TOPRAK HATTI GRUBUNDAN KAMUOYUNA DUYURU

            DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞINDAN BEKLENTİLER

            Sosyal medyada İslam’ın esası ile hiç de örtüşmeyen tarikat-cemaat mensubu kişilere ait sorumsuzca konuşmaların benzerlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı memuru olan cami görevlileri tarafından, üstelik Allah’ın evi olarak nitelendirilen camilerin kürsülerinden yapılmasına tanık olmak gerçekten son derece trajik ve çok üzücü bir durumdur.

            Dr. Zehra Öğüt’ün “İsmailağa Cemaati” kitabının 115-116. Sayfalarında yer alan, “İsmailağa cemaatinin İmam-Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakültelerini ehli sünnet itikadına karşı bir tehlike olarak gördükleri gözlemlenmektedir. Ustaosmanoğlu da bir değerlendirmesinde Ali Haydar Efendinin sözlerini hatırlatmakta ve şeyhinin söz konusu okullardaki ilmin kâfi gelmeyeceğini, mihrap ve minberlerin ehil olmayanların elinde kalacağını söylediğini ifade etmektedir. Gelinen süreçte İmam-Hatip liselerinin de beğenilmediğini ve bu gidişin sonunun “tam gavur olmak” olduğunu da eklemektedir.

            Cemaatin, Diyanet İşleri Başkanlığına bakışı ise, yine benzer minvalde, kadrolarında büyük oranda işinin ehli olmayan insanların bulunduğuna yöneliktir. İmam-Hatip ve İlahiyat devamı olarak görülen kurumun çalışanlarının amel bakımından da zayıf oldukları, özellikle imamların görevlerini hakkıyla yerine getirmedikleri, görevli bulundukları yerlerdeki insanlarla samimiyetle ilgilenmedikleri tarafımızla paylaşılan eleştirilerdir. Yapılan görüşmelerde İlahiyat Fakülteleri ve Diyanet’e dair getirilen eleştiriler, satır aralarında İsmailağa cemaat medreselerinde yetişmiş erkek müntesiplerin bu kurumların ıslahı yönündeki iddialarını barındırmaktadır. Modern kurumların içinde bulunma iradesi, ıslah gerekçesi ile dahi olsa, grubun modernleşmesi bakımından önemli işaret taşımaktadır” ifadeleriyle 167. Sayfada yer alan, “Medreselerini İlahiyat Fakülteleriyle bir kıyas içinde konumlandıran grubun söz konusu fakültelere dair ıslah fikri oldukça güçlüdür. Bu ıslah fikrinin Diyanet’i de kapsamına aldığı belirtilmelidir. Mevzubahis ıslah fikri erkek müntesiplerin İlahiyat Fakültelerinde her derecede eğitim ve görev almalarının da meşruiyet sebebidir” gibi tespitlerinden Diyanet İşleri Başkanlığının söz konusu cemaatin etkisinde kaldığını mı anlamalıyız?

            Ayrıca sosyal medyadaki cemaat mensuplarının konuşmaları ile kimi cami görevlilerin konuşmalarının İslam’la bağdaşmama hususunda benzeşmesi de ciddi bir sorun oluşturmaktadır.

            Mesela, cübbeli Ahmet diye nam salmış birisi, “Kur’an meali okumak küfürdür, insanı dinden çıkarır. Sakalı tıraş etmek haramdır. Kadının çarşaf giymesi farzdır. Peygamberler ölü değil, yaşıyorlar ve eskiden olduğu gibi dünya nimetlerinden yaralanıyor, yiyor-içiyor ve eşleriyle birliktelik yaşıyorlar, veliler de öyledir” demekte, Fazlı Tonar isimli birisi ise, “Müslümanların ana dili Arapçadır, onun için herkes Arapça öğrenmek zorundadır”, “Hiç çalışmanıza gerek yok, Vakıa suresini okuyun evinizin her tarafı altın dolsun”, “Belediye otobüsüne biniyorsunuz, kadın yerinden kalkıyor, onun yerine oturuyorsunuz; kadının oturduğu yerin sıcaklığını hissediyorsunuz, bunun zinadan farkı yoktur” gibi ifadeleri  tekrar edip durmaktadır.

            Prof. Dr. Orhan Çakır, “Kadın yüzünü de kapatmalı, dar giysi tesettür olmaz, parfümlüye cennet haramdır, saç boyama caiz değil, kadının evden çıkması caiz değil” derken, Bayram Ali Öztürk, “Bir kadın tırnağını kesip çöpe atsa, başkasının o tırnağa bakması haramdır. Bir kadın ayakkabısını kapının önüne koysa, bir erkek de o ayakkabıya bakıp duygulansa, bir şey hissetse haramdır; kadın bundan sorumludur” demektedir.

            Prof. Dr. Rafet Okutanın eşlerin cinsel beraberlikleri esnasında şeyhlerini düşünmelerinin ahlaklı çocuğa sahip olmalarına neden olacağını söylemesi gibi akla ziyan daha nice ifadeler İslam’ın albenisini ortadan kaldırmakta ve insanları ümitsizliğe sevk etmektedir.

            Ne yazık ki, bu akla ziyan söylemler devletin resmi memuru olan Ankara merkez Melike Hatun Camii İmam-Hatibi Halil Konakçı tarafından da söz konusu edilmekte ve özellikle gençlerin İslam’dan uzaklaşmasına aracı olmaktadır. Hz. Peygamberin ahirette Hz. Meryem’le evleneceğini ısrarla tekrar edip duran bu cami görevlisi, “Dinde zorlama yoktur diyorlar, vallahi yalan söylüyorlar, öyle bir şey yok; çünkü İslam’da namaz kılmayanı öldürmek vardır” demektedir.

            Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak yasa ile belirlenmiş görevi, halkı inanç, ibadet ve ahlak konularında aydınlatmak olan Diyanet İşleri Başkanlığının bu akla ziyan söylemler hususunda yapabilecek bir şeyinin olup olmadığını öğrenmek istiyoruz. Ayrıca dinin Kur’an ve sahih Sünnet rehberliğinde halka doğru bir şekilde anlatma görevinin yerine getirilip getirilmediğini de merak etmekteyiz.

            Dinin sağlam kaynaklar doğrultusunda anlatılmasını devlet memuru olan cami görevlisinden istemek çok mu zor?

            Eğer Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum bu hususlara eğilmeyecekse, o zaman halka dini doğru bir şekilde anlatacak başka neresi vardır? Bilmek istiyoruz.

            Ayrıca Devlet memuru olan din görelilerinin dini, partili siyasete karıştırmamalarının hayati önemine rağmen, bazılarının bunu pek umursamadıkları da büyük sorun oluşturmaktadır. Zaten değişik adlar altında bölük pörçük olmuş halkımızı, bir de muazzez dinimizi alet ederek müminleri karşı karşıya getirmek hem dinimize hem de hukuka uygun düşmez. Diyanet İşleri Başkanlığının bu konuda da  gerekli tedbirleri alacağını umuyoruz.

This entry was posted in Gündem. Bookmark the permalink.

Comments are closed.