Nis 30

TARİHTE BUGÜN

30 Nisan:

1006 – Tarihte kayıtlara geçmiş en parlak Süpernova olan SN 1006, Kurt takımyıldızı içinde gözlemlendi.

1789 – George Washington, ABD‘nin ilk cumhurbaşkanı oldu.

1871 – Apaçi Savaşları‘nın başlamasına neden olan Camp Grant Katliamı gerçekleşti.

1919 – Mustafa Kemal Paşa, Dokuzuncu Ordu Müfettişliğine atandı.

1975 – Kuzey Vietnam birlikleri Saygon‘daki Bağımsızlık Sarayı’na girdi ve 15 Mayıs’ta Vietnam Savaşı‘nı bitirdi.

Marcus Annaeus Lucanus (ö. 65)

Adolf Hitler (ö. 1945)

Halit Ergenç (d. 1970)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 30

UYGUR AİLELERİN AYRILIĞI

UYGUR AİLELERİN AYRILIĞI

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017’den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat özgürlüğüne yönelik kısıtlamaları detaylı bir şekilde inceliyor.

Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP) tarafından yayımlanan Zayıflatılan Bağlar: Ulusötesi Baskının Bir Aracı Olarak Uygur Aile Ayrılığı (Fading Ties: Uyghur Family Separation as a Tool of Transnational Repression) başlıklı kapsamlı rapor, Çin hükümetinin yurt dışındaki Uygur diasporasının Doğu Türkistan’daki aileleriyle olan bağlantısını sistematik olarak engelleyerek onlar üzerinde derin psikolojik baskı uyguladığını ve uluslararası savunuculuk faaliyetlerini engellediğini bir kez daha gözler önüne serdi. Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017’den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat özgürlüğüne yönelik kısıtlamaları detaylı bir şekilde inceliyor. Rapor, bu uygulamaların rastlantısal değil, bilinçli bir sınır ötesi baskı stratejisinin parçası olduğunu belirtiyor.

Raporun ana bulgularına göre, Çin hükümeti, gözetim, zorlama ve yıldırma taktiklerini kullanarak Uygur diasporası üyeleri ile Doğu Türkistan’daki aileleri arasındaki iletişimi on yıldan uzun süredir sistematik olarak engellemektedir. Dr. Memet İmin’in araştırmaları da 2016-2019 yılları arasında ABD’deki Uygurların yaklaşık %70’inin aileleriyle iletişimini kaybettiğini gösteriyor (Çin’in Uygurlar konusunda sakıncalı olarak belirlediği ülkeler listesinde yer alan Türkiye’deki Uygurların aileleriyle iletişim kopukluğu oranı daha da yüksek olabilir). Bu iletişimdeki ani ve neredeyse tam kesinti, Çin hükümetinin gözetimi, toplu gözaltıları ve sınır ötesi baskıyı artırdığı döneme denk geliyor. Doğu Türkistan’dan yurtdışına sızan resmî belgelerde yüzlerce kişinin toplama kamplarında tutulma sebebi açıkça ‘yurt dışında akrabası olması’ olarak kaydedilmiştir. Bu durum, yurt dışındaki bağlantıların doğrudan bir risk unsuru olarak görüldüğünü kanıtlamaktadır.

Uygur ailelerinin maruz kaldığı bu zorla ayrılığın, bireyler ve toplum üzerinde derin duygusal, sosyal ve kültürel sonuçları bulunmaktadır. Görüşülen Uygurlar, yıllarca süren sessizlik nedeniyle kaçırılan aile dönüm noktaları, sevdiklerinin ölümlerini veya evliliklerini gecikmeli öğrenme gibi acılar yaşadıklarını aktarmıştır (ben de babamın vefat haberini ancak bir buçuk yıl sonra öğrenebildim; bu durum Uygur diasporasında oldukça yaygındır). Çocukların büyük aileleriyle bağ kuramadan büyümesiyle kuşaklar arası travma riski de artmaktadır. Rapor, yurtdışında yaşayan Uygurlardan Perhat’ın yıllarca süren sessizlik ve vedalaşma fırsatı bulamadan ölen akrabaları nedeniyle yaşadığı derin acıyı, Ablajan’ın sekiz yıl sonra ebeveynlerinin seslerini ve yüzlerini hatırlamakta zorlanmasını ve Yusup’un çocuklarının büyük aileleriyle hiç tanışamamasını örnek olarak sunmaktadır. Dr. Memet İmin da 25-45 yaş arası Uygur diasporasında intihar düşünceleri ve depresyon gibi artan psikolojik sorunlara dikkat çekmektedir.

Tanıklıklar, iletişimin kesilmesinin rastlantısal olmadığını, doğrudan devlet müdahalesinin sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Çinli yetkililer, yurt dışındaki muhalefeti bastırmak için aile bağlarını bir baskı aracı olarak kullanmakta, hatta bazı durumlarda diasporadaki bireylere aile birleşimi karşılığında kendileri için bilgi toplama teklifinde bulunmaktadır. Enver’in 2017’de Çin güvenlik servislerinin kendisine üçüncü bir ülkede aile birleşimi karşılığında Uygur diasporası hakkında bilgi sağlamasını teklif ettiğini açıklaması, bu stratejinin somut bir örneğidir. Görüşülen diğer kişilerin ifadeleri de, telefon görüşmelerinin polis zoruyla gerçekleştiğini (ben de polis aracılığıyla, onların telefonu üzerinden kardeşimle yalnızca bir kez görüştürüldüm; normal şartlarda tamamen engellenmiş olan bu iletişim, bize bir “şans” ve “ayrıcalık” olarak sunuluyor), aile üyelerinin sürekli gözetim altında olduğunu ve yurt dışıyla her türlü iletişimin misillemeye yol açabileceği korkusunun yaygın olduğunu göstermektedir. Bu durum, Uygurların aktivizmden vazgeçmeleri ve sessiz kalmaları yönünde psikolojik bir baskı ve güvensizlik ortamı oluşturmaktadır.

Dijital platformlar üzerinden iletişimin engellenmesinin yanı sıra, Uygurların aileleriyle yüz yüze görüşmek üzere anavatanlarına dönmeleri de ciddi kısıtlamalarla karşı karşıyadır. Rapor, vize başvurularının engellendiğini, pasaportların yenilenmediğini ve Uygurların uluslararası seyahat özgürlüklerinin ihlal edildiğini belirtmektedir. Human Rights Watch’tan Yalkun Uluyol’un Şubat 2025’teki bulguları, kısa süreli birleşmelerin ancak titizlikle kontrol edilen grup turları veya aracılar vasıtasıyla, ‘aktivizm yapmama’ ve ‘gözaltıdan bahsetmeme’ gibi katı koşullar altında mümkün olduğunu göstermektedir. Ankara Üniversitesi’nden Profesör Erkin Emet’in belirttiği üzere, Uygurların pasaport alabilmek için detaylı kişisel bilgiler, üç kuşak geriye dönük siyasi sicil temizliği ve hatta ‘devlet yetkilisi’ garantörü gibi ağır şartları yerine getirmesi gerekmektedir. Bu kısıtlamalar, devletin bir kontrol mekanizması haline getirmektedir.

Rapor, yurt dışındaki Uygurların, sevdiklerine yönelik olası misilleme korkusuyla aile üyeleriyle iletişim kurmaktan kaçınmalarının, bir yandan iletişim hakkına dolaylı bir müdahale oluşturduğunu, diğer yandan ise Çin devletinin gücünün sınır ötesine taşan bir baskı aracı olarak işlediğini vurgulamaktadır.

Rapor, uluslararası topluma, Uygur ailelerinin yaşadığı bu sistematik insan hakları ihlallerine karşı acil adımlar atma çağrısında bulunmaktadır. Öneriler arasında, hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların Uygurların aileleriyle yeniden bir araya gelmesini sağlamak için diplomatik ve insani kanallara öncelik vermesi, aile yaşamı ve yazışma özgürlüğü hakkını koruyan uluslararası standartların uygulanmasını güçlendirmesi yer almaktadır. Ayrıca, Çin’deki baskıdan kaçan Uygurların korunması ve güvenli bir şekilde yerleştirilmesi, sınır ötesi baskının izlenmesi ve belgelenmesi, diasporanın ruh sağlığı ve kültürel sürekliliğini destekleyen programlara fon sağlanması ile devlet propagandasının bağımsız medya aracılığıyla çürütülmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Kaynak: Abdulhalik Kara

Posted in Gündem | UYGUR AİLELERİN AYRILIĞI için yorumlar kapalı
Nis 29

TARİHTE BUGÜN

29 Nisan: Dünya Dans Günü

1091 – Peçenekler ile Bizans İmparatorluğu arasında Levounion Muharebesi gerçekleşti.

1483 – Gran Canaria, kraliçe I. Isabel‘in desteği ile 5 yıl süren bir askeri kampanya sonunda Kastilyalıların eline geçti.

1945 – Dachau toplama kampında tutulanlar, ABD birlikleri tarafından kurtarıldı.

2011 – Prens William ile Kate Middleton, Westminster Manastırı‘nda evlendi.

2017 – Türkiye‘de Vikipedi’ye erişim engellendi.

Hirohito (d. 1901)

Uma Thurman (d. 1970)

Alfred Hitchcock (ö. 1980)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 29

2500 YILLIK DOĞAL SOĞUTMA TEKNOLOJİSİ

İran’ın Yezd şehrinde, çöl sıcağıyla başa çıkmak için 2.500 yıldır dünyanın en yaratıcı doğal soğutma teknolojisiyle 700’den fazla rüzgâr kapanı (bajir) kullanılıyor ve elektrik olmadan oda sıcaklıkları 15°C düşürülüyor.

Sıcaklıkların düzenli olarak 45°C’ye ulaştığı İran çölünün kalbinde, soğutma çözümü o kadar etkili ki klima kullanımı ilkel görünüyor. Şehrin üzerinde yükselen 700’den fazla rüzgâr kapanı (bajir), 5 ila 33 metre yüksekliğinde, doğal iklimlendirme cihazları görevi gören tuğla kulelerdir. Bunlardan bazıları 2.500 yaşında ve hala tam olarak çalışır durumdadır.

Bu rüzgâr kapanlarının arkasındaki prensip, uygulamalı fizik ve hava dinamikleri anlayışının bir başyapıtıdır. Kuleler, rüzgârı hangi yönden eserse essin yakalamak için farklı yönlere yönlendirilmiş çok sayıda iç bölme ve açıklıkla inşa edilmiştir. Rüzgâr kuleye çarptığında, hava iç kanallardan geçerek eve girer, ancak öncesinde birkaç ustaca yöntemle soğutulur: su havuzları, ıslak kanallar veya serin kalan kalın tuğla duvarlarla temas.

En gelişmiş özellik, çift yönlü havalandırma sistemidir: Kulenin bir tarafı dışarıdan soğuk havayı içeri alırken, diğer tarafı evden sıcak havayı dışarı atarak sürekli bir sirkülasyon sağlar. Rüzgâr olmadığında, kolektörler baca prensibine göre çalışır- sıcak hava yükselir ve kulenin altından soğuk havayı emerek tepeye ulaşır. Bazı kolektörler, buharlaşma yoluyla havayı daha da soğutan ve sıcaklığı dışarıdaki sıcak havaya kıyasla 15°C’ye kadar düşüren su kemerlerine (yer altı su boruları) bağlıdır.

Yezd şehri neredeyse tamamen, olağanüstü ısı yalıtım özelliklerine sahip bir malzeme olan kerpiçten inşa edilmiştir. Evlerin 60 cm kalınlığında duvarları, çeşmeli ve lavabolu avluları ve güneş ısısı kazanımını azaltmak için stratejik olarak yerleştirilmiş küçük pencereleri vardır. Bu mimarinin üzerinde, bazıları sekizgen veya altıgen şeklinde olup her yönden maksimum rüzgârı yakalayacak şekilde tasarlanmış, görkemli bir şekilde yükselen rüzgâr kolektörleri bulunmaktadır. Dünyanın en yüksek rüzgâr kolektörü, Yezd’deki Dolat Abad Bahçesi’nde bulunmakta olup 33 metre yüksekliğindedir.

Bu sistemlerin verimliliği o kadar yüksektir ki, Yezd’in gösterişli saray ve evlerindeki iç mekan sıcaklığı, dışarısı 45°C iken bile 25-30°C’de tutulur ve tüm bunlar tek bir watt elektrik tüketmeden gerçekleşir. Büyük kolektörler, dakikada 60 metreküp havayı hareket ettirebilir; bu da endüstriyel bir klimanın kapasitesine eşittir. Teknoloji o kadar ilerlemiştir ki, modern mimarlar modern binalar için sürdürülebilir soğutma sistemleri geliştirmek amacıyla bu yapıları incelemektedir.

Günümüzde, enerji krizi ve küresel ısınmanın yaşandığı bir çağda, Yezd rüzgâr kolektörleri sürdürülebilir mimari konusunda önemli dersler sunmaktadır. UNESCO, Yezd’i yalnızca güzelliği nedeniyle değil, aynı zamanda 2500 yıllık teknolojinin modern çözümlerden daha verimli ve çevre dostu olabileceğini gösterdiği için de Dünya Mirası Alanı ilan etmiştir.

Bu kuleler yalnızca tarihi anıtlar değil, aynı zamanda hızla ısınan bir dünyada mimarinin geleceğine dair örneklerdir.


Kalıntı: Sabir Seyfullayev

Posted in Hikayeler | 2500 YILLIK DOĞAL SOĞUTMA TEKNOLOJİSİ için yorumlar kapalı
Nis 28

TARİHTE BUGÜN

28 Nisan:

1915 – Çanakkale Savaşı sırasında Seddülbahir Cephesi‘nde Birinci Kirte Muharebesi gerçekleşti.

1936 – Mısır‘da Kral Fuad‘ın beklenmeyen ölümü üzerine Prens Faruk kral oldu.

1969 – Fransa‘da Devlet Başkanı Charles de Gaulle istifa etti.

1988 – ASALA‘nın kurucusu Agop Agopyan, Atina‘da kimliği belirlenemeyen iki kişi tarafından öldürüldü.

2001 – Milyoner Dennis Tito, dünyanın ilk uzay turisti oldu.

Harper Lee (d. 1926)

Francis Bacon (ö. 1992)

Michael Collins (ö. 2021)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 28

AKŞAM SABAH YILDIZIM

AKŞAM SABAH YILDIZIM

* * *

Alnıma yazılmışsın silinmez hiç adın var

Ne hayaldir ne rüya tutulduğum kadın var

Senin de benim gibi şüphesiz muradın var

Sensin bir ömür boyu yüreğimde aşk sızım 

Doğ şu gönül ufkuma akşam sabahyıldızım

* * *

Müptelayım sabahı akşamı özlüyorum

Ufkumda görmek için hep seni gözlüyorum

İnan bütün hücremle dilimle sözlüyorum

Sensiz olduğum anda bir ölüden farksızım

Doğ şu gönül ufkuma akşam sabahyıldızım

* * *

Bırak yalan dünyayı keyfince dönüp dursun

Kimi varsın kibrinden böbürlensin kudursun

Güneş gibi ay gibi canlar ışık savursun

Mahşerde de parlasın sönmesin hiç yaldızım

Doğ şu gönül ufkuma akşam sabahyıldızım

* * *

Bir an sen sanıyorum nerede yıldız görsem

O ipek saçlarından bahtıma belik örsem

O an son bulur derdim yüzüne yüzüm sürsem

Karar ver kır kalemi ey kalp çalan hırsızım!

Doğ şu gönül ufkuma akşam sabahyıldızım

* * *

Ufukta gördüğüm renk senden midir bu allık?

Birdenbire terk etti tatlı masum uysallık

Ben bana şaşıyorum zirvede duygusallık

Herkesin dilindeyim sensizlikten arsızım

Doğ şu gönül ufkuma akşam sabahyıldızım

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | AKŞAM SABAH YILDIZIM için yorumlar kapalı
Nis 27

TARİHTE BUGÜN

27 Nisan:

1521 – Filipinler‘de Mactan Muharebesi gerçekleşti.

1810 – Beethoven, Für Elise isimli ünlü eserini besteledi.

1908 – 1908 Yaz Olimpiyatları, Londra‘da başladı.

1960 – Togo, Fransa‘dan bağımsızlığını kazandı.

2007 – Türk Silahlı Kuvvetleri, e-muhtıra olarak bilinen basın açıklamasını yaptı.

Ferdinand Macellan (ö. 1521)

Herbert Spencer (d. 1820)

Münir Nurettin Selçuk (ö. 1981)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 27

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Ne mutlu “Türküm” diyene.”  Mustafa Kemal Atatürk

* “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” Mustafa Kemal Atatürk

* “Yurtta sulh, cihanda sulh”.  Mustafa Kemal Atatürk

* “Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.”  Mustafa Kemal Atatürk

* “Doğruyu söylemekten korkmayınız.”  Mustafa Kemal Atatürk

* “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir”. Mustafa Kemal Atatürk

* “Dinle, yoksa dilin seni sağır eder. Yüzleş, yoksa kalbin seni esir eder. Anla yoksa zihnin seni deli eder.” Kızılderili Atasözü

* “Mühim olan, yükseklere çıkıp hayata tepeden bakmak değildir; Mühim olan ne kadar yükselsen de her şeye eşit mesafeden bakabilmektir. Şems-i Tebrizi

* “Mana­sız bir şiir, içi olmayan badem gibidir.” Nâbi

* “Devrimi en büyük düşmanı halinden memnun kölelerdir.” Fidel Lastro.
* “Bir kişi, gerçekler ona gösterildiği halde, yalanlara inanıyorsa, yalanlar o kişiyi mutlu ettiği içindir.” Einstein

Posted in Atasözleri Vecizeler | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Nis 26

TARİHTE BUGÜN

26 Nisan:

1903 – İspanyol futbol kulübü Atlético Madrid kuruldu.

1937 – Guernica Bombardımanı: General Franco‘ya yardım amacıyla Hitler‘in talebiyle bazı gönüllü havacılar İspanya‘nın Bask bölgesindeki Guernica kentini bombaladı.

1954 – Kore ve Hindiçin ile ilgili Cenevre Konferansı toplandı.

1986 – Çernobil faciası meydana geldi: Yaklaşık 7 milyon kişi radyoaktif kirlenmeye maruz kaldı.

2001 – Liberal Demokrat Parti‘den Junichirō Koizumi, ilk Japon başbakanı oldu.

Robert Campin (ö. 1444)

William Shakespeare (d. 1564)

Björnstjerne Björnson (ö. 1910)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 26

ATATÜRK’ÜN HERKES TARAFINDAN BİLİNMEYEN BAZI ÖZELLİKLERİ

ATATÜRK’ÜN HERKES TARAFINDAN BİLİNMEYEN BAZI ÖZELLİKLERİ

SEVDİKLERİ:

1- En sevdiği yemek kuru fasulye ve pilavdır.

Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama canı istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

2- En büyük hayali dünya turuna çıkmaktı

Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

3- Başucu kitabı Çalıkuşu’ydu

Binlerce kitabı vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayatı boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin´in ünlü “Çalıkuşu” romanını hep yanında taşır, her gün rast gele bir yerinden acar, birkaç sayfa okurdu.

4- Kabul salonundaki at yavrusu

Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. “Fox” adını verdiği köpeği, Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

5- Tam bir salon adamıydı

En sevdiği dans valsdi. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu. Klasik Batı müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

6- Gömleklerinin tümü beyazdı

Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre’de özel olarak dikilirken sonra yerli malı kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlu’nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

7- Rumeli şivesi

Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederd

8- Kan görmeye dayanamazdı

Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

SEVMEDİKLERİ:

1- “Ata” lafını sevmezdi

“Atatürk” lafını ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal’de çok beğenerek soyadı olarak almıştı. Kendisine “Ata” diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2- Lacivert takım elbise giymezdi

Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım giymeyi sevmezdi.

3- “Bu nasıl halkçılık?”

Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına şaşırmış nedenini sormuştu. Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey sinirlenmiş, “Ne de güzel halkçılık ama” demişti.

4- Beden ölçüleri

Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46´ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi.

Alıntı

Posted in Yazılarım | ATATÜRK’ÜN HERKES TARAFINDAN BİLİNMEYEN BAZI ÖZELLİKLERİ için yorumlar kapalı