Eyl 21

“Bize o resmi kimse indirtemez. Cesaretin varsa sen indir de görelim…”

“Bize o resmi kimse indirtemez. Cesaretin varsa sen indir de görelim…”

 

Türkeş’in ortaokul yıllarındaki sınıf arkadaşıdır Ahmet Munis Bey anlatıyor:

“Ortaokuldayız. Müdürümüzün tayini çıkmıştı, nereye gitti bilmiyoruz?

Yerine yeni bir İngiliz müdür geldi. Çam yarması gibi derler ya, işte öyle bir İngiliz. Sınıfa girdiği gün bizi şöyle bir iyice süzdü, süzdü, sonra gözü dolabın üzerindeki ipe asılı Atatürk’ün resmine takıldı… Yüzü buruştu, rengi değişti…

Çam yarması İngiliz Müdür dişlerini sıkarak bize döndü, eli ile Atatürk’ün resmini işaret ederek, ‘Çabuk şu resmi indirin’ diye bağırdı.

Hepimiz uyuşmuş gibiydik. Kimse yerinden kımıldayamıyordu. İngiliz Müdür aynı cümleyi üç defa tekrarladı fakat Atatürk’ün resmini indirmek için yerinden kıpırdayan bir Türk evladı olmadı.

‘İndirin şu resmi’ cümlesini son defa tekrarlayınca Türkeş kalktı ve İngiliz’e bağırdı:

– Bize o resmi kimse indirtemez. Cesaretin varsa sen indir de görelim…

İngiliz müdür öfkeden kıpkırmızı olmuştu. O çam yarması vücuduyla yay gibi fırlayarak bir sandalyeye çıktı ve ipi kopardı ki, daha inmesine fırsat kalmadan Türkeş yerinden fırladı sandalyeyi hızla iterek İngiliz’i yere düşürdü. Sonra bize döndü,

– Çabuk olun, tutun ayaklarından diye bağırdı.

Biz de söyleneni yaptık, müdürü karga tulumba Türkeş’le tutarak pencereden aşağı savuruverdik…”

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , | “Bize o resmi kimse indirtemez. Cesaretin varsa sen indir de görelim…” için yorumlar kapalı
Eyl 20

12 Eylül aslında kime ve neye darbe yaptı?..

12 Eylül aslında kime ve neye darbe yaptı?..

 

Ülkedeki cinayetler Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 Eylül sabahı yönetime el koymasıyla bıçak gibi kesildi…

Ordu yönetime el koydu ve 1982 Anayasası çıkarıldı ama “ihtilal“in sonuçları dehşet vericiydi;

7 bin kişi için idam cezası istenmiş, 517 kişiye idam cezası verilmişti…

650 bin kişi gözaltına alınmış, 1 milyon 683 bin kişi fişlenmiş, 50 kişi idam edilmiş ve 171 kişi de işkenceden ölmüştü…

Bugün darbenin üzerinden tam 40 yıl geçti ancak 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi sağ sol- çatışmasını ve sosyoekonomik karmaşayı bitirmek için uygulansa da, hem rejimin gidişatında hem de sosyo politik ortamda tahribatlar yaratmaktan öteye gidemedi…

Sağcının da solcunun da cezaevlerinde işkence gördüğü 12 Eylül sonrasında, devletin sözde anarşizmi bastırmak için uyguladığı yöntemler bir yandan ayrılıkçı terörü, diğer yandan dinci yapılanmaları da öne çıkartarak, Türkiye’yi 12 Eylül öncesinden çok daha karanlık bir döneme sürüklemekten öteye gitmedi…

Ne kadar tuhaf değil mi; DHKP-C gibi örgütlerin de ortaya çıktığı 12 Eylül sonrasında, PKK gibi onbinlerce insanın ölümüne yol açan ayrılıkçı şiddetin unsurları da palazlandı…

Apocular” adlı grubun 1970’lerin sonlarında başlattığı ayrılıkçı hareket askeri darbenin üzerinden 4 yıl geçmemişken tarihin en büyük terör grubunu ortaya çıkardı ve Türkiye 1984’ten bu yana geçen 36 yıllık sürede PKK terörünün sarsıntısından halen kurtulamadı…

Teröre karşı terör!..

Ne kadar ilginç değil mi, 12 Eylül’ün hemen öncesinde Suriye’ye kaçan Öcalan ve yandaşları PKK gibi tarihin en büyük terör örgütlerinden birini ortaya çıkartırken, bunun tam karşısında, yani örgütü enterne etmek için piyasaya sürülen dinci örgütler de devletin uyguladığı hatalı bir stratejinin ürünüydü…

Devletin PKK’ya karşı helikopterlerden Kur’an ayetleri atmaya başladığı dönemde, İran yanlısı Hizbullah’ın Mardin, Batman, Diyarbakır gibi kentlerde kitabevlerini kullanarak ortaya çıkarılması, bu örgütün en az 500 eylemine rağmen tek militanının yakalanmaması, dönemin MİT başkanı Teoman Koman’ın Hizbullahçıları neredeyse “iyi çocuklar” olarak nitelendirmesi, Türkiye’de laik rejimi hedef alan bir taarruzu da günümüze miras bıraktı…

İşte “İslami Hareket” adlı örgütün ardından palazlanan Hizbullah bir yandan kendi içindeki fraksiyonları temizlerken, diğer yandan da PKK’nın etkin olduğu Diyarbakır, Urfa, Mardin, Hakkari gibi kentlerde Kürt gençlerini katlederken, yıllar sonra da 20 bin kişilik askeri güce ulaşarak Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ile 5 polis memurunu şehit edince, 12 Eylül’ün bıraktığı mirasın ne kadar tehlikeli bir hal aldığı bir kez daha ortaya çıktı…

Ve PKK ile mücadele ettikleri iddiasıyla göz yumulan Hizbullah’ın; örgüt lideri Hüseyin Velioğlu’nun 17 Ocak 2000’de öldürülmesiyle önemli ölçüde dağıtılması, buradan kaçan militanların önce El Kaide, sonra IŞİD içinde faaliyet göstermesi, bu grupların 15-20 Kasım 2003’te, İstanbul’daki 4 intihar saldırısında 60’dan fazla yurttaşı öldürmesi ve örgütlerin eylemlerinde 20’den fazla güvenlik görevlisinin şehit olması da 12 Eylül’ün göz yumduğu sahte “Ilımlı İslam” projesinin şiddete dönüşmesinin vahim örnekleriydi…

Evet; 12 Eylül, sadece laik rejimi hedef alan dinci terörü miras bırakmadı… Ne yazık ki daha beteri de vardı…

İhtilal kimi besledi?..

Sağ- sol çatışmasını bitirme hedefi ile yapılan 12 Eylül darbesinin hataları sadece idamların, cezaevindeki işkencelerin ve faili meçhullerin acı sonuçlarını ortaya bırakmadı…

PKK’nın ayrılıkçı şiddeti neredeyse Türk-Kürt çatışması yaratmayı planlarken, dinci terör örgütlerine militan yetiştiren kaçak medreseler, dergahlar, tarikat-cemaat evleri de bir süre sonra laik rejimin önünde devasa bir tehdit haline geldi…

Ne yazık ki 12 Eylül ürünü ANAP’ın Nakşi yöneticilerinin tarikat ve cemaatlere göz yumması, Erbakan’ın iktidarı döneminde tarikat liderlerinin başbakanlık konutunda ağırlanması, diğer yandan da tüm bunlar içerisinde en tehlikeli yapı haline gelen Fethullah Gülen cemaatinin son 10 yıl içerisinde AKP eliyle palazlandırılması da, ihtilal sonrasının rejimin üzerine bir kaos olarak bıraktığı sinsi tezgahın sonuçlarıydı…

Evet; bugün 12 Eylül askeri darbesinin 40. yıl dönümü…

Darbeye gerekçe olan “kardeş kavgası“, yani sağ-sol çatışmasının önlenmesi iddiası ne kadar etkili oldu bilinmez ama askeri müdahale Türkiye’nin demokrasi tarihine sadece faili meçhuller, işkenceler ve idamlar bırakmadı, Atatürk’ün sağlam temeller üzerine kurduğu laik cumhuriyeti hedef alan gerici çetelerinin hegemonyasını da büyüttü…

Ne tuhaf ki, 12 Eylül sonrası palazlanan Fethullahçılar darbe ortamında göstermelik operasyonlarla enterne edilmeye çalışılırken, yıllar sonra kendilerini palazlandıran AKP’ye, yani devlete darbe yapacak kadar da büyütüldüler…

En acısı da, her fırsatta çeşitli kesimlerin laik cumhuriyeti korumasını bekledikleri Türk Silahlı Kuvvetleri’nin neredeyse üçte birinin 12 Eylül sonrası palazlanan Fethullahçıların müritleri olduğunun ortaya çıkması…

Söyler misiniz; ihtilalden 40 yıl sonra aşağıdaki soru haksız mıydı?

12 Eylül aslında kime ve neye darbe yaptı?..

Yanıtını biz verelim; Laik cumhuriyete!..

Alıntı: Mehmet Faraç

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | 12 Eylül aslında kime ve neye darbe yaptı?.. için yorumlar kapalı
Eyl 19

AL OLSA GEREK

AL OLSA GEREK

 

Durma güzelliği sev diyor aklım

Aklıma geliyor kalbimde saklım

Mutlu hareminde o ay duvaklım

Gönül kovanında bal olsa gerek…

 

Olmasın yürekler, kayalık dağlık

En büyük servettir sevgiyle sağlık

Engin gönüllerde barınmaz sığlık

Sevgi deryasında sal olsa gerek…

 

İnsanlık kendini çarpıp bölmesin

Şiddeti, vahşeti varsın bilmesin

Hakk’ın emri hariç kimse ölmesin

Destek olacak bir kol olsa gerek…

 

Niyetim sevene olmasın yazık

Hiç kimse kimseye atmasın kazık

Bilin ki sevgidir en büyük azık

Sevgi kervanına yol olsa gerek…

 

Nasıl olmuş aklım başımdan gitmiş

Aklım, fikrim, ruhum, bir aşka itmiş

Bu kez ben bitmişim, cananım bitmiş

Bu sevdaya düşen del ‘olsa gerek…

 

Sonsuz ihtiyaçtır su da, hava da

Sevgi artsın dünya adlı yuvada

Barış olsun, huzur olsun dünyada

O yerde adalet bol olsa gerek…

 

Kuzunun da hakkı vardır, kurdun da

Güven veren biri var mı ardında?

Mikropları tek tek yok et yurdunda

Dostun tutacağı el olsa gerek…

 

Hür yaşamak nedir diye bir sorsan

Heryeri kuşatmış terör ve korsan

Yaşamalı adam gibi diyorsan

Gökte dalgalanan al olsa gerek…

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , | AL OLSA GEREK için yorumlar kapalı
Eyl 18

SEVR ÖLDÜ MÜ?

SEVR ÖLDÜ MÜ?

Son zamanlarda Sevr adı kullanılmasa da, bire bir şartlarının uygulandığına ve Lozan’a üstü örtülü veya cepheden saldırıldığına, maalesef şahit oluyoruz. Sevr uygulamalarına bakalım.

Örnek 1:

Md.36 ve 72: “Türkiye… soy, din ve dil azınlıklarının haklarına dürüst, bir biçimde saygı göstermekte kusur ederse… Soy, dil ve din azınlıklarını da içeren ve halkın bütün kesimlerinin oransal temsilini sağlayacak nitelikte bir seçim sistemiyle, yerel bir Parlamento kurulacaktır.” gibi diğer birçok maddede ülkeyi üç azınlığa bölmekte ve onlara hukuk dışı haklar istemektedir. Halbuki Lozan’da bunlardan sadece dini (Müslüman olmayanlar) azınlık kabul edilmiştir Buna rağmen AB, ilerleme raporlarıyla dil ve soy azınlığı dayatılmaktadır. Bu yönde de terörü de ümitlendiren  birçok yasal adımlar atılmıştır. Bazı yönetimler, aydınlar, siyasetçiler ve partiler (HDP gibi) açıktan bu Sevr şartlarını savunmaktadırlar. 

Örnek 2:

Md. 62: “Fırat’ın doğusunda, ileride saptanacak Ermenistan’ın güney sınırının güneyinde… Suriye ve Irak ile Türkiye sınırının kuzeyinde, Kürtlerin sayıca üstün bulunduğu bölgelerin yerel özerkliği istenmektedir.  Sevr’in bu şartı 2013 “Çözüm sürecinde” denendi olmadı, bu amaçla başlatılan bölücü terör devam etmektedir.  Irak’ın Kuzeyinde gerçekleşti. Suriye’de mücadele devam ediyor.

Örnek 3: 

Md.144: “Osmanlı Hükümeti, l Ocak 1914’den beri, topluca öldürülme korkusuyla ya da başka herhangi bir zorlama yüzünden, yurtlarından kovulmuş, Türk soyundan olmayan Osmanlı uyruklarıyla, bunların üyesi bulundukları toplulukların malı olan ve yeniden bulunabilecek taşınır ya da taşınmaz malların, kimin elinde bulunurlarsa bulunsunlar, bir an önce geri verilmesi gerektiğini Osmanlı Hükümeti kabul eder.”

 

Md. 144/3 ve 4 fıkraları: 3’üncüde bir topluluğun, l Ocak 1914’den beri, mirasçısız olarak ölmüş ya da yitik bulunan üyelerinin bütün taşınır ya da taşınmaz mallarının kime aktarılacağı belirlenmektedir. Bu mallar, Devlet yerine, topluluğa aktarılabilecektir; 4’üncü de ise, l Ocak 1914’den sonra, taşınmaz mallar üzerinde yapılan bütün satış işlemleriyle, hak yaratan işlemlerin geçersiz sayılması istenmektedir,

Bilindiği gibi, bütün dünyada olduğu gibi bizde de toplulukların “taşınmaz” malları olmaz. Tapuda tescili yapılmaz. Taşınmazlar ancak “gerçek veya tüzel” kişiler için söz konusu olabilir. Buna rağmen bugün ülkemizde Lozan hükümleri de çiğnenerek “gayrimüslim” topluluklara taşınmazlar verilmekte ve tapuda tescil edilmektedir. Bunun örneği çoktur. Meselâ. 697 yılında inşa edilmiş Mardin Süryani kilisesi, kavaklıklar, tarlalar, mezarlıklar bir Hıristiyan vakfına verilmiştir. Buna karşılık Yunanistan Selanik’teki beş camiye ve Müslümanların tarihi mezarlıklarına el koyduğu için, Cuma namazı kılacakları yer bulamamakta ve ölülerini defnetmek için 200 kilometre uzaklıktaki Müslüman mezarlığına taşımak zorunda kalmaktalar. Yani Lozan ve uluslararası hukuk yerine Sevr şartı uygulanmaktadır. 

Fikir vermeye bu kadar örnek yeterlidir. Görüldüğü gibi bazıları bilerek veya bilmeyerek devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine “Sevr”i savunmaktadırlar. Ülkemizin “Beka” sorunu yaşadığı bir sırada bu kadar “ihanet”, “gaflet ve dalalet” kabul edilemez. Herkes oturup bu işin sonu nereye varır diye  düşünmelidir.

 

Alıntı: Sadi SOMUNCUOĞLU

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , | SEVR ÖLDÜ MÜ? için yorumlar kapalı
Eyl 17

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Şans, verimli bir çalışmaya bağlıdır.” İran Atasözü                                                                                     

 * “Hata, daima aceleciliktedir.” Thomas Fuller                                                                                                   

* “Dil epsem, baş esen.” Epsem = susmak   Türk Atasözü

* “Rütbelerin en yücesi ilim rütbesidir” Hz. Muhammed

* “İftihar ve şeref ancak ilim erbabına yaraşır. Çünkü onlar insanlara hidayet yollarını gösterirler.” Hz. Ali

* “Şefkat öyle bir dildir ki, sağır da işitebilir. Kör de okur.” Mark Twain

* “İnsan duygularına değil, yaptıklarına hâkim olur.” Johann Lavater

* “Bazen fikirlerini de değiştirmelisin. Çünkü sen fikirlerinin kölesi değil, sahibisin.” Namık Kemal

* “Görev; büyük şey yapmak değil, gerekeni yapmaktır.” A. Carrel

* “Memleketimiz, şu iki şeyin memleketidir: Biri çiftçi, diğeri asker. Biz çok iyi çiftçi ve çok iyi asker yetiştiren bir milletiz. İyi çiftçi yetiştirdik; çünkü

topraklarımız çoktur. İyi asker yetiştirdik; çünkü o topraklara göz diken düşmanlar fazladır.” Mustafa Kemal Atatürk

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Eyl 16

Oruç Reis, Soros sınırını neden geçemiyor?…

Oruç Reis, Soros sınırını neden geçemiyor?…

Bir gururumuzun da üzerine gölge düşmese, bir sevincimiz de kursağımızda kalmasa olmaz…

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım’ın, şu sıralar  “2. NAVTEX Zaferi”ni kutladığımız Oruç Reis gemisinin araştırma sahası sınırlarıyla ilgili ciddi iddiaları var.

Yalım diyor ki;

“Türkiye’nin 27 Şubat 2020’de, Birleşmiş Milletler’e deklare ettiği Doğu Akdeniz Kıta Sahanlığı Sınırı 26° 19′ 12” Doğu boylamından geçmesine rağmen başta Oruç Reis Gemisi olmak üzere Sismik Araştırma yapan gemilerimiz 28. Boylamın batısına geçemiyor” yani “ilan ettiğimiz kıta sahanlığında araştırma yapamıyor.”

Neden?

Yalım’a göre, “Çünkü, SOROS’un Uluslararası Kriz Grubu (International Crisis Group) örgütü Mart 2012’de yayınladığı haritada, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığını 28. boylamdan geçirdi….”

Yine Yalım’a göre, “Doğu Akdeniz’deki Türk Kıta Sahanlığı’nın belirlenmesi için Kamu Diplomasisi ve Halkla İlişkiler çalışması yürütenlerin ortak özelliği de Soros’un dayattığı “28. boylam”da mutabık kalan isimler olmaları” ve bu yönde bir algı mühendisliğine soyunmaları…

Zaten, Yunanistan da bundan cesaret alarak aslında “burada oluşan boşluğu doldurarak Mısır ile olan sınırını 28. Boylamdan başlattı ve sınırı batı istikametinde 26. Boylama kadar uzattı.”

Şu boylam, bu boylam deyince pek bir şey ifade etmiyorsa şöyle belirteyim; Yalım’ın yenilir yutulur olmayan tezine göre “mavi vatan”da fiilen terki söz konusu olan  alan 80 bin kilometrekare!

Sormak hepimizin vazifesi bu nedenle:

Türkiye, TPO’ya ruhsat verirken BM’ye deklare ettiği kıta sahanlığı haritasını mı dikkate alıyor yoksa Soros’un çizdiği haritayı mı?

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | Oruç Reis, Soros sınırını neden geçemiyor?… için yorumlar kapalı
Eyl 15

EŞEK ANIRDI, ABDEST BOZULDU

EŞEK ANIRDI, ABDEST BOZULDU

Bir köye imam atanır. Köylü ile çok güzel anlaşır. Bu arada her eşek anırışında, köylünün abdest yenilediğini görür ve buna bir anlam veremez. Dikkatini çeken bu durumun nedenini sorar. İçlerinden birisi, yıllar evvel köyün imamının, “eşeğin anırdığını duyarsanız abdestiniz bozulur” dediğini, o yüzden de, yıllardır bunu uyguladıklarını söyler. İmam, böyle bir şeyin olamayacağını söyleyerek olayı araştırır.

Öğrenir ki, uzun yıllar önce, köyde su olmadığı için köy halkı toprakla abdest alır, yani teyemmüm yaparmış.

Köye su, eşeklerin sırtında taşındığı için o zamanın imamı bir vaazında; “köyde su olmadığı için, abdestinizi toprakla alabilirsiniz ancak, eşeğin sesi duyulduğunda sırtında su taşıdığını bildiğiniz için, toprakla alınan abdest bozulur; çünkü artık su vardır” demiş. Ancak, vaazı gönülsüz dinleyen bir köylü, sadece “eşek anırmasını duyarsanız abdest bozulur” kısmını duyup, bunu da halka yaymış. Herkes buna inanmış ve uygulamış.

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | EŞEK ANIRDI, ABDEST BOZULDU için yorumlar kapalı
Eyl 14

ABD, Yunanistan, Fransa ve Almanya, Ege ve Akdeniz’de Türkiye’nin önüne yeni setler inşa ediyor!

ABD, Yunanistan, Fransa ve Almanya,  Ege ve Akdeniz’de Türkiye’nin önüne yeni setler inşa ediyor!

 

Milli Savunma Bakanlığı eski genel sekreteri, emekli Kurmay Albay Ümit Yalım şu bilgileri paylaştı:

*”Türkiye, Ayasofya ve Kanal İstanbul tartışmaları ile oyalanırken, ABD ve Yunanistan, Türk Boğazlarını devre dışı bırakacak bir projeye imza attı.

*Yunanistan ile ABD arasında 05 Ekim 2019’da imzalanan Savunma İşbirliği Anlaşması, 30 Ocak 2020’de Yunanistan Parlamentosu tarafından onaylandı. ABD, Yunan Parlamentosu’nun onayladığı anlaşma kapsamında, Larissa, Stefanovikeio ve Dedeağaç bölgesinde Askeri Üs açma hakkını elde etti.

*ABD, Yunanistan ile yaptığı anlaşma kapsamında 22 Temmuz 2020’de, Dedeağaç bölgesine askeri helikopter, askeri araç ve mühimmat yığınağı yaptı.

*Askeri yığınağın tamamlanmasını müteakip Dedeağaç ABD Deniz ve Hava Üssü 23 Temmuz 2020’de, resmi törenle açıldı. Törene, Yunan Savunma Bakanı Nikolaos Panagiotopoulos, ABD’nin Atina Büyükelçisi Goeffrey Pyatt ve Dedeağaç’ta konuşlu Yunan 12. Mekanize Piyade Tümeni’nin Komutanı katıldı.

 *ABD’nin Deniz ve Hava Üssü açtığı Dedeağaç bölgesi, 1923 Lozan Antlaşması’na göre gayriaskeri statüde. Lozan Antlaşması’ndaki Trakya Sınırlarına İlişkin Sözleşme gereği, Türkiye ile Yunanistan ve Bulgaristan arasında bulunan sınırın her iki tarafında 30 km. genişliğinde gayrıaskeri bölge belirlendi.

*Yunanistan ve ABD, Lozan Antlaşması’nı ihlal ederken, iktidar, olanı biteni turist gibi seyretti. Yunanistan’a müzik notası bile verilmedi.”

***

İç meselelere fazla daldığımız zaman, Türkiye’nin etrafında telafisi çok zor olaylar gelişiyor. Yunanistan’ın, 2004 yılında, 18 Türk adasını, AKP iktidarının onayı ile işgal etmesi gibi… Şimdi de hepimiz Ayasofya’yı konuşurken, ABD, Yunanistan, Fransa ve Almanya,  Ege ve Akdeniz’de Türkiye’nin önüne yeni setler inşa ediyor!

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | ABD, Yunanistan, Fransa ve Almanya, Ege ve Akdeniz’de Türkiye’nin önüne yeni setler inşa ediyor! için yorumlar kapalı
Eyl 13

“Deli” denilen Rus Çarı Petro Romanov (1672-1725)

“Deli” denilen Rus Çarı Petro Romanov (1672-1725)

İnanın, özellikle bizim için dehşet bir örnek.

Öyle bir örnek ki, bizler o Rus Çarı Petro’ya “Deli” sıfatı takmış insanlarız!

Pekiyi, neden deli sıfatı takmışız?

Buyurun okuyalım; bu adam nasıl deli imiş?

Deli Petro, 22 yaşında Çar olduğunda ilk yaptığı iş, Rusça gazetenin çıkışını sağlamak oldu.  Ardından Ruslara, Avrupa’nın kullandığı Jülyen Takvimine geçilmesi emrini verdi.

Kadınların kendi rızası olmadan evlendirilmesini yasakladı.

Rus alfabesini geliştirdi.

Evrensel kitapları Rusça‘ya çevirtti. Bu kitap çevirme işinde Kuran-ı Kerim de var!

İlk hastaneyi ve ilk tıp fakültesini kurdurdu.

Rus kilisenin siyasete müdahalesine son verdi.

Avrupa’daki bilimsel gelişmeleri görmek için gezilere çıktı.

Ünlü Alman bilim adamı Leibniz ile dostluk geliştirdi.

Leibniz‘in tavsiyesiyle, Saint Petersburg Bilimler Akademisi‘ni kurdu.

Akademi masrafları gümrük ve liman gelirlerinden karşılandı.

Akademiye katılan yabancı bilimcilere üç katı maaş verdi.

Avrupa’nın en önemli bilim adamları Rusya’ya geldi.

İlk bilimsel dergiyi çıkarttı.

Avrupa’nın en önemli kütüphanelerinden birini kurdurttu.

Uzay Gözlem Enstitüsü, botanik bahçesi, müze, basımevi, sanat atölyelerikurduruldu.

Üye ve başkanlar, Akademi’de yapılan oylamayla seçildi.

Deli” Petro dedikleri insan hiç müdahale etmedi.

300 yıl sonra…

Rusya Bilimler Akademisi üyeleri, bugüne kadar 20 Nobel aldı.

 

 

Alıntı

 

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , | “Deli” denilen Rus Çarı Petro Romanov (1672-1725) için yorumlar kapalı
Eyl 12

Ayasofya’ya sığınmak ve Osmanlı şerbeti!

Ayasofya’ya sığınmak ve Osmanlı şerbeti! 

İstanbul iki defa fethedildi. Birinci fetih 29 Mayıs 1453’te, ikinci fetih 6 Ekim 1923’te gerçekleşti. Birinci fetihte Ayasofya camiye, ikinci fetihten sonra ise 24 Kasım 1934’te müzeye çevrildi.

Ayasofya’nın yeniden camiye çevrilmesine geçmeden önce, Said Öztürk’ün konuyla ilgili bilimsel makalesinden, birinci fetih öncesi yaşananları aktarmak istiyorum:

“Dukas’ın anlattıklarına bakılırsa, İstanbul’un fethinin yaklaştığını ve şehrin düşeceğini anlayan yerli halk, bütün kadın ve erkekler, rahip ve rahibeler ‘Büyük Kilise’ye yani Ayasofya’ya sığınmışlardı. Zira uzun zamandan beri bazı yalancı falcılar, Türklerin askeri kuvvetle şehre gireceklerini, Bizanslıları keseceklerini ve Türklerin bu yürüyüşlerinin büyük Konstantin’in sütununa yani Çemberlitaş’a kadar varacağını, ondan sonra gökten bir meleğin elinde kılıçla ineceğini ve sütunun yanında bulunacak olan ismi meçhul sade ve fakir bir adama imparatorluğu ve kılıcı vererek ona ‘Bu kılıcı al ve Allah’ın kavminin intikamını al’ diyeceğini, o zaman Bizanslıların Türkleri takip ederek İran hudutlarına kadar kovalayacağını söylüyordu..

Halk, bu anlatılanlara inanarak Ayasofya’ya sığınmıştı. Bir saat içinde o muazzam mâbed tamamıyla erkek ve kadınlarla dolmuş idi. Mâbedin alt ve üst katları, avluları ve her bir yeri sayısız insan tarafından işgal edilmişti. Mâbed dolduktan sonra, içeridekiler kapıları kapattılar; kurtuluşlarını mâbedin kerametinden bekliyorlardı.”

***

Peki şimdiki iktidar, neden ibadete açtığı Ayasofya’nın kerametine sığınıyor? İlk ibadet gününün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Batılı devletler tarafından tanınması anlamına da gelen Lozan Antlaşması ile aynı güne denk getirilmesi, önemli bir mesaj değil midir? Abdurrahman Dilipak’ın Yeni Akit’teki yazısında “Sadece Hilafet, ya da Ortodoks Cemaatinin daimi temsilcilik Konsülü değil, bir de Osmanlı Milletler Topluluğu olacak.” demesi bu mesajın ne oluğunu izah etmiyor mu?

Şu habere bakın:

“Çorum’da ‘Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nin 86 yıl aradan sonra cuma namazıyla ibadete açılması törenle kutlandı.

Çorum Belediyesince 15 Temmuz Şehitleri Hürriyet Meydanı’nda düzenlenen törende Mehteran Takımı konser verdi.

Fetih Marşı ile başlayan etkinlikte vatandaşlar, Türk bayraklarıyla mehter takımının seslendirdiği parçalara eşlik etti. Etkinliğe katılanlara Osmanlı şerbeti ikram edildi.”

Ayasofya’nın ibadete açılmasıyla birlikte Türkiye’de rejim değişikliği yapabilmek için halka “Osmanlı şerbeti” içiriliyor!

“Yeni Osmanlı” dedikleri ise “Büyük Orta Doğu Projesi”dir. Bu da “Büyük İsrail” demektir! Ama milyonlarca insan, projeyi anlamıyor, “Büyük Osmanlı yeniden kurulacak” zannediyor! Tıpkı birinci fetihten önce Ayasofya’ya sığınan insanlar gibi…

***

İstanbul’u üç dinin merkezi haline getirmek fikri de 1949’da açıklanmış bir ABD projesidir.

Aytunç Altındal, konuyu bana şöyle anlatmıştı:

“İstimlak sonunda İstanbul’un üç vilayete bölünmesi, Kadıköy-Üsküdar’ın bir vilayet, Eminönü, Fener, Balat, Edirnekapı’ya kadar, Sultanahmet ve Ayasofya’nın da içinde olduğu merkez bölgenin bir vilayet ve geride kalan bölgelerin bir vilayet olması planlanıyordu.

Bu ortadaki merkez bölge ise üç dinin merkezi olacaktı. Fener Patrikhanesi’nin Vatikan modeli ile genişletilmesi, aynı şekilde Yahudiler için büyük bir sinagog inşa edilmesi ve Sultanahmet Camii’nin de Müslümanların merkezi yapılması öngörülüyordu. Ayrıca Kariye Camii de ‘Makarrı Hilafet’ olarak tespit ediliyordu. Bütün istimlak faaliyetleri bu üç din merkezinin çevresinde bulunan yerlerin açılması içindi. Bu İstanbul’un Bizanslaştırılması demekti.”

“Ayasofya” konusunu “Kanal İstanbul” ve “Hilafet” ve “Ortodoks konsülü” ile birlikte düşünün? İstanbul kaça bölünüyor?

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | Ayasofya’ya sığınmak ve Osmanlı şerbeti! için yorumlar kapalı