Ağu 19

YİNE Mİ “KANDIRILDIK”?

YİNE Mİ “KANDIRILDIK”?

9 Şubat 2016’daki tarihi değere sahip sorusunu TBMM’nin resmi tutanaklarından açıklayayım:

Bülent Kuşoğlu (Ankara) – “Sayın Bakan, konuşmamda belirttim; enerji zor bir konu, Türkiye için daha da zor.

Tabii dış politikayla da bağlantılı…

Dış politikayla bu kadar bağlantılı ve dışarıya da bu kadar enerji konusunda bağlıysak büyük sıkıntılar var demektir.

Ben özellikle Kıbrıs’taki bu doğal gaz meselesini sormak istiyorum.

Biz onu ihmal ettik senelerden beri…

Hâlbuki Türkmenistan’dan sonra galiba en büyük doğal gaz kaynakları o civarda var.

Onları İsrail, Güney Kıbrıs, Yunanlılar ve Mısır birlikte işletmeye çalışıyorlar, biz devre dışı kaldık uzun zamandan beri.

Önemlidir, orada bir pay sahipliğimizin olması lazım.

Orada nasıl bir stratejiniz var?

Ben şimdiye kadar sizden önceki Sayın Bakana hep sorardım bunu, hiç cevap alamadım; bu konuda bir stratejimiz, bir politikamız sanki hiç yokmuş gibi davrandı.

Nasıl bir politikamız olacak bu konuyla ilgili çünkü dış politikayı da ilgilendiren çok önemli bir konu.”

Değerli okurlarım

Kuşoğlu, AKP’li eski enerji bakanlarına sorduğu ve yanıt alamadığı soruyu bu kez 4,5 yıl önce Berat Albayrak’a soruyor.

Şu cümleye şu uyarıya dikkat eder misiniz?

İsrail, Güney Kıbrıs, Yunanlılar ve Mısır birlikte işletmeye çalışıyorlar, biz devre dışı kaldık uzun zamandan beri…”

Muhalefet daha ne yapsın? Türkiye’nin karşısında Doğu Akdeniz’in doğal kaynaklarının işletilmesi için 4 ülkenin işbirliği yaptığını söylüyor.

Devrin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın cevabını TBMM resmi tutanaklarından sunuyorum:

“Bülent Bey, zannediyorum siz demiştiniz “Ciddi bir rezerv var” diye. Orada çok ciddi bir rezerv şu an itibarıyla yok.  Büyük bir ihtimalle, henüz, birden fazla farklı resmî otoritenin onayladığı büyük bir rezervden bahsedilmiyor. Muhtemelen, birçok farklı kaynağın şu an itibarıyla ortaya koyduğu rezerv miktarı 1 trilyon metreküpün altında. Dünyada 4 büyük gaz üreticisi ve rezerve sahip ülkeden bahsediyorsak İran, Rusya, Türkmenistan ve Katar’dan bahsediyoruz. Yani, bu gaz rezervi çok önemli mi?”

Bülent Kuşoğlu: – Dünyada 2’nci büyük rezerv olduğu söylendi bir ara.

Berat Albayrak  (İstanbul) – “Söylenenler var ama ispatlanan, onaylanan uluslararası kriterde bir rakam yok ama ciddi bir gaz var mıdır, bu, Türkiye’ye bir alternatif midir, pazar oluşturabilir mi, Avrupa arz güvenliğiyle ilgili değerlendirilmesi gereken bir kaynak mıdır bilinmiyor…”

Değerli okurlarım,

Albayrak maalesef farkında değil, “… Birden fazla farklı resmî otoritenin onayladığı…” diye bir bilgi veriyor. AKP iktidarını, “Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz yok” diye anlaşılan kandırmışlar.

Değerli okurlarım,

Albayrak, 27 Kasım 2019 tarihinde Hazine ve Maliye Bakanlığının 2020 yılı bütçesini sundu. TBMM resmi tutanaklarından sunuyorum:

“Size güzel bir haber vereceğim: 2020’lerde inşallah. Türkiye -birileri de üzülüyor ya bundan- gerek Doğu Akdeniz’de gerek Karadeniz’de kendi gemileriyle, kendi sismik datalarıyla, bunları yorumlayacak kendi yerli mühendisleriyle çok etkin ve güçlü bir saha çalışması içerisinde, inşallah. Çok net şunu ifade ediyorum: Türkiye, 2020’lerde bu anlamda da çok güzel haberlere uyanacak.”

CHP İzmir Milletvekili Bedri Serter, “Dalga geçiyor…” diye konuşunca, Albayrak özetle şunları söyledi:

“Ha, bu iş biraz biliyorsunuz matematik ve istatistik ama o istatistiğin, “probability”nin ihtimal oranı arttırdıkça ihtimal noktası da artıyor çünkü yüzde 100 diye bir husus yok. Datayı inceliyorsunuz, bir kuyu kazıyorsunuz, yanına şu bu; 1’inci kuyu, 2’nci kuyu, 10’uncu kuyu, 20’nci kuyu…

Türkiye bu noktada istikrarlı arama çalışmalarıyla gerek off-shore denizde gerek on-shore karada, 2 denizimizde de bu dönemdeki etkin süreçte ekonomisindeki bu güçlü iyileşmenin üzerine bir de inşallah bu pozitif neticeleri aldığında Allah’ın izniyle çok daha iyi bir noktaya gidecek.

İşin ekonomik ayağı ne kadar içinde, ne kadar dışında? Ben bu detaya çok girmeyeceğim…”

Değerli okurlarım,

Atı alan Üsküdar’ı geçti. Berat Bey, İnşallah, Maşallah politikasıyla görüş açıklıyor, “Yüzde 100 diye bir husus yok…” diyor “Güzel bir bilgi” diyor…

–   Kim kandırılıyor?

–   Kim devletin çıkarlarını ısrarla savunuyor?

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | YİNE Mİ “KANDIRILDIK”? için yorumlar kapalı
Ağu 18

KIZIYORUM!

KIZIYORUM!

 

Cennet gibi dünyayı bitirdik hep birlikte

O korkunç kıyameti getirdik hep birlikte

Ar, edebi, hayâyı yitirdik hep birlikte

Bunca zehirli tavrı derene kızıyorum!

 

Nasıl kızmayayım ki söyle ben bu âleme

Ham söz gelse de dile gelmiyor ki kaleme

Kinle dolmuş yürekler yakışmıyor âdeme

Zalimlerle bir olup durana kızıyorum!

 

Her aşa nane olup açmayın hiç yaremi

Dünyada canlıların elbet vardır haremi

Arsızlıkla savaştım, bulamadım çaremi

Bir kapıdan destursuz girene kızıyorum!

 

Mucize yaratılış kurumasın bu pınar

Bir insanlık yarası durmaksızın hep kanar

Akıl hazinesinden cimrilik eden yanar

Bu hayatı tersinden görene kızıyorum!

 

Çok sabırlıyım amma aslında her hususta

Şeytandan belge almış birileri bir kursta

Her konuyu bilen var, her konuda çok usta

Şanlı orduma kumpas kurana kızıyorum!

 

Ne olmuş bu insana her biri haddi aşmış?

Daha tavuk olmadan takalara ulaşmış

Şerefli mahlûk iken her pisliğe bulaşmış

Haine bu fırsatı verene kızıyorum!

 

Göz ve kulak ikidir iyi aylansın diye

Ağız birdir, dil birdir, bir kez söylensin diye

Rabbim nimetler vermiş insan soylansın diye

İtikadı, imanı yerene kızıyorum

 

Bu kadar haksızlığı Hak terazisi almaz

İnsan olan bir insan gaflete asla dalmaz

Saygısızlık ödülü verilse ödül kalmaz

Yanlışa doludizgin varana kızıyorum

 

Kötülüğe ram olup her yanını bürütmüş

Adaletten kaçarak hayatını çürütmüş

Şeytanca yaşayarak ne bulursa yürütmüş

İnsanları canice vurana kızıyorum

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , | KIZIYORUM! için yorumlar kapalı
Ağu 17

Başkasının Benliği ve Kimliğiyle Var Olmak!

Başkasının Benliği ve Kimliğiyle Var Olmak!

İnsanlar yaşam boyunca onaylanma ve sahiplenilme arzusu içindedirler.

*

Bu davranış bilinçli olabildiği gibi bilinç dışı da gelişir.

Bu kişiler, içinde bulundukları “yalnızlık” ve “önemsizlik” korkularından “benliklerini başkasına sunarak”  kurtulacakları yanılsamasını yaşarlar.

*

Bir bilinçaltı korku biçimindeki yalnızlık, güçsüzlük ve önemsizlik duygularının “sahipsizlik” ve “koruyucu bir güçten yoksunluk” ile de eş anlamlı olduğunu düşünüyorum.

*

Bu durumdaki insanlar fiziki ya da sosyal varlığını yok ederken, sahiplenildiklerini ve kendisinden daha büyük bir güç tarafından “kabul edildiklerini“, “tanındıklarını” ve “onaylandıklarını” sanırlar.

*

Rumen deneme yazarı ve ahlakçısı Cioran, Çürümenin Kitabı‘nda, insanların, kendilerini telef edenlere karşı tutumlarını ayrıntılı biçimde incelemektedir.

Cioran, Varlığının haklılığını kanıtlama” duygusunun, kitlelerde, şiddetli bir otoriteye uyma ihtiyacı doğurduğunu söyler.

Başkasının Benliği ve Kimliğiyle Var Olmak!

Hayatta, herhangi bir bilginin, kültürün, eserin, teknolojinin üreticisi olamayan insanlar, başkalarının esiri olmaya mahkûmdur.

Bu tür insanlar, yukarıdaki psikolojiyle “tabi olmaya” can atarlar.

*

Çünkü, dilleriyle ifade etme bilincinde (ve cesaretinde) olmasalar da, kendilerini gereksiz hissederler.

Heidegger’in “dasein” (okunuşu: dazayn) sözcüğüyle kavramsallaştırdığı “varoluş” çabasına girerler.

Varolmak, dünyada haklı bir yer işgal etmek anlamına gelmektedir.

*

“İnsanın onay arayışı”, benliğini (ruhunu) satıp köleleşmekle de sonuçlanabiliyor. “Kendini aldatan insanın” temel yanılgılarından biri köleliği özgürlük olarak algılamasıdır.

Sonuçta, kendiliğinden varolamayanlar, başkasının benliği ve kimliği altında, ona tabi olarak varolmaya çalışıyor.

*

Fromm’un deyişiyle, “Korkmuş birey, kendisini bağlayacak bir kimse ya da bir şey arar; artık kendi bireysel beni olmaya dayanamaz ve panik içinde ondan kurtulmaya, bu yükü, yani benliğini yok ederek yeniden güven duymaya çabalar.”

 

Alıntı: H.Cevizoğlu

Posted in Gündem | Tagged , , | Başkasının Benliği ve Kimliğiyle Var Olmak! için yorumlar kapalı
Ağu 16

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “İnsan, kendi milletinin mutluluğuna ne kadar değer veriyorsa bütün dünya milletlerinin mutluluğuna hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır.

En uzakta zannettiğimiz bir olayın bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için insanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir.

“Dünyanın filân yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne?’ dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa, tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla ilgilenmeliyiz.” Mustafa Kemal Atatürk

* “Zalimleri bağışlamak, yoksullara cefadır.” Sadi Şirazi

* “Durgun su, kir tutar.” A. Arthaber

* “Buğday ekmeğin yoksa buğday dilin de mi yok?” Türk Atasözü

* “İnsan sözünden hayvan yularından tutulur” Türk Atasözü

* “Ver Lefter’e yazsın deftere!” Türk sloganı

* “Haklarımız, görevlerimizi yerine getirdikçe artar.” Akif Cemil

* “İnsan özgür olmadan, mutlu olamaz.” Dante

* “Nerede olduğunu bilmeyince, saadeti aramamalı.” Rousseau

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Ağu 15

“En kötü altı kâbusum”

“En kötü altı kâbusum”

Washington Devlet Üniversitesi Biyokimya ve Temel Tıp Bilimleri Profesörü Martin L. Pall, 17 Aralık, 2019’da, elektromanyetik dalgaların insan vücuduna etkisi üzerinde bilimsel bir makale yayınlamıştı. Pall, “En kötü altı kâbusum” başlığı altında, şu uyarıları yapmıştı:

1-Hızlı ve geri döndürülemez bir çarpışma olursa, insan üremesi sıfıra yakın dereceye kadar düşebilir.

2-Kollektif beyin fonksiyonlarımız çökebilir.

3-Çok erken bir şekilde Alzheimer ve demanslar başlar.

4-Küresel çapta otizm ve hiperaktivite yaygınlaşır.

  1. İnsan gen havuzunda büyük bir bozulma meydana gelir.
  2. Bütün yaş aralıklarında ani kalp ölümleri gerçekleşir.

Görüldüğü gibi bahsedilen hastalıkların ortak özelliği sinir sistemini tahrip etmesi!

Sebepleri ise cıva, alüminyum ve elektromanyetik radyasyon!

Tıp dünyası, bu bilimsel iddiaları tartışamıyor bile…

Alıntı

 

Posted in Yazılarım | Tagged , , , | “En kötü altı kâbusum” için yorumlar kapalı
Ağu 14

MEZHEP FARKLILIĞI

MEZHEP FARKLILIĞI

Bir aslan, horoza dost olur ve horoza der ki; “Eğer başına bir sıkıntı gelirse ağaca çık ve ezan oku. Ben hemen gelirim.”

Bir gün horoz kendisine doğru gelen bir tilki görür ve hemen ağaca çıkar. Ezan okumaya başlar. Ezan bitince aşağıdan tilki; “zan bitti artık ağaçtan inde birlikte namaz kılalım” der.

Horoz: “Ben müezzinim az bekle imam gelecek. İmam gelince kılarız.”

O sırada tilki bir bakar ki, kendisine doğru bir aslan geliyor. Yavaş yavaş ters tarafa dönerek koşmaya başlar.

Ağacın üstündeki Horoz: “Beklesene imam geldi. Birlikte namaz kılacağız”

Tilki kaçarken cevap verir: “Kusura bakma bu imam bizim mezhepten değil”

Posted in Fıkralar | Tagged , , , | MEZHEP FARKLILIĞI için yorumlar kapalı
Ağu 13

Tabela adları ayrıntıdır; Türkçe yok ediliyor.

Tabela adları ayrıntıdırt; Türkçe yok ediliyor.

Türk Dil Kurumu, Batı dillerinden girmiş kelimelerin istilasına karşı bir rapor hazırlayıp Saray’a sunmuş. Keşke dilimizdeki uydurukçalar için de bir rapor hazırlasaydı. Reis, bu kelimelere karşı hassas. Nihad Sami Banarlı‘nın “Türkçenin Sırları” kitabını tavsiye etmişti. Fırsat bu fırsat.

Global dünyada başka dillerden kaçış yok. Ama kullanmanın da bir yeri var.

Özenti insanı özünden koparıyor. Hiç gereği yokken neden dükkân, hastahane, şirket adları yabancı dilden?

Türk Dil Kurumu kelime uydursun diye kurulmadı; dilimize sahip çıksın diye kuruldu. 12 Eylül öncesinde, uydurukçacılarla Türkçemize sahip çıkanlar arasında büyük kavgalar yaşandı. “Türkçü” diyeceğimiz isimler, dilimize yerleşmiş Arapça-Farsça kelimeler kalsın diyen Ömer Seyfettin çizgisinde yürürken, uydurukçacılar, kendilerince Türkçemizde yer tutmuş Arapça, Farsça kelimelere savaş açtılar. “Türkçü” olmadıkları hâlde Türkçü kesildiler. Masalımıza, destanımıza, şiirimize, atasözümüze, deyimimize mana yükleyen kelimeleri atarsan geriye ne kalır?!

“Ömer Seyfettin çizgisinde” dedim. Genç Kalemler‘de, Türk Yurdu‘nda 20. yüzyılın başında verilen mücadelelere girmeyeceğim. Ziya Gökalp‘ten teşvik gören Ömer Seyfettin‘in manifestosunu kolayca bulur okursunuz. (Biz de yayınladık: Ömer Seyfettin, Türk Ülküsü. Üç dil yazısı yanında, Vatan Yalnız Vatan, Yarınki Turan Devleti, Türkçülük Mefkûresi, Millî Tecrübelerden Çıkarılmış Amelî Siyaset kitapçıklarını Osmanlı yazısından açıklamalı aktardık. Bilge Kültür Sanat Yayınları).

En “Türkçü” kim? Nihal Atsız değil mi?! Ne diyor:

“Türkiye’de millî ülkünün hükümetler eliyle yok edilmesinden ve millî eğitimin başına uzun yıllar kozmopolit unsurların gelmesinden sonra kültürün bütün alanlarında olduğu gibi ‘dil’ de de bir yozlaşmanın ve soysuzlaşmanın başladığı bilinen, görülen bir gerçektir.

Türkçeyi Türkleştirmekle, Türkçeleştiriyoruz diye bozmanın birbirine karıştırıldığı zamanımızda, ortada görülen manzara aklın, mantığın ve bilginin safdışı edilmesidir.”(Ötüken, “Bozulan Türkçe”, S. 11, 30 Ekim 1968).

En “Türkçü” kim? Millî Kütüphane’nin kurucusu, eski Kültür Bakanlığı Müsteşarı Adnan Ötüken değil mi?! Ne diyor: (Orhan Seyfi Orhon‘dan naklediyorum.)

“Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü ile Türk Dili İçin adlı kitaplar neşrediyordu. Size bunların 1968’de basılan ‘VI’ No.lu kitaptan ‘Bir garip hadise’ adlı yazısını alayım: / -İki üç sene önce ‘Rus ilimler akademisi’nden Türkolog profesör Komonov, dil kurumunun daveti üzerine Ankara’ya gelmiş, millî kütüphaneyi de ziyaret etmişti. Orada görüşmüştük. / Bu zatın esas vazifesi Rusya’da Türklerin dillerini bozmaktır. Muhtelif bölgelerdeki Türklerin birbirini anlamaz hale gelmeleri için çalışan teşkilâtın başındadır. / Komonov’un şu sözünü hiç unutmayacağım: / -Efendim, siz ‘millî kütüphane’ diyorsunuz. ‘Eser şart’ diyorsunuz. ‘Meselâ’ diyorsunuz. Artık bunlar eski Türkçedir. Sizde ne güzel yeni kelimeler var! / Kendisine şu cevabı verdim: /- Siz Rusya’daki Türklerin dilini kâfi derecede tahrip ediyor, bozuyorsunuz. Burada da mı bu işi yapmak istiyorsunuz?”(“Adnan Ötüken”, Son Havadis, 7 Mart 1972).

“Hecenin Beş Şairi” içinde sayılan ünlü şair ve yazar Orhan Seyfi Orhon‘un, “Adnan Ötüken‘in vefatı üzerine yazdığı yazısında, “Türk dilinin başına gelenler korkunçtur. Bugün Türk dili tahrip edilmektedir.” diyor.

O yıldan bu yıla ne değişti?

Türkçe bitik.

 

Alıntı: Arslan Tekin

Posted in Gündem | Tagged , , , | Tabela adları ayrıntıdır; Türkçe yok ediliyor. için yorumlar kapalı
Nis 02

DOĞRU SÖYLEYENİ 9 KÖYDEN KOVMAKLA KALMAZLAR…!!!

DOĞRU SÖYLEYENİ 9 KÖYDEN KOVMAKLA KALMAZLAR…!!!
Hatta öldürürler…
Muhsin Yazıcıoğlu…
Gün Sazak…
Eşref Bitlis…
Uğur Mumcu…

Necip Hamlemitoğlu… Ve pek çokları gibi!..

Fransa’da Üç kişi giyotinle idama mahkûm olur!

Bunlardan biri papaz, biri hâkim, biri de fizikçidir.
*İdam sehpasına ilk papaz çıkarılır. Başını giyotinin altına yerleştirir ve sorarlar:
– Son sözün nedir?
Der ki:
– Ben Allah’a inanıyorum, O beni kurtaracaktır. Allah… Allah… Allah…
Giyotini indirdiklerinde boynuna birkaç santim kala giyotin durur. Halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır:
– Onu serbest bırakın; Allah sözünü söylemiş ve onu korumuştur.
Böylece papaz idam edilmekten kurtulur…

 

*Sıra hâkime gelir, ona da sorarlar:
– Demek istediğin en son söz nedir?
Der ki:
– Ben papaz gibi Allah’a inanmıyorum. Ama adalete güveniyorum. Adalet… Adalet… Adalet…
Giyotini indirirler, giyotin hâkimin de boynuna birkaç santim kala durur…
Bunun üzerine insanlar tekrar şaşırır ve bağırırlar:
– Adalet sözünü söyledi, onu serbest bırakın.
Böylece hâkim de boynunun kesilmesinden kurtulur…

 

*Sıra fizikçiye gelir. Ona da;
– Son sözünü söyle derler
Der ki:
–Ben ne Papazım ne de Hâkim. Ben bilime inanırım, adalete de güvenmem. Bildiğim tek şey şudur: Giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor.

Görevliler giyotini kontrol edince gerçekten de bir düğüm olduğunu görürler. Düğümü açıp tekrar bırakırlar, böylece fizikçinin başı bedeninden kopar!

Kıssadan hisse: Toplumdaki “düğümler” ve sorunlara işaret edip gerçekleri söylemenin vahim sonuçları olabilir!
Gerçeği söylemeye cesareti olanlar, bedel ödemeyi göze almalıdır.

 

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , | DOĞRU SÖYLEYENİ 9 KÖYDEN KOVMAKLA KALMAZLAR…!!! için yorumlar kapalı
Nis 01

BİLL GATES’İN KORKUNÇ İTİRAFI! (2)

 

BİLL GATES’İN KORKUNÇ İTİRAFI! (2)

Diğer taraftan businessinsider.com’da, Lydia Ramsey adlı muhabirin 14 Mart 2020’da yayınlanan haberine göre “Bill Gates tarafından desteklenen Chicago merkezli bir biyoteknoloji enstitüsü, sedef hastalığı veya kanser gibi hastalıklara sebep olan, mutasyona uğramış genleri etkisizleştiren RNA veya ribonükleik asitleri etkileyen ilaçlar geliştirdi. RNA, hücrelerin protein yapmak için ihtiyaç duyduğu dizilimdir. Fikir şu: Mutasyona uğramış genleri durdurursanız, hatalı proteinlerin yaratılmasını durdurabilirsiniz. Ancak bu tedavilerin karşılaştığı sorun, geliştirilen ilaçları, istediğiniz hücrelere ulaştırmanın zor olmasıdır. Bu sebeple, nanopartiküller ve DNA veya RNA’dan oluşan parçalar geliştirildi. Amaç, DNA veya RNA’ya ulaşmak, bunun için doğrudan cildinize, akciğerlerinize, gözlerinize ve gastrointestinal kanalınıza, yani doğrudan hücrelerinize bu yapıları göndermektir.”

***

Bill Gates‘in bahsettiği ve ulusal sınırları tanımayan virüse karşı geliştirilen parçacık budur!

Bu parçacıklara “nanorobot” veya “nubot” da deniliyor. Yani virüs boyutunda moleküler makinecikler! Hani “akıllı ilaç” diyorlar ya işte o.

Bu parçacıklar, elektronik alanında şu anda kullanılıyor. Tıpta kullanımı için çalışanlar olduğunu da Bill Gates ve yukarıdaki haber açıklıyor.

Yalnız bu robotların kendilerini yenileme özelliği var! Tıpkı korona virüsün girdiği vücutta kendini yenilemesi gibi! Üstelik bu robotlar vücudu savunan beyaz kan hücrelerine de kenetlenebiliyor!

***

Konu sadece nano robotlarla ilgili değildir. Sadece “lise seviyesinde biyoloji bilgisi”yle veya akademik düzeyde de olsa hücrenin yapısını iyi bilmekle konu anlaşılamaz. Nubotlar, elektrikle veya ses dalgası le yönlendirilebilir. Konunun uzmanı Bill Gates‘in alanı da bu değil mi? Bu yüzden İnternet, uydular, akıllı telefonlar, bilgisayarlar, televizyonlar ve nihayet baz istasyonları üzerinden nubotlar yönlendirilebilir!

Bu teknoloji, bütün viral hastalıkları yok etmek için de kullanılabilir küresel salgın çıkarmak için de!

“Yeni Dünya Düzeni” dedikleri, “ulusal sınır tanımayan” düzen işte budur!

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | BİLL GATES’İN KORKUNÇ İTİRAFI! (2) için yorumlar kapalı
Mar 31

KORONA VİRÜSÜ (KOVİD-19)

KORONA VİRÜSÜ (KOVİD-19)

 

Görünmeyen bir virüs tanımaz makam, sınır

Kurdu Korona Çin’de Wuhan’da gizli üssü

Enfekte olanların bedenleri ısınır

Diz çöktürdü dünyaya şu “Korona” virüsü

 

Aniden, birdenbire nasıl nereden çıktı?

Dünyayı saran kâbus tüm sınırları yıktı

İnsanlığın düşmanı cani eller mi sıktı?

Diz çöktürdü dünyaya şu “Korona” virüsü

 

Görünmez ordusuyla virüs sardı her yanı

Acımasız, vicdansız aldı binlerce canı

İnsan şaşkın, çaresiz arıyor bir imkânı

Diz çöktürdü dünyaya şu “Korona” virüsü

 

Can düşmanı bir cani tüm ülkeleri sardı

Dünyaya kafa tutan kartelleri mi vardı?

İnsan bir görebilse can evinden tutardı

Diz çöktürdü dünyaya şu “Korona” virüsü

 

Hani süper güçtünüz bir baykuş olup çöken?

Ordularınız nerde, ülkelerde kan döken?

Masumların ahı bu ciğerinizi söken

Diz çöktürdü dünyaya şu “Korona” virüsü

 

Hak, adalet deyince gücünüz konuşurdu

Bir acizlik içinde akıllarınız durdu

Bu katil, cani virüs sizleri de mi vurdu?

Diz çöktürdü dünyaya şu “Korona” virüsü

 

Şu aklı kullanmayı ah bir öğrenebilsek!

İnsanlık tarihinde ne tufanlar var desek

Ad mı? Lût mu? Sodon mu? Hangisinden bahsetsek?

Diz çöktürdü dünyaya şu “Korona” virüsü

 

Hakk’ı bilmeyenler ki; bilinmeyecek elbet

Misliyle öç alacak görünmeyecek elbet

Kişi kendi zulmüne sevinmeyecek elbet

Diz çöktürdü dünyaya şu “Korona” virüsü

 

“Evde kalın” dediler fakat çalışanlar var

Fırsat bilip çekilmiş görünmeyen bir duvar

Söyle, “Kanal İstanbul” şimdi neyine uyar?

Diz çöktürdü dünyaya şu “Korona” virüsü

 

Samimiyet, ciddiyet, sevgi saygı harabe

Oynuyoruz milletçe çocukça bir kör ebe

Demesin hiçbir cana “Korona virüs” sobe

Diz çöktürdü dünyaya şu “Korona” virüsü

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , | KORONA VİRÜSÜ (KOVİD-19) için yorumlar kapalı