Tem 28

TARİHTE BUGÜN

28 Temmuz

1402 – Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid, Ankara Muharebesi‘nde Timur‘a yenilerek esir düştü; Osmanlı’da Fetret Devri başladı.

1821 – Arjantinli general José de San Martín, Lima‘ya girerek Peru‘nun İspanya‘dan bağımsızlığını ilan etti.

1929 – Savaş esirlerine ilişkin Cenevre Konvansiyonu, 48 ülke tarafından imzalandı.

1943 – II. Dünya Savaşı: Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri‘nin Hamburg‘u bombalaması sonucu çıkan yangınlarda 42.000 Alman sivil öldü.

1976 – Çin‘de 8,2 şiddetindeki Tangshan depremi meydana geldi.

Antonio Vivaldi (ö. 1741)

Johann Sebastian Bach (ö. 1750)

Hugo Chávez (d. 1954)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 28

MİLLÎ GÜNLER VE (MİLLÎ) FAY HATLARI

MİLLÎ GÜNLER VE (MİLLÎ) FAY HATLARI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 10 Kasım dolayısıyla yaptığı konuşmada, “Son dönemde milli günlerimizle ilgili yıkıcı, yıpratıcı ve toplumsal fay hatlarını kaşıyan tartışmaların gündeme taşınmak istendiğini görüyoruz. Güya cumhuriyetimizi yüceltmek adına şanlı tarihimizi yok sayanlar ile 102 yıllık cumhuriyet tecrübesini önemsizleştirmeye çalışanlar, zahirde tezat içinde görünmekle birlikte, esasında aynı amaca hizmet etmektedir.

Medyanın köpürttüğü toplumsal gerilimden beslenen siyasetçilerin de büyüttüğü bu cepheleşmenin en büyük mağduru ise, bizatihi Gazi Mustafa Kemal olmakta; Atatürk’ün hatırası ve eserleri olmaktadır.

Burada şu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmek durumundayım: Medya, sosyal medya ve siyasette Atatürk maskesi takarak bu millete ve milletin değerlerine düşmanlık edenlere nasıl karşıysak, istiklal harbimizi zafere ulaştırarak milletimizin önünde yeni bir yol açan Gazi Mustafa Kemal’e yönelik hakaretamiz ifadelere de aynı şekilde karşıyız.” dedi

Ancak Erdoğan‘ın veya iktidarın, geçmişte, Atatürk, milli bayramlar veya milli günlerle ilgili olumsuz söz ve davranışlarını bir kenara bırakacak olsak bile sürdürülen açılım politikalarının, Atatürk‘ün en büyük eseri olan Türk devletinin kuruluş felsefesini ortadan kaldırmaya dönüştürülmek istenmesi karşısında, bu konuşmanın olumlu yönlerine kapılmamak gerekiyor!

Atatürk‘ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı, Erdoğan döneminde uzun yıllar, milli günlerde Atatürk‘ün camilerde anılmasını engellemiş hatta bizzat Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Ayasofya’nın ibadete aşılışı sırasında “Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’yı cami olması için vakfetti. Bizim inancımızda vakıf malı dokunulmazdır, dokunanı yakar! Vakfedenin şartını çiğneyen lanete uğrar” diyebilmiştir. Oysa Ayasofya’nın müze haline getirilmesi, Boğazların Türk egemenliğine alınabilmesini sağlamak içindi…

Yeni gelen Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş ise makam odasına Atatürk fotoğrafı asmakla birlikte, 10 Kasım öncesi Cuma hutbesinde Atatürk’e yer vermedi. Yine de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 10 Kasım dolayısıyla yayınladığı mesajda, “Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 87’nci yılında saygı ve minnetle yâd ediyoruz. Bu vesileyle aziz milletimizin varoluş çabasını temsil eden ve dünyanın pek çok yerindeki mazlumlara ilham kaynağı olan milli mücadelemizin tüm kahramanlarına Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyoruz.” denilmiş olması önemlidir.

Yalnız, Cumhuriyetin bütün değerleri ayaklar altına alınırken, nihayet Atatürk’ün hatırlanmış olması, kimseyi teselli etmez hatta “Açılım politikaları yüzünden kaybedilen halk desteğini almaya mı çalışıyorlar?” sorusunu sordurur!

***

Şunu da belirtmeliyim ki milli günlerimizle ilgili tartışmalar, örnek olarak, cumhuriyet dönemini “100 yıllık reklam arası” olarak göstermek, toplumsal fay hatlarını kaşımaktan öte doğrudan, milli varlığımıza saldırıdır.

Ayrıca milli kimliğimizin yerine üçlü millet kimliği yerleştirmeye çalışmak nedir?

Yoksa milli günlerimizi coşkuyla yaşamak, fay hattı yaratmaz; bizi millet yapan değerlerin ve tarihin hatırlanmasını sağlar. En büyük milli gün ise Cumhuriyetin ilan edildiği 29 Ekim günüdür. Biz, yakın zamanda 15 Temmuz’un milli gün ilan edildiğine da tanık olduk! Gerçekte 15 Temmuz, Türk tarihine, bir utanç günü olarak geçmiştir, çünkü 15 Temmuz’da Türkiye, kendi ordusunun içinden vurulmuştur!

Henüz iç yüzü aydınlatılamamış 15 Temmuz ihanetinin aynı gün def edilmiş olması, Türk ordusunun, yargısının, emniyetinin ve üniversitelerinin, bizzat ülkeyi yöneten iktidar tarafından, uzun yıllar ABD’nin istihbarat servisi CIA’nın kontrolündeki bir cemaat-tarikat yapılanmasına teslim edilmiş olduğu gerçeğini unutturamaz!

***

Atatürk’ün dediği gibi asıl olan, iç cephedir… İç cepheyi sağlam tutmanın bir yolu da yolu milli günlerimizi, 7’den 70’e coşkuyla yaşamak ve yaşatmaktır…

Alıntı

Posted in Gündem | MİLLÎ GÜNLER VE (MİLLÎ) FAY HATLARI için yorumlar kapalı
Tem 27

TARİHTE BUGÜN

27 Temmuz

1526 – Osmanlı İmparatorluğu ile Macaristan Krallığı arasında yaşanan Petrovaradin Kuşatması, Osmanlı zaferiyle sonuçlandı.

1794 – Fransız İhtilali‘nin jakoben önderlerinden Maximilien Robespierre iktidardan düşürüldü ve Fransa Millî Meclisince tutuklandı.

1914 – Avusturya, Sırbistan‘a resmen savaş ilân etti; I. Dünya Savaşı başladı.

1953 – İki milyondan fazla kişinin öldüğü Kore Savaşı sona erdi. Ateşkes anlaşması Panmuncon’da imzalandı.

1991 – Adige Cumhuriyeti, Rusya sınırları içinde kuruldu.

IV. Murad (d. 1612)

Alexandre Dumas (d. 1824)

António de Oliveira Salazar (ö. 1970)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 27

BAL

BAL

* Bir kaşık bal bir insanı 24 saat yaşatmaya yeterlidir.

* Dünyanın ilk paralarından birinde arı sembolü bulunmaktadır.

* Balın canlı enzimler içermektedir.

* Metal bir kaşıkla temas ettiğinde balın bu enzimleri ölür

* Bal yemenin en iyi yolu tahta bir kaşıktır; eğer bulamıyorsanız plastik kaşık kullanın.

* Balın beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olan bir madde içermektedir.

* Bal, dünyada tek başına insan hayatını sürdürebilen birkaç gıdadan biridir.

* Arılar, Afrika’da insanları açlıktan kurtarmıştır.

* Arıların ürettiği propolün en güçlü doğal antibiyotiklerden biridir.

* Balın son kullanma tarihi yoktur.

* Dünyanın en büyük imparatorlarının cesetlerinin çürümeyi önlemek için altın tabutlara gömüldüğünü ve ardından balla kaplanmıştır.

* “Balayı” (balayı) teriminin gelin ve damadın evlendikten sonra doğurganlık için bal tüketmesinden gelmektedir.

*Bir arının 40 günden daha az yaşar, en az 1000 çiçek ziyaret eder ve bir çay kaşığı kadar bal üretir, ancak bu onun için ömür boyu sürecek bir iştir.

*Arıların değerini bilelim

Kaynak: National Geographic

Posted in Hikayeler | BAL için yorumlar kapalı
Tem 26

TARİHTE BUGÜN

26 Temmuz

1933 – Adolf Hitler görme, duyma gibi sorunları olan engelli Almanların kısırlaştırılacağını açıkladı.
1951 – Şair Nâzım Hikmet vatandaşlıktan çıkarıldı.
1952 – Mısır Kralı I. Faruk, tahtını oğlu II. Fuad’a devretti.
1953 – Moncada Kışlası baskınıyla Küba Devrimi başladı. Devrimcilerin lideri Fidel Castro tutuklandı.
1956 – Dünya Bankası’nın Asvan Barajı’nın inşasını desteklemekten vazgeçmesi üzerine Mısır devlet başkanı Cemal Abdünnâsır, Süveyş Kanalı’nı millileştirdi.
George Bernard Shaw (d. 1856)
David Heyman (d. 1961)
Oğuz Aral (ö. 2004)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 26

MUHALEFETİ BOĞMAK İÇİN ABD’NİN VERDİĞİ MEŞRUTİYET YETMEDİ

MUHALEFETİ BOĞMAK İÇİN ABD’NİN VERDİĞİ MEŞRUTİYET YETMEDİ

Gazeteci Fatih Ergin’in, yeni çıkan “27 Mayıs İhtilali ve Gizli Lideri: Bay Gölge” adlı kitabından bahsetmiştim… Fatih Ergin, Türkiye ile ABD arasında 5 Mart 1959’da imzalanan, Resmi Gazete’de yayınlanan Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması’nın birinci maddesinde, “ABD Hükümeti, talebi üzerine, Türkiye Hükümetine yardım etmek için silahlı kuvvetlerin kullanılması da dahil olmak üzere ABD Anayasası’na uygun gerekli her türlü harekete girişecektir.” denildiğini belirterek “Bu anlaşmayla ABD’ye, Türkiye’ye silahlı müdahale yetkisi verilmişti… 16 Mayıs 1960 tarihinde yürürlüğe giren bu anlaşma, cumhuriyet tarihindeki utanç vesikalarından biridir. Demokrat Parti Hükümeti, iktidarda kalabilmek uğruna, gerekirse muhalefeti ABD ordusuna boğdurmak için böyle bir anlaşmaya imza atmıştı.” diyor.

***

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise Antalya’daki toplantıda monarşi rejimini öven ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’a tepki göstererek, “Monarşiden sonra demokrasiyi getiren Atatürk’ün kurduğu ülkede, monarşiyi övmek hadsizliktir. Bu vakitten sonra Tom Barrack’ı istenmeyen insan ilan ediyoruz. Persona non grata’dır. Özür dilemedikçe bir dakika daha bu görevi yapamaz” dedi.

Özgür Özel daha sonra da Türkiye’de yaşananların “çok büyük bir emperyalist projenin bir parçası” olduğunu ifade etti. Özel, “Benim suçum, Amerika’nın İsrail’in bölgede planladığı düzene ve nizama uyum gösterecek makul bir aktör olmayı reddetmek.” diye konuştu…

Özel‘in bu açıklamaları sosyal medyada “Emperyalist proje olduğuna inanmaya yeni mi başladınız? Bu süreç, siz o Öcalan komisyonuna girmeseniz yürümezdi! Sorumlusunuz!” eleştirileriyle karşılandı.

AKP iktidarı ise ana muhalefeti şimdilik ABD ordusuna boğdurmasa da siyasallaştırdığı yargı sayesinde parçaladı.

***

Yolsuzluk söz konusu ise rüşvet aldıkları ortaya çıkan ve istifa eden dört bakan hakkında soruşturma bile açılmadı! Halk Bankası davasını, Erdoğan‘a karşı şantaj amacıyla Demoklesin kılıcı gibi yıllarca elinde tutan ABD yönetimi, sonunda AKP iktidarıyla uyum içinde bu davanın düşmesini sağladı. Halk Bankası davasının düşürülmesi, ABD Başkanı Trump‘ın, Tom Barrack‘a, “Erdoğan’ın neye ihtiyacı var? Meşruiyete… Biz de ona ihtiyacı olanı verelim…” demesinden sonra karara bağlandı.

Daha önce de katıldığı bir yayında konuşan ABD’li Senatör Chris Murphy, “Bildiğiniz üzere, Türkiye’de muhalefete karşı büyük bir baskı var. Muhalefet liderini (Ekrem İmamoğlu) hapse atma kararının Donald Trump ile yapılan bir telefon görüşmesinden sonra yapılması tesadüf değil. Muhtemelen Trump tarafından onaylandı ve yeşil ışık yakıldı” demiş, bu iddiayı yalanlayan olmamıştı…

Şimdi sıra Özgür Özel‘i ve ekibini tutuklamaya geldi. Haklarında fezleke hazırlanmasının sebebi budur.

***

Gazeteci Can Ataklı, tam da bu konuda, “Trump Erdoğan’ı niye bu kadar övüyor? ‘Başından beri birlikte çalışıyoruz’ diyor. Peki ne yaptı? İran’ı mı ikna etti, Amerika’ya anlaşma konusunda baskı mı yaptı, İsrail’e mi bir şey yaptı? Bilmiyoruz…

Demek ki henüz bitmemiş bir şey var.

Erdoğan müttefik arıyor, bir sıkıntısı var belli.

Trump gibi küstah bir adam Katar’ı, Zelenski’yi, AB’yi paçavra gibi yaparken Erdoğan’a toz kondurmuyor.

Halkbank davası birden bitti…

Ne verdik de bitti? Erdoğan’ın kamuoyuna açıklayamadığı ne gibi bir taviz verildi?” diye sordu.

***

Bu arada Dışişleri Bakanı Hakan Fidan‘ın, Trump‘ın bitmek bilmeyen Erdoğan övgüleri devam ederken, Moskova’da Lavrov ve Putin ile görüşmesi, Erdoğan‘ın Trump‘a güvenmediğini göstermektedir. Putin ise görüşmeden sonra “Ülkelerimiz arasındaki ilişkiler dostane bir nitelik kazandı ve giderek daha fazla yeni içerikle doluyor. Bu, büyük ölçüde ve öncelikle Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın tutumundan kaynaklanıyor. Ona en içten selamlarımı iletmenizi rica ederim.” dedi.

Putin ayrıca, “Dünyanın iki süper gücü. ABD ve Rusya… İkisi de Türkiye’yi yanlarında görmek istiyor. İkisi de Erdoğan’ın bölge ve dünya için öneminin farkında. Şöyle bir konjonktürde Avrupa Parlamentosu’nun raporuna bel bağlayanlar bir kez daha düşünsün derim” ifadelerini kullandı.

Putin, Rusya’da kendi muhalefetini boğduğu için Türkiye’deki ana muhalefetin, iktidar tarafından boğulması konusuna hiç girmedi…

***                                                                                                                                                                    Demokrat Parti Hükümeti, iktidarda kalabilmek uğruna, gerekirse muhalefeti ABD ordusuna boğdurmak için ABD ile anlaşma imzalamıştı… AKP iktidarına ise ABD’nin meşruiyet vermesi yetmiyor, Rusya’dan da destek alıyor…

Alıntı. Arslan Bulut Yeniçağ

Posted in Gündem | MUHALEFETİ BOĞMAK İÇİN ABD’NİN VERDİĞİ MEŞRUTİYET YETMEDİ için yorumlar kapalı
Tem 25

TARİHTE BUGÜN

25 Temmuz

1543 – Estergon Kuşatması: Estergon, Osmanlı İmparatorluğu tarafından kuşatıldı ve yaklaşık iki hafta süren kuşatma sonrasında Osmanlı egemenliğine girdi.

1909 – Louis Blériot, uçağı ile ilk kez Manş Denizi‘ni aştı.

1933 – Lev Troçki, sığınmacı olarak Fransa‘ya gitti.

1934 – Avusturya başbakanı Engelbert Dollfuß, ülkesindeki Naziler tarafından Viyana‘da öldürüldü.

1994 – Ürdün kralı Hüseyin ile İsrail Başbakanı İzak Rabin savaş durumunu sona erdiren deklarasyonu imzaladılar.

Rosalind Franklin (d. 1920)

Matt LeBlanc (d. 1967)

Halil İnalcık (ö. 2016)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 25

ZATEN ABDESTSİZDİM

ZATEN ABDESTSİZDİM
Nasreddin Hoca bir gün ağacın altında namaz kolıyormuş. Ağaçta bulunan biri de onu
izliyormuş.
Namazı bittikten sonra namazının kabul olması için Allah’a dua etmeye baslamış.
-Allahım sen namazımı kabul et.
Ağaçtaki adam:
-Etmem diye cevap vermiş.
Hoca şaşırmış.Tekrarlamış.
-Alahım sen kıldığım namazı kabul et.
-Etmem.
Hocanın şaşkınlığı iyice artmış.Yine:
-Allahım sen namazımı kabul et demiş.
Ağaçtaki adam tekrar:
-Etmem deyince hoca sinirlenmiş.
-Etmezsen etme. Zaten abdestsizdim.

Posted in Fıkralar | ZATEN ABDESTSİZDİM için yorumlar kapalı
Tem 24

TARİHTE BUGÜN

24 Temmuz

1823 – Şili‘de kölelik yasaklandı.

1915 – Chicago‘da yolcu gemisi battı, 845 kişi öldü.

1923 – Günümüz Türkiyesi‘nin sınırlarının çizildiği Lozan Antlaşması imzalandı.

1944 – Amerika Birleşik Devletleri ile Japon İmparatorluğu arasında Tinian Muharebesi başladı.

1974 – Yunanistan‘da yedi yıldır süren cunta yönetimi sona erdi; sürgündeki Konstandinos Karamanlis, hükümeti kurmak üzere geri döndü.

Simón Bolívar (d. 1783)

Alexandre Dumas (d. 1802)

Afife Jale (ö. 1941)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 24

YA ASIL TEHDİT, NATO’DAN GELİYORSA!

YA ASIL TEHDİT, NATO’DAN GELİYORSA!

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, “ASELSAN’ın bir Amerikan şirketine satılacağı” iddiasının gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Açıklamada “Türkiye’nin savunma sanayisindeki yerli ve milli gücünün en önemli sütunlarından biri olan ASELSAN gibi stratejik öneme sahip milli bir değerimizin yabancı bir şirkete satılması ya da devredilmesi söz konusu değildir. Vatandaşlarımızın, gerçeklerle bağdaşmayan art niyetli açıklama ve paylaşımlara itibar etmemesi önemle rica olunur.” ifadelerine yer verildi.

***

Bilindiği gibi Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Güçlendirme Vakfı’nın sahibi olduğu ASELSAN ile ABD’nin en büyük fon şirketi BlackRock’un ilgilendiğini söylemişti.

Sözcü’ye konuşan ve BlackRock Fonu’nun ASELSAN’ı almak için Büyükelçi Tom Barrack’ı görevlendiğini söyleyen Arıkan, “Milli değerimizi, Trump’a mı hediye edeceksiniz?” diye sormuştu.

Dezenformasyonla Mücadele Merkezi açıklama yapmakta geciktiği için konu sosyal medyada da önemli bir gündem maddesi haline gelmişti.

Sorgulamayı yapan kişi, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan olduğu, ayrıca AKP iktidarının sicilinde Tank Palet Fabrikası’nı ve Telekom’u satmak da bulunduğu için iddia üzerinde durmak gerekti… Mahmut Arıkan’ın art niyetli bir açıklama yapması mümkün değildir. BlackRock’un ASELSAN ile ilgilendiğine dair kendisine bilgiler geldi ki böyle bir açıklama yaptı.

***

Emekli Tuğgeneral Osman Aydoğan’ın “TSK Güçlendirme Vakfı: Bir hukuki kuşatma ve mülksüzleştirme hikayesi” başlıklı bir incelemesi yayınlandı.

Bu incelemenin özeti şöyle:

“17 Haziran 1987 tarihinde Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakıfları birleştirilerek ‘’Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’’ kuruluyor… TSK Güçlendirme Vakfı 26 Eylül 1987 tarihinde faaliyete başlıyor.

Vakfın mal varlığı büyük ölçüde milletin yaptığı bağışlarla oluşuyor. Çiftçinin, işçinin, memurun, öğrencinin ve emeklinin yaptığı küçük bağışlar zaman içinde Türkiye’nin en büyük savunma sanayii kuruluşlarını ortaya çıkarıyor. Bu yönüyle Vakıf, yalnızca bir özel hukuk tüzel kişiliğini değil; milletin ortak iradesini ve ortak emanetini de temsil ediyor.

Vakfın savunma sanayi alanında kurduğu şirketler büyüyerek dünya çapında savunma sanayi şirketleri haline geliyor. Bu şirketler; (parantez içerisindeki rakamlar TSKGV’nin hisse oranıdır) ASELSAN (%74,2), TUSAŞ (%54,5 ), ROKETSAN (%55,33), HAVELSAN (%99,5), İŞBİR (%99,9) ve ASPİLSAN (%98,3) şirketleridir.

TSK Güçlendirme Vakfı’nın; Turktıpsan, Ditaş, Netaş, Mercedes-Benz Türk, TEI, Heaş ve HTR şirketleriyle de ortaklıkları bulunuyor. TSK Güçlendirme Vakfı’nın ayrıca; STM, Mikes, Ehsim ve Esdaş şirketleriyle de dolaylı ortaklıkları bulunuyor.

2017 yılında ise TBMM’ye, AK Parti Genel Sekreteri, Ankara Milletvekili Fatih Şahin ve İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’ın imzaları ile ‘TSK Güçlendirme Vakfı Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ sunuluyor.

TSK Güçlendirme Vakfı Kanunu’nun 2. Maddesi’ne ‘Vakfa başlangıçta özgülenen mal ve haklar ile vakfın sonradan iktisap ettiği mal ve haklar, Vakıf yetkili organının kararı ile daha yararlı olanlarla değiştirilebilir veya paraya çevrilebilir.’ hükmü ekleniyor.

Yine bu maddeye eklenen ifade ile mütevelli heyeti belirleniyor:

‘Vakıf Mütevelli Heyeti, Cumhurbaşkanı başkanlığında, Cumhurbaşkanının görevlendireceği Cumhurbaşkanı yardımcısı, Milli Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Sanayii Başkanından oluşur.’

Yani yürütme organı, vakfın yönetimini üstleniyor!

Ortaya çıkan bu tablo, meselenin sadece anlık bir ekonomik tercih ya da şirket satışı rivayeti olmadığını gösteriyor. Yaşanan gelişmeler, bu toprakların en köklü toplumsal dayanışma ve savunma vakfının adım adım mülksüzleştirilmesi riskiyle karşı karşıya kalındığına işaret ediyor.”

***

Diğer taraftan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, 7-8 Temmuz’da gerçekleştirilecek 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında yayıncı kuruluşların, ‘haber ve tartışma programlarında kamu yararını ve milli güvenlik perspektifini gözetmesinin büyük önem arz ettiği’ açıklamasını yaptı.

Açıklamada, “Radyo ve Televizyon Üst Kurulu olarak, ifade özgürlüğü ile yayıncılık sorumluluğu arasındaki dengeyi esas alıyor, tüm yayın akışlarının İzleme ve Değerlendirme Uzmanlarımızca zirvenin ehemmiyetine uygun bir titizlikle takip edilmekte olduğunu önemle hatırlatıyoruz.” denildi.

Bu açıklama, “NATO toplantısıyla ilgili eleştirilere yer vermeyin, yoksa ceza keseriz!” demektir…

Peki ya milli güvenliğe en büyük tehdit, NATO’dan geliyorsa, bunu kimse konuşmayacak mı?

Alıntı: Arslan Bulut

Posted in Gündem | YA ASIL TEHDİT, NATO’DAN GELİYORSA! için yorumlar kapalı