Eyl 02

“Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınmak”

“Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınmak”

 

Türkiye, ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi’nin en önemli ayağı olan Fırat-Dicle havzasını ele geçirme planlarına karşı direniyor. Direnmek zorundadır. Üstelik kendi Cumhurbaşkanı, söz konusu projenin eş başkanlığını üstlenmiş olduğu halde!

Defalarca uyardık! Özetle dedik ki, “Yol yakınken bu yanlış tutumlardan vazgeçin. Liderlik kabiliyetiniz var ki bu kadar insanı peşinize taktınız ama bu yetmiyor! Önemli olan seçtiğiniz yoldur! Gelin, cumhuriyetin kuruluş felsefesine dönün. Bu çizgide hareket eder de aynı zamanda milli ve dini idealleri de hayata geçirmeye çalışırsanız, size kimse dokunamaz!”

Fakat iktidara yürürken meşruiyeti ABD ve AB desteğinde aradınız… Devletin temel niteliklerini de onların yardımı ile değiştirebileceğini zannettiniz. Kadrolarınız, “Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınıyoruz” dedi. Sonuçta Ergenekon ve Balyoz operasyonları da FETÖ eliyle girişilmiş bir Amerikan saldırısı idi. Darbe girişimi de öyle, ekonomik saldırı da. Fakat bütün bunlara sebep olan, ilk düğmenin yanlış iliklenmesi değil midir? İlk düğme milletin hukukudur, egemenlik hakkıdır. Milletin adını bile tanımayan bir siyasi kadronun yapacağı iş, devletin başını belaya sokmaktır.

Şimdi, millet kerhen destek veriyor ama şu anda başka bir siyasi seçenek göremediği için!

 

Alıntı Yeniçağ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | “Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınmak” için yorumlar kapalı
Eyl 01

ANADOLU’NUN KİLİDİ ANİ KALESİ’NİN FETHİ

ANADOLU’NUN KİLİDİ ANİ KALESİ’NİN FETHİ

Sultan Alparslan Gâzi ve ordusu Doğu Roma İmparatorluğu‘nun en önemli kalelerinden olan “asla zapt edilemez” biçiminde nitelenen Kars sınırları içerisindeki Anı Kalesi‘ni fethetti!

Arpaçay üzerinde müstahkem bir mevkide bulunan Anı Kalesi’ni kuşatan Selçuklu kuvvetleri, özellikle lağımcılar ve kalenin karşısına kurulan tahtadan bir kule üzerindeki mancınığın ve stratejik öneme haiz noktalara yerleştiren okçuların, gece gündüz azimle savaşmaları Büyük Sultan Alparslan‘ın uyguladığı mahirane savaş taktiği sayesinde kaleyi fethetmeyi başardılar.

Doğu Roma İmparatorluğu’nun dolayısıyla Hıristiyan âleminin bu ünlü şehrinin Müslüman Türklerin eline geçmesi Hıristiyan dünyasında derin üzüntüler yaratmasına karşılık İslam âleminde de büyük sevinç ve gösterilere sebep olmuştur.

Fethin şehitlerinin ardından maneviyatın muharipleri geldi. Bu gidiş-gelişler, bu yüce ruh hâleti, bu deruni hissiyat, asırlar boyu devam etti ve böylece Anadolu toprakları kutlu bir maya ile mayalandı!

Kutlu maya ile mayalanan bütün kültür ve medeniyet hazinelerimizin emanetçisi şüphesiz gençliğimizdir; bu hazineyi onlar miras olarak devralacaktır!

Sahip olduğumuz bu hazinenin; yeni ve genç nesillere anlatılması, aktarılması ancak büyük kumandan Sultan Alparslan‘ın ve onun muzaffer neferinin parlak ve ihtişamlı çehrelerine aşina olmakla mümkündür. Ancak bu çehrelere aşina olan bir gençlik, ecdat mirasına sahip çıkabilecektir.

 

 

Alıntı

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , | ANADOLU’NUN KİLİDİ ANİ KALESİ’NİN FETHİ için yorumlar kapalı
Ağu 31

TÜRK AŞISI, TÜRK İLACI

TÜRK AŞISI, TÜRK İLACI

 

Nejat Eslen, son günlerde her görüşmesinde,  “Türkiye’nin bağışıklık sistemini çökerttiler” diye başlıyor.

Zaten bu olitikalar, Türkiye’nin bağışıklık sistemini yok etmek için uygulanıyordu.

Çağımızın emperyalistleri, son zamanlarda ekonomik saldırı ile birlikte psikolojik savaşa da ağırlık veriyor. Maneviyatını çökerttikleri toplumları rahatlıkla teslim alabileceklerini hesaplıyorlar. Tabii bunu yaparken sadece maneviyatlarını değil, maddi güçlerini de zayıflatıyorlar.

Fakat endişe etmeyin; Gumilev‘in deyimiyle biyosferin eseri olan etnosun ruhu, insanların plan ve programları ile çökmez!

Bilge Kağan, bu gerçeği bildiği için olsa gerek ki, “Ey Türk, üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir ki? Öykün ve kendine dön” demişti.

Buradaki “kendine dön” vurgusunu “köklerine dön” diye algılarsak, bir milletin veya etnosun sıkıştığı zaman başvuracağı en güçlü kaynağın kendi kök kültürü olduğu sonucunu çıkarırız.

Tıpkı insanda veya canlılardaki kök hücre gibi!

Toplumsal bağışıklık sistemine yönelik saldırılara karşı başvurulacak en önemli aşı, kök kültürdür.

***

Bu sebeple, Oğuz Kağan‘dan günümüze genel Türk tarihi, Atatürk ve Cumhuriyet, 30 Ağustos ruhu, bağışıklık sistemine yönelik saldırıya karşı kullanılacak Türk aşısıdır, Türk ilâcıdır. Hamaset değil!

 

 

Alıntı

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | TÜRK AŞISI, TÜRK İLACI için yorumlar kapalı
Ağu 30

Atatürk’ten Altın Sözler

Atatürk’ten Altın Sözler

* “Türk Neferi kaçmaz, kaçmak nedir bilmez. Eğer Türk Neferinin kaçtığını görmüşseniz, derhal kabul etmelidir ki onun -başında bulunan en büyük kumandan kaçmıştır.” Mustafa Kemal Atatürk

* “Efendiler, sırası gelmişken, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!” Mustafa Kemal Atatürk

* “Kumandanlık vazife ve mesuliyeti yüklenecek kadar omuzlarında ve dimağında kuvvet bulamayanların feci akıbetlerle karşılaşması mukadderdir.” Mustafa Kemal Atatürk

* “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ordusu, istilâlar yapmak veya saltanatlar kurmak için şunun, bunun elinde ihtiras aleti olmaktan münezzehtir. (temizdir) İnsanca ve müstakil yaşamaktan başka gayesi olmayan milletin aynı ideale bağlı ve yalnız onun emrine tabi ve sadık öz evlâtlarından mürekkep (oluşan) muhterem ve kuvvetli bir heyettir.” Mustafa Kemal Atatürk

* “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O sathı bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça bırakılamaz.” Mustafa Kemal Atatürk

* “Ordu, Türk ordusu işte bütün milletin göğsünü itimat, gurur duygularıyla kabartan şanlı ad. 1937” Mustafa Kemal Atatürk

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , | Atatürk’ten Altın Sözler için yorumlar kapalı
Ağu 29

KAHRAMAN TÜRK ZAFER BAYRAMIN KUTLU OLSUN!

KAHRAMAN TÜRK ZAFER BAYRAMIN KUTLU OLSUN!

 

Bugün büyük zaferin 96’inci yılı…

96 yıl önce bugün Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde gerçekleşen Büyük Taarruz, Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı.

20 Temmuz 1922’de kendisine 4. kez başkomutanlık yetkisi verilen Mustafa Kemal, işgalcilere karşı hazırlıklarını gizlice yürüttü.

Bunun başlıca iki nedeni vardı; gereken cephane ve malzemeyi toparlayabilmek, savaş için yeterli asker sayısına ulaşmak.

Başkumandan Mustafa Kemal, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Garp Cephesi Kumandanı İsmet İnönü ve Birinci Ordu Komutanı Nureddin İbrahim Konyar, bir araya gelerek taarruz ile ilgili son detayları görüştü.

Hatta büyük taarruz öncesinde diplomatlara bir çay partisi bile verildi.

Bunun ardından da milli mücadelenin en kritik savaşlarından biri olan büyük taarruz için düğmeye basıldı.

Savaşa katılan Türk ordusundaki asker sayısı 207 bin civarında iken, Yunan askeri sayısı ise yaklaşık 225 bindi.

Yunan ordusunun silah ve cephane konusunda Türk ordusuna karşı sayıca üstünlüğü de bulunuyordu. Hava desteğinde ise Türk ordusunun gücü, karşısındaki orduya göre oldukça zayıftı.

İki ordu arasındaki savaş, piyade ve süvari birlikleri arasında geçecekti.

Türk süvari birlikleri kendilerine düşen hayati görevi layıkıyla yerine getirerek savaşın kazanılmasında önemli rol oynayacaktı.

26 Ağustos gecesi Afyon’da başlayan Büyük Taarruz’u Mustafa Kemal, bizzat kendisi yönetti.

Birçok cephede bulunan Mustafa Kemal’in savaş meydanlardaki büyük tecrübesi, buradaki savaşın kazanılmasında da önemli rol oynayacaktı.

Sis nedeniyle bir saat geciken topçu ateşi, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte başladı.

Yaklaşık yarım saat süren yoğun bombardımanla Yunan mevzileri büyük yıkıma uğratıldı.

Piyade birliklerinin taarruzu sayesinde kısa sürede Tınaztepe, Belentepe ve Kalecik bölgeleri geri alındı.

Bu sırada cephe gerisine sızan süvari birlikeri de, Yunan ordusunun İzmir-Afyon iletişim bağlantısını kesmeyi başardı.

Geri çekilmeye başlayan Yunan ordusu ile Türk askerleri arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Türk ordusu, Yunan askerlerini takibi sürdürdü.

Yunan askerlerinin Afyon’u terk etmesinin ardından Türk ordusu 27 Ağustosta kente girdi. Cepheye her türlü desteği veren halk, askerleri coşkuyla karşıladı.

Afyon’un kurtuluşu, düşman kuvvetlerinin sıkışmasına yol açtı. Yunanlar demiryolu hakimiyetini de kaybetti. Türk askerleri, 30 Ağustos günü ise Kütahya’ya vardı.

Dört gün süren Büyük Taarruz, Dumlupınar Meydan Muharebesi(Başkomutanlık Meydan Muhaberebesi) zaferiyle taçlandırıldı.

Bu savaşta Türk ordusu yaklaşık 2 bin 500 kayıp verirken, Yunan ordusundaki ölü sayısı ise 8 bini aştı.

İki gün sonra Yunan generali Nikolaos Trikupis, Uşak’taki karargahında binlerce asker ile birlikte esir alındı.

Mustafa Kemal Atatürk, kazanılan bu zaferin ardından Türk askerlerine “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” talimatını verdi.

Bu emir doğrultusunda üç koldan ilerleyen Türk ordusu; 1 Eylül’de Uşak’ı, 2 Eylül’de Eskişehir’i, 6 Eylül’de Balıkesir ve Bilecik’i, 7 Eylül’de Aydın’ı, 8 Eylül’de Manisa’yı geri aldı. İşgalci askerlere son darbe ise İzmir’de vurulacaktı.

9 Eylül’de İzmir’in de geri alınmasıyla birlikte Anadolu toprakları, Mustafa Kemal ve silah arkadaşları sayesinde ilk kez rahat nefes alıyordu.

Çanakkale ve Sakarya savaşlarında işgalci güçler geri püskürtülürken, Başkomutanlık Meydan Muharebesi ilk kez zaferle sonuçlanan taarruz savaşı olarak tarihe geçti.

30 Ağustos 1922 yıllarca süren Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlandığını müjdeleyen bir tarih olarak da kayıtlara geçti.

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | KAHRAMAN TÜRK ZAFER BAYRAMIN KUTLU OLSUN! için yorumlar kapalı
Ağu 28

98 YIL ÖNCE, 98 YIL SONRA!…(2)

98 YIL ÖNCE, 98 YIL SONRA!…(2)

 

Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır.

Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta, engeller ve müşkülat kalmaz.

Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.

Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman, şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması, hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vurmayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak ki, milletin vicdanı-imanıdır, mevcuttur.

Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur.

Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; ordunun ruhu subaylardadır.

O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.

Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.

Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır.

Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle, giriştiğimiz bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakar olmak mecburiyetindedirler.

Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakarlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler.

Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür. Onları aşağılar ve hor görürler.

Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz.

Onun yaşamak için bir çaresi vardır. Şerefini korumak!

Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına atmaktır.

Dolayısıyla subay için ya istiklal, ya ölüm vardır.

Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!

 

Tak paşa gitmiş, şak paşa gelmiş…

O, kor. olmuş, bu or. olamamış… Bunların hepsi vs’den ibaret!..

Hiç dert etmeyin. Bu ordu, Mete Han’ın, Gazi Mustafa Kemal’in ordusu. Genetiği belli, özü belli…

31 Temmuz 2018. Ne dedi, Jandarma Astsubay Serkan Karakaya?..

“Vatan sağolsun”

O Mustafa Kemal’in, şerefli Türk subayı… Türk ordusunda Serkan’lar bitmez. Asla kurutamayacağınız, kapatamayacağınız  Türk ırkı askeri okulları daha nice Serkan’lar yetiştirecektir.

 

 

Alıntı: Ahmet TAKAN

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | 98 YIL ÖNCE, 98 YIL SONRA!…(2) için yorumlar kapalı
Ağu 27

“BİR ÜSTÜ ON PAYE”

Üstâd Abdurrahim Karakoç’un “Bir üstü on paye” şiirine benzer, eş şiir

 

“BİR ÜSTÜ ON PAYE”

 

Yazmış ancak üstâd az yazmış bence

Güven yok çocuğa, yaşlıya, gence

Bitmedi, bir ömür çektik işkence

Makama, garibe on hilkat düşer *(1)

 

Yazılmaz söylenmez garibin derdi

Bu dünya garibi yerdi ha yerdi

Kıpti’ye bir sirkat mertlik mi verdi

Fakir her haneye on sirkat düşer* (2)

 

Dinden ve imandan bahseden çoktur

Her yer haram, helal arayan yoktur

Böyle bir gidişin sonucu b-ktur

Her işlem başına on kerrat düşer

 

Bozulsa insanın o has yapısı

Kapanır hem rahmet, hayır kapısı

Kıyamete hazır gibi hep(i)si

Bir iyiye her an on berbat düşer

 

Gidişat korkutur gerçek âlimi

Okuldan akıldan ettik bilimi

İnsanlık görmüyor kanlı zulümü

Her metrekareye on gavat düşer

 

Herkes bahçesinde bir çağ atladı

Adam kayırmalar, torpil patladı

Doğrunun, gerçeğin sabrı çatladı

Bir tek işe artık on ırgat düşer

 

Doğruyu dürüstü hep arar olduk

Çileyle kederle gam ile dolduk

Kendi tüyümüzü kendimiz yolduk

Her bir saliseye on hayret düşer

 

Kurtuluş ararken ateşte yandık

Allah diyenlere nasıl da kandık

Her yüze güleni dost olur sandık

Böyle bir belaya on imdat düşer

 

Asıl hayat ile barışmak gerek

Hatta dünya ile yarışmak gerek

Laf ile olmuyor çalışmak gerek

Akıllı bir cana on gayret düşer

 

*(1) Garibe: Yardırganacak, şaşılacak şey

*(1) Hilkat: Yaratılış

*(2) Sirkat: Hırsız

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , , | “BİR ÜSTÜ ON PAYE” için yorumlar kapalı
Ağu 26

98 YIL ÖNCE, 98 YIL SONRA!…(1)

98 YIL ÖNCE, 98 YIL SONRA!…(1)

31 Temmuz 2016’da bir kararname ile göz bebeğimiz askeri okullar kapatıldı.

31 Temmuz 2018’de Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde, astsubay eşini ziyarete gittiği üs bölgesinden evine dönerken PKK’lı teröristlerin döşediği mayının patlaması sonucu şehit olan Nurcan Karakaya ve 11 aylık bebeği Mustafa Bedirhan Karakaya‘nın acı haberi ile  bir kez daha yaralandık.

31 Temmuz 1920 Afyonkarahisar Kolordu Dairesinde Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa Türk Subaylarına konuşuyor;

Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.

Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse, bunun vebali subaylara ait olacaktır.

 

Efendiler!

Eski silah arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdani zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yok. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülahaza etmekle yetineceğim.

 

Arkadaşlar!

İngilizler ve yardımcıları, milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir.

Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir.

Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete, hürriyet ve bağımsızlık vermez.

Milletlerin tabiatında en yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvede, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.

Dünyada hayat için, insanca yaşamak için, bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için, kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder.

 

Kuvvet ordudur.

Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdanı imanıdır.

İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar.

Askerlik izzeti nefsini yok etmeye gayret ettiler.

Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de, izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla, milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu.

 

Alıntı: Ahmet TAKAN

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | 98 YIL ÖNCE, 98 YIL SONRA!…(1) için yorumlar kapalı
Ağu 25

OLMAK ÜSTÜNE

OLMAK ÜSTÜNE

Bektaşi’den meyve isterler. O da sorar “Allah yapısı mı, kul yapısı mı?” Çoğunluk cevap verir; “Elbette Allah yapısı”. Bizimki ekşi ahlatları uzatır. Ahlatı görenler anında ağız

değiştirir; “kul yapısı olsun”. Bu kez aşılı ve olgun armut ikram eder. Açıklamasını da şöyle yapar:

“Allah her şeyi önce ham yaratır. İnsanlar Allah vergisi olan aklı kullansın da onu terbiye etsin diye. Yaradan böylece, kendi vergisi olan aklın kullanılıp, kullanılmadığını

sınar”.

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , , | OLMAK ÜSTÜNE için yorumlar kapalı
Ağu 24

Kışkırtıcı “milis”ler mi görevde ?..

Kışkırtıcı “milis”ler mi görevde?..

16 yılda Atatürk’ün ideallerine, düşüncelerine, heykellerine, büstlerine, eserlerine, partisine, adına yüzlerce saldırı oldu ve AKP siyaseti ne yazık ki gereğini pek yapmadı…

Devleti yönetenler, yani AKP’liler bizzat ulusal bayramları sönük hale getirdiği için ve Gazi’nin adını stadlardan sildiği için cumhuriyetle “ezeli düşman”lıkları olanlar cesaret buldu ve daha da pervasız hale geldi…

Velhasıl, kışkırtıcıların cesaret aldığı eylemler için buhranlı bir ortam da var Türkiye’de… Cumhuriyetle adeta hesaplaşma dönemi yaşanıyor bu süreçte… Siyasetten cesaret alanlar içlerindeki kini rahatlıkla kusabiliyor bu günlerde…

Atatürk’ün ezeli düşmanlarının, hasta yataklarında siyasilerce ziyaret edildiği bir dönemde, piyasaya daha kolaylıkla çıkıyor kışkırtıcılar!.. “Atatürk’e saldıranlar nasılsa baştacı, bize de birşey olmaz” düşüncesindeler belli ki?..

 

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , | Kışkırtıcı “milis”ler mi görevde ?.. için yorumlar kapalı