Eki 28

TARİHTE BUGÜN

28 Ekim:

1886 – New York‘ta Özgürlük Heykeli‘nin açılışı yapıldı.

1918 – ÇekoslovakyaAvusturya-Macaristan İmparatorluğu‘ndan bağımsızlığını kazandı.

1923 – Mustafa Kemal PaşaÇankaya Köşkü‘nde verdiği akşam yemeğinde, “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” dedi.

1943 – Amerikan donanmasının Philadelphia şehri limanında gizli bir deney yaptığı iddia edildi.

1981 – Heavy metal müzik grubu MetallicaSan Francisco‘da kuruldu.

Maxentius (ö. 312)

Bill Gates (d. 1955)

André Masson (ö. 1987)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Eki 28

“TÜRK’ÜN TÜRK’E DÜŞMANLIĞI!”

Adı, Russell Crowe…

7 Nisan 1964 Wellington, Yeni Zelanda doğumlu.

“Gladyatör” filmiyle Oscar aldı. Altın Küre ve Bafta ödüllerini de kazandı.

Tanıyorsunuz; dünyaca tanınmış bir aktör…

İlk yönetmenlik denemesinde bizden bir hikâye anlattı: Son Umut…

Filminde; aynı zamanda başrol oynadı. Çanakkale Savaşı’nda kaybolan üç oğlunu aramak için Anadolu‘ya gelen Yeni Zelandalı çiftçi bir babanın hikayesini konu etti.

Filme gittim. Şaşırdım…

Russell Crowe gibi bir dünya yıldızı, ülkesinin hikayesini anlatırken bizim Kurtuluş Savaşı’mızla ilgili şu tespitlerde bulunuyordu:

– İngilizler işgalcidir.

– Yunanlılar katliamcıdır.

– Mustafa Kemal Türkiye’nin geleceğidir.

Kuvayı Milliye’ye katılmak için Ankara’ya giden Binbaşı Hasan’ın (Yılmaz Erdoğan) gözlerindeki ateş ile sözlerindeki umut yanaklarımı ıslattı.

Belki ben görmemişimdir, bilemiyorum; ilk kez bir yabancı filmde bizim insanlarımız iyi-güzel-haklı gösteriliyordu.

Bir haftadır film üzerine düşünüyorum.

İstedim ki filmle ilgili bir değerlendirme yazısı okuyayım. Yok. Bulamadım.

Filmden önce neler neler yazılmıştı; tabii çoğu magazin olan.

Film vizyona girdi; medyadan ses kesildi.

Anladım; Russell Crowe büyük hata yapmıştı. Türkleri aşağılasa idi, medyada ne çok haber olurdu. Hayır, dış basını değil bizim medyadan bahsediyorum.

Hiç yazılmadı değil; “Son Umut”un gişesinin kötü olduğu, Avustralya’da bile seyredilmediği gibi yalan haberler yaptılar!

Fatih Akın’ın, Türkleri “Ermeni soykırımcısı” olarak gösterdiği “Kesik” filmiyle ilgili yazıları bizim medyada (ki kimi gazetelerde manşet bile oldu) okudukça şunu sordum; “Türkler, neden Türklere bu derece düşman!”

İşte İlyas Salman’ın büyük başarısı…

87. Oscar Ödülleri’nde, “En İyi Yabancı Film” dalında yarışacak 9 film arasına giren “Mısır Adası” filminin başrol oyuncusu.

Bu başarısı nedeniyle İlyas Salman’ı kaç gazetede ve TV’de gördünüz?

Göremezsiniz… Çünkü; o bu ülkenin sanatçısı olmakta, düşüncelerini açıklamakta inat eden, bu topraklara bağlı bir devrimci. Türkleri aşağılamıyor itibarıyla, medyada yeri yoktur!..

***

“Bir ulusun, ulusal bilincini, ulusal duygusunu ve reflekslerini nasıl yok edersiniz? Bunun denenmiş, sınanmış bir yöntemi vardır: O ulusun tarihsel varlığını sorgulamaya açarsınız! Yani o ulusun tarihini yeniden tartışırsınız. Mesela, Türkler kendilerini kahraman bir ulus olarak mı görüyorlar? Onlara ne kadar korkak bir ulus olduklarını göstermek gerekir! Ya da Türkler Atatürk’ü çok mu yüceltiyorlar? Onlara Atatürk‘ün ne kadar sıradan birisi olduğunu göstermeye çalışırlar.

Farkındaysanız son on yıldır böylesi bir dönemden geçiyoruz…

İşte psikolojik harp budur arkadaşlar…”

Evet… Bu sözlerin yazarı (Prof. Dr. Kerem Doksat) sosyal medyada en çok saldırıya uğrayan bilim adamıdır!

Sonuçta:

Gazetelerini okuyorsunuz…

TV’lerini seyrediyorsunuz…

Ve sonra yakınıyorsunuz!

“Son Umut” filmindeki Binbaşı Hasan’ın…

Sorbonne Üniversitesi öğrencisi Hasan Tahsin’in mücadele ruhunu taşımıyorsanız daha çok ağlarsınız!”

Alıntı: Soner Yalçın

Posted in Gündem | “TÜRK’ÜN TÜRK’E DÜŞMANLIĞI!” için yorumlar kapalı
Eki 27

TARİHTE BUGÜN

27 Ekim:

1904 – New York’un ilk yeraltı demiryolu hattı inşa edildi.

1924 – Sovyetler Birliği‘nde Özbekistan kuruldu.

1958 – Pakistan Cumhurbaşkanı İskender MirzaMuhammed Eyüb Han‘ın düzenlediği bir darbeyle görevden uzaklaştırıldı.

1971 – Kongo Cumhuriyeti‘nin adı Zaire olarak değiştirildi.

1991 – TürkmenistanSovyetler Birliği‘nden bağımsızlığını kazandı.

Uluğ Bey (ö. 1449)

Sylvia Plath (d. 1932)

Franco Alfano (ö. 1954)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Eki 27

ÇOK YÖNLÜ BİR DAHİ

ÇOK YÖNLÜ BİR DAHİ

Atatürk ismi sadece bizim için değil, tüm dünya için ölümsüz tarihtir. Mustafa Kemal’i yazmak güçtür. Zira onunla ilgili gerçekler, ünlü kalemlerin kudretinin çok üstündedir. Ata‘yı olduğu gibi gösterebilmek, güneşin doğa için yararlarını anlatmaktan daha zordur. İnsanlık evriminin akışı içinde onunla kıyaslanacak tek isim yoktur. Çünkü zamanın ortaya çıkardığı liderler bir bilemediniz iki yönlü dâhidir. Askerlikte, siyasette, yönetimde ve tüm ruhları peşinden sürüklemekte eşsizdir. Akıl almaz ileri görüşlülükle zorlukları ortadan kaldırmakta üstüne kimseyi tanıyamazsınız. Onun değeri özellikle son yılların Türkiye’sinde daha iyi anlaşılmakta. Onun gerçek değerini tartabilmek için dâhi ve bu sıfata yakıştırılanlar iyi incelenmeli. Örneğin Hanibal ordusunu devasa fillerle Alp Dağlarından geçirmiş çizdiği stratejiyle zaferler kazanmıştır. Akılda kalan “Ya bir yol bulun, ya bir yol açın, ya da yoldan çekilin” sözünden öteye gitmez. Sonuçta ülkesine bıraktığı birkaç savaştır.

Sezar eşsiz bir kumandan ve aynı zamanda yönetici, fikir adamıydı. Yarattığı Roma’nın sınırlarını genişletti. Kanunları değiştirip kendi kudretini yüceltti. Ancak Roma İmparatorluğu’nun temellerini sağlam zemine oturtamadı. Sonuçta hayatını hançer darbeleriyle kaybetti. Hem de seçip yanına aldığı Brütüs‘ün vuruşlarıyla. Geriye “Sen de mi Brütüs?” ifadeleri kaldı. …

İskender, Hanibal ve Sezar’ın da üstünde bir isimdi. Zekası ve kahramanlıklarıyla, bu ikiliyi aşan şöhreti yakaladı. Tarih ona “Büyük” sıfatını verirken Makedonya ile Hindistan arasındaki uzun mesafeyi düşünmüş olmalı. Tabiî çiğnediği hükümdar başlarını da. Gerçekte mezarlığa dönüşmüş ülkeleri ezdi. Sadece zafer peşinde koştuğundan, yarattığı devlet, ölümünden hemen sonra yıkıldı.

Büyük Türk Hakanı Atilla, “Tanrının kırbacı” lakabıyla kıtaları avucunda tutacak ve Asya’yı Avrupa’nın sırtına bindirecek güce sahip oldu. Yaratıcılığını ucunda taşıdığı kılıcı, kınına koyduğu gün Roma ajanı olan evlendiği kadın tarafından öldürüldü.

Aksak Timur adıyla anılan Timur kudretini kendi yarattı. Bu sayede dünyanın tek hâkimi oldu. Günümüzde sadece savaşlarını hatırlıyoruz. Maddi ve manevi anlamda büyük bir eserini göremiyoruz. Çünkü tek yönlü yaratıcıydı. Milletinin varlığına aktaramadığı ışığı ile sadece kendi adını aydınlattı.

Napolyon Bonapart, ihtilal sonrası Fransa’sının çok başlılığından yararlandı. Öncelikle ülkesini ele geçirdi. Daha sonra Avrupa’yı hegemonyasına aldı. Bonapartlar Hanedanı kurdu. Sonuçta aldığı ağır yenilgi, geride birkaç savaş ismi, bıraktı. Aşk romanları ve film-dizi senaryolarını da unutmayalım. Yeni neslin hatırladığı tek şey İsveçli Abba Grubu’nun Eurovision’u kazandığı şarkıdır; Waterloo.

Dünyanın gidişine yön vermiş bütün dâhilerin Atatürk‘le kıyaslanması gerçek verileri ortaya koyar. İlk fark onların hemen hepsi eğitilmiş ve tecrübeli ordularla yola çıktılar. Mustafa Kemal Paşa ise tarih sahnesine tek başına atıldı. Kronolojisini kendi yazdı. Öteki isimler başarılarını, millet kavramı kazanmamış, düzensiz silahlı güçler karşısında sağladılar. Atatürk‘ün kapı dışarı ettiği milletler ise 20. Yüzyılın en büyük medeniyetlerini kuranlardır. Bunların silah teknolojileri tüm zamanların en gelişmişi idi.

Ölümsüz Ata bulunduğu yere sadece kudretli düşmanlarını yendiği, saltanat ve hilafeti yıktığı için gelmedi. Şüphesiz bu başarıların her biri herhangi bir canlıya ölümsüzlük kazandırırdı. O bu işlerin daha önemlilerini yaptı. Kılığı yeni, düşünüşü yeni, zevki yeni, dili yepyeni bir millet yarattı. Kara peçeyi söktü attı. Bu milleti hür ve medeni olarak dünyaya yeniden sundu. Sonuçta kıyamete kadar birbirine kenetlenmiş kalacak Türk ve Atatürk adları insanlık yazıtlarına kazındı.

Falih Rıfkı Atay’ın şu sözleri de kulaklara küpe olmalı: “Gençler, bizim çektiklerimizi çekmemek ve bu halka çektirmemek için, siz de Atatürk‘ü unutmayınız. Mustafa Kemal bizimdi, Atatürk Sizindir…”

Alıntı: Burhan Ayeri

Posted in Gündem | ÇOK YÖNLÜ BİR DAHİ için yorumlar kapalı
Eki 26

TARİHTE BUGÜN

26 Ekim:

1825 – Erie Gölü ile Hudson Nehri‘ni birbirine bağlayan Erie Kanalı açıldı.

1863 – UEFA ve FIFA‘nın kurucu üyelerinden olan Futbol Birliği kuruldu.

1951 – 77 yaşındaki Winston Churchill yeniden Birleşik Krallık başbakanı oldu.

1968 – Soyuz 3Baykonur Uzay Üssü‘nden uzaya fırlatıldı.

1994 – İsrail-Ürdün Barış Antlaşması imzalandı.

Carlo Collodi (ö. 1890)

Muhammed Rızâ Pehlevî (d. 1919)

Igor Sikorsky (ö. 1972)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Eki 26

BAŞBUĞ ATATÜRK

Profesör Halil İnalcık Atatürk için diyordu ki: 
 “Her konuşmasında gırtlağı parçalanırcasına
‘Büyük Türk milleti’ diyen bir adamı herkesin sevmesini beklemeyin…
Bu topraklar buna alışık değildi.”
Türküm demeyi unutmuş yığınlara…
Türklüğünü hatırlatmak ne büyük cesaretti.
Atatürk işte bu yüzden Türk tarihinde bütün zamanların en büyük Başbuğudur.
Bir iki İslami söz, ya da şiirle Türkçülük taslayanlar…
Atatürk’ün Türkçülüğünü görmezden gelip ona düşmanlık yapıyorsa…
Bunun adı Türklüğe ihanettir.
Türklüğe ihanetin nasıl bir şey olduğunu son 20 yılda yaşadık, gördük.
Damarında Türk kanı dolaşanların.
Atatürk düşmanlarına övgüler yağdırıp milliyetçilik, ülkücülük, Türkçülük yapmaları da ahmaklıktan öte…
İhanetin ta kendisidir.
İşte bu yüzden Atatürk düşmanları ile savaşım var.
 
Alıntıdır.

Posted in Gündem | BAŞBUĞ ATATÜRK için yorumlar kapalı
Eki 25

TARİHTE BUGÜN

25 Ekim:

1147 – Dorileon Muharebesi, Haçlılara karşı Anadolu Selçuklu Devleti‘nin galibiyetiyle sonuçlandı.

1760 – III. GeorgeBüyük Britanya kralı oldu.

1854 – Kırım Savaşı sırasında Balaklava Muharebesi gerçekleşti.

1983 – Amerika Birleşik Devletleri güçleri, Grenada’yı işgal etmeye başladı.

2001 – Windows XP, genel kullanım için piyasaya sürüldü.

Abel Gance (d. 1889)

Ziya Gökalp (ö. 1924)

Richard Harris (ö. 2002)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Eki 25

ALLAH’IN RAHMETİNDEN KAÇILMAZ

Günün birinde bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaktadır. Elbette yağmur yağdığı vakit ya
koşulur, ya da bir yerlere sığınılır. Nasreddin Hoca da yağmurun yağışını ve sokakların
yalnızlığını pencereden seyrederken bir de bakar ki yağmurdan kaçan bir adam… Hoca bidikkatli baktığında bunun bir komşusu olduğunu anlar ve pencereyi açarak;
“Komşu, komşu, utanmıyor musun, niçin Allah’ın rahmetinden kaçıyorsun?” deyince
adam koşmayı bırakır ve yavaş yavaş evine doğru gider. Bu arada adamın da ıslanmadık yeri
kalmaz.
Ertesi gün hava yine yağmurludur. Bu defa Hoca Efendi alışveriş için sokağa çıkmıştır. O, işini
bitirip de hızlı adımlarla evine doğru giderken bir gün önceki komşusunun evinin önünden
geçer. Bu sefer komşusu;
“Hoca Efendi, Hoca Efendi, sen dün bana ‘Allah’ın rahmetinden kaçılmaz. ’ demiştin;
bak şimdi kendin kaçıyorsun.” deyince, Hoca komşusuna doğru döner ve;
“Be adam! Ben Allah’ın rahmetinden kaçmıyorum, Allah’ın rahmetini çiğnememek için
koşuyorum.” der.

Posted in Fıkralar | ALLAH’IN RAHMETİNDEN KAÇILMAZ için yorumlar kapalı
Eki 24

TARİHTE BUGÜN

24 Ekim:

1912 – Kumanova MuharebesiSırp zaferi ile sonuçlandı.

1945 – Birleşmiş Milletler Antlaşması yürürlüğe girdi ve BM kuruldu.

1970 – Salvador AllendeŞili cumhurbaşkanı seçildi.

1998 – Deep Space 1 uzay aracı, gelişmiş teknolojileri test etmek için uzaya fırlatıldı.

2003 – Concorde‘un son uçuşu New York ile Londra arasında yapıldı.

Tycho Brahe (ö. 1601)

Christoph Daum (d. 1953)

Gene Roddenberry (ö. 1991)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Eki 24

“EĞİTİM; BİR KİTLE İMHA SİLAHI.”

“İnsanların çocuklarını çalan, dev bir beyin yıkama ve sınıflandırma makinesi olarak merkezi okul eğitiminin var olmasına izin verilmiş olabileceğine inanasım gelmiyor. Bu gerçekten oldu mu? Benim hayatım bundan mı ibaretti?”

John Taylor Gatto, 1991’de New York‘ta “yılın öğretmeni” seçilmiş. 30 yıllık sınıf deneyimine ve müfettişlik görevlerine sahip. Amerikan okul sistemini, Alman okul sistemine, daha açığı Hitler dönemi okul anlayışına benzeterek reddedip okuldaki görevini bırakmış. Orijinal adı Weapons of Mass Education: A Schoolteacher’s Journey Through the Dark World of Compulsory Schooling olan ve Mehmet Ali Özkan‘ın tercümesiyle Türkçe’ye kazandırılan eseri ise son kitabı olarak kayıtlara geçer.

30 yıllık öğretmen olan Gatto kitabında, okulu, eğitimi ve Amerikan eğitim sistemini sert bir şekilde sorguluyor, ‘okulu’ eleştiriyor. O, bir mekâna kapatılmaya dayalı okul eğitimine karşı çıkıyor. Çünkü çok farklı yönlere doğru gitme ve gelişme temayülünde olan bireysel hayatları tek tip haline getirdiğini, bireyleri yığınlaştırma emelinde olduğunu düşünüyor. Hatta okul sisteminin tüketim ekonomisine boyun eğdiğini savunuyor. Birleşik Devletlerde zorunlu eğitimin tarihi ve fikri arka planını çizen yazar daha sonra -kendi öğretmenlik tecrübelerine de dayanarak- zorunlu okul eğitimi sürecinde yaşananlara ve sürecin öğrenciler üzerinde açtığı hasarlara dair açıklamalarda bulunuyor.

ZORUNLU EĞİTİME BAKIŞINDAKİ ELEŞTİRİSİ

Amerika’nın muhtelif okullarında yaptığı öğretmenliği Wall Street Journal‘a yazdığı bir yazıyla bırakan yazar, kitabın yazılış amacını şöyle ifade eder: “Öğretmenlik kariyerimin ilk ayından itibaren girdiğim sınıflarda entelektüel gücün, yaratıcı sezginin ve iyi karakterin seviyesinin hep azaldığını ve aslında benim de tam olarak bu iş için para aldığımı fark ettim (s.147). Okul artık (…) sanayicilerin siparişi üzerine tanzim edilen bir davranışsal eğitim laboratuvarına dönüşmüştür. Devlet okulu sınıflarında otuz yıl bu yaratığa hizmet ettikten sonra 1991’de öğretmenliği bıraktığımda, gördüğüm ve ne yazık ki yaptığım şeyler –beni affedin- konusunda tanıklık edeceğime dair kendime söz vermiştim. Bu kitap, benim o sözü tutma yollarımdan biridir (s.47).”

Yazara göre zorunlu eğitim Birleşik Devletlerde on dokuzuncu yüzyıl boyunca yerleştirilmeye çalışılmışsa da dişlerini tam anlamıyla 1905- 1915 yıllarında ülkeye geçirmiştir. İyi insan ve vatandaş yetiştirmek ve herkesin elinden gelenin en iyisini yapmasını sağlamak zorunlu okul eğitiminin gerekçesi olarak gösterilse de yazara göre; “bundan daha büyük bir yalan yoktur. Asıl amaç mümkün olduğunca fazla sayıda bireyi, tehdit oluşturmayacak bir düzeyde tutmak, standartlaşmış bir vatandaşlık öğretisi yaymak, başkaldırı ve özgünlüğü öldürmektir. ABD’de ve dünyanın her yerinde eğitimin amacı budur (s.20).”

FİŞLEDİĞİ YAZARLAR

Gatto’nun ısrarla üzerinde durduğu düşünce, ABD’de yerleştirilen zorunlu eğitimin köklerinin Prusya askeri devletine dayandığıdır. Yazar, Prusya eğitim sisteminin köle ruhlu insanlar ortaya çıkardığını belirtir. Ona göre; zorunlu eğitim düşüncesi, oldukça eskidir. Platon’dan beri birçok ütopyacı yazar bunun zeminini hazırlamıştır. Bu manada yazar Calvin, Francis Bacon, Spinoza, Thomas Hobbes, Johann Fichte, Charles Darwin gibi isimleri özellikle “fişler.”

ROCKEFELLER, CARNEGİE VE FORD GİBİ VAKIFLARIN AMAÇLARI

Okulların giderek endüstrinin bir kolu haline dönüştürüldüğünü ifade eden Gatto, zorunlu eğitimin Amerika’da bir sistem olarak yerleşmesinin arka planında güçlü ama görünmez kuvvetlerin yer aldığını belirtir. Bu karanlık güçlerin, ülkenin okullarını ahtapot gibi sardığını ve yeni okul politikalarının kamuoyunun gözlerinden uzaktaki vakıf binalarında kotarıldığını aktaran yazar özellikle RockefellerCarnegie ve Ford vakıflarının isimlerini dile getiriyor. Öyle ki E.Thorndike’ın Eğitim Psikolojisi literatürünü Rockefeller vakfının desteğiyle oluşturduğunu söyler.

1896- 1920 yılları arasında bu vakıflar sanayici ve sermayedar gruplarına, üniversite kürsülerine, araştırmacılara ve okul idarecilerine ciddi yatırımlarda bulunarak mevcut okul sisteminin kurulmasında rol oynamışlardır. “Eğitim tröstü” olarak isimlendirilen bu grupların amacının “gençlere itaat idealinin benimsetilmesi” olduğunu belirten Gatto, bunu delillendirmek için farklı tarihlerdeki toplantılarda alınmış kararların ve söylenmiş sözlerin metinlerine de kitapta yer verir.

YAZARIN GERÇEK MESELESİ NE?

Yazarın asıl anlatmak istediği mesele eğitime karşı gelmesi değil zorunlu eğitime karşı eleştirilerini dile getirmesidir. Çünkü ona göre gerçek gayesi öğrenmek değil, “başarı” olan okulların, öğrencilerin kendileri adına bir şeyler öğrenme arzusunu söndürdüğünü, düşünme melekelerini bunun yanı sıra kendi başlarına kalabilme becerilerini ellerinden aldığını ve çivi çakamayan, yumurta pişiremeyen, can sıkıntısına çözüm bulamayan, topluma değer katamayan gerçek dünyadan uzaklaşmış insanlar ortaya çıkardığını ifade eder.

Zorunlu okul eğitimini bu şekilde resmeden Gatto, eğitime değil zorunlu okul eğitimine karşı olduğunu belirterek ikisi arasındaki farkı ortaya koyar ve çözüm önerisini de bu fark üzerinden geliştirir. Bu nedenle yazarın okul eğitimine alternatif olarak önerdiği eğitim şekli açık kaynaklı öğrenmedir. Bu öğrenme biçimi esnek mekânları ve esnek sıralama düzenlerini içine alan esnek zamanlı bir faaliyettir. Kişisel olarak yönetilen bireyselleşmiş bir eğitim olan açık kaynaklı öğrenmede kimin öğretmen olacağına hükümet değil öğrencinin kendisi karar verir. Öğrenci aktiftir ve kendi eğitim harcını karma sorumluluğunu yüklenir. Hayata değer katmanın okulla değil, okula rağmen gerçekleştiğine dair tezini delillendirmek içinse Amerika tarihinden okula hiç gitmeden ya da okulu bırakarak- açık kaynaklı öğrenme şekillerini benimsemiş kişilerin örneklerine yer verir. Benjamin Franklin, Thomas Edison, Bernard Shaw yazarın örnek olarak verdiği isimler arasındadır. (“John Taylor GattoEğitim: Bir Kitle İmha Silahı, Zorunlu Eğitimin Karanlık Dünyasına Bir Yolculuk…” tasavvur, c. 4 sy. 1 (Haziran 2018) / Nuran Çınar)

Kaynak: John Taylor Gatto

Posted in Gündem | “EĞİTİM; BİR KİTLE İMHA SİLAHI.” için yorumlar kapalı