Anladık Ramazan başlamış!
– Hey mübarek! Gözüme mi gireceksin, anladık işte ramazan başlamış!..
Anladık Ramazan başlamış!
– Hey mübarek! Gözüme mi gireceksin, anladık işte ramazan başlamış!..
“KUR’AN RAMAZAN AYINDA İNMİŞTİR”
“O ramazan ayı ki insanlığa bir rehber olan, onları doğru yola götüren, hakkı batıldan ayıran en açık delilleri ihtiva eden Kur’ân o ayda indirildi.” (Bakara/185)
Âyette de belirtildiği üzere insanlığa doğru yolu gösteren Kur’ân-ı Kerim ramazan ayında nâzil olmuştur. Bu sebeple ramazan zarf, Kur’ân mazruftur. Esas olan mazruf (içinde yazılanlar) olduğuna göre -gayet tabii- ramazanda Kur’ân öne çıkmalı ve okunmalıdır. Fakat unutmayalım ki okumaktan maksat anlamaktır. Âyet ve hadisler bu gözle incelenebilse eminim birçok delil çıkacaktır karşımıza. Nitekim İbn-i Mes’ud’dan rivayet edilir ki bir gün Peygamberimiz:
-Ey İbn-i Mes’ûd haydi bana Kur’ân oku, diye emretti. Ben de:
-Yâ Resûlu’llâh! Kur’ân sana gönderildiği halde onu size nasıl okuyacağım, dedim. Resûl-i Ekrem:
-Kur’ân’ı ben başkasından işitmeyi çok severim, buyurdu. Ben de Sûre-i Nisâ’yı okumaya başladım. Okurken: “Her ümmetten bir şahit getireceğimiz, seni de onlar üzerine şahit getireceğimiz zaman, halleri nice olur?” meâlindeki âyeti okuyunca Resûl-i Ekrem:
-Sus, buyurdu. O sırada gördüm ki Resûlu’llâh ağlıyordu. (bk. Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, DİB Yayınları, Ankara 1975, c. 11, s. 85-86.)
Görüldüğü üzere, mesele sevap kazanmak maksadıyla bir duâ kitabı okur gibi Kur’ân okumak değildir. Diğer Peygamberlerin sadece kendi ümmetlerine şahitlik yapacak olmalarına karşı, Peygamberimiz aleyhisselâmın, bütün ümmetler için de ayrıca kendinin şehadetine baş vurulacak olmasının verdiği sorumluluğun ağırlığını hissedip ağlaması, bize okumaktan maksadın anlamak ve üzerinde düşünmek olduğunu açıkça göstermektedir. Dolayısıyla önemli olan, kişinin okuduğunu anlaması ve onunla amel etmesidir. Yoksa Muallim Feyzi Efendi’nin de dediği gibi Müslümanlık sadece Kur’ân tilavetiyle olsa âl-i Yezid ile âl-i abâ arasında bir fark olmazdı:
“Kur’ân tilâvetiyle müselmânlık olsa ger//Âl-i Yezîd’in âl-i abâdan ne farkı var?”
Bilindiği üzere Yezid, ikinci Emevî halifesidir. (ö. 683) Kerbelâ’da Hz. Hüseyin ve âile fertlerinin şehit edilmesi onun döneminde olmuştur. Oysa Peygamber soyu (âl-i abâ) gibi Yezid ve tarftarları da Kur’ân okuyorlardı. O zaman -şairin de işaret ettiği gibi- mesele Kur’ân okumak değil, okuduğunu anlamak ve ona göre amel etmektir.
Ne kadar büyüksün Ya Ebubekir!
Hz. Ebubekir vefat etmiş Hz.Ömer hilafeti teslim almış, devlet emanetlerini inceliyor bir akşam vakti Sandıklar açılıyor, evraklar ve mali hazineye ait altınlar, dirhemler tasnif edilip devir teslim yapılıyor.
Ne kadar büyüksün Ya Ebubekir!
Evrakları tek tek inceleyen Hz. Ömer sandıklardan birinde bir kavanozla karşılaşıyor. İçi dirhemlerle dolu kavanozu merak ederek açıyor. İçinden şu not çıkıyor: “Ben ki; ALLAH Resul’ünün Halifesi Ebubekir Hilafetim süresince devlet hazinesinden bana bağlanan maaşı almaya haya ettim ve hiç kullanmadım. Çünkü bulunduğum makam; tebliğini ücretsiz, Hak Rızası için yapan Resul makamı idi.
Tamamen kendi gayretimle geçindim. Benden sonra gelecek halifeye teslim edilmek üzere tüm maaşım bu kavanozdadır. Devlet hazinesine kaydedilsin!”
Hayatı Hz. Ebubekir’le hayır yarışına dönüşen Hz. Ömer olduğu yere öylece çöker Ağlamaklı vaziyette şunları söyleyecektir:
-Ne kadar büyüksün Ya Ebubekir! Hayatında seni geçmeme fırsat vermedin, vefatın sonrasında da buna imkân tanımıyorsun Ne kadar büyüksün Ya Sıddık!
Bu millete Pranga olanlar
Onların pranga olarak tanımladığı, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, savaş yıllarında bile milli eğitimi düşünüyordu. 1922’de Meclis’in açılışında yaptığı konuşmada milli eğitimle ilgili şunları söylüyordu:
“…Hükümetin en verimli ve önemli görevi eğitim işleridir. Bu görevde başarılı olabilmek için öyle bir program uygulamak zorundayız ki, o program milletimizin bu günkü durumu ile sosyal ve yaşamın ihtiyaçları ile, yerel şartlarla ve çağın gerekleri ile tam anlamıyla denk ve uygun olsun…
Efendiler, yüzyıllardan beri milletimizi yöneten hükümetler eğitimi genelleştirme dileğini belirtmişlerdir. Ancak bu dileklerine ulaşmak için Doğu ve Batı’yı taklit etmekten kurtulamadıklarından, sonuç milletin cahillikten kurtulamamasına neden olmuştur. Bu hazin gerçek karşısında bizim uygulamak zorunda olduğumuz eğitim politikamızın ana hatları şöyle olmalıdır: Demiştim ki, bu ülkenin gerçek sahibi ve sosyal yapımızın gerçek unsuru köylüdür. İşte bu köylüdür ki, bugüne kadar eğitim nurundan yoksun bırakılmıştır. Bundan dolayı, bizim uygulayacağımız eğitim politikasının temeli ilk önce var olan cehaleti yok etmektir. Ayrıntıya girmekten çekinerek bu düşüncemi birkaç kelime ile açıklamak için diyebilirim ki, genel olarak bütün köylüye okumak, yazmak ve vatanını, dinini, dünyasını tanıtacak kadar coğrafya tarih, din ve ahlâk ile ilgili bilgiler vermek ve dört işlemi öğretmek eğitim programımızın ilk amacıdır. (Bravo sesleri)
Efendiler,
Bu amaca kavuşmak tarihi eğitimimizde kutsal bir aşama olacaktır.
Bir yandan cahilliğin kaldırılması ile uğraşırken diğer yandan da memleket çocuklarını sosyal hayat ve ekonomide fiilen etkili ve yararlı kılabilmek için gereken basit bilgileri uygulamalı bir biçimde vermek yöntemi eğitimimizin temelini oluşturmalıdır.
Efendiler, medeni ve çağdaş bir sosyal topluluğun bilim ve kültür yolunda yalnız bu kadarla yetinemeyeceği şüphesizdir.
Ulusumuzun zekâsının gelişmesi ve böylece uygun olan medeniyet düzeyine ulaşması, doğal olarak yüce görevleri yürütecek elemanları yetiştirmekle ve milli kültürümüzü yüceltmekle mümkündür…
…Orta eğitimde de eğitim ve öğretim yöntemlerinin pratik ve uygulamalı olması temeline uymak şarttır. Kadınlarımızın da aynı öğretim aşamalarından geçerek, yetişmelerine önem verilecektir. (Bravo sesleri ve alkışlar)
Efendiler, yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitim sınırı ne olursa olsun, en önce ve her şeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığı için kendi benliğine ve milli geleneklerimize düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir. (Alkışlar) Uluslararası dünyanın bu günkü durumuna göre, böyle bir savaşın gerektirdiği mücadele ruhunu taşımayan insanlara ve bu nitelikteki insanlardan kurulu topluluklara yaşama ve bağımsızlık hakkı yoktur. (Bravo sesleri)”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün savaş günlerindeki bu sözlerinin üzerinden geçen 95 yılda Türkiye; dini bir cemaatin terör örgütüne dönüşmesiyle sarsılıyor, “Kutlu doğum haftası FETÖ’nün oyunu mu değil mi” tartışmalarıyla günlerini geçiriyorsa, kimlerin bu millete pranga olduğunu iyi görmek lazım!
AYET VE HADİSLERDEN BİR DEMET
* “Bu (Kur’an), insanlar için basiret nurları, kesin olarak inanan bir toplum için hidayet ve rahmettir. Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!” (Câsiye, 20-21)
* “Ölüm sana erişinceye kadar Rabbine kulluk et!” (Hicr, 99)
* (Ortalığı) bürüdüğü zaman geceye andolsun, Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun, Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki, Şüphesiz sizin çabalarınız elbette çeşit çeşittir. Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz. Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah’a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz. (Leyl 1-10)
* “Kim, bir ilimden sorulur, o da bunu ketmedip söylemezse (Kıyamet günü) ateşten bir gem ile gemlenir.” Ebu Davud, İlm 9, (3658); Tirmizi, İlim 3, (2651).
* “Allah ile beraber, başka bir ilâh edinen o kimseyi atın şiddetli azabın içine!” Arkadaşı (olan şeytan) der ki: “Ey Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içinde idi.” Allah, şöyle der: “Benim huzurumda çekişmeyin. Çünkü ben bu (konudaki) uyarıyı size önceden yaptım.” “Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim.” (Kâf 26-29)
* De ki: Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın! (Müminûn, 118)
* De ki: “O, Allah’tır, bir tektir.”
“Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir.)”
O’ndan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir).”
“Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.” (İhlas 1-4)
“ONE MİNUTE” SEVMİŞTİK!
Washington’daki meşruiyet arayışını, Trump ve yönetimi hakkındaki FBI soruşturmasının canlandırılmasından daha fazla gölgeleyen bir olay daha yaşandı. Hani “one minute” gösterisi sırasında Erdoğan‘ın konuşmaları, senaryo gereği dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Peres‘e yumuşatılarak tercüme edilmişti ya, Erdoğan ile Trump‘ın ortak basın açıklaması sırasında da aynı durum söz konusu oldu! Erdoğan’ın PYD ile ilgili sözleri tercüme edilirken atlandı! CHP Genel Başkan Yardımcısı, eski diplomat Öztürk Yılmaz “Böyle bir görüşmede Sayın Cumhurbaşkanı’nın elinde yazılı metin varken tercümanın başka bir şey söylemesi kabul edilebilir bir durum değil. Hem Türk kamuoyu kandırılmıştır hem de ABD kamuoyuna yalan söylenmiştir. Bir düzeltme de yapılmadığı görülüyor” dedi.
Tercüme edenler Amerikalı olduğuna göre senaryonun beraber hazırlandığı anlaşılıyor! Amerikan tarafı, “Siz Türkçe konuşurken, PYD’yi gündeme getirin ama biz tercüme ederken bunu es geçelim” diye teklifte mi bulundu? Böyle değilse, birkaç dili çok iyi bilen Mevlüt Çavuşoğlu neden düzeltme yapmadı!
***
Gerçi Türkiye’de A’dan Z’ye yapılan her siyasi eylem artık hukuk dışıdır. Türkiye, hukuk devleti olmaktan çıkarılmıştır. Hukukun bu kadar paspas edildiği, devletin kuruluş adımı olan 19 Mayıs bayramının bazı valiler tarafından katledildiği bir ülke adına, mevcut şartlarda, kim, neyi düzeltecek? Bu hukuk dışı düzenin parçası olanlar, düzeltme de yapamaz!
Bu sebeple hukuk devletine dönmek istiyorsak önce acı gerçekleri, vatandaşımız görecek ve düzeltmek isteyecek ki olumlu bir değişiklik olsun!
İMDAT EYLE ER RAHMAN’I ER RAHİM!
Bu mudur medeniyet lağım, lağım akmakta..
Senin has kullarını diri diri yakmakta..
Şeytanlaşmış bedenler sırıtarak bakmakta..
İmdat eyle İslam’a er Rahman’ı er Rahim!
Deccal ile Şeytan bir zulüm zulüm çağlıyor
Mazlumların ahı var, yürekleri dağlıyor
Şimdi İslam Alemi perişan kan ağlıyor
İmdat eyle İslam’a er Rahman’ı er Rahim!
Hepsi islam’dan çıkmış birer dinsiz gavurdu
Dinsizler, imansızlar kan, kin, zulüm savurdu
Anaların feryadı yeri göğü kavurdu
İmdat eyle İslam’a er Rahman’ı er Rahim!
Her akılda, her canda Şeytan cirit atıyor
Fitne, fuhuş, haksızlık bu çağda yok satıyor
Bilim Şeytan’a köle sahtekarlık katıyor
İmdat eyle İslam’a er Rahman’ı er Rahim!
Şimdiki kılavuzlar yolları şaşırırlar
Helal haram demeden haksızca aşırırlar
Sana ram olan kulun sabrını taşırırlar
İmdat eyle İslam’a er Rahman’ı er Rahim!
Haksızlık karşısında susan Şeytan diller çok
Esiyor edebsizce, hayasızca yeller çok
Şimdi Dünya yüzünde şirke ait göller çok
İmdat eyle İslam’a er Rahman’ı er Rahim!
Benin dinim banadır, senin dininse sana
Diyecek aklı selim gelmedi bu zamana
Nefret, öfke, kin, zulüm içilir kana kana
İmdat eyle İslam’a er Rahman’ı er Rahim!
Dalgalansın Hak sancak Muhammed aşkı için
Kaybettik aslımızı bulamıyoruz niçin?
Tıpkı Cehennem zulmü yaşanır için için
İmdat eyle İslam’a er Rahman’ı er Rahim!
Belalar musibetler dizi dizi ya Rabbi!
Bu çağda her yerde var Şeytan izi ya Rabbi!
Deccallerin elinden kurtar bizi ya Rabbi!
İmdat eyle İslam’a er Rahman’ı er Rahim!
Kenan ŞAHBAZ
TÜRKİYE ÜZERİNDE OYNANAN EMPERYALİST OYUNLARA ALET OLMAYIN!
Genç milletiz diye övünüyorduk. Şimdi yaşlı millet olmaya başladık. Genç millet olmanın sorumluluklarını ne yazık ki yerine getiremedik. Son iki yılda iş bulamadığı için 90 genç evladımız intihar etti. (Tabii bu basına yansıyan bilebildiğimiz vakalar.)
Bir yandan eğitim politikasındaki tutarsızlıklar, diğer yandan da giderek ağırlaşan ekonomik problemler gençlerimizi eğitimin dışına iterken, iş bulma imkanlarını da azaltıyor. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiye’de 15-19 yaş arası 2 milyon 42 bin genç, eğitimini çeşitli nedenlerden dolayı yarıda bıraktı. Türkiye genelinde en az 850 bin gencin eğitimine devam etmediği ve iş gücüne de katılamadığı belirtiliyor.
Kitap okumayan toplum olduk
Yıllardır yazıyoruz söylüyoruz; bir ülkede emek israfını önleyecek en akıllı iş “insan gücü planlaması”dır. I., II. Kalkınma Planlarında Türkiye’de belli bir sisteme kavuşan bu konu, 1980’den beri ağır bir ihmale uğradı. İş gücü planlaması olmadığı için üniversite kapısına gelen gençler puanlarının tuttuğu fakültelere girdiler. Aileler binbir fedakârlıkla çocuklarının eğitimini sağladı. Eğitim süresinin sonunda diplomasını alan genç adam iş aramaya başladı. Ne yazık ki iş bulamadı. İş bulamıyor. Bazı hallerde kötü alışkanlıklara düşen gençler bazen intihar etmeyi çare görüyor. At gözlükleri takarak sosyal meselelerin çözüldüğü asla görülmemiştir. Sosyal meseleler çok yönlü bakışla ele alınıp zaman içinde incelenerek çözüme kavuşturulabilir. Türk Maarif hayatında isim yapmış bakanlardan Hasan Ali Yücel döneminde eski Grek ve Latin kültürünün eserleri öncelikle tercüme edilmiştir. O dönemde bir Köy Enstitüsü öğrencisi ders kitapları dışında yılda 24 kitap okumak zorundaydı. Bu kitaplarla ilgili tartışma açılır, öğrencinin okuduğu metni düşünmesi, anlaması için kitaplarla ilgili sorular öncelikle ele alınırdı. Şimdi önümüzde cevap bekleyen ağır bir soru var; “1940’lı yıllarda bir Köy Enstitüsü öğrencisi dünya klasiklerinden yılda 24 kitap okuyup, okuduğunu tartışmaya açarken bizlere ne oldu da kitap okumayan bir topluma dönüştük?”
Bunun vebali Türkiye üzerinde oynanan emperyalist oyunlarda ve onlara alet olan yeteneksiz siyaset adamlarımızda aranmalıdır.
Türkiye’de 6 kişiye yılda 1 -bir- kitap düşüyor. Okuma alışkanlığına sahip olan kişi sayısı ortalama sadece 40 bin kişi. Oysa bir Japon yılda ortalama 25, bir İsviçreli 10, bir Fransız 7 kitap okuyor. Hiç şüphesiz toplumun sosyal refah devleti anlayışıyla gelir dağılımı, işsizlik, sosyal güvenlik problemleri çözüldükçe okuma oranlarında, kitaba ayrılan para ve zamanda da olumlu gelişmeler olacaktır.
OECD’nin yürüttüğü her üç yılda bir yapılan Uluslararası PISA testi sonuçlarına göre, Türkiye 72 ülke arasında 50. sırada yer alırken, önceki testlere göre de performansı geriledi. Eğitim değerlendirmesi 72 ülke ve ekonomik bölgede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında yapıldı.
Türkiye’nin günübirlik kavgaların basit çemberini kırması zamanı çoktan geldi ve geçiyor. Artık toplumumuzun temel meselelerini görmenin ve tartışmanın zamanıdır. Ah gençlik! Vah gençlik! diyerek dizlerimizi dövmek istemiyorsak aklımızı başımıza almanın zamanıdır…
Eşeğin sicili temiz kalsın
Bu hikaye Kıbrıs’ta geçmis gerçek bir olay; yaşlı bir amca, eşeğinin üzerinde karayolunda seyretmektedir.
Bunu gören trafik polisleri, amcaya takilmak isterler ve durdururlar.
Polis: Be amca, neçin dakman golani?
(golan: emniyet kemeri.)
Amca: Dakmam be işte!
Polis: E bak gördün mü, şimdi ceza keseceyik.
Amca: Kes bakalim ne keseceysan da gidecem, acele isim var.
Polis: peki amca, cezayı sana mı yazalım yogsam eseğe mi?
Amca: ???
Polis: Yani cezayı sana yazarsak beş milyon ödeycen, eşeğe üç milyon ödeycen.
Amca: Bana kes o zaman.
Polis: Neden sana keseyon amca?
Amca: Onun sicili temiz kalsın, dünyayı yönettircez ona!
Angajman kuralları:
Terör örgütüne devlet muamelesi mi?
Geniş anlamda diplomaside tarafların ilişkilerini yürütürken kullandıkları prosedürleri ifade eder. Askeri anlamda ise bir ülkenin başka bir ülkenin hava sahasını ihlal etme veya ülke topraklarında oluşacak bir tehdide karşı yapılacak askeri tepkinin şartlarıdır. Yani, ülkeler, devletler ve ordular arasıdır.
Şimdi, dönelim, R. Erdoğan’ın Trump görüşmesinden sonra Türkiye’ye dönmeden kabin ekibi gazetecilere yaptığı değerlendirmelerden gazete manşetlerine taşınan başlığa ve içeriğe. Hürriyet gazetesinden aynen alıntılıyorum:
“Erdoğan net mesaj verdi:
YPG’den saldırı olursa hiç kimseye sormadan angajmanı uygularız.
Kendilerine açıkça şunu da açıkça ifade ettik: YPG ve PYD’den Türkiye’ye olabilecek herhangi bir saldırı olursa hiç kimseye sormadan angajman kurallarını uygularız. Bunu da açıkça söyledik.“
Dehşete düşüren bu ifadeleri diğer yandaş medya sayfalarında da karşılaştırdım. Noktası virgülüne(!) aynıydı.
Türkiye Cumhurbaşkanı, kullandığı ifadelerle, bir terör örgütünü devlet ve ordu yerine koyuyordu. İki ülke diplomatlarının kayda geçirdiği bu görüşme ve konuşmalarda kullanılan ifadelerin Türkiye’ye ilerdeki faturasını hesaplayan olmadı mı?.. Acaba R. Erdoğan’ın dili mi sürçtü?.. Erdoğan, Trump’a bu sözleri sarf ederken diplomasi veya saraydan neden kimse müdahale etmedi?.. Bu sehven yapılmış bir hata olabilir mi?..
Topraklarınız, devlet ve millet bekanıza karşı bir tehdit algılamanız söz konusu ise kanlı bir terör örgütüne karşı angajman kurallarını işletmek neyin nesi?.. BM kararları ve uluslararası hukuk kurallarının size tanıdığı haklar ve oralardan kaynaklanan yetkiler yeterli değil mi?..
Yoksa!.. Kuzey Irak’ta sözde Kürt devletinin kabulünün yaşandığı süreçte olduğu gibi bu bir alıştırma çalışması mı?.. Kırmızı çizgilere bir bay bay daha mı?.. Bu söylemlerin ardından bir süre sonra Suriye’nin kuzeyinde oluşan sözde Kürt devletine de şapka mı çıkaracağız?..