Ağu 07

TARİHTE BUGÜN

7 Ağustos:

1807 – İlk buharlı yolcu gemisi Clermont, New York–Albany arasında ilk seferini gerçekleştirdi.

1942 – ABD ile Japonya arasında Guadalcanal Muharebesi başladı.

1960 – Fildişi Sahili, Fransa‘dan bağımsızlığını ilan etti.

1990 – Kuveyt‘in Irak birliklerince işgali üzerine ABD, “Çöl Kalkanı” harekâtını başlattı, savaş uçakları Suudi Arabistan‘a gönderildi.

1998 – Amerika Birleşik Devletleri‘nin Darüsselam ve Nairobi‘deki konsolosluklarına yapılan bombalı saldırılarda 224 kişi öldü.

Charlize Theron (d. 1975)

Aleksandr Blok (ö. 1921)

Rabindranath Tagore (ö. 1941)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 07

“BARBAR TÜRKLER KIZILDERİLİLER GİBİ YOK EDİLMELİDİR…”

“BARBAR TÜRKLER KIZILDERİLİLER GİBİ YOK EDİLMELİDİR…”

100 yıl önce sadece bir işgal için, zenginliklerimize sahip olmak için gelmediler…

Amaçları Türklüğü Anadolu’dan söküp atmak, hatta Kızılderililere yaptıkları gibi, Türklere soykırım uygulamaktı…

Ernest Renan 1870’lerde bunu açıkça ifade etmişti… Yalnız o da değil, 1916-1922 yılları arasında İngiltere başbakanı olan Davit Lloyd Gerorge da benzer ifadeler kullanıyordu…

1870’li yıllardan sonra tarihi gerçeklerin saptırılarak, “Türklerin barbar ve medeniyetler yıkan bir millet olduğu” algısının oluşturulması, planlanan bu soykırıma zemin hazırlamak amacını taşıyordu…

Kurtuluş savaşı sadece bir vatan mücadelesi değil, aynı zamanda bir ölüm kalım, soykırımdan kurtulma mücadelesiydi…

Ve M. Kemal Atatürk gibi çok az kişi bu durumun farkındaydı…

O nedenledir ki Atatürk, mücadelesini sadece savaş meydanlarında vermemiş, batının yalan tarihine karşılık, yine batılı bilim adamlarının araştırmalarını delil göstererek, Türk Tarih Tezini hazırlatmış ve en büyük savaşını bu konuda vermiştir…

Türk Tarih Tezi, çok ciddi bilimsel verilere dayanılarak hazırlanmış, günümüzde bile çürütülemeyen müthiş bir çalışmanın ürünüdür…

Ne yazık ki, bu büyük savaş, Atatürk’ün ölümünün ardından sümen altı edilmiş, Türklük şuurunun oluşmasında temel kaynak niteliği taşıyan bu bilgiler, Türk toplumundan saklanmıştır…

Türk toplumu öyle bir noktaya getirilmiştir ki, atalarının kurduğu medeniyetlerden bile habersiz durumdadır…

Ege bölgesindeki İyon şehir kalıntılarını gören Türkler, buralarda medeniyetin Helenler veya Romalılar tarafından kurulduğunu düşünürler hep…

Evet… Ne yazık ki, Türkler bile İyon şehirlerinin bölgede daha eski olan İskit şehirlerinden örneklendiğini, yani Anadolu’da medeniyetin, Türk olduğuna şüphe olmayan İskitler tarafından kurulduğunu bile bilmiyorlar…

Üstelik bu bilgilerin, batının en temel tarihi kaynaklarında yer aldığını da…

100 yıl öncenin kısıtlı bilgilerine rağmen Atatürk’ün, “Anadolu en az yedi bin yıllık Türk beşiğidir” demesine rağmen, bize dayatılan uydurma tarihin, “Türkler Anadolu’ya 1071 Malazgirt savaşıyla geldi” yalanıyla Türk milleti, kendini Anadolu’da işgalci olarak görmeye alıştırıldı…

Ve kimse şu soruyu sormadı; “madem Anadolu’ya 1071’de geldik, nasıl oldu da Bizans ordusundaki Peçenek ve Uz’lar Alpaslan’ın tarafına geçerek savaşın kaderini değiştirdi? Türk asıllı olan Peçenek ve Uz’lar, nasıl oluyor da Bizans ordusunda bulunuyordu ve nasıl oluyor da savaşın kaderini değiştirebilecek kadar çok sayıda idiler?..”

Evet 1071’de de Anadolu’ya geldik ancak bu geliş, Türklerin Anadolu’ya Müslüman olarak gelişiydi… İşte o nedenle Atatürk, II. Balkan konferansında yaptığı konuşmasında, Bankan ülkelerinin delegelerine, “Balkan milletlerinin aynı beşikten gelen, damarlarında aynı kanı taşıyan milletler olduğunu, bu kardeşlerin din ile ayrıştığını” söylüyordu…

Türklüğü Anadolu’dan silmek isteyenlerin planları aksamıştır ancak bu plan iptal edilmemiştir… Davit Rockefeller’ın, “Atatürk yüzünden planlarımızı yarım yüzyıl ertelemek zorunda kaldık” sözü, planın devam ettiğinin en açık ifadesidir…

O dönemde Türklüğe karşı olup, İngilizlere uşaklık yapan hainler ile, günümüzde Türklüğe saldıran hainlerin hiçbir farkları yoktur…

Türk milleti bu gerçekleri bilmek zorundadır…

Öğrenmek için de din tacirlerinin hikâyelerini dinlemek yerine araştırmak zorundadır…

Bu savaşta inanç ayrımı yoktur… Müslüman olsun ya da olmasın hedef Türklüktür…

İşte o nedenle bizler, Atatürk gibi Türkçüyüz ve TÜRKÇÜLÜK BİZİM FİKRİ SAVUNMA HATTIMIZDIR…

Atamız Bilge Kağan’ın o meşhur sözü tarihin hiçbir döneminde geçerliliğini yitirmedi…

“…ALDANDIN, UYUDUN ÖLDÜN. ALDANIR, UYURSAN YİNE ÖLÜRSÜN…”

Kaynak: Fevzi Özbilgin

Posted in Gündem | “BARBAR TÜRKLER KIZILDERİLİLER GİBİ YOK EDİLMELİDİR…” için yorumlar kapalı
Ağu 06

TARİHTE BUGÜN

6 Ağustos

1682 – II. Viyana Kuşatması ile sonuçlanacak savaş ilan edildi.

1806 – Kutsal Roma İmparatorluğu yıkıldı.

1915 – Kirte Bağları Muharebesi başladı.

1924 – Lozan Antlaşması yürürlüğe girdi.

1945 – II. Dünya Savaşı‘nda ABD tarafından Japonya‘nın Hiroşima kentine atom bombası atıldı: 70.000 kişi o anda, onbinlerce insan da ileriki yıllarda radyasyon nedeniyle öldü.

Alexander Fleming (d. 1881)

Nabizâde Nâzım (ö. 1893)

Andy Warhol (d. 1928)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 06

DÜŞÜNCEM

DÜŞÜNCEM

* * *

Fikrin güneşleri doğmaya yakın

Seherde astılar söndü düşüncem

Sesimi duymadı sağır sultanlar

Bir kuru gazele döndü düşüncem

* * *

Çok zaman çekingen ürkekti hatta

Fikrinden dolayı çok çekti hatta

Yaşadığı zulüm gerçekti hatta

Bu yüzden dargındı böndü düşüncem

* * *

Oysaki düşünce ilmin cevheri

Sonsuz bir hazine aklın gevheri

Her çağın her vaktin eşsiz seheri

İstikbale dönük öndü düşüncem

* * *

Maziden atiye aşkla gelirdim

Cinnete tutuldum hırstan delirdim

Aklın hazinesi beyin bilirdim

Tek bana yar oldu kendi düşüncem

* * *

Allah şahit helal edemem hakkım

Budur arzuhalim düşüncem mahkûm

Her halde sundular zehirli zakkum

Yüce bir gayeye yöndü düşüncem

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | DÜŞÜNCEM için yorumlar kapalı
Ağu 05

TARİHTE BUGÜN

5 Ağustos: Hırvatistan‘da Zafer Günü

1100 – I. Henry, Westminster Abbey‘de yapılan taç giyme töreni ile İngiltere kralı oldu.

1583 – Humphrey Gilbert, Kuzey Amerika‘daki ilk İngiliz kolonisini kurdu: Bugünkü Newfoundland.

1916 – Osmanlı İmparatorluğu‘nun I. Dünya Savaşı sırasında Süveyş Kanalı‘na düzenlediği İkinci Kanal Harekâtı sona erdi.

1960 – Burkina Faso (eski adıyla Yukarı Volta), Fransa‘dan bağımsızlığını ilan etti.

2016 – Ekim ayına kadar süren Etiyopya protestoları başladı.

Guy de Maupassant (d. 1850)

Neil Armstrong (d. 1930)

Marilyn Monroe (ö. 1962)


 [kş1]

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 05

HİNTLİ MİLYARDER RATAN TATA’DAN

HİNTLİ MİLYARDER RATAN TATA’DAN

Radyo sunucusu Ratan Tata’ya sorar:

­­- “Efendim, hayatta en mutlu olduğunuz anı ne olarak hatırlıyorsunuz?” Ratan Tata:

– “Hayatta mutluluğun dört aşamasından geçtim ve sonunda gerçek mutluluğun anlamını anladım.

İlk aşama zenginlik ve kaynak biriktirmekti. Ama bu aşamada istediğim mutluluğu elde edemedim. Ardından değerli eşyaların toplanması olan ikinci aşaması geldi. Ama bunun etkisinin de geçici olduğunu ve değerli şeylerin parıltısının uzun sürmediğini fark ettim. Ardından büyük bir proje alma olan üçüncü aşaması geldi. O zaman Hindistan ve Afrika’daki dizel yataklarının %95’ine sahiptim. Ayrıca Hindistan ve Asya’daki en büyük çelik fabrikasının sahibiydim. Ama burada da hayal ettiğim mutluluğu elde edemedim.

Dördüncü adım bir arkadaşımın benden bazı engelli çocuklar için tekerlekli sandalye almamı istemesiydi. Yaklaşık 200 çocuk. Arkadaşımın tavsiyesiyle hemen tekerlekli sandalyeleri aldım. Ama arkadaşım onunla gitmem ve tekerlekli sandalyeleri çocuklara vermem konusunda ısrar etti. Ben de hazırlanıp onunla gittim. Orada bu çocuklara tekerlekli sandalyeleri kendi ellerimle verdim. Bu çocukların yüzlerinde garip bir mutluluk parıltısı gördüm. Hepsini tekerlekli sandalyede otururken, dolaşırken ve eğlenirken gördüm. Sanki bir piknik yerine ulaşmışlar ve kazandıkları bir ödülü paylaşıyorlardı. Gerçek mutluluğu içimde hissetim. Ayrılmaya karar verdiğimde çocuklardan biri bacağımdan tuttu. Bacaklarımı yavaşça kurtarmaya çalıştım ama çocuk yüzüme baktı ve bacaklarımı sıkıca tuttu. Eğilip çocuğa sordum;

– Başka bir şeye ihtiyacın var mı?

Bu çocuğun bana verdiği cevap beni sadece şok etmekle kalmadı, hayata bakış açımı tamamen değiştirdi. Bu çocuk dedi ki;

– ‘Yüzünü hatırlamak istiyorum ki, cennette seni gördüğümde tanıyıp bir kez daha teşekkür edebileyim!..’

Ben de size soruyorum; sizin yüzünüzü hatırlamak isteyecek kaç kişi çıkar ve bu sayıyı artırmaya gayret ediyor musunuz?”

Alıntı

Posted in Atasözleri Vecizeler | HİNTLİ MİLYARDER RATAN TATA’DAN için yorumlar kapalı
Ağu 04

TARİHTE BUGÜN

4 Ağustos

1791 – Osmanlı İmparatorluğu ile Habsburg Monarşisi arasında Ziştovi Antlaşması imzalandı.

1944 – Anne Frank Naziler tarafından yakalandı. (1945’te toplama kampında öldü. Saklanırken tuttuğu notlar sonradan klasik haline geldi.)

1983 – İtalya‘da ilk kez bir sosyalist (Sosyalist Parti Genel Sekreteri Bettino Craxi) başbakanlık görevine getirildi.

1995 – Hırvatistan‘nın Krayina Sırp Cumhuriyeti‘ne karşı saldırılarına başlamasıyla, Fırtına Harekâtı başladı.

2020 – Beyrut Limanı‘nda bir depoda bulunan 2 bin 750 ton amonyum nitrat infilak etti: 154 kişi öldü, 6 bin kişi yaralandı.

Knut Hamsun (d. 1859)

Hans Christian Andersen (ö. 1875)

Barack Obama (d. 1961)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 04

28 YILLIK KEHANET(!) 2

28 YILLIK KEHANET(!) 2

Türkiye Neden Bu Kadar Önemli?

Çalışmanın giriş bölümü bu soruyla başlıyor.

Sorun, “Anayasasına göre etnik ayrımda bulunmadan yalnızca ‘Türkiye vatandaşlarından’ oluşan bir devlette etnik ve dilsel farklılıklara sahip büyük Kürt azınlığının rolüyle ilgili bir mesele” şeklinde tanımlanmakta. Anayasasında etnik ayrımcılık olmayan bir devletin, yapısını etnik ayrılıklar üzerine yeniden kurgulamasının doğru olacağı söyleniyor. Bu, “Etnik azınlıkların (Kürtler) asimile edildiği” iddia edilerek, “Asimilasyon sürecini yürütmekte ne kadar başarılı olunabilir?” diye soruluyor.

Aslında bu sorunun cevabı yine yazarlar tarafından verilmiş. Çalışmanın esasına girilirken ilk cümlelerde, “Kürtler elbette bin yıldan aşkın süredir farklı bir halk ve topluluk olduklarının bilincindedirler” diyerek bir gerçeği açığa çıkarıyorlar da. “Asimile” edilen halk nasıl böyle bir farkındalık içinde olabilir? Sorulacağını düşündükleri bu sorunun cevabını da bugünü anlatırken “Yeniden” kelimesini kullanarak suçu gizlice Cumhuriyet’e yükleyerek vermekteler.

Meselenin etnik olarak Türkiye ve komşularının sorunu olduğunu söyleyip ardından, “Böylece, bir ülkedeki halkın istekleri doğrudan sınırın ötesindeki azınlık gurubunun istekleri ile eylemlerini de etkilemektedir. Bu halklardan herhangi birinin etnik birleşme hususunda bulunacağı hak iddiası bir ülkenin topraklarının ayrılmasından öte, söz konusu bölgedeki uluslararası sınırların geniş ölçüde yeniden çizilmesi anlamını taşır” diyerek aba altından sopa göstermeye devam ediyorlar.

Coğrafyamızda yaşananlar, bu bilgilerden sonra tekrar bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Türkiye gibi devletler “(…) etnik grubun(ların) her türlü isyancı milliyetçilik ve ayrılık hareketlerini önleyebilmek adına (…) ya özgürlükçü politika geliştirmeyi öğrenecekler ya da sürekli isyan, şiddet olayları yaşayacak”lardır.

Kırk katır mı kırk satır mı? Fakat daha bitmedi…

İçerideki Ortaklar

Yazarların ön sözdeki, “Kürt sorununu tatmin edici biçimde ortadan kaldırma kabiliyeti” söylemleri, giriş bölümünde “Devlet yönetiminin yapısını ve iç etnik çatışmayı çözebilme kabiliyeti”ne dönüşmüş. “Devlet yönetiminin yapısı” ifadesi oldukça manidar. “İç etnik çatışma” tehdidiyle beraber kullanılması, yazılı olmamakla birlikte yapılmama ihtimaline karşı tehdit algılaması yaratmak için olduğunu düşündürmektedir.

Devamında; “Türkiye’nin (…), Anayasa’da homojen olarak ifade edilen toplum yapısından resmen tanınmış çok uluslu bir yapıya geçişin kolaylaştırılmasında demokratik kurumlara büyük sorumluluklar düşecektir” cümleleri var. Bu ifadelerden nelerin kastedildiğini, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından bir ay içinde iki defa kabul edilerek çalışmaları hakkında bilgi veren ve talimatlarını aldıklarını söyleyen Ekopolitik Derneği Genel Koordinatörü Tarık Çelenk’in “Türkiye, iç yapısını dış politikasına uygun geliştirmek zorunda. Orta Doğu’da yaşayan 30 milyon Kürt’ün hamiliğine soyunacaksak iç yapımızı buna göre düzenlemek zorundayız”[ii] sözlerinde anlamak mümkündür.

Politik Psikoloji Derneği’nin Akil Adamlar Toplantısı[iii] organizasyonu, TESEV’in hazırlattığı raporlar ve teklifler[iv], Açık Toplum Vakfı ve daha onlarcasıyla örnekler çoğaltılabilir.

Giriş bölümünün sonuna doğru, “Osmanlı İslam yasasına göre Kürtler asla bir azınlık sayılmamışlardı (…) Türkiye’nin çağdaş milliyetçilik ile çağdaş azınlık ve insan hakları normlarını geleneksel İslami görüşlerle bağdaştırmaya yönelik çabası, etnik ya da dinî azınlıklar konusunda sorunlar yaşayan diğer Müslüman ülkelere örnek teşkil edecektir. (…) İslamcı Refah Partisi’nin eline, milliyetçi Türklerin hassasiyetlerini rahatsız etmeden, Kürtlerin farklı bir etnik grup olarak kabul edilmelerini sağlayacak ‘İslamcı bir formül’ geliştirme fırsatı geçmişti. Ne var ki; (…) başaramayacaktı” denilmektedir.

Burada, yazarların teklifi biraz daha belirginleşmekte; öncelikle farklılığın kabul ettirilip sonra din üzerinden tekrar birleşmenin sağlanması arzu ediliyor.

Bu Kadar İlginin Sebebi Ne?

Son olarak iki soru sorulmuş; birincisi “ABD insan hakları, demokratik yaşam ve en önemlisi Türkiye’nin gelecekteki varlığını sürdürebilmesi hususlarındaki kaygıları nedeniyle Türkiye’yi çözüme itme konusunda ne kadar baskı uygulamalıdır?”

İkincisi; “Batı’nın yakın bir müttefikiyle dünyada kendi devleti olmayan en büyük etnik grubu içeren bu sorun gelip Batı’nın eşiğine dayanmıştır. Bu sorun Türkiye’nin mevcut sınırları içerisinde çözülebilir mi?”

Batı ile Türk medeniyeti ve İslam medeniyetinin, kadim tarihten bu yana devam edegelen hesaplaşmasının en önemli anlarından birisi yaşanmaktadır.

Adamların meseleleri Müslüman ile değil İslam’la; İslam’ın en güçlü, en mukavim, en cengâver ve en haklı temsilcisi Türk’ün bizzat kendisi ile. Dolayısıyla Türk milleti zayıflatılmalı, bölünmeli ve hatta yok edilmelidir. Eğer Türk milleti çökertilirse İslam da çökecektir.

Hiçbir yoruma gerek kalmaksızın tehdidin büyüklüğü, baskının ne kadar ve nasıl olduğu, hangi aşamaya gelindiği yaşananlarla ortadadır. Burada Türk politikacılarına düşen görev durumu yeniden değerlendirmek, Türk aydınına düşen de şapkasını önüne alıp düşünmek ve bu plan karşısında dimdik ayakta durmaktır.*

[i]  Graham E. Fuller, Henri J. Barkey, “Türkiyenin Kürt Meselesi”, (İstanbul: Profil Yayınları, 2011)

[ii] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/15520153.asp

[iii] 24 Eylül 2011, Ankara toplantısı.u

[iv] Cengiz Çandar, “Dağdan İniş” – “PKK Nasıl Silah Bırakır? Kürt Sorunu’nun Şiddetten Arındırılması”, Haziran 2011, TESEV Rapor

* 2 Ekim 2011 tarihinde Millî Düşünce Merkezi internet sitesinde yayımlanmıştır.

Kaynak: MDM Hakan Paksoy

Posted in Gündem | 28 YILLIK KEHANET(!) 2 için yorumlar kapalı
Ağu 03

TARİHTE BUGÜN

3 Ağustos

1492 – Kristof Kolomb, İspanya‘dan üç gemiyle Hindistan‘a ulaşmak ve yeni kıtalar keşfetmek amacıyla yola çıktı.

1492 – İspanyol Engizisyonu‘nun ardından, İspanya‘daki yaklaşık 200.000 Sefarad Yahudisi İspanyol Krallığı ve Katolik Kilisesi tarafından ülkeden kovuldu.

1778 – La Scala opera binası, Milano‘da açıldı.

1914 – Alman İmparatorluğu, Fransa‘ya savaş ilan etti.

1936 – Amerikalı siyahi atlet Jesse Owens, Yaz Olimpiyatları‘nda 100 metreyi 10,3 saniyede koşarak dünya rekorunu egale etti.

Habib Burgiba (d. 1903)

James Hetfield (d. 1963)

Aleksandr Soljenitsin (ö. 2008)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 03

19. YÜZ YILDAN BİR EFSANE YALAN İLE GERÇEK

19. YÜZ YILDAN BİR EFSANE YALAN İLE GERÇEK
Yalan doğru söyler ve ” Bugün hava çok güzel” der.
Gerçek ona bakar ve gözlerini gökyüzüne kaldırır. Gün gerçekten çok güzeldir, doğru söylemesine şaşırmıştır. Bir suyun önüne gelene kadar birlikte zaman geçirirler. Yalan hep doğru söylemektedir.
Yalan;
“Su çok güzel, birlikte banyo yapalım!” der.
Gerçek, bir kez daha şüpheci bir şekilde suya dokunur, su gerçekten çok güzeldir.
Ona inanıp soyunur ve yüzmeye başlarlar.
Yalan bir anda sudan çıkar, gerçeğin kıyafetlerini giyerek kaçıp kayıplara karışır.
Kızgın gerçek, kuyudan çıkar yalanı bulmak ve kıyafetlerini geri almak için her yere gider.
Dünyada çıplak gerçeği görenler onu hor görmekte ve öfkeyle bakmaktadır!
Zavallı gerçek suya geri döner ve sonsuza dek ortadan kaybolur.
O zamandan beri yalan, dünyanın her yerinde gerçek gibi giyinmiş ve içimizde yaşamaktadır. Dünyadakiler ise hiçbir şekilde çıplak gerçeği görmek istememektedir.

Posted in Hikayeler | 19. YÜZ YILDAN BİR EFSANE YALAN İLE GERÇEK için yorumlar kapalı