May 15

KÜLTÜR VE SANAT

KÜLTÜR VE SANAT

 “Sanatkâr, toplumda uzun çaba ve çalışmalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır.”

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”

Uygarlık doruğunun merdiveni sanattır.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk

“Fikirler ve devrimler sanatla yayılır.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kanlan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk

“İlim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder.” İbn-i Sina (980-1037)

Kültür; “Toplumsal yaşam süreci içinde yaratılan ve bir topluma niteliklerini veren maddi ve manevi değerler bütünü” olarak tanımlanmakta.

Sanat; “Bir duygunun, bir düşüncenin, bir tasarının, bir olayın ya da güzelliğin beceri ve düş gücüyle anlatımına dayanan yaratıcı insan etkinliği” olarak ifade edilmekte.

Sanat felsefesi; Sanatın etkinliğini inceleyen ve sanatı tüm yönleriyle ele alan felsefi bir disiplindir. Estetik, sanat felsefesinde öne çıkar, insanı ve toplumu yüceltir.

T.C. Anayasası: Madde 27- Herkes bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.

Düşünce, tasarım, beceri, düş gücü özgürce etkinliğini gösterdikçe, sanat ve sanat ürünü özgün olmaya devam eder.

Sanatçı her türlü baskı, tehdit, yönlendirme, korku ve baskıdan uzak oldukça ürettikçe zirveye tırmanır. Bu durum esere ve sanat tarihine yansır ve özgün eser olarak sanat tarihinde yerini alır.

Toplumsal varlık olarak, toplumla birlikte kendini yeniden üretme ve varlığının bilincine varma sürecinde, zihinsel olarak ürettiklerinin bütünü olan kültür, işlevselliği açıdan maddi ve manevi kültür olarak değerlendirilmektedir.

Kültürde ağırlık sanatta olup, sanatı içermeyen bir kültür düşünülemez.

Kültürel kalkınma olmadan ekonomik kalkınma olmaz…

Yüzlerce tanımı yapılan kültürün, anlatılması için sözcükler, yazılar, kitaplar yetersiz kalmaktadır. Ucu açık, sonsuz, insanlıkla özdeş, tarihsel derinlikleri ve genişliği olan uygarlıklar simgesi kültür ve sanat, insanlık tarihinin temel taşıdır.

Atatürk’ün, “muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak” hedefine ulaşmak için zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir.

 

Bir toplantı sırasında; “Efendim, sanatçı misafirlerimiz müsaadelerinizle elinizi öpüp ayrılmak istiyorlar” diyen yaverine Gazi Mustafa Kemal Atatürk şu cevabı verir:

“Ne münasebet! Olur mu öyle şey?!  Sanatçı el öpmez! Bilakis, sanatçının eli öpülür!”

 

 

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | KÜLTÜR VE SANAT için yorumlar kapalı
May 14

AHMAKLAR!

 

 

AHMAKLAR!

İki general konuşuyorlarmış. Biri ‘bende bir er var çok ahmak!’ demiş. Diğeriyse Hayır! Bende bir er var, o daha da ahmaktır!’ demiş. Tartışma çok büyümeden kimin askerinin daha ahmak olduğunu anlamak için yarışma gibi bir davranışa karar vermişler. İlk general askerini yanına çağırıp ‘Oğlum! Git bana bu 5 dolarla bir Mercedes al, gel!’ demiş. İkinci general de askerini çağırıp ‘Git bak oğlum, ben ordu evinde miyim?’ demiş. İki asker çarşıda karşılaşmışlar. İlki ‘Yahu benim general çok ahmak! Bu günün Pazar olduğunu bildiği halde beni araba aldırmaya gönderdi!’ demiş. İkincisi atılmış: ‘Benim generalim daha ahmak! Yanında telefonu dururken beni  ben ordu evinde miyim diye ordu evine gönderdi!’

 

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | AHMAKLAR! için yorumlar kapalı
May 13

“Mahkeme değil mezbahane”

“Mahkeme değil mezbahane”

 

Her şeyi ile “Amerikanvari” bir operasyondu Ergenekon… Ardından Balyoz, Askeri Casusluk ve diğer kumpaslar. Öyle ki Mustafa Dönmez’e “Zir Vadisi Araması” kumpasında polisler kamera kaydında sesin açık olduğunu fark etmeden “Amerikalı Hocaların bize anlattığı gibi” cümlesini sarf ediyordu. En basitinden Amerikalı telsize “Radyo”der… Kumpasların iddianamesinde, ek klasörlerinde aynı sözcük vardır. Amerikalı bizin Vanlılar gibi “Deniz” demezler. Kıyıları Okyanus olduğu için, Okyanus kelimesini kullanır. Lakin bizdeki Amerikancılar da Akdeniz, Ege, Karadeniz ve Marmara Denizlerine “Okyanus” diyerek ABD’ye bağlılıklarını tescil etmişlerdir.

“Kutlu Doğum Haftası” diye bir şey uydurdular. ABD’den ithal. Sözde emperyalizme karşı olan “İslamcılar” sazan gibi atladı. Diyanet yıllarca bu ihanete yol verdi. Giyim-kuşamları da birbirine benzer bu Fetöcülerin. Pantolon ve kemerlerine dikkat edin. Ses tonları genellikle efeminedir. Hocalarını, abilerini, ablalarını taklit ederler. Yürüyüşlerinden tanırım bu çeteyi. Tornadan çıkmış gibidir çoğu.

Silivri’de yasalara aykırı cezaevi yerleşkesi içinde kurulan mahkeme salonunda tanıdım hâkim ve savcılarını. Hukuksuz tutuklama kararlarını açıklarken gereksiz gülümseyişlerine mim koymuştum. Dünyanın hiçbir coğrafyasında bulunmayan duruşma salonuna “Onlarca mikrofon sarkıtma operasyonu”nda aklım, hafızam yok oluyordu. Öksürsek kayda alınıyor, “Hadi ya!” deyince: “Mahkeme heyetine hakaretten” suç duyurusunda bulunuyorlardı.

Altına özel zırhlı araç tahsis edilip; “Heykeli dikilecek savcı” dedikleri zatın askerlikten obezite sebebi ile yırttığını ima ettik diye ağır cezada yargılandık çok şükür! “Tutun kapıları kaçacaklar” uyarımıza rağmen “Yol verildi…” alenen. Ünlü “Ergenekon Kumpası Davası”nın kıdemli hâkimi Köksal Şengün’e etmediklerini bırakmadılar. Yanına monte ettikleri hâkim ve savcılar şimdi ya kaçak ya da tutuklu. Zanlıların aile mahremiyetine, hukuksuz telefon kayıtlarına girerek şantaj bile yaptılar. “Özel yetkili” adıyla her türlü hukuksuzluğu, sahte delil üreterek kamuoyunu yanılttılar. Aldıkları medya desteği ile oluşturdukları “Algı operasyonları” sonucunda canım memleketimin önemli bölümünü “Cami bombalayacaklardı” yalanına inandırdılar.

Az değildir bu Amerikan taşeronu Fetöcüler… Suçüstü yakalanınca tekmili birden “İtirafçı” olur. Önüne gelene “Kara çalıp” yüzlerce isim verip, tahliye olurlar. Hapisten yırtmak için milyonları saçıp “Borsa”ya gelir sağlarlar. Dahası utanmadan, arlanmadan, intikam almak istediklerine “O da bizden di” yaftasını yapıştırırlar. Hiç unutmuyorum… Unutursam da kanım kurusun… 11 Şubat 2011 tarihinde Silivri sözde hâkimler 163 komutan için tutuklama kararı verdi. 98’i muvazzaf yani görevde olan 134 subay mahkeme salonunun kapıları kilitlenerek tutuklandı. 29’u için ise yakalama kararı çıkarıldı.

Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz emekli Korgeneral Metin Yavuz Yalçın, o karadan hemen önce: “Yavuz, aslanım şu heyetin yüzlerine iyi bak. Maymunlar zina ediyor bakışlarında. Bunlar bizi tutuklayacak. Bizde paşa paşa yatacağız” demişti. “Olamaz” sandığım tarihi tutuklamanın şoku ile “Mahkeme değil, Mezbahane!” demiştim. Sonra bu sütunlardan “Mahkeme değil mezbahane” tespitim tarihe geçmiş oldu. Televizyonlarda aynı tabiri kullandım.

Aradan yıllar geçti. Yöntem aynı. Fetö’nün usulü…

 

Alıntı: Yavuz Selim Demirağ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | “Mahkeme değil mezbahane” için yorumlar kapalı
May 12

AHMET YESEVİ KÜLTÜRÜ (1)

AHMET YESEVİ KÜLTÜRÜ (1)

Yunus’ta ustaca işlenen Dört Kapı Kırk Makam olgusu Ahmet Yesevî ve Hacı Bektaş-ı Veli sevgisi yanında Yunus Emre etkisi ile geleneğe dönüşmüş, pek çok âşık, Yunus tarzı şiirler yazmıştır.                                                                                                                          Bunlardan:

Ela gözlü pirim geldi / Duyan gelsin işte meydan

Dört kapıyı kırk makamı / Bilen gelsin işte meydan diyen Hatayi;

Evvel başta Muhammed’e selavat / Ârif isen bu manâyı ver imdi                                                            

Şeriattir, tarikattir, marifet / Hakikatten bize haber ver imdi diyen Balım Sultan;

Şeriat tarikat ikisi birdir / Marifete ermez hakikat sırdır

Hak ehli kardaşlar irehber pirdir / Dini saklı gerek dinin içinde diyen Teslim Abdal;

Şeriat şart imiş şartını bildim / Tarikat terk imiş terkini bildim Marifet söz imiş anı söyledim / Hakikat bağına ummana geldim diyen Muhyiddin Abdal en çok tanınanlarıdır.

Yunus Emre’nin pek çok şiirinde Dört Kapı, Kırk Makam olgusunun ustaca işlendiği görülür. İlk kapı olan şeriat bu dört mertebenin temeli ve en alt derecesi olup hakîkate açılan ilk kapıdır. Şeriatla ilgili:

Şerîat şîrîn olur işidene hoş gelür / Ne kim dilerse kılur ol şerîat içinde biçimindeki dizelerinden başka Yunus Emre felsefesinde asıl bilinmesi gereken insanın kendini bilmesi gereğini vurgulayan:

İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin / Ya nice okumaktır deyişiyle şeriat kapısının ikinci makamı olan ilim öğrenme ilkesine vurgu yapmıştır.

Dört Kapı Kırk Makam ilkelerinde hakikate ulaşmanın yolu tarikat kurallarına uymaktan, kötülüğe iyilikle cevap vermekten geçtiğini işaret eden Yunus’un:

Tarîkat cân yoldaşı cân ile olur işi / Tarîkata giren kişi dün-gün ibret içinde gibi ve; Her kim bize taş atarsa güller nîsar olsun ana biçimindeki deyişlerinde görüldüğü gibi Tarîkat ehlinin gönlünde kibir ve kin olmaz ve o dedikodu yapmaz.

Yunus Emre’nin kişiliğinin oluşmasında İslâm kültürünün geniş etkisi bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Yunus Emre’den önceki Anadolu’nun manevi ve edebî yaşamını etkileyen Ahmet Yesevî felsefesi de Yunus üzerinde çok büyük etki yapmıştır. Yesevî’nin, aşk ve insan sevgisi temasını dile getirdiği hikmetleri ve birlik beraberliğin simgesi ‘Bir olalım, iri olalım, diri olalım’ sözü Yunus Emre şiir dünyasını etkileyen deyişlerdir. Yunus Emre’nin tasavvuf anlayışının temelinde Ahmet Yesevî yolunu takip eden Taptuk Emre gibi önemli bir sufiden ilham alması yatar. Bir deyişinde:

Taptuk’un tapısında / Kul olduk kapısında

Yunus miskin çiğ idik / Piştik elhamdülillâh sözü kanıtlamaktadır.

 

Devam edecek

Alıntı: M. Yardımcı

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , | AHMET YESEVİ KÜLTÜRÜ (1) için yorumlar kapalı
May 11

BİZ NE YAPTIK?

BİZ NE YAPTIK?

Basiret ve ferasetinden şüphesi olan herkes üzerine alınabilir.

Ve dahi, yüzde yüz haklı olduğu bir davada, elinde yığınla somut/resmî bilgi, belge, tanık varken, hiçbir kanıta dayanmayan iftiralarla sanık sandalyesine oturmayı sindirebilen, o sandalyeden kalkmak yeteneği ve özgüvenine sahip olmayanlar da aynı şekilde!..

*

Ermenistan;

Talat Paşa’yı katleden Soghomon Tehlerian’ı “millî kahraman” ilan etti.

İttihat ve Terakki liderlerinden Bahattin Şakir ve Trabzon Valisi Cemal Azmi’yi katleden Aram Yergenian’ı “millî kahraman” ilan etti.

Eski Sadrazam Said Halim Paşa’yı katleden Arshavir Shiragian’ı “millî kahraman” ilan etti.

Doğu Anadolu’da yaşayan Türklere yapılan ve insanlık tarihinin görüp görebileceği en hunhar işkencelerin banisi, engizisyonla yarışır vahşete imza atan Antranik’i “millî kahraman” ilan etti.

Hocalı’nın eli kanlı katillerini, katliama fiilen katılmış canileri “Cumhurbaşkanı” yaptı.

Biz ne yaptık?

Bu devletin bir memuru olarak vazifesini yerine getirmekten, ha bir de vatanına sonsuz sadakatle bağlı olmaktan başka suçu günahı olmayan Kaymakam Kemal Bey‘i astık!

Nusret Bey‘i astık!

Dr. Reşit Bey‘i asmaya azmettik; onuruna yediremediğinden intiharına yol açtık!

*

İftiracılar;

ABD’de “soykırım” anıtı dikti.

Fransa’da “soykırım” anıtı dikti.

Lübnan’da “soykırım” anıtı dikti.

Suriye’de “soykırım” anıtı dikti.

Kanada’da “soykırım” anıtı dikti.

Uruguay’da “soykırım” anıtı dikti.

Hollanda’da “soykırım” anıtı dikti.

İran’da “soykırım” anıtı dikti.

Biz “müdafaacılar” ne yaptık?

Yeryüzünde var olan her bir vicdandan görülebilecek dev bir utanç anıtına layık Akdamar’da, tecavüz adasındaki kiliseyi onarıp ayin yaptırdık; iman tazelesinler diye herhalde!!!

 

 

Alıntı: Selcan Taşçı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | BİZ NE YAPTIK? için yorumlar kapalı
May 10

RUHUMDA DEPREMİ YAŞATTIN BANA

RUHUMDA DEPREMİ YAŞATTIN BANA

 

Seninle kavlimiz birdi bir zaman

Şeytanca fikirler girdi bir zaman

İşte böyle bulduk derdi bir zaman

Ruhumda depremi yaşattın bana…

 

Sevgiden yana hiç sözün kalmamış

Çürümüş, kokuşmuş özün kalmamış

Yüzüme bakacak yüzün kalmamış

Ruhumda depremi yaşattın bana…

 

Gönlüm mutluluğu sağmadı o gün

Bir sevgi yağmuru yağmadı o gün

O sevgi güneşi doğmadı o gün

Ruhumda depremi yaşattın bana…

 

Sevgimizin ömrü doldu her halde

Sadakate nazar oldu her halde

Bu felaket beni buldu her halde

Ruhumda depremi yaşattın bana…

 

Mahşere kadardı sözümüz bizim

Hani birdi alın yazımız bizim

Kırıldı, o gönül sazımız bizim

Ruhumda depremi yaşattın bana…

 

Sevgilim zannettim darbeyi vurdun

Seninim dedikçe kırdın ha kırdın!

Şımardın, şaşırdın, aklı kaçırdın

Ruhumda depremi yaşattın bana…

 

Belalar seninle yağdı başıma

Sen her vakit zehir kattın aşıma

Yazılsın mutlaka mezar taşıma

Ruhumda depremi yaşattın bana…

 

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , | RUHUMDA DEPREMİ YAŞATTIN BANA için yorumlar kapalı
May 09

NİÇİN BU GAFLET?

NİÇİN BU GAFLET?

Türk vatandaşlığına geçen Suriye uyruklu Vahap Taskiye, Türk Hava Kuvvetleri’nde askerlik yaptığı anları TikTok hesabından paylaştı. Taskiye, görüntüler haber olunca paylaşımını sildi.

Mustafa Kemal Paşa, 2 Şubat, 1923 günü İzmir’de halka hitaben uzun bir konuşma yapmıştı. O konuşmada, gençliğin nasıl yetiştirilmesi üzerinde de durmuştu:

“Milliyet duygusu, başlı başına bir içtimai heyete kuvvet ve katılık veren ve hayat kabiliyetini genişleten bir keyfiyettir. Bunda cahil olan, bunda gafil olan insanlardan kurulu olan bir içtimai heyet, bir ırk, kopmaya mahkûmdur ve böyle bir heyetin içinde zaten lüzumu kadar iyilik ve kuvvet olamaz ve böyle bir heyet ve böyle bir millet devlet yapamaz. Açık söyleyelim ki, Türkler bu noktadaki gafletlerinin çok cezalarını çekmişlerdir. Efendiler! Gaflete sapmış olan Türkleri çiğnediler, ezdiler ve kovdular. Ben mektepten kurmay yüzbaşı olarak çıktığım zaman itiraf ederim ki böyle bir fikir bende yoktu. Beni bir süvari bölüğü kumandanlığına tayin ettiler. Geçici olarak staj yapmak için Arabistan’da bulundum.

Oradaki askerî kıtaların çoğu ora halkından mürekkepti. İlk defa olmak üzere kışlaya girerken kapısında bekleyen erlerden birine dedim ki ‘Miralay bey burada mıdır?’‘Naam seyidi’ dedi.

Ben zabittim, karşımdaki erdi. Benim sözümü anlamadı ve bana kendi dilinden başka bir dille cevap vermek istemedi ve vermedi. Bu ufak vakayı ikinci bir vaka takip etti. Bölüğü teslim aldıktan sonra talimhaneye gittim. Onları yetiştirmek için söz söylüyordum, talim ettiriyordum. Onlar alık alık benim yüzüme bakıyordu. En sonunda bir arkadaşım geldi ve dedi ki: ‘Onlar senin dilinden anlamazlar. Sen Arapça öğren, bunları öyle öğret!’

Bu ve bunu takip eden misallerle yavaş yavaş bir şey anlamaya başladım. Bir şey hatırlatayım. Biliyorsunuz ki Makedonya’da, nihayetsiz mücadeleler oluyordu. Türkler, Bulgarlar, Sırplar vuruşuyorduk. Niçin vuruşuyorduk? Ben o zaman bilmiyordum ve o zaman benim gibi birçokları da bilmiyordu. En çok çarpışanlar en az biliyordu. Hakikatte onlar, milliyetini izhar, varlıklarını ispat için çalışıyorlardı. Biz onlara diyorduk ki: Canım hepimiz Osmanlıyız, aramızda fark yok. Susmadıkları için tepelemeye çalışıyorduk. En nihayet onlar bizi tepelediler ve bizi kovdular.

Onun için vereceğimiz hars bu noktadan olacaktır…”

Şimdi Suriyeli gençleri Hava Kuvvetleri’ne alırsan, görüntülerini TikTok’ta paylaşırlar elbette… Onları asker yapan, millî duyguları değil ki… Türkler ise yine gaflet içinde olan biteni seyrediyor!

 

 

Alıntı

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , , , , | NİÇİN BU GAFLET? için yorumlar kapalı
May 09

ASLINA RÜCÛ EDENLER VE ERMENİ MESELESİ

ASLINA RÜCÛ EDENLER VE ERMENİ MESELESİ

 

HDP’den milletvekili seçilmiş Garo Paylan‘ın, “Ermeni Soykırımı’nın Tanınması, Soykırım Faillerinin İsimlerinin Kamusal Alandan Kaldırılması” başlığıyla kanun teklifi vermesi, eşyanın tabiatına uygundur, çünkü bu bakış açısı zaten HDP’nin ana politikasıdır!

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran” parti CHP’den milletvekili olan Sezgin Tanrıkulu‘nun “107 yıl önce 24 Nisan 1915’te yüzlerce Ermeni aydını İstanbul’da gözaltına alınıp, Çankırı, Ayaş, Ankara’ya sürüldü ve zorla kaybedildi. Kötülüğün miladı ile olan bu tarihle yüzleşmeden gerçek adalet sağlanamaz.” diye açıklama yapması ise Türk Milleti’nin başına geçirdiği adamların kanlarında ve vicdanlarındaki cevheri asliyi aramayışından kaynaklanıyor!

***

HDP esas olarak 2015 seçim bildirgesinde, “Hiçbir etnik kimliğin devlet yönetiminden dışlanmadığı, kendini yönetme hakkını da kapsayan demokratik yerinden yönetim modelleri kuracağız” diyerek Türkiye’yi etnik temelde kantonlara böleceğini açıklamış idi.

Oysa modern devlet, etnik kimliklerin temsil edildiği bir yapı değil millî kimliğin kalesidir. Etnik kimlikle temsil, Irak gibi devletlerde olur…

Daha vahim olan şudur ki “Herkesin kendi kimliğiyle ve kendisi olarak eşit şekilde toplumsal, kamusal ve siyasal yaşama katıldığı bir sistemi hep birlikte inşa edeceğiz.” ifadesi ise altı partinin mutabakat metninde vardı!

İktidar partisinin fikri ise açılım sürecinde ortaya çıkmıştı. Sonradan bu politikadan vazgeçmiş görünmeleri, iktidarda kalabilmek içindir. Zaten daha AKP kurulmadan kendilerine ABD’den gönderilen ve parti programı yaptıkları gizli belgede, “Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek zorundadır.” deniliyordu.

Yine 2013 yılında “Geçmişte yapılan bazı yanlışlıklar yüzünden ülkemizi terk etmiş Hristiyan ve Yahudiler var. Hepsine ‘Ülkenize geri dönebilirsiniz’ diyoruz.” diyen de AKP’nin beyniydi.

***

HDP zaten konuya, “Tarihte halklara yapılan soykırım ve katliamlar karşısında, halklardan devlet adına özür dilenecek. Devlet tarafından el konulmuş vakıf malları iade edilecek, devletin tasarrufundan doğan maddi zararlar tazmin edilecek” diye bakıyor ve gerçek davasının Ermenilik davası olduğunu beyan etmiş oluyor. Çünkü bu saçmalıklar, Ermeni Diasporası ve Ermenistan’ı yöneten Taşnakçı zihniyetin talepleridir.

Selahattin Demirtaş, Diyarbakır’da bir kültür merkezinin temel atma töreninde, “Burada asıl inşa edilecek şey kültür merkezleri değil, demokratik özerkliktir. Belediyelerimiz artık bunun fiilen hayata geçirilmesi aşamasına geçmiştir. Burada kendi ana dillerimizle Kürtçenin, Arapçanın lehçeleriyle, Ermenice, Süryanice ile bu toplum artık kendi diliyle hizmet almanın aşamasına geldi. Biz bunları devletten beklemeyeceğiz. Ders kitaplarımızı kendimiz basacağız” demişti.

Bölgede Ermenice hizmet almak isteyenler var ise bu bile Ermeni iddialarının gerçek dışı olduğunu göstermeye yeter…

***

Prof. Dr. Hasan Köni“Ermeni meselesi” başlıklı konuşmasında, “Tehcir sırasında, yerinden olmamak için ‘convert’ olan yani Müslümanlığa dönen Ermeniler var. Sayıları 300-400 bin kişi. Ayrıca dönmüş Museviler ve dönmüş Rumlar da var. Bunları maalesef Türkiye Cumhuriyeti, kendi vatandaşlarını rahatsız etmemek için açıklamıyor. Belki de devletin içinde de yüksek rütbeye gelmiş Ermeni kökenli dönmüş insanlarımız var.” demişti.

Hrant Dink de bir Ermenistan gezisinde oradaki muhataplarına “Siz 1.5 milyon Ermeni’nin katledildiğinden bahsediyorsunuz. Oysa aynı dönemde yaklaşık 500 bin Ermeni, din değiştirip Türk olmuştu. Bunları neden dikkate almıyorsunuz?” diye sormuş, muhatabı da “Bu konunun gündeme gelmesi, davamıza zarar verir” diye cevap vermişti.

Her ne ise herkes aslına rücu eder veya soyunun kendisine yüklediği görevleri icra eder… Dadaloğlu‘nun dediği gibi kurt yavrusu da kurt olur!

 

Alıntı: Arslan Bulut

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | ASLINA RÜCÛ EDENLER VE ERMENİ MESELESİ için yorumlar kapalı
May 08

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Dininizle ilgilenenler derdinizle ilgilenmiyorsa onlar birer sahtekârdır.” Macar atasözü

* ”Mezardakilerin pişman olduğu şeyler için dünyadakiler birbirini yiyor.” İmam Gazzâlî

* “İnsan zahirde muhtar, hakikatte mecburdur.” Türbedar Ahmet Amiş Efendi

* “İnsanlık tarhinin her devirde en büyük tehlike ve tehdidi dinciliktir.” Yaşar Nuri Öztürk

 

* “Müslümanların Kur’an dışında imanları yoktur.” Muhammed Abduh

* “Eğer Tanrı’yı ve İsa’yı seviyorsanız kiliseye gidip orada konuşan din adamlarını dinlemeyin: çünkü onlar sizi Tanrı’dan uzaklaştırırlar.” Kierkegaard

* “Beni diğer peygamberlerle üstünlük yarışına sokmayın ve beni Hz. İsa’yı övdükleri gibi övmeyin; bana Allah’ın kulu ve elçisi demekle yetinin.” Hz. Muhammed

* “Bugünkü Müslümanların menzil ve maksatlarıyla Kur’an’ın menzil ve maksadı başkalaşmış bulunuyor.” Muhammed İkbal

* “Allah’ın evini ticarethaneye çevirdiniz ey engerek yılanlarının dölleri” Hz. İsa

* “Paraya, başarıya ve piyasanın iktidarına tapma, modern putperestliğin ortak ve etkili bir biçimidir.” Erich Fromm

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
May 07

ERMENİ DÖNMELERİNİN ZAFERİ…

ERMENİ DÖNMELERİNİN ZAFERİ…

 

Ermeni dönmeleri geçmişte, sinsice saldırıyorlardı. Şimdi ise gün üstüne çıktı.

Dün laik çağdaş görüntü altında Ermenicilik oynayanlar, soykırım iddialarının papağanlığını yapanlar vardı.

Ermeni terör örgütü Asala terör örgütü yerine PKK’yı kurdular. Kürt kimliği şemsiyesi altında kanlı saldırlar yaptılar.

O da başarılı olamadı. Açılım saçılım süreci adı altında ihanet yapılanması sürerken, bu kez üçüncü sacayağı olan İslamcı görüntülü kanı bozuklar İslamcı kimlikleriyle sahnede yerlerini aldılar.

Laik çağdaş örgütlerde veya İslamcı tarikat ve cemaatlerde yuvalanmış İslamcı dönme Ermeniler ve terör örgütünde yer alan Marksist Ermeniler nerede?

Onlar siyasetçi kimliğindeler.

Onlar gazeteci kimliğindeler.

Onlar akademisyen kimliğindeler.

Onlar sivil toplum örgütü temsilcisi kılığındalar.

Rum isyanından sonra boşalan Osmanlı hariciyesine yerleştirilen Ermenilere, Osmanlı Devleti’ne hizmetlerinden dolayı millet-i sadıka adı verildi.

Osmanlı döneminde el üstünde tutuldular.

Devletin en önemli görevlerine getirildiler.

Cumhuriyet döneminde müzikten, sanata, her alanda değer gördüler.

Ama onlar kin nefret ve öfkelerini yenemediler.

Anadolu topraklarında kardeşçe barış içinde huzur ve güven içinde yaşamayı içlerine sindiremediler

Tarihi gerçekleri tersyüz etmeyi varlık nedeni sayıyorlar.

Türkleri katil ilan eden kitaplar yayınlıyorlar, makale yazıyorlar.

Nefret söylemciliğini kimlik haline getiriyorlar

Türkler içindeki uzantıları ile Hepimiz Ermeni’yiz, grubu oluşturmayı başardılar.

Hepimiz Ermeni’yiz, diye sokaklara düşüyorlar.

Kalem oynatıcılarını el üstünde tutuyorlar.

Türkleri daraltmak, bunaltmak, ezmek için ellerindeki bütün imkanı kullanıyorlar.

İlmi gerçekleri tersyüz ediyorlar.

Bütün bulgularıçarpıtıyorlar.

Kışkırtıcılıkları, nefretleri, kinleri her an canlı tutuyorlar.

Kalemlerinden kin nefret öfke kokuları akıyor.

Tek dertleri Türklerdir, Müslümanlardır.

Her sokağa düşüşlerinde kinlerinin, nefretlerinin şiddetini daha artırıyorlar.

Milli andı kaldırdılar.

TC’nin devlet dairelerinden silinmesini istiyorlar.

Türk Milleti’ni  ağızlarına almazlar.

Onlar ne kadar vatan haini varsa onlara övgü düzerler.

Geleneksel Türk ve Müslüman düşmanlığının gizli sinsi alçak savunucularıdır.

Onlar; içimizdeki dönmelerdir. Türk ve Müslüman isimleri taşırlar ama gönülleri kalpleri hınç doludur.

Onlar; Müslüman görünümlü Gürcü, Rum, Yahudi ve Ermeni dönmeleridir.

Ajite etmek, nefret kusmak kimlik kişilik yaşam amaçları olmuştur.

Vatan evlatlarını kirli niyetlerle suçlamak, zan altında bırakmak, karalamak amaçları olmuştur.

Rum, Gürcü, Yahudi, Ermeni kimliklerini taşıyan ve bu ülkenin asıl vatandaşları olanlardan hainler çıkmaz. Onlar gerçek kimlikleriyle varlıklarını sürdürmektedirler.

İhanet içinde olanlar;  kimlik değişimi içinde zehir kusanlardır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşları; eşit, uluslararası hukukun ve Anayasa’nın teminatı altında barış içinde kardeşçe yaşamaktadırlar.

Sorun, Ermenilerle değil, Batılılarla.  Ermeni sorunu dediğimiz şey, Ermenilerle değil, emperyalistlerledir.

Türk Milleti kışkırtıcı tipleri iyi tanımalıdır.

 

Alıntı: Prof.Dr.Nurullah Aydın E.Savcı-Hakim-Akademisyen-Yazar 25 Nisan 2014 Ankara

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | ERMENİ DÖNMELERİNİN ZAFERİ… için yorumlar kapalı