacım Gardaşım
 
18.01.1978
Posted in Şiirlerim | Bacım Gardaşım için yorumlar kapalı