Nis 19

TARİHTE BUGÜN

19 Nisan:

531 – Bizans İmparatorluğu ile Sasani İmparatorluğu arasında Callinicum Muharebesi gerçekleşti.

1971 – Sierra Leone‘de cumhuriyet ilan edildi.

1971 – İlk uzay istasyonu Salyut 1, Sovyetler Birliği tarafından fırlatıldı.

1987 – The Simpsons televizyonda gösterime girdi.

2021 – NASA‘nın Ingenuity helikopteri, başka bir gezegende (Mars‘ta) uçan ilk makine oldu.

Charles Darwin (ö. 1882)

Pierre Curie (ö. 1906)

Kate Hudson (d. 1979)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 19

MUSTFA TULUKÇU DER Kİ: “ŞERİAT GELECEK VAHŞET BİTECEK Mİ?”

MUSTFA TULUKÇU DER Kİ: “ŞERİAT GELECEK VAHŞET BİTECEK Mİ?”

Gençlik yıllarımızın sloganıydı:

“Şeriat gelecek, vahşet bitecek!”

Tereddütsüz savunurdum.

Zerre şüphe duymazdım.

Çünkü bize “şeriat” denildiğinde,

Kur’an ve Sünnete dayalı ilahi adalet sistemi anlatılmıştı.

Aradan yıllar geçti, Türkiye’de pek çok şey değişti; ben de değiştim tabi.

* Çoktandır şeriat devletinden yana değilim mesela. (Sabredin, nedenini birazdan açıklayacağım)

İmam Hatipli dönemlerimle İlahiyatçı yıllarım elbette aynı olamazdı…

Hele hele yıllar geçtikçe, dünya konjonktürü değiştikçe, bilgi görgü arttıkça kimi doğrularımın yanlışlığını daha bir fark eder oldum.

Siz buna bir de İnternet çağının hızını, önünüze dökülen bilgileri, belgeleri, görselleri, videoları ekleyin?

Değişmem bundandır.

Bilgi kaynaklarım arttıkça her şeye bakışım da değişti yani.

Artık “fikirlerimin sahibiyim; kölesi değil!”

Hem ne demişler:

* Ancak aptallar ve ölüler fikir değiştirmezler.

* Gel gör ki her şey hızla değişirken bir kafa var ki o hiç değişmedi!

Sanal alemde zaman zaman karşıma çıkar hâlâ:

* “Hırsız, katil, sapık, tecavüzcü değilsen Şeriat’tan korkmayacaksın.”

Bu sloganın altında da çoğunlukla Kadir Mısıroğlu ismini görürsünüz.

Merak eder, altındaki yorumlara şöyle bir göz atarım. Çoğunlukla şeriata özlem duyanların duaları, aminleri, inşallahları ile doludur yazılanlar.

Yorumları okurken “Eğer bu ülke cumhuriyetle değil de şeriatla yönetilseydi, akıbetimiz n’olurdu acaba?” diye düşünürüm.

Sahi, Türkiye o özlem duyulan şeriat(!) yönetimine geçseydi şayet, neler olurdu acaba? Şeriat kadısı nelere hükmederdi mesela?

Ben söyleyeyim:

* “Peki hangi şeriat kadı efendi?

Allah’ın mı… mezheplerin mi?

Devletin dini adalet midir, yoksa bir yorumun iktidarı mı?” diye başladıktan sonra:

“Şeriat devleti değil, bütün dinlere soluk aldıran adalet devleti” isterim deseydim misal ve bu fikrimden de tevbe etmeseydim karşısında, “bir kılıç ve muşamba” önünde bulurdum kendimi mutlaka.

* Öyle ya “ben kabağı sevmem” diyen safın tekine “Peygamberimiz kabağı severdi. Demek ki sen ima yollu ben peygamberi sevmem diyorsun!” diyerek Ebu Yusuf da bir kılıç ve muşamba talep etmemiş miydi?

[Bkz. Ehl-i Sünnet İtikadı- Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Bedir Yayınevi Sh.126 -127 Şerh kısmı madde 141]

“Tevbe etmezse dinden çıkanı gebertiniz” diye hadis denen bir “habis” var ya, ona dayanarak muşambayı kana bulardı kadı efendi [Buhari- Cihad 149].

Gelelim şimdi şu şeriat meselesine.

Sahi nedir şeriat?

Bir sürü tanımı var.

Ve bir sürü uygulaması.

* Hangi şeriattan bahsedeceğiz şimdi?

Ehl-i Sünnet’in mi,

Şii’nin mi,

Selefi’nin mi,

Taliban’ın mı,

IŞİD’in mi,

* Hangisinin?

Bu ana ekollerin de içindeki yüzlerce kliklerin mi?

“Karşınıza 500 ayet getirseler ‘bu konu öyle değil böyledir deseler, eğer getirdikleri 500 ayet Selef-i Salihin’e, Fakihlerimizin fetvalarına, Mezhebimizin görüşlerine uymuyorsa, sakın ola o ayetlere inanmayın, bid’attır deyin geçin!” diyen şu Kur’an münkiri sefillerin şeriatı mı?

Yoksa gerçekten Kur’an’ın şeriatı mı?

Hangi şeriat?

Hem ayrıca, tıpkı laiklik gibi Şeriat’ın da ortak bir tanımı var mı?

Sahi nedir sizce şeriat?

* Şeriat, din kuralları demektir.

Bir Müslüman için dinin sahibi kimdir?

* Elbette Allah.

Öyle ya

Göklerin ve yerin sahibi (maliki-meliki) her şeyin Rabbi olan Allah’tan başka kim kanun koyabilir? (Zuhruf 82- Nisa 105)

“Bilesiniz ki, yaratma da yönetme de yalnız O’na aittir.” (Araf 54)

* Bak bu şeriat bana da uyar, amenna.

Madem şeriat Kur’an demektir, Allah’ın hükümleri demektir; soralım o zaman şeriat isteyen ihvanlarımıza:

* Şeriatınız iktidara gelirse, mesela namaz kılmayanlara ne yapacaksınız?

Onları tevbeye davet edecek, hala secdeye gitmezlerse öldürecek misiniz?

Fıkhınıza göre böyle değil mi?

* Şafi, Maliki, Hanbeli öldürülür, Hanefi, hapsedilir dövülür, kılmazsa o şekilde geberir gider, demez mi?

* Bu şeriat Kur’an’a uyar mı peki?

Hani şeriat Allah’ın yasalarıydı?

* Dinden çıkana (mürted) ne yapacaksınız mesela?

Onları tevbeye davet edecek, hala dönmezse kesecek misiniz?

Şeriatınız bu mu sizin?

Eğer buysa, bu şeriat Kur’an’a uygun mu?

Bırak uygunluğunu, yoksa yaptığınız Kur’an’la savaş mı?

* Zina edenlere ne yapacaksınız örneğin?

Bekârsa yüz sopa vuracak, evliyse taşlaya taşlaya gebertecek misiniz?

Şeriatınız bu mu sizin?

Eğer buysa, bu şeriat Kur’an’a uyar mı?

Nur suresi 2. ayet umurunuzda değil mi?

Allah, evli bekar diye ayırmayı unuttu mu?

Şeriat dediğiniz sakın,

* Kur’an’a alternatif paralel bir din falan olmasın?

* Savaşta esir aldıklarınıza ne yapacaksınız veya?

Kur’an’a (Muhammed 4) uyarak “bir bedel karşılığı yahut hiçbir bedel talep etmeden” onları uygun zamanda serbest mi bırakacaksınız?

Yoksa,

“Bedelsiz salmak mücahidin döktüğü tere ihanettir, asla! Umera dilerse onları öldürebilir hatta!” diye fetvalar yayınlayacak, Kitabullah’a savaş mı açacaksınız?

[Bkz: Ömer Nasuhi Bilmen- Hukukı İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu C.3 Sh.403 madde 501]

Hani Kur’an demekti şeriat?

* Ee, bu yaptığınız ne halt?

* Benim gibi çıkıp da biri

* “Kur’an’ı esas alırım, rivayete değil vahye uyarım. Kitabullah’a uymuyorsa, Buhari’yi de Müslim’i de, Sitte’yi de Tis’a’yı da çöpe atarım” dese faraza, bunları da Müslüman sayar mısınız acaba?

Yoksa…

* “Bu zındık peygamberi inkâr ediyor, Peygambersiz din istiyor, İngiliz projesi oryantalistlerin gönüllü ajanı askeri, bunların köküne kibrit suyu dökülmeli” diyerek tekbirler eşliğinde keser misiniz?

Şeriatınız bu mu sizin?

Yahu bunun neresi Kitab’a uygun?

* Sakal koymayanlara, bıyığını kısaltmayanlara, şalvar giymeyenlere, sarığa cübbeye bürünmeyenlere ne yapacaksınız yahut?

* Yoksa siz Ümeyye bin Halef’i, As bin Vail’i, Ebu Cehil’i

İngiliz kumaşlı, İtalyan kesimli, İspanyol faullü sinekkaydı tıraşlı mı hayal edersiniz?

Ebu Bekir’den, Ömer’den Ali’den zerre farkları olmadıklarını unutur da Arap örfünü, adet ve geleneklerini, coğrafi şartlarını din mi bellersiniz?

Yoksa siz…

* Sakalsızlar şalvarsızlar da “Stalin gibi kafir olur” diyerek kırbaçlamaya, inat ederlerse boyunlarını vurmaya mı kalkarsınız?

Şeriatınız bu mu sizin?

Bu vahşetin neresi İslam’a uygun?

* Şeriatınızda kardeş katli vacip mi, söyle hadi?

* “Ve her kimseye evlatlarımdan saltanat müyesser ola, Nizam-ı âlem için karındaşlarını katl eylemek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz etmiştir. Anunla âmil olalar” hükmünü içeren Fatih kanunnamesi,

Maide 32 gibi nice ayetlere aykırı düşmez mi:

“Haksızlıkla bir tek cana kıyan bütün insanları öldürmek” gibi olmaz mı?

* İslam’da “Berâet-i zimmet asıl” değil mi?

Aksi ispat edilene kadar herkes masum sayılmaz mı?

İslam’da “potansiyel suçlu” olur mu?

Musa ve Harun kardeşlerin aynı anda elçi olmaları sizi bağlamaz mı?

Sahi sizin şeriatınız bu mu?

Öldürmekten başka bildiğiniz bir şey yok mu?

* Şeriatınızda Kölelik ve Cariyelik de var, öyle değil mi?

Devr-i iktidarınızda köle, cariye pazarları yeniden kurulacak mı?

İnsanları köleleştirmek, cariye dediklerinizi seks kölesi yapmak, bıkınca pazarlarda satıp yenisine ulaşmak katıksız Firavunluk değil mi?

Hiç Şeriatla Firavunluk yan yana gelir mi?

İslam, kula kulluğu kaldırmak için gelmedi mi?

Gerçi

* “Şeyhin şeklini hayal etmek, Allah’ı zikretmekten daha faziletlidir” diyen kafaya bu sorular vız gelir tırıs gider de ben sorayım yine de.

[Bkz. Mahmut Ustaosmanoğlu, İrşadül Müridin, 3. Baskı, Sh.124]

* Ergenlik çağına ulaşmadan da kızlarla evlenmeyi helal sayacak mısınız?

Talak 4 ayetine kafanızdan bir “henüz” ekleyerek, ayete takla attırıp pedofilliğin adını şeriat mı koyacaksınız?

Şu okuyacağınız Ehl-i Sünnet’in fıkhına uyarak,

Nisa 6’daki “rüşd=olgunluk” çağını yok sayarak 8 -10 yaşlarındaki kızlarınızı bir kart horozla evlendirecek misiniz:

“Nikâhlanılmış bulunan küçük kıza ne zaman cimâ edilebileceği hususunda görüş ayrılığı vardır: Bâzı âlimler: ‘Büluğa erişinceye kadar, ona cimâ yapılmaz’; bâzıları ise: ‘Dokuz yaşına varınca, ona cimâ edilir’ demişlerdir.

Âlimlerin ekserisine göre, bu hususta yaşa itibâr edilmez; gücünün yetmesine itibâr edilir. Eğer, kız şişman, gelişmiş, cimâ’a tahammüllü ve erkeğin kendisine cimâ’ etmesinden dolayı hasta olmasından korkulmaz ise; dokuz yaşına varmamış da olsa faile, ona cima’ edilebilir.”

[Bkz. Fetavayı Hindiye- Kitabu’n Nikah, Cild 2 Sh 316]

Siz gerçekten iyi misiniz?

* “Kadınlara yazı öğretmeyin! Onlara yün eğirmesini/dikişi öğretin” habis’ine dayanarak, Devr-i iktidarınızda bütün kızları/kadınları evlere kapatacak mısınız?

(Afganistan bunu el’an uyguluyor.)

90 milyonun 45 milyonunu cahil bırakıp bunun adına da şeriat mı diyeceksiniz?

[Bkz. Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi – Ramuz el Ehadis C. 2 Sh. 480]

Soruların sonu gelmez.

Şöyle bağlayalım:

* Kitabullah’ın hükümlerini yok saymanın, Allah adına yeni bir din kurmanın ve Allah adına insanlara zulmetmenin adıdır, bunların arzuladığı şeriat.

Bizim bu çakma şeriatçılar, hem

“Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, kâfirlerin ta kendileridir” derler (Maide 44), hem de inkar etmede en başı çekerler.

Kitabullah’ı inkarda kimse bunların eline su dökemez…

Ben de şeriatçıyım, amenna ve saddegna.

* Çakmasına değil ama!

İman ettim, indirilen 6236 maddenin hem de tamamına.

Ben de şeriatçıyım, amenna ve saddegna.

* Hem “Anayasamız Kur’an” diyen, hem de “Hadisler ayetleri nesh eder”i şeriat sanan, vahyi rivayete kurban eden kitapsız münkirlerden değilim ama.

Ben de şeriatçıyım, amenna ve saddegna.

* Lakin “çakma şeriat”ta yaşamaktansa Türkiye Cumhuriyet’ini bin defa tercih ederim ona.

Peki, neden bir “Din Devleti” hayali, aslında toplumsal bir felaketin kapısını aralar?

​İnsanlık tarihi boyunca “Tanrı adına” konulan kanunların ve kurulan iktidarların nasıl birer baskı aygıtına dönüştüğüne şahit oldu.

* Çünkü mesele sadece farklı inançlar da değil; aynı dinin içindeki farklı yorumlardır.

* ​Her din kendi içinde mezheplere, her mezhep kendi içinde ekollere bölünmüş durumda.

​Hangi yorum iktidar olursa, sadece “ötekini” değil, kendisi gibi düşünmeyen “kardeşini” de dışlıyor.

Bakın İslam coğrafyasına?

* İran, şii-rafizi diye diğer tüm mezhepler tarafından üvey evlat muamelesi görmüyor mu?

ABD- İsrail katillerinin kirli ittifakına, şu an yaşadığımız alçakça saldırılarına karşı sessiz bakışlar, “tarafsız kalışlar” nedendir sizce?

* Herkes cevabını biliyor da tilki uykusuna yatıyor.

İran Molla Rejimi’nin de farkı yok aslında bizden… Mezhepler her tarafta dinleşmiş… Asırlardır böyle bu maalesef…

​Sonuç:

* Sorgulayanın “mürted” ilan edildiği, Tanrı adına cinayetlerin işlendiği bir karanlıktır, şeriata dayalı bütün yönetimler.

​Çözüm?

* Ne dini tamamen kamusal alandan silmeye çalışan Jakoben bir laiklikte,

* Ne de bir inancı devlet zırhına büründürmekte.

Çözüm:

* Medine Vesikası’nda.

Gerçek Laikliğin Kökeni’nde!

Medine Vesikası:

Resulullah’ın bizzat hayata geçirdiği, farklı din topluluklarını tek bir siyasi çatı altında toplayan; her grubun dinini özgürce yaşamasını garanti altına alan ve adaleti ortak ilke yapan, belki de modern laikliğin ilk yazılı toplumsal sözleşmesidir.

Bir “Din Devleti” değil; Yahudilerin, Müşriklerin ve Müslümanların kendi inanç alanlarında özgür olduğu, ama şehrin savunmasında ve adalette birleştiği bir Site Devleti sözleşmesidir.

İşte adalet ve huzur buradadır!

Çünkü:

Kur’an “Devlet şekli” belirlemez.

Kur’an “Yönetim ahlakı” belirler.

Adalet varsa orada şeriat vardır.

Zulüm varsa adına ister şeriat de ister cumhuriyet fark etmez; orada İslam yoktur.

Bir zamanlar tek parti dönemi veya 28 Şubat süreçlerinde yaşanan jakoben laikliğin açtığı hasarlar, yarattığı travmalar bizi ürkütmemeli.

“Pireye kızıp yorgan yakmak” akıl işi değildir.

Cumhuriyet,

* Aklın ve halkın iradesinin;

Laiklik ise…

* İnancın siyasetin kirli ellerinden kurtarılması, bütün inançlara nefes aldırılmasının adıdır. (Bakara 256)

Tüm kusurlarına rağmen, daha iyisi bulununcaya kadar insanoğlunun ulaşabildiği en iyi yönetim şekli budur.

Din, bireyin vicdanında yücelir; devletin elinde ise maalesef bir baskı aracına dönüşür.

Müslüman Hıristiyan vb. Fark etmez, her yerde böyledir.

Yani sorun “şeriat” kelimesi değil.

Sorun, Kur’an yerine mezhep fıkhını devletleştirmek.

Gerçek dindarlık ise…

* Devlet gücüyle insanları hizaya sokmak değil; özgür bir iradeyle Yaradan’a yönelmektir.

Bu yüzden:

​Cumhuriyet ŞARTTIR! (Halkın onuru için)

​Laiklik ŞARTTIR! (İnancın özgürlüğü için)

Çünkü devletin dini adalettir.

Dinin devleti olmaz; devletin adaleti olur.

İyi ki Cumhuriyete geçmişiz.

* Kör topal yürüse de iyi ki laiklik ilkesi de var içinde.

Yoksa bunları töbossun yazamazdım!

Alıntı: Mustafa TULUKCU

Posted in Gündem | MUSTFA TULUKÇU DER Kİ: “ŞERİAT GELECEK VAHŞET BİTECEK Mİ?” için yorumlar kapalı
Nis 18

TARİHTE BUGÜN

18 Nisan:

1906 – ABD‘nin San Francisco kentinde 7,7 Mw büyüklüğünde deprem oldu.

1946 – 1919’da kurulmuş olan Milletler Cemiyeti dağıldı.

1954 – Albay Cemal Abdünnâsır, Mısır‘da yaptığı darbeyle kralı devirdi ve iktidarı ele geçirdi.

1955 – Endonezya‘nın Bandung kentinde, 29 Afrika ve Asya ülkesinin bir araya geldiği Bandung Konferansı başladı.

2002 – Eski Afganistan Kralı Zahir Şah, 29 yıllık sürgünden ülkesine döndü.

Zeki Alasya (d. 1943)

Albert Einstein (ö. 1955)

Conan O’Brien (d. 1963)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 18

AŞK TUZAĞI

AŞK TUZAĞI

Nasıl bir avcıdır topsuz tüfeksiz

Duygularım der ki dur uzağına

Meğer pusu kurmuş sessiz mi sessiz

Bilmem nasıl düştüm aşk tuzağına?

* * *

Sihir mi tılsım mı beni kandıran?

Gördüğüm bu canı peri sandıran

Yanardağ misali her an yandıran

Bilmem nasıl düştüm aşk tuzağına?

* * *

Damarımdan girip kalbime aktı

Yüreğime aşktan kelepçe taktı

Dumansız ateşsiz yaktı da yaktı!

Bilmem nasıl düştüm aşk tuzağına?

* * *

Dilim lâl oldu tükendi sözüm

Başka hiçbir şeyi görmüyor gözüm

Yanyanayken bile özlüyor özüm

Bilmem nasıl düştüm aşk tuzağına?

* * *

Bu işin yaşı yok, seni de bulur

Genler seveceği geni de bulur

Bir gün olur, tenler teni de bulur

Bilmem nasıl düştüm aşk tuzağına?

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | AŞK TUZAĞI için yorumlar kapalı
Nis 17

TARİHTE BUGÜN

17 Nisan: Suriye‘de Tahliye Günü

69 – Aulus Vitellius Germanicus, Roma imparatoru oldu.

1897 – Osmanlı-Yunan Savaşı başladı.

1954 – Çanakkale Şehitleri Anıtı‘nın yapımına başlandı.

1961 – ABD‘nin desteklediği sürgündeki Kübalılar, Fidel Castro‘yu devirmek üzere Küba‘ya çıkarma yaptı.

1969 – Çekoslovakya Başbakanı Alexander Dubček, Sovyet askerî müdahalesinin ardından istifa etti.

Proklos (ö. 485)

Benjamin Franklin (ö. 1790)

Nikita Kruşçev (d. 1894)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 17

BATILILAR TÜRKLERİ NEDEN SEVMEZ?

Hitler’den kaçan ve 1933 de Atatürk tarafından Türkiye’ye çağırılan 86 profesörden biri olan Ord. Prof. Fritz Neumark (1900-1991), İstanbul Üniversitesi İktisat ve Hukuk fakültelerinde dersler vermiştir.

İktisat Fakültesi’nde (Umumi İktisat ve Maliye Teorisi Kürsüsü) başkanlığı da yapmıştır. 1952’de döndükten sonra Frankfurt Üniversitesi’nde rektörlük yapmıştır. İstanbul üniversitesinde hocalık yaparken Prof. Neumark’a bir öğrencisinin sorduğu “Avrupalı bizi neden sevmez?” sorusuna verdiği cevap her şeyi gözler önüne sermektedir.

“– Çok samimi olarak itiraf edeyim ki Avrupalı Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir.

Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı Hıristiyanların hücrelerine sinmiştir, der.

Sebeplerini de şöyle ifade eder;

1-Müslüman olduğunuz için sevmezler, fakat Hıristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam ederler.

2- En az 400 yıl Avrupa’da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz, Selçuklular Anadolu’yu, Osmanlılar da Orta Avrupa ve Balkanları Haçlı ordusuna mezar ettiler. Karadeniz’in kuzeyinden gelip Papalığı bile tehdit eden Atilla ve Cengiz Han’lar da cabası.

3 -Sizi silah ile yenemeyeceklerini anlayınca sizleri içten, yapınızı, sisteminizi bozarak hâkimiyet sağlama yoluna gittiler.

4- Her türlü misyoner faaliyetlerine (Hristiyanlaştırma) rağmen Müslüman ülkelerde başarılı olamayınca, İslamiyet’i sapık inançlara kanalize etmeyi seçtiler.

5- Müslüman coğrafyasında İngiliz sömürge (dominyon) Bakanlığının çalışmalarıyla, Vahabilik ve daha birçok sapık tarikat İngilizler tarafından organize edilip Müslüman dünyasına sokuşturuldu.

Selçuklu ve Osmanlı olmasaydı İslamiyet belki bugün sadece Hicazda varlığını devam ettirirdi.

6 -Kilise Türkler yüzünden İslamiyet üzerinde tam hakimiyet sağlayamamaktadır. Bu yüzden Kilise size kin kusmaktadır,

7 -Sizler farkında değilsiniz ama onlar şu gerçeğin farkındalar: Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arşivleri tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihin yeniden yazılması gerekir.

10 -Sizler gerçek hüviyetinize döndüğünüz an, refahını sömürgecilik üzerine kurmuş olan Avrupa’nın tüm sistemi, dolayısıyla refahı çöker.

11-Yani sizler Avrupa’nın hem tarihi hem de ekonomik düşmanısınız. Ve daima düşman olarak kalacaksınız.

12-Batının bu tutumunu bilen Atatürk “Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapma kuvvetini kendinde bulacaktır (1930)” diyerek, Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumlarını kurar. Anadolu da arkeolojik çalışmaları destekleyerek Sümer, Eti, Hitit gibi kadim medeniyetlerin, Türklerle bağlantısını araştırır.

1936’da Atatürk “Tarih Kurumunun Alacahöyük’te yaptığı kazılar sonucunda bulunan 5500 yıllık buluntular Dünya Tarihini yeniden ele almaya sebebiyet verecek niteliktedir” der ve duygularını el yazısı ile aşağıdaki gibi kâğıda döker.

13- “Bu memleket dünyanın beklediği, asla unutamadığı bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne 7 bin yıllık bir Türk beşiğidir. Beşiği rüzgârlar salladı beşikteki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın yıldırımlarından, şimşeklerinden, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu, sonra onlara alıştı, onları tabiatın babası olarak tanıdı. Onların oğlu oldu.

Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu şimşek, yıldırım, güneş oldu, Türk oldu. Türk budur, yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”

15-Atatürk “Anadolu en aşağı 7000 yıllık bir Türk Beşiğidir”.

Batı, Atatürk’ün vefatından sonra, Osmanlı’ ya uygulayıp başarılı olduğu “içten fetih” faaliyetlerine tekrar başlar.

16-ABD ile 1 Nisan 1939’da başlayan ve 27 Aralık 1949’da yapılan eğitim anlaşmalarıyla, Türkiye’de eğitimi Amerikalıların ele geçirdiğini artık herkes biliyor.

O yıllardan sonra Türk halkına ancak Batı Dünyasının işine geldiği gibi (Mankurtlaştıran) eğitim verildi.

17-Neumark’ın anlattığı sebeplerle tarihten Türkleri silmek isteyen Batı, Anadolu’ya Türklerin 1071’de gelerek işgal ettikleri tezini okullarımızın tarih kitaplarına sokarak Türk halkının zihnini bulandırır durur!”

Alıntı

Posted in Gündem | BATILILAR TÜRKLERİ NEDEN SEVMEZ? için yorumlar kapalı
Nis 16

TARİHTE BUGÜN

16 Nisan:

1920 – İkinci Anzavur isyanı bastırıldı.

1922 – Sovyetler Birliği ve Alman Weimar Cumhuriyeti arasında Rapallo Antlaşması imzalandı.

1945 – II. Dünya Savaşı: Kızıl Ordu Berlin‘e girdi ve Berlin Muharebesi başladı.

1948 – Avrupa Ekonomik İş birliği Örgütü (OECD) kuruldu.

1972 – Apollo 16, uzay yolculuğuna başladı.

Charlie Chaplin (d. 1889)

Behçet Necatigil (d. 1916)

Rosalind Franklin (ö. 1958)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 16

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” Nisa 58. Ayet

* “Kırık bir kalp, başarının asla öğretemeyeceği dersleri öğretir.” Halil Cibran
 * “Çoğu insan gerçeği değil, teselliyi arar.” Carl Jung
 * “Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan bir insan, artık kontrol edilemez.” Fyodor Dostoyevski
 * “Bilge insan asla intikam peşinde koşmaz, çünkü hayatın bunu ondan çok daha iyi yapacağını bilir. Konfüçyüs
 * “Kime güveneceğine dikkat et: Tuz ve şeker birbirine çok benzer.” Japon atasözü
 * “Bir şeyin peşinden koşmayı bıraktığında, işte o zaman sana gelir.” Buda
 * “Bir aslan tarafından yönetilen koyun ordusu, bir koyun tarafından yönetilen aslan ordusunu her zaman yener.” Arap atasözü
 * “Adaletsizlik nerede olursa olsun, her yerdeki adaleti tehdit eder.” Martin Luther King

Posted in Atasözleri Vecizeler | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Nis 15

TARİHTE BUGÜN

15 Nisan:

1450 – İngiltere Krallığı ile Fransa Krallığı arasında Formigny Muharebesi gerçekleşti.

1632 – Rain Muharebesi: İsveçliler, Otuz Yıl Savaşı sırasında Kutsal Roma İmparatorluğu‘nu yendi.

1952 – ABD‘nin stratejik bombardıman uçağı B-52 Stratofortress ilk uçuşunu yaptı.

1994 – Dünyanın en geniş kapsamlı ticaret antlaşması olan GATT, 120 ülkenin imzasıyla kabul edildi.

2019 – Notre Dame Katedrali‘nde çıkan yangında katedralin çatısının tamamı çöktü ve kulesi yıkıldı.

Leonardo da Vinci (d. 1452)

Abraham Lincoln (ö. 1865)

Emma Watson (d. 1990)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 15

DİL

DİL

“Allah’a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin ya da sussun.” Kutsi hadis ile buyurulmuştur. Dilimize sahip çıkmamız tembih edilmiştir.

Dil deyip de geçmeyin. “Dilim eder beni dilim dilim”, “Kılıç yarası geçer, dil yarası geçmez” Diyen ata sözlerimiz var.

Gerçekten düşününce konuştuklarımız bizim cennetimiz ya da cehennemimiz olabiliyor. Yani cümlelerimiz neredeyse kaderimizi belirliyor.

Yalan söylemek dilin afetlerindendir. Masum bir insana iftira atmak, dedikodu yapmak, insanların arasını bozmak dilin iflasıdır. Şakayla da olsa insanın onur ve şahsiyetine dil uzatmak ayıptır. Gıybet, alay ve küfürlü sözler yasaklanmıştır, güzel insana yakışmaz. İnsanları töhmet altında bırakan, onurlarını kıran, haysiyetlerini inciten her türlü söz, gerçek hayatta da sanal âlemde de kul hakkı ihlalidir. Dolayısıyla konuşmak insana verilen büyük bir nimet olmasının yanı sıra, ağır bir imtihandır.

Dil; aklımızın avukatı, ruhumuzun tercümanıdır. Kalbimizden geçenler, duygularımız ve düşüncelerimiz konuştuklarımızla ifade edilir.. Söz vardır, huzur ve mutluluğa götürür. Söz vardır muhtacın derdine çare olur, umudunu kaybetmiş yürekleri ferahlatır. Söz vardır zararlı alışkanlıkların esaretinden kurtarır. Ve de sözler vardır ki günahlara sürükler, onulmaz yaralar açar.

İnsanlar arasındaki sevgi ve muhabbet bağlarını koparan, nefret ve düşmanlıklara sebebiyet veren her türlü söylemden kaçınmamız gerek.

Lütfen dilimizi her türlü kötü ifadelerden koruyalım. Çünkü dil aynı zamanda kalbin aynasıdır.

Posted in Yazılarım | DİL için yorumlar kapalı