Eki 17

SİZ OLSANIZ NE YAPARDINIZ?

SİZ OLSANIZ NE YAPARDINIZ?

Mahkemede hakim davacıya sormuş:

– “Kazadan sonra size ‘Nasılsınız?..’ diye soran otoyol polisine ‘Çok iyiyim, harikayım’ demişsiniz, şimdi tam tersini söylüyorsunuz ve tazminat istiyorsunuz!”

– “Efendim atım Karataş.”

– “Bırak şimdi atını matını… Olayı anlat..!”

– “Efendim, müsaade ederseniz olayı arz edeceğim, atım Karataş ile otoyolda giderken kamyonun biri bize çarpınca ikimiz de yolun kenarına fırladık, müthiş canım yanıyor ve kımıldayamıyordum, yattığım yerden atımın acı dolu feryatlarını duyuyordum tam o sırada otoyol polisi geldi, atın iniltilerini duyunca ona yöneldi, tüfeği ile tam alnının ortasından vurdu, elinde dumanı tüten tüfekle benim yanıma geldi, “Atının durumu çok kötüydü hallettim” dedi ve “Peki, sen nasılsın bakalım?.. ” diye sordu. Affedersiniz ama siz olsaydınız ne yapardınız!”

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , | SİZ OLSANIZ NE YAPARDINIZ? için yorumlar kapalı
Eki 15

ÜMMET Mİ, MİLLET Mİ? (1)

ÜMMET Mİ, MİLLET Mİ? (1)

Birinci Dünya Savaşı döneminde, Almanlar Osmanlı Devleti’ne “Enverland” yani “Enver’in Ülkesi” diyorlardı. Türkiye’ye malzeme taşıyan vagonlara “Enverland’a Gider” yazılıyordu.

Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı (1) adlı kitabında şöyle yazacaktı: “Almanlar, Büyük Savaş’ta Türkiye’ye kendi teğmenlerinin adını koymuşlardı: Enverland!” Evet Almanlar gerçekten teğmenlerini bulmuşlardı.

Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı’nın Allahaısmarladık bölümünde: “Eşyam ve kağıtlarımı bavuluma yerleştiriyorum. Artık Şam’dan ayrılıyorum… Tren giderken iki tarafımızda Suriye ve Lübnan’ı sanki safra gibi boşaltıyoruz. Yarın kendimizi Anadolu köylerinin arasında Kudüs’süz, Şam’sız, Lübnan’sız, Beyrut’suz ve Haleb’siz, öz can ve öz ocak kaygısına boğulmuş, öyle perişan bulacağız…

Anadolu hepimize hınçla, güvensizlikle ve şüpheyle bakıyor. Yüzbinlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz…

İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene: ‘Benim Ahmed’i gördünüz mü?’ diyor. Hangi Ahmed’i, yüz bin Ahmed’in hangisini? Yırtık basmanın altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun tersini gösteriyor. ‘Bu tarafa gitmişti’, diyor.

‘Ahmedi’mi gördün mü?’ Hayır… Hiçbirimiz Ahmed’ini görmedik. Fakat Ahmed’in her şeyi gördü. Allah’ın Muhammed’e bile anlatamadığı cehennemi gördü.

Anadolu Ahmed’ini soruyor. Ahmed’i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek… Fakat, biz Ahmed’i kumarda kaybettik.”

Birinci Dünya Savaşı’nda, Anadolu’nun çektiği sıkıntıları, ıstırapları bu denli mükemmel anlatan başka bir örnek var mıdır? Bilinmez…

***

Evet, ıssız ve sahipsiz Anadolu’nun sahipsiz anaları işte böyle ağlıyorlardı. Yokluklar, fakirlikler içinde büyüttükleri ve vatan için askere yolladıkları Ahmetlerini soruyorlardı. Ahmetler, hiçbir zaman Osmanlı’nın olmayan çöllerinde, kavurucu sıcaklarda yitirilmişti. Anadolu’nun sütü böyle heba edilmişti. Ahmetler, Osmanlı’nın oynadığı kumarda kaybedilmişlerdi… Ahmet’in anasının gözyaşları, çaresizlikler içinde Anadolu toprağına işte böyle aktı. Ahmetlerin kanı çöllerde, susuz topraklarda böyle aktı…

***

Peki, Ahmet’in kanının aktığı o topraklar, gerçekten Osmanlı’nın olmuş muydu? Cevabı Falih Rıfkı Atay versin:

“Biz Kudüs’te kirada oturuyoruz. Halep’ten bu tarafa geçmeyen şey, yalnız Türk kağıdı değil, ne Türkçe ne de Türk geçiyor.

Floransa ne kadar bizden değilse, Kudüs de o kadar bizim değildi. Sokaklarda turistler gibi dolaşıyoruz… Ticaret, kültür, çiftlik, endüstri, binalar her şey Arapların veya başka devletlerin… Yalnız jandarma bizim idi. Jandarma bile değil, jandarmanın esvabı.

Osmanlı saltanatı som bürokrat iken, bürokrasi bile tam Arap yahut yarı Araptır. Türkleşmiş hiçbir Arap görmedikten başka, Araplaşmamış Türk’e az rasgeliyordum…

Osmanlı İmparatorluğunda bütün azınlıklar imtiyazlı oldukları için ve Türk unsuru imtiyazsız olduğu için herhangi bir Müslüman azınlığın çocuğu olmak, Türk olmaktan daha faydalı idi.

Bir Kürt inzibat çavuşunun kütüğünden gelen Abdurrahman Paşa, dedesi ve babası vergi çaldığı için zengin, Araplaşmış olduğu için de meclis üyesi idi. Bu Abdurrahman Paşa, kendi toprağının tamamını ancak harita üstünde görmüştür.

Suriye, Filistin ve Hicaz’da: ‘Türk müsünüz? Sorusunun birçok kereler cevabı ‘Estağfirullah!’ idi. Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş ne de vatanlaştırmıştık.

Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi. Eğer medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı, Araplığın Anadolu yukarılarına kadar gireceğine şüphe yoktu.

Kudüs’ün en güzel yapısı Almanların, ikinci güzel yapısı yine onların, en büyük yapısı Rusların, bütün öteki binalar İngilizlerin, Fransızların hep başka milletlerin idi. Gür sakallı baharat kokan dürziler, saçları örgülü Yahudiler, entarili Araplar, hepsi Türk ordusu kanala doğru giderken, dar Suriye ve Filistin kıtasında iki safa ayrılmış: ‘Geç yiğidim geç!’ diyordu. Bir avuç Türk bütün kıtayı tuttu. Koskoca çölü, yapı ve bahçelerle donattık…

Artık ne Suriye, ne de Filistin bizim idi. Rumeli’yi de kaybetmiştik.

Fakat her yere: ‘bizim’ diyorduk…

Ve kendimizi otelciye, lokantacıya, hatta posta memuruna anlatmak için yavaş yavaş Arapça öğreniyorduk.

Mısır’ı fethe çıkan Cemal Paşa, Kudüs’te, Şam’da, Lübnan’da, Beyrut’ta ve Halep’te oturduğu zaman, bir işgal ordusunun komutanı gibi bir şeydi…”

Osmanlı Devleti’nin son yıllarını mükemmel bir şekilde anlatan Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı’nda böyle diyordu. Bilgisizlikler, hayaller, ihtiraslar, nankörlükler zinciri…

(1) Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı, Bateş A.Ş., İstanbul, 2003.

Alıntı: Naim Babüroğlu

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | ÜMMET Mİ, MİLLET Mİ? (1) için yorumlar kapalı
Eki 13

“SİZİ TEMELLİ REİSİ CUMHUR YAPALIM”

“SİZİ TEMELLİ REİSİ CUMHUR YAPALIM”

Atatürk’ün kütüphanecisi olarak bilinen Nuri Ulusu, Atatürk’e dair bildiklerinden Atatürk’ün sinirlendiği bir hatırayı anlattı.

Gazetecinin “Siz daha çok sofra hizmetlerinde bulundunuz. Sofrada duyduklarınızdan dinlediklerinizden anınızda kalan bir şeyler var mı?” sorusuna Nuri Ulusu, şu yanıtı verdi:

Şöyle bir hatıram var. Efendim bir akşam sofrada misafir olan beylerden birisi Paşa’ya şöyle bir teklifte bulundu:

Paşam müsaade eder misiniz Bir şey arzu edeceğim.

Paşa da “Buyur” dedi.

Sizi kaydı hayat şartıyla (eski tabir bu) yani Temelli Reisi Cumhur olmanız için Meclis’ten bir kanun çıkaralım.

Gözleri çakmak çakmak. Kaşları kalktı.

Sinirlendi sinirlendiği zaman ekseriyetle o hali alır şimşek çakar gözünden. Bakılmaz.

Hiddetlendiği, kızdığı sinirlendiği zaman gözleri şimşek çakarcasına bakardı.

“Beni Mısır Kralı Faruk, Arnavutluk Kralı Zogo’ya mı benzetmek istersiniz?” cevabını verdi.

Söyleyen pişman, nasıl özür dileyeceğini şaşırdı. Mevzu sonra tekrar değiştirildi.

Yani böyle bir hal olursa derhal mevzuyu değiştirir. Sofranın sükûnetini bozmak istemezdi

Alıntı

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , | “SİZİ TEMELLİ REİSİ CUMHUR YAPALIM” için yorumlar kapalı
Eki 11

BU SESSİZLİK NİÇİN?

BU SESSİZLİK NİÇİN?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurucu liderine yapılan bu hakaretlere niçin sessizsiniz ey siyasiler?! Yoksa siz de mi aynı düşüncedesiniz?

Cumhur İttifakı’nın ortağı HÜDA PAR’ın yayın organında yayınlanan Atatürk yazısında Bekir Tank isimli alçak özetle diyor ki;

“Türkiye’de geçen yüz yıl içinde en fazla hakarete ve saygısızlığa maruz kalan şahsiyetin Atatürk olduğunu görürüz. Çünkü kendisine ‘Müslüman’ demektedirler ve bununla da kalmayarak kimileri ruhuna Fatiha bile okumaktadır.

Aklımıza şu üç ihtimal geliyor:

Birincisi; bu Müslümanlar Atatürk’ün Müslüman olmadığını bilmeyecek kadar cahildirler!

İkincisi; Atatürk’ün Müslüman olmadığını biliyorlar, ama kendilerince takiye yapıyorlar!

Üçüncüsü; Fatiha okuyormuş gibi yaparak, aslında, ‘Ey hayatında Müslümanlara kan kusturan Atatürk, işte buradayız! Sakalımızla, çarşafımızla ve başörtümüzle buradayız!’ şeklinde bir çeşit meydan okuyorlar… Aksi halde kendi kendilerini aşağılamış olurlar ki, bir Müslümanın alametifarikası, izzetidir!”

Allah belanı versin utanmaz, arlanmaz, hain…

HÜDA PAR da AKP de MHP de akıl almaz şekilde sessiz kalıyorlar.

İşte yüzde 50+1 seçim sisteminin Türkiye’ye siyasi ihaneti budur.

Çünkü bu ihanet zihniyeti Erdoğan tarafından ne yazık ki 4 milletvekili verilerek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşındı.

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | BU SESSİZLİK NİÇİN? için yorumlar kapalı
Eki 09

AŞKIN HADİMİ

AŞKIN HADİMİ

* * *

Her an yüreğimde, özümde aşksın

Her nereye baksam gözümde aşksın

Söylenen sözcükte, sözümde aşksın

Hadimi olmuşum aşk-ı  Leyla’nın…

* * *

Yürek yürek, gönül gönül aştıran

Bir aşk-ı Leyla’dır gönlü coşturan

Gemsiz kısrak gibi aşka koşturan

Hadimi olmuşum aşk-ı  Leyla’nın…

* * *

Güneşin uydusu aydır dediler

Aşk gönülde azgın taydır dediler

Bu aşkın sahibi Hay’dır dediler

Hadimi olmuşum aşk-ı  Leyla’nın…

* * *

Ateştir, yıldırım şimşek hiç kalır

Hızı müthiş kurşun fişek hiç kalır

Cana can vermekte başak hiç kalır

Hadimi olmuşum aşk-ı  Leyla’nın…

* * *

Her hücremde mevcut tıpkı kan gibi..

Tartışmasız hayat gibi, can gibi..

Şüphesiz bu aşkta mehtap, tan gibi..

Hadimi olmuşum aşk-ı  Leyla’nın…

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , | AŞKIN HADİMİ için yorumlar kapalı
Eki 07

“ASIL HEDEF TÜRKİYE CUMHURİYETİ”

ASIL HEDEF TÜRKİYE CUMHURİYETİ

Irak, Libya, Suriye ve nihayet Türkiye…
Hizbullah örgütünün cirit attığı 1980’li ve 1990’lı yıllarda laik kesim ürkütülürken, şeriat istekli militanların baskıları ve eylemleri artmış, bölgedeki tarikat ve cemaatlerin sayısı da yükselmişti…
Kaçak Kur’an kurslarıyla medreseler de baskı ortamında yayılmış ve bölgenin tamamen mollaların egemen olduğu bir coğrafya haline getirilmesi için devletin gafleti ile de bir karanlık alan yaratılmıştı…
Bu arada; AKP’nin iktidara gelişiyle birlikte, bir yandan “Körfez Krizi” bir yandan da “Arap Baharı” teranesinin yol açtığı savrulmalar tarikat ve cemaatlerin cirit attığı Doğu ve Güneydoğu’da, önce El Kaide, sonra IŞİD adlı dinci terörün büyümesine de yol açtı…
El Kaide, 15-20 Kasım 2003’te İstanbul’da 4 hedefe bombalı saldırılar düzenleyerek 60 kişiyi katlederken ve örgüt militanları Antep’te, Urfa’da, İstanbul’da polisle çatışırken, asıl hedef Türkiye’deki laik yapıyı sarsmak ve laiklik duyarlılığı artan kitleleri sindirmekti…
Önce Irak, sonra Libya, ardından da Suriye’de kılık değiştirerek IŞİD’e dönüşen Selefi militanlar da Baas rejimi etkisindeki devletleri bu yüzden hedef almıştı…
Ne ilginçtir ki, El Kaide ve IŞİD’in kanlı kaoslar yarattığı Irak, Libya ve Suriye, Afrika ve Orta Doğu coğrafyasında laiklik duyarlılığı yüksek ülkelerdi…
Heyhat!.. Irak hem etnik, hem inanç baskıları ve bölünmelerin ardından darmadağın olurken, ülkesinin millî gelirinin yüzde 80’ini halkına dağıtan Muammer Kaddafi de linç edilince, eski laik Libya’dan da eser kalmadı…
Laik bir ülke olan Suriye ise 10 yılı aşkın süren iç savaşla tüketilirken, önce El Kaide, sonra IŞİD’in hedefi çevre ülkelerdeki diğer laik yapıları da ortadan kaldırmaktı… Peki, asıl hedef neresiydi?..

Anayasa, yemin, tuzak!..
Yukarıdaki tabloya bakarak Türkiye’de İslami Hareket’ten Hizbullah’a, El Kaide’den IŞİD’e kadar dinci terörün asıl hedefinin laiklik olmadığı iddia edilebilir mi…
“Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir” derler ya, Türkiye’de AKP’nin “2023 vizyonu” diye nitelendirdiği plan çoktan yürüse de, ikinci cumhuriyetçisinden Nurcusuna, Nakşi’sinden Hizbullahçısına kadar cumhuriyetle, Atatürk‘le, laiklikle kavgalı, gerici-bölücü kesimlerin rejimi değiştirme hedefi 1990’larda hortlamıştı…
El Kaide’nin de, Hizbullah’ın da ve daha sonra Orta Doğu’da laik duyarlılığı yok etmeye çalışan El Kaide ve IŞİD’in hedefi de terör yaratmaktan çok, laik yapıları püskürtmekti…
Ve işte Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılına girilmesine bir ay kaldı…
Ne ilginçtir ki, geçen yıldan başlayan “yeni anayasa” tartışmaları tam da cumhuriyetin 100. yılının kutlanmasına kısa süre kalmışken pervasız çıkışlarla, beklentilerle zirveye ulaştırılırken, muhalif siyasetin büyük bölümünün tehlikeli gidişattan sanki haberdar olmaması (!!!), tepkisiz kalması kahredici…
İşte bayrakla, cumhuriyetle Atatürk‘le, laiklikle büyük sıkıntıları olan Hizbullah uzantılı HÜDA PAR, Meclis’te Anayasa’nın değişmesini bekliyor…
AKP derseniz, kadroları ile buna çoktan hazır…
Sözde ittifakla CHP’nin içerisine sızdırılan DEVA, Saadet ve GELECEK adlı partilerin cumhuriyetle kavgalarını ise herkes biliyor…
Bu grubun içerisinde Türklük kavramına da direnenler oldu ki, bu söylemlerin CHP içerisinde yuvalanarak ifşa edilmesi ise dehşet vericiydi…
Ve geride kaldı, kendi çıkarları için HÜDA PAR’la iş birliği yapabilecek kadar savrulan PKK yanlısı HDP, yani “Yeşil Sol Parti…”

Onlar da Anayasa değişsin, ülke federasyonlara bölünsün de, ne olursa olsun beklentisinde…
Peki; Türklük kavramının, Türk Bayrağı’nın hedef olacağı Anayasa değişikliğinin en önemli hedefinin ise laiklik olduğunu başta CHP, İYİ Parti ve MHP ne zaman fark edecek, kararlı bir direnci ne zaman oluşturacaklar acaba?..
İşte kuruluşunu dün ilan eden, aralarında gazeteciler, yazarlar, akademisyenlerin de bulunduğu “Laiklik Meclisi” adlı sivil toplum yapılanması da bu sorulara yanıt arıyor?..
O halde cumhuriyetin geleceği için yaşamsal soruyu tekrar soralım;
AKP’sinden DEVA’sına, Saadet’inden GELECEK Partisi’ne, HÜDA PAR’dan HDP’ye kadar “asıl hedef”iniz laikliği ortadan kaldırmak mı?..
Peki, “Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağına, Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağına” Meclis’te kimler “namus ve şeref” üzerine yemin etti acaba?..

Alıntı: Mehmet Faraç

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | “ASIL HEDEF TÜRKİYE CUMHURİYETİ” için yorumlar kapalı
Eki 05

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “İnsanlar kendilerinin hür olduğunu düşünürler, çünkü kendi seçimlerinin ve arzularının farkındadırlar. Ama kendilerini bunları seçmeye ve arzulamaya sevk eden sebeplerden bihaberdirler.” Spinoza

* “Birçok insan düşündüğünü sanır, aslında yaptıkları sadece önyargılarını yeniden düzenlemektir”  William James

* “Şunu iyi bil ki, işine geldiğinde, şeytan bile kutsal kitaptan örnekler verebilir.” Shakespeare

* “Birtakım şeyhlerin, dedelerin, seyyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin arkasından sürüklenen ve falcılara, büyücülere, üfürükçülere hayatlarını emniyet eden insanlardan oluşan bir kitleye medeni bir millet nazarıyla bakılabilir mi?” Atatürk

* “Bir ülkede terör örgütü kırk yılda bitirilmediyse sizi yönetenler o örgüttendir.” Julius Caesar

* “Bir insanın gerçek yüzü seninle menfaatleri bitince ortaya çıkar.” Robin Sharma

* “Allah tarafından döşenmiş bir yerde ayakkabı ile gezilmez” diyerek yalınayak gezmeyi tercih etmiştir. Bişr el Hafi (el Hafi yalınayak demektir).

* “İki ömrüm olsun isterdim. Biri yaşamak, diğeri okumak için.” Goethe

* “Tabidir ki, ferdin kültürü, içinde bulunduğu sınıfın ve toplumun kültüründen soyutlanamaz.” T.S.Eliot

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Eki 03

‘IRKÇI’ DERLER DİYE GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ.

 ‘IRKÇI’ DERLER DİYE GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ.

Aşağılama var mı? Yok… Irkçılık var mı yok? Yok… Şiddete çağrı var mı? O da yok…

O halde neden gözaltına alındılar ve bazıları neden tutuklandı? Cevap: ‘Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik’ ve ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’!..

Medyanın ezici oranda sustuğu, sosyal medya ağırlıklı liberal solun meseleye Batı’nın çıkarı gözüyle baktığı, pop-İslâmcıların kol-kanat gerdiği bir afete karşı, milleti bilgilendiren sosyal medyayı susturma çabasıdır bunun adı…

Bizler, sonra vazgeçilecek ‘ahmaklıklar serisi’ni ‘çözüm süreci’nden beri iyi biliyoruz… Bu günler de geçecek ama geçerken de ağır tahribat oluşturacak… O lânetli çözüm sürecinden elimizde, hendek operasyonlarında şehit düşen 800’e yakın kardeşimiz ve ocaklara düşen ateş kaldı…

O gün tehlikeye dikkat çekenlere ‘Irkçı, kandan beslenen, morg bekçisi’ yaftaları vuruluyordu… Bugünkü tehlikeye dikkat çekenlere de benzer suçlamalar yöneltiliyor… Ne gariptir ki, yanılan başkaları, mağdur olan ise hep milletin evlatları oluyor…

***

Tutuklanan veya yurtdışı yasağıyla gözaltından serbest bırakılan gazeteci ve sivil toplum temsilcilerine destek amacıyla, önceki bir yazımdan bölümleri tekrar paylaşıyorum:

Türkiye Cumhuriyeti, 100. yılına kucağında büyük bir imha silahıyla giriyor… Batı, tehlikeyi çok önceden sezdiği için tedbir almaya çalışıyor… O tedbirlerin içinde Türkiye’nin ‘etnik toplama kampına dönüşmesi var…

Bir avuç dolarla ikna ediliyoruz!.. Doğu sınırlarımızın güvenlik anlamında hiçbir önemi yok ama Batı’nın huzuru için Batı sınırlarımızı ölümüne koruyoruz!.. Artık sakin şehirlerimizden bile kaçak, sığınmacı, işgalci saldırganlığına ve tacizlerine dair haberler gelirken, biz ülkenin geleceğinden çok Batı’nın güvenliğine dikkat kesiliyoruz!..

Batı’da ırkçılık, son dönemde ‘kaçaklara, çok kültürlülüğe isyan ve İslamofobi’ temelinde yükseldi… Irkçı partilerin yükselişi karşısında merkez partilerin de politikası değişmek zorunda kaldı…

Bizde kimse “Irkçılık yapalım” demiyor ama bu göz göre göre felakete gidişte, partilerin çoğu yutkunarak konuşuyor… Bir ülke savaş kaybetmeden siyasî, demografik, ahlâkî ve asayiş anlamında yenilgiye sürükleniyor…

Şehirlerde gettoların oluşması, tehlikeydi, oluştu… Bunun çeteleri doğuracağını, suç örgütlerine ucuz insan kaynağı sağlayacağını, pervasızlığın ve saldırganlığın artacağını, bu türden olayların sosyal medyanın da gücüyle ülke geneline yayılacağını öngörmek gerekiyordu… Şimdi hepsi gerçekleşiyor…

Küstahlığa bakar mısınız: Sığınmacılarda Türkiye’ye minnet hissi azalıyor ve Türkiye “Sığınmacılara bakma parasını Batı’dan peşin alan ve mecbur olan” ülke durumunda!.. Yani ‘işgalci’likten çıkmış, bizim için ‘velinimet’e dönüşmüşler!..

‘Dinî’ veya ‘insanî’ tamamen uydurma gerekçelerle bu işgali savunan ya da göz yuman siyasîler, insan kaçakçılığından beslenen haramîler, rüşvetle iş gören resmî göç esnafı, yüksek kira görünce gözü parlayan aç ev sahipleri, kamuda pozitif ayrımcılığı ortadan kaldırmayan bürokrasi, ucuz işçilik karşısında günü kârlı kapatayım derken geleceği yakan gözü dönmüş patronlar, atadan kalma toprakları, evi, barkı satarken eli titremeyen kurnaz yerliler, konuyu hâlâ dinî bir zaruret zanneden cühela takımı, eser sizin eseriniz!.. Dilediğiniz kadar övünebilirsiniz!..

Eğer tedbirler hızla alınmazsa, Anadolu etnik temelli bir ‘gerilim vadisi’ne dönüşme riskiyle karşı karşıya… ‘Batı’nın huzuru kaçmasın’ diye bütün gerilimi kendi topraklarımızda depoluyoruz… Bu durum, sadece bir avuç dolarla açıklanabilecek bir şey değil… Sistemli bir saldırının ağır muhataplarıyız artık…

‘Irkçılık’ yaftasından korkup sinersek, onlar için bu iş tamam!.. İşte bu yüzden bölücülük tehdidinden daha büyük bir tehdit altındayız…

Alıntı: Servet Avcı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | ‘IRKÇI’ DERLER DİYE GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ. için yorumlar kapalı
Eki 01

BEN TAVAYA YAPIŞTIM

BEN TAVAYA YAPIŞTIM…

Bir gün bir bilim adamı yılbaşı nedeniyle hastaneleri gezip akıllanan delileri salmaya karar vermiş. Bir sürü hastaneyi gezmiş fakat hiç akıllandığına kanaat getirilen deliye rastlamamış. En sonunda bir hastaneye gitmiş birde bakmış ki bütün deliler zıplıyor.
Hemen onlarla ilgilenen doktorlara sormuş: – Bunlar neden böyle zıplıyorlar?
Doktor: – Bunlar kendilerini mısır patlağı zannediyorlar, demiş.
Birde bakmışlar ki bir tanesi zıplamadan yatağın üzerinde sabit bir şekilde duruyormuş. Hemen ona yaklaşarak sormuş: – Sen neden zıplamıyorsun?
Deli: – Ben tavaya yapıştım…

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | BEN TAVAYA YAPIŞTIM için yorumlar kapalı
Eyl 29

TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ KORUMAK

TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ KORUMAK

İnsanlar, tarih boyunca milletler halinde yaşadı. Kavim de denilse, budun da denilse, ulus da denilse fark etmiyor…

Yalnız bugün Türk Milleti, her zamankinden daha tehlikeli ve daha sinsi bir tehdit altındadır ve çoğunluk bu durumun farkında bile değildir…

Tehdit şu ki, Türklerin kurduğu devlet, “Yeni Osmanlı’yı kuruyoruz” diye aldatılan Türklerin de rızasıyla yıkılmak isteniyor. Bunu sağlamak için de ülkenin nüfus yapısı hızla değiştiriliyor. Yani millî devleti yıkmak için yabancı nüfus akını işle birlikte milliyetçi duygular kullanılıyor! Oysa kurulmak istenen devlet Orta Doğu Birleşik Devletleri’dir!

Bu durum, tıpkı kimyasal bir karışımda olduğu gibi “tepkime”lere sebep olacaktır. Patlama olmaması için katalizör olarak kullanılan Osmanlıcılık, halkı devamlı kandırmaya yetmeyecektir…

***

Yıllar önce bir arkadaşım anlatmıştı. Florida’nın Boca Raton şehrinde iki Türk olarak, İngilizce öğrenmek için bir kilisenin açtığı dil kursuna gitmişler. Bir gün kursta bir film gösterilmiş. Filmde hilkat garibesi veya zebani gibi korkunç bir yaratık insanlara devamlı kötülük yapıyormuş. Film, “Türk” adlı bu yaratık ile iyi insanların mücadelesi şeklinde sürüyormuş. Filmin sonuna doğru, seyirci olan kursiyerler, Türk’ün mağdur ettiği insanlarla adeta bütünleşmişler! Filmde bu insanlar birlik olup Türk’ü hırpalayınca kursiyerler de kendilerini tutamayıp, “Türk’ü öldür” diye bağırmaya başlamış. Bunun üzerine bizim iki Türk, o korkunç yaratığın tarafını tutarak olanca sesleriyle “Türk, Türk” diye tempo tutmuşlar. Birden gösterim durdurulmuş ve herkes dehşet içinde bizimkilere bakmaya başlamış. Kursu veren öğretmenler, güçbelâ duruma hâkim olmuş! Bizim iki Türk o kursa bir daha gitmemiş!

Arkadaşım, “O yaratıkla kendimizi nasıl özdeşleştirdik, biz de anlamadık. Fakat biz de Türk’tük ve hep birlikte Türk’e saldırıyorlardı. Üstelik sadece filmde değil, filmi seyredenler de buna katılıyordu? İnanılmaz bir psikoloji idi…” demişti. İkisi de üniversite mezunuydu.

***

Bugün ne oluyor peki? Aynı o filmde olduğu gibi Türklük kavramı, kötülüklerle eş anlamlı tutuluyor…

Bugün yerli ve yabancı medyadan ve siyasetten Türklere ve Türklüğe yönelik o kadar iğrenç saldırılar yöneltiliyor ki zaten kişisel sorunlarla boğuşan genç Türkler, bu şeytanca saldırılara karşı rahatlıkla çeşitli iç veya dış örgütlerin elemanları ile kendilerini özdeşleştirebilir! Bu gençlerin beyinleri, milliyetçi bir ideoloji ile değil, kulaktan dolma bilgilerle yükleniyor! Oysa milliyetçilik, bütün dünyada öncelikle bir aydın hareketidir. Bilgi birikimi olmadan duygulara dayalı yapılan milliyetçilik, tuzağa düşmeye her zaman hazırdır.

***

Bugünkü devlet yapısı, gençlerimizi doğru yöne yöneltebilecek bir organizasyon olma yeteneğini kaybetmiştir. Öyle ki okullara imamlar gönderiliyor! Yani okullar, medreseleşmeye doğru götürülüyor. Oysa okulun yeri ayrı, ibadethanenin yeri ayrıdır. Bu ikisi birleştirildiğinde, ülke cehenneme döner. Çünkü kendilerini Allah’ın temsilcisi yerine koyan insanlar, halk üzerinde baskı kurar. Yani bugün sadece millî kimlik değil; dini kimlik de değiştiriliyor. Bir ara, gençlik, dinlerarası diyalog programları ile Hristiyanlaşmaya doğru sürükleniyordu. Şimdi ise din, dinle ilgisi olmayan bazı tarikat veya cemaatlere bırakılmış durumdadır.

Türk gençliği işte bu durum ve şartlarda bile kendi kimliğine sahip çıkarak, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni korumakla görevlidir. Ayrıca kıtalararası güç mücadelelerini, Türklerin lehine çevirmek de her zaman mümkündür.

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ KORUMAK için yorumlar kapalı