May 15

28 YILLIK KEHANET(!) 2

28 YILLIK KEHANET(!) 2

Türkiye Neden Bu Kadar Önemli?

Çalışmanın giriş bölümü bu soruyla başlıyor.

Sorun, “Anayasasına göre etnik ayrımda bulunmadan yalnızca ‘Türkiye vatandaşlarından’ oluşan bir devlette etnik ve dilsel farklılıklara sahip büyük Kürt azınlığının rolüyle ilgili bir mesele” şeklinde tanımlanmakta. Anayasasında etnik ayrımcılık olmayan bir devletin, yapısını etnik ayrılıklar üzerine yeniden kurgulamasının doğru olacağı söyleniyor. Bu, “Etnik azınlıkların (Kürtler) asimile edildiği” iddia edilerek, “Asimilasyon sürecini yürütmekte ne kadar başarılı olunabilir?” diye soruluyor.

Aslında bu sorunun cevabı yine yazarlar tarafından verilmiş. Çalışmanın esasına girilirken ilk cümlelerde, “Kürtler elbette bin yıldan aşkın süredir farklı bir halk ve topluluk olduklarının bilincindedirler” diyerek bir gerçeği açığa çıkarıyorlar da. “Asimile” edilen halk nasıl böyle bir farkındalık içinde olabilir? Sorulacağını düşündükleri bu sorunun cevabını da bugünü anlatırken “Yeniden” kelimesini kullanarak suçu gizlice Cumhuriyet’e yükleyerek vermekteler.

Meselenin etnik olarak Türkiye ve komşularının sorunu olduğunu söyleyip ardından, “Böylece, bir ülkedeki halkın istekleri doğrudan sınırın ötesindeki azınlık gurubunun istekleri ile eylemlerini de etkilemektedir. Bu halklardan herhangi birinin etnik birleşme hususunda bulunacağı hak iddiası bir ülkenin topraklarının ayrılmasından öte, söz konusu bölgedeki uluslararası sınırların geniş ölçüde yeniden çizilmesi anlamını taşır” diyerek aba altından sopa göstermeye devam ediyorlar.

Coğrafyamızda yaşananlar, bu bilgilerden sonra tekrar bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Türkiye gibi devletler “(…) etnik grubun(ların) her türlü isyancı milliyetçilik ve ayrılık hareketlerini önleyebilmek adına (…) ya özgürlükçü politika geliştirmeyi öğrenecekler ya da sürekli isyan, şiddet olayları yaşayacak”lardır.

Kırk katır mı kırk satır mı? Fakat daha bitmedi…

İçerideki Ortaklar

Yazarların ön sözdeki, “Kürt sorununu tatmin edici biçimde ortadan kaldırma kabiliyeti” söylemleri, giriş bölümünde “Devlet yönetiminin yapısını ve iç etnik çatışmayı çözebilme kabiliyeti”ne dönüşmüş. “Devlet yönetiminin yapısı” ifadesi oldukça manidar. “İç etnik çatışma” tehdidiyle beraber kullanılması, yazılı olmamakla birlikte yapılmama ihtimaline karşı tehdit algılaması yaratmak için olduğunu düşündürmektedir.

Devamında; “Türkiye’nin (…), Anayasa’da homojen olarak ifade edilen toplum yapısından resmen tanınmış çok uluslu bir yapıya geçişin kolaylaştırılmasında demokratik kurumlara büyük sorumluluklar düşecektir” cümleleri var. Bu ifadelerden nelerin kastedildiğini, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından bir ay içinde iki defa kabul edilerek çalışmaları hakkında bilgi veren ve talimatlarını aldıklarını söyleyen Ekopolitik Derneği Genel Koordinatörü Tarık Çelenk’in “Türkiye, iç yapısını dış politikasına uygun geliştirmek zorunda. Orta Doğu’da yaşayan 30 milyon Kürt’ün hamiliğine soyunacaksak iç yapımızı buna göre düzenlemek zorundayız”[ii] sözlerinde anlamak mümkündür.

Politik Psikoloji Derneği’nin Akil Adamlar Toplantısı[iii] organizasyonu, TESEV’in hazırlattığı raporlar ve teklifler[iv], Açık Toplum Vakfı ve daha onlarcasıyla örnekler çoğaltılabilir.

Giriş bölümünün sonuna doğru, “Osmanlı İslam yasasına göre Kürtler asla bir azınlık sayılmamışlardı (…) Türkiye’nin çağdaş milliyetçilik ile çağdaş azınlık ve insan hakları normlarını geleneksel İslami görüşlerle bağdaştırmaya yönelik çabası, etnik ya da dinî azınlıklar konusunda sorunlar yaşayan diğer Müslüman ülkelere örnek teşkil edecektir. (…) İslamcı Refah Partisi’nin eline, milliyetçi Türklerin hassasiyetlerini rahatsız etmeden, Kürtlerin farklı bir etnik grup olarak kabul edilmelerini sağlayacak ‘İslamcı bir formül’ geliştirme fırsatı geçmişti. Ne var ki; (…) başaramayacaktı” denilmektedir.

Burada, yazarların teklifi biraz daha belirginleşmekte; öncelikle farklılığın kabul ettirilip sonra din üzerinden tekrar birleşmenin sağlanması arzu ediliyor.

Bu Kadar İlginin Sebebi Ne?

Son olarak iki soru sorulmuş; birincisi “ABD insan hakları, demokratik yaşam ve en önemlisi Türkiye’nin gelecekteki varlığını sürdürebilmesi hususlarındaki kaygıları nedeniyle Türkiye’yi çözüme itme konusunda ne kadar baskı uygulamalıdır?”

İkincisi; “Batı’nın yakın bir müttefikiyle dünyada kendi devleti olmayan en büyük etnik grubu içeren bu sorun gelip Batı’nın eşiğine dayanmıştır. Bu sorun Türkiye’nin mevcut sınırları içerisinde çözülebilir mi?”

Batı ile Türk medeniyeti ve İslam medeniyetinin, kadim tarihten bu yana devam edegelen hesaplaşmasının en önemli anlarından birisi yaşanmaktadır.

Adamların meseleleri Müslüman ile değil İslam’la; İslam’ın en güçlü, en mukavim, en cengâver ve en haklı temsilcisi Türk’ün bizzat kendisi ile. Dolayısıyla Türk milleti zayıflatılmalı, bölünmeli ve hatta yok edilmelidir. Eğer Türk milleti çökertilirse İslam da çökecektir.

Hiçbir yoruma gerek kalmaksızın tehdidin büyüklüğü, baskının ne kadar ve nasıl olduğu, hangi aşamaya gelindiği yaşananlarla ortadadır. Burada Türk politikacılarına düşen görev durumu yeniden değerlendirmek, Türk aydınına düşen de şapkasını önüne alıp düşünmek ve bu plan karşısında dimdik ayakta durmaktır.*

[i]  Graham E. Fuller, Henri J. Barkey, “Türkiyenin Kürt Meselesi”, (İstanbul: Profil Yayınları, 2011)

[ii] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/15520153.asp

[iii] 24 Eylül 2011, Ankara toplantısı.u

[iv] Cengiz Çandar, “Dağdan İniş” – “PKK Nasıl Silah Bırakır? Kürt Sorunu’nun Şiddetten Arındırılması”, Haziran 2011, TESEV Rapor

* 2 Ekim 2011 tarihinde Millî Düşünce Merkezi internet sitesinde yayımlanmıştır.

Kaynak: MDM Hakan Paksoy

Posted in Gündem | 28 YILLIK KEHANET(!) 2 için yorumlar kapalı
May 14

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

14 Mayıs:

1560 – Osmanlı İmparatorluğu donanması, Cerbe Deniz Muharebesi‘ni kazandı.

1610 – Fransa kralı IV. Henri suikasta uğradı ve XIII. Louis kral oldu.

1940 – Hollanda Muharebesi, Hollanda‘nın Nazi Almanyası‘na teslim olmasıyla sona erdi.

1955 – Arnavutluk, Bulgaristan, Çekoslovakya, Doğu Almanya, Macaristan, Polonya, Romanya ve Sovyetler Birliği, yeni bir askeri ittifak içeren Varşova Paktı‘nı imzaladılar.

1973 – NASA‘nın Skylab uzay istasyonu uzaya fırlatıldı.

William Stanley (ö. 1916)

George Lucas (d. 1944)

Frank Sinatra (ö. 1998)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 14

BEHLÜL DÂNÂ’DEN HALİFE HÂRUN REŞİT’E ÜÇ SORU…

BEHLÜL DÂNÂ’DEN HALİFE HÂRUN REŞİT’E ÜÇ SORU…

Behlül Dana Hazretleri, bir gün Harun Reşit’e sorar:

“–Ey halife, sana üç sualim var:

Yer üstünde en fazla olan,

Yeraltında en fazla olan,

Gökyüzünde en fazla olan nedir?”

Harun Reşit, bu suali gayet basit bularak şu cevabı verir:

“–Yeryüzünde en çok olan canlılardır. Yeraltında en çok olan mevtalardır. Gökyüzünde en çok olan da kanatlılardır; kelebekler, kuşlar, vesairedir.”

Behlül Dana ise Harun Reşit’e manidar bir şekilde bakarak şu mukabelede bulunur:

“–Hayır ey halife, sen işin zahirî tarafını söyledin. Hakikatini söylemedin. Gerçek şu ki:

Yeryüzünde en çok mevcut olan şey; tamahlardır, hırslardır, kıskançlıklardır, bitmek-tükenmek bilmeyen nefsani arzulardır.

Yeraltında en çok mevcut olan şey de; «eyvah, vah vah» ile “keşke” lerdir.

Gökyüzünde en çok mevcut olan ise Arş-ı Âlâ ’ya yükselen Salih amellerdir.”

Kur’an-ı Kerîm’in pek çok ayetinde “keşke” ifadeleri vardır. Cenâb-ı Hak bu ifadelerle, insanın ahiretteki pişmanlıklarını haber vererek, bizleri şimdiden ikaz buyurmaktadır.

Dolayısıyla, emr-i Hak vaki olup ecel senedinin vadesi dolduğunda; “ah, vah, keşke” demenin bir faydası olmayacağı için, bugünleri Cenâb-ı Hakk’ın rızasını tahsil yolunda değerlendirmek ve kabirde pişmanlık sebebi olacak hususlardan titizlikle sakınmak elzemdir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2020 – Kasım, Sayı: 417

Posted in Hikayeler | BEHLÜL DÂNÂ’DEN HALİFE HÂRUN REŞİT’E ÜÇ SORU… için yorumlar kapalı
May 13

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

13 Mayıs:

1846 – ABD Kongresi, sınır devriyelerine baskın yapılmasını gerekçe göstererek Meksika‘ya savaş ilan etti.

1915 – Çanakkale‘de, Muâvenet-i Milliye muhribi, Golyath zırhlısını torpilleyerek batırdı.

1965 – Batı Almanya, İsrail‘i tanıdı.

1981 – Papa II. Jean Paul, Mehmet Ali Ağca tarafından Roma‘da gerçekleştirilen suikast girişiminde vurularak yaralandı.

2005 – Özbekistan‘da meydana gelen Andican olaylarında güvenlik güçlerinin sivil halka ateş açması nedeniyle yüzlerce kişi öldü.

IX. Pius (d. 1792)

Vedat Türkali (d. 1919)

Charles Édouard Guillaume (ö. 1938)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 13

SEVGİNE MUHTACIM ANNE!

SEVGİNE MUHTACIM ANNE!

* * *

Sen her zaman güneşimsin ayımsın

Meleklerden sen en güzel payımsın

Hayat pınarımsın gönül çayımsın

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Cennetin mührü ak alnında senin

Cennet ayağının altında senin

Her vakit evladın aklında senin

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Senin ile dolu dolu hislerim

Şu an bile bebek olmak isterim

Seni çağırıyor gönül seslerim

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Gönül tarlasına sevgi ektin sen

Hep evlat uğruna çile çektin sen

Eşin hiç bulunmaz bir melektin sen

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Söyle yüce dağlar karsız olur mu?

Sevgi dolu yürek arsız olur mu?

Yiğit olan yiğit yarsız olur mu?

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Becerikli anlam yüklü ellerin

Nasılda kokardı gönül güllerin

Çare olur merhem olur dillerin

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Her canlı hem suya havaya muhtaç

Dertli olanlarsa devaya muhtaç

İnsanoğlu insan anaya muhtaç

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Sensiz tatsız ekmeğim de aşımda

Okşayan bir el yok şimdi başımda

Yazsın vasiyetim mezar taşımda

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | SEVGİNE MUHTACIM ANNE! için yorumlar kapalı
May 12

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

12 Mayıs:

1925 – Japon İmparatorluğu‘nda siyasi muhalefeti topluca bastırmak için Barışı Koruma Yasası adlı antikomünist yasa onaylandı.

1926 – Birleşik Krallık genel grevi sona erdi.

1947 – İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi‘nde yetişen 10 sanatçının oluşturduğu 10’lar Grubu kuruldu.

1951 – Hiroşima ve Nagazaki‘ye atılan bombaların 100 katı büyüklüğünde yıkıcı gücü olan ilk hidrojen bombası denemesi Eniwetok Atolü‘nde yapıldı.

2008 – Çin‘de Siçuan depremi gerçekleşti: yaklaşık 70.000 kişi öldü.

Florence Nightingale (d. 1820)

Katharine Hepburn (d. 1907)

Ömer Kavur (ö. 2005)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 12

TBMM RAPORU NEDEN RAFA KALDIRILDI?

TBMM RAPORU NEDEN RAFA KALDIRILDI?

2006 Yılında” Çocuklarda ve Gençlerde Artan Şiddet Eğilimi ile Okullarda Meydana Gelen Olayların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla” Meclis Araştırması Komisyonu kuruldu. Hakkını teslim etmek gerek, TBMM Araştırma Komisyonu çok ciddi çalıştı ve yüzlerce sayfalık harika bir rapor hazırladı. Ne yazık ki; Türkiye geleneği olarak o raporda bir daha kapağı hiç aralanmamak üzere Meclis’in tozlu rafları arasındaki nadide yerini aldı!..

***

TBMM Araştırma Komisyonu’nun raporundaki, tespitler ve öneriler dikkate alınıp gerekli çalışmalar eksiksiz yapılsaydı ne olurdu?.. O rapordan bazı alıntılar yapıp, sorunun cevabını sizlere bırakalım…

Raporun ÖNSÖZ’ünden;

-Şiddet, özellikle son yıllarda dünyada ve ülkemizde sadece şiddeti uygulayan ve şiddet ile karşılaşanları değil toplumun her bireyini dolaylı ya da doğrudan etkileyen çağımızın en önemli toplumsal sorunlarından biridir.

Türkiye’de şiddet ve şiddete bağlı sorunların hızla artması ve bu kapsamda, şiddet olaylarının çocuk ve gençleri de içine alan bir problem hâline gelmesi; karar vericilerin, hizmet sunucuların, ailelerin ve toplumdaki her bireyin ivedilikle bir şeyler yapması zorunluluğunu ortaya koymaktadır.

***

-“Silah Taşıma ve Çete Üyesi Olma” başlığından;

Gençlerin %9,2’si delici-kesici alet taşımakta (erkeklerin %13,1 ve kızların %4,3), ateşli silah taşıma %5,9 (erkeklerde %8,5 ve kızlarda %2,6) ve çete üyesi olma %7,7 (erkeklerde %10,6 ve kızlarda %4,1), şeklinde bulunmuştur. Şiddet davranışlarında önemli bir etken olarak tespit edilmiştir.

Gençler arasında yaralanma ve şiddet davranışları açısından riskli davranışlar oldukça yaygındır. Her 10 gençten biri delici-kesici alet, her 20 gençten biri ateşli silah taşımakta ve her 12 gençten biri de çete üyesidir. Bu tablo gençlerin şiddet ile ilgili ortamlarda bulunduklarını göstermektedir.

Gençlerin silaha ulaşmalarının engellenmesi, toplumda genel olarak silaha ulaşma ile ilgili yasal durumun güçleştirilmesi ile sağlanabilir. Toplumdaki bireylerin silah sahibi olmalarının azaltılması gençlerin silaha ulaşmasını sınırlandıracaktır. Bu konu ile ilgili değerlendirmelerin yapılması ve önlemlerin ivedilikle alınması gerekmektedir.

Gençlerin silah ve şiddet arasındaki ilişki konusunda bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Toplumda silaha bakış açısının değerlendirilerek, “silah” taşıma ve bulundurmanın “şiddet” nedenleri arasında yer aldığının vurgulanması gerekmektedir.

Evlerinde silah bulunduran ebeveynlerin, silahların evden çıkmasını sağlamaları gerekmektedir. Ebeveynler, evden silahı uzaklaştırmıyorlarsa çocuklarının silah bulundurdukları konusunda bilgi sahibi olmamalarını ya da ulaşmalarını engelleyici tedbirleri almaları gerekmektedir.

Okullarda silah taşıma ve çete etkinliklerinin olma durumunun izlenmesi gerekmektedir.

***

-Öneri ve sonuç bölümünden;

-Çocuk ve Gençlerde Şiddetin Azaltılmasına Yönelik Müdahale Programları Planlanmasına Katkı Sağlayacak Bulgular

Çalışma bulguları çocuk ve gençlerde şiddetin önlenmesine yönelik programların nerelerde, hangi kaynak ve yöntemler kullanılarak yapılabileceği konusunda da önemli veriler sağlamıştır;

Cezaevine girmeden önceki yaşamlarında çocukların, boş vakitlerini ağırlıklı olarak arkadaşları ile gezerek, daha az sık olarak da erkeklerin kahve/internet kafeye giderek, kızların ise gazete/dergi okuyarak geçirdikleri saptanmıştır. Boş vakitlerinde “ders kitabı dışında kitap okuma” ya da “kültürel aktivitelere katılma” oranları istenenin altındadır. Çocuk ve gençlerin boş vakitlerini kendilerine olumlu yaşam becerileri kazandırabilecek, spor ve kültürel faaliyetlere ağırlık veren tarzda, değerlendirebilmeleri için gerekli ortam ve fiziksel şartların sağlanması çocuk ve gençler arasındaki şiddet davranışlarının azaltılmasına katkıda bulunacaktır. Bu faaliyetlerin içerik ve niteliklerinin belirlenmesine yönelik araştırmalar yapılarak, toplumda çocuk ve gençlere yönelik boş vakit değerlendirme olanakları artırılmalıdır.

Çocukların zamanlarını hangi ortamlarda nasıl geçirdikleri hakkındaki bu tür bilgiler çocuklarda şiddetin önlenmesine yönelik müdahale programlarında çocukların bir arada bulunabileceği mekanlar ve aktarılmak istenen mesajların yayılabileceği kaynaklar hakkında yol gösterici niteliktedir ve değerlidir. Öte yandan, çalışmanın niceliksel vasfı ve cevapların kapalı uçlu olarak alınması gerekliliği, çocukların arkadaşları ile zaman geçirirken neler yaptığı, birbirlerini etkileme özellikleri; internet kafelerdeki etkilenimleri ve ilişkileri, internette hangi siteleri kullandıkları; ya da okudukları gazete ve dergilerde ilgilerini çeken konular benzeri bilgilerin alınmasına olanak tanımamıştır. Bu tür detaylı bilgilerin alınmasına yönelik ileri araştırmalar yapılması değerli olacaktır.

Kişilerin, şiddetin sık olduğu ortamlara katılımını kolaylaştıran veya şiddete katılımı doğrudan etkileyebilecek “risk” özelliklerinin çalışılan gruplardaki yaygınlığının saptanması ve zaman içinde takibi, ilgili toplumların şiddete “duyarlılığını” tespit etmede önem taşır. Çalışma grubundaki çocukların %40’ının sigara içtiği; %30 kadarının kumar ve/veya şans oyunu oynadıkları; cezaevi dışında iken %40’ından fazlasının delici-kesici alet taşıdığı ve yaklaşık 3 kişiden birinin ateşli silah taşıdığı saptanmıştır. Suç işlemiş çocuklar grubundaki bu “yüksek” hızlar, tespit edilen bu özellikler ile şiddet ve suç arasındaki ilişkiler hakkındaki ön bilgilerimizi destekler özellikte olup, çocukların şiddete karşı korunma programlarında bu tür “riskli” davranış alışkanlıklarının azaltılmasının önemini vurgular niteliktedir. Çalışmada çocuklar, silah taşımalarının altında yatan ana sebebi “ortamın güvensiz olmasına” bağlamışlardır. Bu anlamda, çocukların yaşadıkları sosyal çevrenin (toplum bazında) iyileştirilmesi; emniyet güçleri, okul idarecileri ve ailelerin çocukların “güvenli” bir ortamda yaşamaları için çaba harcamaları, gerekli önlemleri almaları ve bir problem ile karşılaştıklarında bunu kendilerine danışarak veya yardım isteyerek çözebilecekleri güvencesini vermeleri önem taşımaktadır.

***

-Bu bulgular ışığında,

Şiddet olaylarının ve suça itilmenin yasaklar konarak ya da ceza vererek değil; çocukların ihtiyaçları ve şikayetlerinin dinlenmesi, çözüm önerileri geliştirirken çocuk ve gençlerin “birey” olarak görüş ve katkıları ile bu sürece aktif katılımlarının sağlanması çalışmaların etkisini artıracaktır.

Şiddet uygulayan, suç işleyen veya bunlara yatkınlığı olan gruplarda bu tür davranışları önleme ve müdahale çalışmalarında başarı için ülkenin psikolojik, ekonomik, kültürel ve siyasal ihtiyaçları gözönünde bulundurularak, ülkeye özel modeller oluşturulması, geliştirilmesi, uygulanması ve sonuçlarının düzenli olarak değerlendirilip, gerekiyorsa etkinliği artırma yönünde yenilenmesi doğru olacaktır. Bu modellerin geliştirilmesinde, bu çalışmada olduğu gibi, ülke tabanlı verilerin toplanması, niceliksel ve niteliksel araştırmalar ile risk faktörleri ve müdahale etkinliklerinin başarılarının değerlendirilmesi, etkinliklerin kanıta dayalı olarak yapılmasını sağlayacak ve başarıyı artıracaktır. Son olarak, şiddet ile mücadelede başarı için “ön koşul”, disiplinler arası ortak bir anlayış, tutum ve çalışma sergilenmesi ve çalışmalarda süreklilik sağlanması olmalıdır.

***

Rapor ortada…

“İvedilikle” ne yapıldı?..

Bol şekilli ve görüntülü toplantılar… Üst perdeden atılan nutuklar… “cek”ler “cak”lar… Bugün; anneler-babalar kan ağlıyor. Pişkin yöneticiler ise ballı koltuklarında sefa sürmeye devam ediyor!..

Alıntı: Ahmet Takan

Posted in Gündem | TBMM RAPORU NEDEN RAFA KALDIRILDI? için yorumlar kapalı
May 11

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

11 Mayıs:

330 – Konstantinopolis, Roma İmparatorluğu‘nun resmî başkenti oldu.

1867 – Lüksemburg, Fransa‘dan bağımsızlığını kazandı.

1920 – Mustafa Kemal Paşa, İstanbul‘daki Divan-ı Harp tarafından idama mahkûm edildi.

1960 – Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann, Buenos Aires‘te bir Mossad ekibi tarafından kaçırıldı.

1985 – Birmingham City FC ile Leeds United arasında Birmingham‘da yapılan futbol maçı sırasında çıkan Bradford City stadyum yangınında 56 kişi öldü, 265 kişi yaralandı.

VI. Leon (ö. 912)

Salvador Dalí (d. 1904)

Bob Marley (ö. 1981)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 11

ANNE İLE İLGİLİ ALTIN SÖZLER

ANNE İLE İLGİLİ ALTIN SÖZLER

“Anne sevgisi, her şeyin üzerindedir. Anne sevgisi, hiçbir şeyle değişilmez, hiçbir şeyle ölçülemez.” – Ömer Hayyam

“Anne sevgisi, hiçbir şeyde bulunmayan bir güzelliktir.” – Ahmet Hamdi Tanpınar

“Bir kadın, dünyanın en yüksek dağına bile tırmanabilir ama anne olabilmesi için bir çocuğun kalbine girmesi gerekiyor.” – Sait Faik Abasıyanık

“Anne, her zaman seni anlar, seni dinler ve sana güvenir.” – Cemal Süreya

“Annelik, dünyanın en büyük zevklerinden biridir.” – Halide Edip Adıvar

“Bir anne için çocuğunun mutluluğu, dünyadaki en büyük mutluluktur.” – İbrahim Şinasi

“Bir annenin sevgisi, çocukların güneş ışığıdır.” – Necip Fazıl Kısakürek

“Anneler, insanı insan yapan en önemli varlıklardır.” – Ziya Gökalp

“Anne, yaşamın devamıdır ve hayatın en güzel anıdır.” – Yahya Kemal Beyatlı

“Bir anne, evladını dünyaya getirirken, aynı zamanda ona sonsuz sevgisini, fedakarlığını ve özverisini de verir.” – Ziya Gökalp
“Bir anne, kendi hayatını çocuğunun hayatına adamış, onun mutluluğu için her türlü fedakarlığı yapmaktan çekinmeyen kişidir.” – Cemil Meriç
“Bir milletin karakteri annelerinin karakteriyle belirlenir.” – Mustafa Kemal Atatürk

Posted in Atasözleri Vecizeler | ANNE İLE İLGİLİ ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
May 10

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

10 Mayıs:

1497 – Amerigo Vespucci, Yeni Dünya‘ya doğru yapacağı ilk yolculuk için İspanya‘nın Cádiz kentinden ayrıldı.

1556 – Marmara denizi depremi meydana geldi.

1872 – Victoria Woodhull, ABD Başkanlığı‘na aday olan ilk kadın oldu.

1981 – François Mitterrand, üçüncü kez katıldığı seçimlerde Fransa cumhurbaşkanı oldu.

1994 – Güney Afrika Cumhuriyeti‘nin ilk siyahî devlet başkanı Nelson Mandela göreve başladı.

Jean de La Bruyère (ö. 1696)

Thomas Young (ö. 1829)

Haydar Aliyev (d. 1923)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı