Kategoriler
- Atasözleri Vecizeler (594)
- Fıkralar (606)
- Gündem (1.921)
- Hikayeler (665)
- Şiirlerim (740)
- Tarihte Bugün (448)
- Yazılarım (676)
-
Son Yazılar
En Çok Okunan Kategori
Takvim
Kontrol Panel
1988-89 yılları bölücü terör örgütünün doğulu vatandaşlarımızdan oğullarından birini vermesini ya da 100.000 TL ödemsini itediği zamanlar. Bu olay Tarsus’un Bahçe Mahallesi’nde 100 Yıl İlköğretim Okulu yolu üzerinde iki katlı bir evde vukubulmuştur. Halk bunu bimektedir. Fakat henüz devletimiz bir önlem almadığı için güvenlik kuvvetleri tarafından bilinmemektedir. Şikayette bulunan da olmamış. Aile oğlunu vermek istememiş. O zaman tarih bir verilmiş ve o tarihte paranın hazırlanması istenmiş. Ailede para da yokmuş. Ne yapacağını şaşırmış. O çevrede oturan doğulu vatandaşlar bir araya gelmişler. Paranın çok olduğunu bunun biraz indirilmesini talep etmişler. Ancak 70.000 TL’ye anlaşmışlar ve oğlunu terör örgütüne vermekten kurtulmuşlar.
Yine aynı yıllarda Tarsus Girne Mahallesi’nde bir kahvehanede garson olarak çalışan ve doğulu olan Cumali…. biz memleketi terör örgütü yüzünden terk ettik demiş. 9 kardeş olduklarını babalarından birini kendilerine vermesini iştemişler. Ya da para demişler. Ne oğlunu ne de parayı veremiyeceği için babası çocuklarınıda alarak eveini, barkını terk etmiş. Bunları Cumali çevresindek güvendiği arkadaşlara anlatmış. Yine devetin güvenlik kuvvetlerinin hiç birşeyden haberi olmamış.
Bu defa yıl 1996-97. Yine Tarsus’un Kavaklı Mahallesi’nde oturmakta olan doğulu vatandaşlardan bir ailenin çocukları yani kardeşler birbirleri ile kavga etmişler. Daha sonra kavganın sebebi anlaşılmış. Kardeşlerden biri devletin tarfını tutuyormuş Diğerleri babaları ile birlikte terör örgütünden yanaymış. Neticede devlet tarafını tutan kardeş kendilerine ait olan dükkandan çıkarılmış ve “bundan sonra ne halin varsa gör “diyerek aileden dışlanmış.
Bu yıllarda aynı mahallede terör örgütüne para toplayanların olduğu, yeşil kartlılar tarafından ilaçlar yazdırılarak terör örgütüne götürüldüğü halk içerisinde söylenmekteymiş.
Bütün bu olayların doğulu vatandaşların kalabalık olarak yaşadıkları mahallelerde olduğu söylenmiştir.
Gelelim bu güne… Bu günde bu gibi konularda önlemler alınmamakta, bütün vatandaşlar sokakta, evinde terör örgütünün korkusunu yaşamaktadır. Bir doğulu vatandaşın gazetelerde yayınlanan sözlerinde belirttiği gibi; “devletin istediğini yapmazsam devlet en fazla hapseder, Terörö örgtünün istediğini yapmassam soyumu bırakmaz!” Bunun için onların dediklerini yapmaktayım diye belirttiği görülmüştür.
Bu ve benzeri olabilecek olaylara karşı devletin güvenlik ve istihbarat birimleri nasıl bir önlem almaktadırlar. Bu güne kadar alınmayan önblemlerin ne zamana kadar alınacağı ise meçhuldür:
Bir an önce önlemler alınmalı ve bölücü terör örgütü temizlenmelidir. Konunun ciddiyetini hâlâ fark edemeyen vekillerimizin olduğu bilinmekte, bir grup ise meclise gelmemekte direnmektedir. Bu gidişle işimiz yalnız ve ancak Allah’a kalmıştır. Allah yar ve yardımcınız olsun! Amin…
Hainliği gör, duy, bil, tanı, sen de gayret et! Dün gibi, esareti bütün gücünle reddet Uğruna feda ettim gençliğimi ey millet! Biliniz hesabını soracağım mahşerde!
Bedeli para ile ölçülür mü vatanın? Hakkı yok mudur sence bunca şehit yatanın? Haddini bildirmezsen sende Türk’e çatanın Biliniz hesabını soracağım mahşerde!
Unutma, uyanık ol yıllar önce olana Yutturmak istiyorlar kanma büyük yalana Benim gibi, dikkat et ülkedeki talana Biliniz hesabını soracağım mahşerde!
Terörün başı belli, müzakere edildi Eşkıya soyluların ayağına gidildi Türk’ün eşsiz vefası yine inkâr edildi Biliniz hesabını soracağım mahşerde!
Kanım yerde kalmasın, dedim ya duyan var mı? İnsanca yaşamaya hukuka uyan var mı? Tüyü bitmemişlerin hakkını yiyen var mı? Biliniz hesabını soracağım mahşerde!
Esaretin gözünde kale gibi dururum Hak, hukuk, adaleti, hürriyeti solurum Tekrar gelsem dünyaya yine şehit olurum Biliniz hesabını soracağım mahşerde!
Bağırıp çağırmanın faydası oldu mu hiç Adam olur mu alçak, kan ile beslenen piç? Herkes bilsin yaşlılar birde bebekler hariç Biliniz hesabını soracağım mahşerde!
03.04.2011
İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesi Alman asilli Profosör. Naumark ile bir kısım talebesi Boğaziçinde geziye çıkarlar.
Talebelerden biri Profosör Naumark’a su soruyu sorar:
– Avrupa bizi neden sevmez hocam ? prof. Naumark su cevabi verir:
– Çok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupalı Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı Hıristiyanların hücrelerine sinmiştir. Sebeplerine gelince:
1. Müslüman olduğunuz için sevmez. Ama faraza laik söyle dursun, Hıristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam eder.
2.Sizler farkında değilsiniz ama onlar su gerçeğin farkındadırlar: Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir.
3. Avrupa’nın pazarı idiniz. Simdi Avrupayı pazar yapmaya başladınız.
4. En az 400 yıl Avrupa’da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.
5. Selçuklular Anadolu’yu, Osmanlılar ise orta Avrupa ve Balkanları Haçlı ordusuna mezar ettiler.
6. Sizi silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hakimiyet sağladılar. Önce ahlaki değerlerinizi yıpratmaya başladılar giyiminizden yaşantınıza kadar sonra kendi içinizde sizi bölmeye başladılar A-B-C-D gibi
7. Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna her şeyini feda etmeseydiler, İslamiyet bugün belki sadece Hicaz’da varlığını devam ettirirdi, Kaldı ki Vahhabiliği kuranlar da, İngiliz Dominyon Bakanlığı’nın adamlarıdır. Batı her yerde İslamiyeti, sapık inançlara kanalize etti. Ama Osmanlı, Asr-i Saadet’i devam ettirdi.
8. Kilise size kin kusmaktadır. Ve sebepleri yukarıdadır.
9. Ben Türkiye’ye geldiğimde 2 üniversiteniz vardı, simdi 19 üniversiteniz var. (O tarihte öyle idi simdi ise çok daha fazla.) Osmanlı zamanında ise her yerde bir medrese vardı tarihinize bakın her medresede bilim eğitimi vardı. İlk denizaltını Osmanlı’nın yaptığını çoğunuz bilmiyorsunuzdur belki de, ama Avrupa bunu biliyor.
10. Sizler, gerçek hüviyetinize döndüğünüz an Avrupanın refahı ve medeniyeti yıkılır. Ama sizde bunun olması bu şartlarda çok zor.
11. Yine sizler, Avrupa’nın tarihi düşmanısınız ve daima düşman olarak kalacaksınız.”
Evet, almasını bilene ders ve ibretlerle dolu bir itirafname.
Türk Tarihi Dergisi’nden
Yaşadığın anın, tüm mevsimlerin Baharı ve yazı olmak isterim
Sana yakın olmak isteğim, arzım Yemeğinin tuzu olmak isterim
Hasretini çeker daim bu gönlüm Ayağının tozu olmak isterim
Özüne, sözüne, yoluna uyan Ardında bir kuzu olmak isterim
Ashabından Ali (ra) ya da Hamza’nın (ra) Kollarında pazı olmak isterim
O mübarek ellerinle beslenen Kapında bir tazı olmak isterim
Ümmetinin sevgi dolu özünde Sevenlerin nazı olmak isterim
Sevgine müptela tüm gönüllerin Tellerinin sazı olmak isterim
Kur-an’ın emrini bildirenlerin Hatlarında yazı olmak isterim
Sana Resul diyen ana, babanın Oğlu ya da kızı olmak isterim
Nurunla oluşan sevgi gölünün Vazgeçilmez kazı olmak isterim
İnanan bir yürek için fark etmez Bahçende bir mazı olmak isterim
08.04.2007
Avrupa Hıristiyanları, Papa’nın kışkırtması ile oluşturdukları Haçlı ordusuyla Osmanlı topraklarına saldırınca, Kanuni Sultan Süleyman Orduyu Hümayun ile sefere çıkmış, Belgrat yakınlarında mola vermişti. Askerler, susuzluklarını gidermek, abdest almak için çeşme arıyorlardı.
Bir manastırın yakınında bir çeşme bulup, ihtiyaçlarını giderirken, manastırdaki birkaç rahibe, askerlere yardım etmek için çeşmenin başına geldi. Kadınların geldiğini gören askerler, hemen çeşmenin başından çekilip, sırtlarını döndüler, kadınlara yan gözle bile bakmadılar.
Bu durumu uzaktan ibretle seyreden, Baş rahip, hemen eline kağıt-kalem alıp, haçlı kumandanına şunları yazdı:
– ” Siz bu ordu ile nasıl başa çıkabilirsiniz? Bunlar kadına-kıza, mala-mülke önem vermiyorlar. Bütün mal ve mülklerini feda ederek, dinlerini yaymaya çalışıyorlar. Herkese karşı iyi davranıp, kimseye zulmetmiyorlar.
– “Ey Haçlı kumandanları! Siz “Onlardaki bu ahlakı bozmadan, ortadan kaldırmadan” onlarla mücadele ederseniz, canlarınızdan ve mallarınızdan mahrum kalacağınız açıktır. Kendinizi ölüme atmayınız!..”
*Osmanlı Devleti internet sayfasından
Batının talepleri
10 Ağustos 1920
Bugün bölücüler, ‘özerklik’ ve ’çift dillilik “ adı adı altında ülkemizi parçalamak için hazırlanan Sevr’le aynı dili kullanıyor. İşte 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması’nın o maddeleri:
Madde 62.
Fırat’ın doğusunda, ileride saptanacak Ermenistan’ın güney sınırının güneyinde ve 27. Maddenin II/2. ve 3. fıkralarındaki tanıma uygun olarak saptanan Suriye ve Irak ile Türkiye sınırının kuzeyinde, Kürtlerin sayıca üstün bulunduğu bölgelerin yerel özerkliğini, işbu antlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak altı ay içinde, İstanbul’da toplanan ve İngiliz, Fransız ve İtalyan Hükümetlerinden herbirinin atadığı üç üyeden oluşan bir Komisyon hazırlayacaktır. Herhangi bir sorun üzerinde oybirliği oluşamazsa, bu sorun, komisyon üyelerince, bağlı oldukları Hükümetlerine götürülecektir. Bu plan, Süryani-Geldaniler ile, bu bölgelerin içindeki öteki etnik ve dinsel azınlıkların korunmasına ilişkin tam güvenceler de kapsayacaktır.
Madde 63.
Osmanlı Hükümeti, 62. Maddede öngörülen komisyonlardan birinin ya da ötekinin kararlarını, kendisine bildirildiğinden başlayarak üç ay içinde kabul etmeği ve yürürlüğe koymağı şimdiden yükümlenir.
Madde 64.
İşbu antlaşmanın yürürlüğe konuşundan bir yıl sonra, 62. Maddede belirtilen bölgelerdeki Kürtler, bu bölgelerdeki nüfusun çoğunluğunun Türkiye’den bağımsız olmak istediklerini kanıtlayarak Milletler Cemiyeti Konseyine başvururlarsa ve Konsey de bu nüfusun bu bağımsızlığa yetenekli olduğu görüşüne varırsa, Türkiye de bu bağımsızlığı onlara tanımayı ve bu bölgeler üzerinde bütün haklarından ve sıfatlarından vazgeçmeyi şimdiden kabul eder. Bu gerçekleşirse, Kürdistan’ın şimdiye dek Musul İlinde oturan Kürtlerin, bu bağımsız Kürt Devletine kendi istekleriyle katılmalarına, Başlıca Müttefik Devletlerce hiçbir karşı çıkışta bulunulmayacaktır.
Amerika’nın talepleri
Tarih: 1920
İşte Sevr’in 62, 63 ve 64. maddeleri: Fırat’ın doğusunda, Kürtlerin yerel özerkliğini, İngiltere, Fransa ve İtalya’dan 3’er üyeli komisyon hazırlayacak. Osmanlı Hükümeti, komisyonun kararlarını 3 ay içinde kabul etmeyi ve yürürlüğe koymayı şimdiden yükümlenir. 1 yıl sonra bağımsızlık için Milletler Cemiyeti’ne başvururlarsa Türkiye bölgedeki tüm haklarından vazgeçecektir.
Bölücülerin talepleri
Tarih: 2010
İŞte BDP ile organik bağı olan DTK’nin geçen haftaki çalıştay(!) bildirgesi: 8 alanda örgütlenmeye gidilerek, özerklik inşa edilecek. Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi, Türkiye Cumhuriyeti parlamentosuna kendi temsilcilerini göndererek ortak vatan politikalarına dahil olur. Demokratik Özerk Kürdistan kendisini temsil eden özgün bayrak ve sembollere sahiptir. Kürtçe eğitim dilidir.
Bölücülerin talepleri / 19 Aralık 2010
Geçtiğimiz hafta sonu toplanan Demokratik Toplum Kongresi çalıştayından, Sevr Antlaşması’nda olduğu gibi, bölünmenin önünü açacak olan “Özerk Kürdistan” girişimi çıkmıştı. Taslağa göre, 8 alanda örgütlenmeye gidilerek, özerklik inşa edilecek. İşte o taslaktaki maddeler: “Demokratik Özerklik’te siyasi yönetim, Toplum Kongresi’nde temsiliyetini bulur. Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi, Türkiye cumhuriyeti parlamentosuna kendi temsilcilerini göndererek ortak vatan politikalarına dahil olur. Demokratik Özerk Kürdistan kendisini temsil eden özgün bayrak ve sembollere sahiptir.” Taslakta, Demokratik Özerk Kürdistan projesinin savunma politikasına da yer verildi. “Öz savunma” olarak tarif edilen politika, Kürtlerin kimliklerini koruma olgusuyla ilgili olduğu belirtilerek, “Tüm toplumlarda öz savunma, varlığını korumanın olmazsa olmazıdır. Demokratik özerklik statüsünün kabul edildiği koşullarda öz savunma, toplumu iç ve dış güvenlik ihtiyaçlarına göre oluşturulur. Şehir, kasaba, mahalle ve köyde yaşayan tüm halkların direnişini ifade eder” denildi. Taslakta ayrıca, “Kürtçenin kamusal alanda kullanımı önündeki engellerin kaldırılarak anaokulundan üniversiteye kadar eğitim dili haline getirilmesi sağlanmalıdır. Hizmet dili Kürtçe olmalı, yerleşim yerlerinin orijinal isimleri iade edilmelidir” ifadelerine yer verildi,
25.12.2010 Yeniçağ Gazetesi muhabiri Fatih ERBOZ’un haberinden
Bunları bilenler Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kurulan 100 yıllık tuzağı fark etmektedirler. Fark etmeyenlere Allah akıl versin! Amin.