Mar 11

MİLLETİN PARASIYLA İFTAR VEREMEZSİNİZ!

MİLLETİN PARASIYLA İFTAR VEREMEZSİNİZ!

Şayet, milletin parasıyla iftar verirsen hırsızlık yapmış olursun.

Hazineden çalma parayla iftar verilmez!

Şu an TBMM Başkanı kimse O’na söylüyorum!

Sözlerim Aksaray ve diğerleri için de geçerlidir!

Saray,

TBMM Başkanı.

Bakanlar!

Ey Milletvekilleri!

Vâli, Kaymakam, Belediye Başkanları, Diyânet Teşkilâtı ve muhtelif Müdürler! Ramazan dolaysıyla devletin hazinesinden ne iftar ziyâfetleri verin, ne de verilen iftar ziyâfetlerine katılın. Allah indinde günahkâr, milletin nazarında çalıntı malı yiyen birer OBUR olmayın.

TBMM, Saray ve devlete âit diğer resmi birimlerin iftar ziyâfetlerine katılacak olanlara veya da iftarı verenlere diyorum ki, iftar yemeğinin masraflarını kendi cebinizden ödeyecekseniz helâldir, katılabilirsiniz.

Yok, şayet iftar yemeğinin parası devletin kesesinden karşılanacak ise biliniz ki;

O para çalıntıdır!

Hırsızlık parasıdır!

O para fuhuştan kazanılan paradan da iğrençtir.

86 milyon insanın cebine ayrı ayrı el sokarak cebindekini gizlice çalmaktır.

Şeytana uyup haram parayla verilen iftara katılır da birkaç lokma atıştırırsan, yediklerinizi hazmedip kanınıza karışmadan kendinize parmak vurarak derhal kusun. Kusun ki damarlarınızda kan yerine necaset dolaşmasın.

Böylesi iftarlara katılarak;

Ne şerefinizden,

Ne de imanınızdan olun.

Böylesi sofralara oturup kul hakkı yiyenlerin cenaze namazları kılınmaz (İmamı Âzam)

TBMM’de, Sarayda veya herhangi bir Kamu Kurumunda verilecek olan iftar yemeğinin masrafları şayet hazineden karşılanacak ise, bu durumda yemeği veren de, yiyen de 86 milyon kişiyi ayrı ayrı çalmış olacaklardır.

Kul hakkından kurtuluşun tek yolu;

Hakkını yediklerin,

Parasını, malını çaldıkların,

Malına zarar verdiklerin ile yüz yüze gelerek ayrı ayrı helâlleşmektir.

Dünyada helâlleşmez de bu iş ahirete kalırsa, kul hakkı yiyenlerin yeri CEHENNEMDİR.

Bu Ramazan ayında, devlet parasıyla verilen iftar sofrasına oturanlara benim hakkım zehir zıkkım olsun.

Hiçbir kurum, kuruluş, mülki ve idâri âmirler, diyanet vs. milletin parasıyla iftar veremez. Verirlerse 86 milyonu çalan birer hırsızdırlar, böyle biline!

BAKIN KAÇ TÜRLÜ KUL HAKKI VAR;

1- Mâli

2- Nefsî

3- Irzî

4- Namus

5- Dini.

MÂLİ OLAN KUL HAKKI;

Yetim malı yemek,

Hırsızlık, gasp, yolsuzluk,

İhaleye fesat karıştırmak,

Rüşvet almak, torpil yapmak,

Yalan söyleyerek, halkı kandırarak iktidar olmak,

Aldatarak, yalan söyleyerek mal satmak veya almak,

Sahte para vermek, başkasının malına zarar vermek,

Yalancı şahitlik, adâletsizlik, suçluyu kayırıp, mazlumu ezmek,

Kul haklarının en korkunç olanı ise hazineye el uzatmaktır. Çünkü o hazine 86 milyon kişinin ortak malıdır.

Alıntı: 18 Şubat 2026 ORHAN KILIÇOĞLU

Posted in Gündem | MİLLETİN PARASIYLA İFTAR VEREMEZSİNİZ! için yorumlar kapalı
Mar 10

TARİHTE BUGÜN

10 Mart:

MÖ 241 – Kartaca ile Roma Cumhuriyeti arasında Aegates Adaları Deniz Muharebesi gerçekleşti.

1945 – Tokyo BombardımanıABDTokyo‘yu Napalm bombalarıyla yüklü 275 tane B-29 uçağıyla bombaladı.

1972 – TBMMDeniz GezmişYusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkındaki idam kararlarını onayladı.

2004 – Kostas KaramanlisYunanistan başbakanı oldu.

2006 – Mars Reconnaissance Orbiter yörünge aracı, Mars‘a ulaştı.

Taras Şevçenko (ö. 1861)

Boris Vian (d. 1920)

Sharon Stone (d. 1958)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 10

1957 HAYAT DERGİSİNDEN BİR YAZI! SIDIKA AVAR

1957 HAYAT DERGİSİNDEN BİR YAZI! SIDIKA AVAR
Yıllar önce İzmir Kadınlar Hapishanesindeki mahkûm kadınlara akşam dersleri verilmesi kararlaştırılmıştı.
Bir gün milli eğitim müdürünün odasına zayıf, ufak-tefek bir genç kız girdi.
– Ben bu dersleri memnuniyetle kabul ederim, efendim, dedi.
Müdür şaşırmıştı. Karşısındaki genç kız, okuldan yeni çıkmış, üstelik son derece de hassas bir insana benziyordu.
Müdür bir kez daha hapishanedeki tipleri gözünün önüne getirdi.
Olacak şey değildir
Lakin düşüncesini belli etmedi.
– Peki, hoca hanım, dedi. Bu işle meşgul olacağım.
İki hafta geçmeden, genç kız, soğuk ışıklar altında hapishane koğuşundaki akşam derslerine başlamıştı.
İşi bittikten sonra, ince pardösüsünün yakasını kaldırıyor,
süngülü nöbetçilerin, zincirli kapıların arasından geçerek sokağa çıkıyor ve hızlı adımlarla evine koşuyordu.
Hapishane müdürü de, milli eğitim müdürü gibi, hayretler içinde idi.
O, kavgacı, o geçimsiz mahkumlar, genç öğretmeni hem sevmeye, hem saymaya başlamışlardı.
Kadınlar hapishanesinde ilk defa böyle bir hava esiyordu.
Fakat işinde inanılmaz bir başarı gösteren kızın, bir süre sonra acayip bir suçla adliyeye götürüldüğünü görüyoruz.
Hakkındaki suçlama: Misyonerlik…
Gittikçe kabaran dosyalar, hep misyoner öğretmenden bahsediyordu.
Neler de neler yapmamıştı ki:
Kadınlar hapishanesi derken, Kinder Garten Teşkilatında çalışmalar, çocuklara iyi insan olmak etrafında birtakım telkinler.
Bütün bunlar misyonerlik denilen şeyden başka ne idi….?
İş o kadar dallanıp budaklandı ki, Ankara’ya kadar intikal etmiş ve onca mühim işi arasında Atatürk meseleyi merak etmişti.
– Bana misyoner öğretmenin dosyasını getiriniz, dedi.
Bütün bir gece o dosyayı inceledikten sonra, ertesi günü öğretmen Sıdıka Avar’ı yanına çağırttı. Genç öğretmen Atatürk’ün karşısına çıktığı vakit bir yaprak gibi titriyordu.
Atatürk, bu ufak-tefek kıza hayretle baktı.
– Misyoner öğretmen sensin, öyle mi?” diye sordu.
Avar şaşırmıştı. Yavaşça,
– Efendim, ben öğretmen Avar, diye fısıldadı.
Atatürk, o zaman genç öğretmene doğru parmağını uzatarak yüksek sesle şunları söyledi:
– Hayır. Sen misyoner Avar’sın. Bana, senin gibi misyonerler lazım
Ondan sonra da Atatürk fikirlerini açıkladı
“Bir toplum, daha ziyade aile yoluyla, bilhassa kadın yoluyla
kazanılabilirdi. Genç öğretmen Doğu’ya gidecekti.
Oradaki genç kızları, hatta bunların arasında hiç Türkçe bilmeyenleri bile toplayacaktı
Onları, bu toplumun potasında yetiştirecekti; sonra bu çocuklar birer ışık huzmesi altında köylere gönderecekti.”
Sözlerinin sonunda
– Git, memleketin içine gir, dağ köylerine uzan; orada bizden ışık bekleyen yarının annelerini göreceksin, dedi.
Genç öğretmen, içi içine sığmaz bir halde Atatürk’ün yanından çıktı
İşte yıllar ve yıllardır Avar, doğu illerinden birinde Kız Enstitüsü Müdürlüğünde bu inanılmaz işle meşguldür. Şimdi; Elâzığ, Tunceli, Bingöl çevrelerindeki halk, bu ufacık-tefecik kadından bir azize gibi bahsederİşte yıllar ve yıllardır Avar, doğu illerinden birinde Kız Enstitüsü Müdürlüğünde bu inanılmaz işle meşguldür. Şimdi; Elazığ, Tunceli, Bingöl çevrelerindeki halk, bu ufacık-tefecik kadından bir azize gibi bahseder.
Onun hakkında iki yüze yakın mâni, masal ve çocukların dilinde sayısız Avar şarkıları vardır.
O, yol vermez, geçit tanımaz dağlara at sırtında tırmanır, dağ köylerinden, çoğu esmer köy kızlarını toplar, onları kendi ceketine sarıp okuluna götürür.
Avar, Doğu’da gerçekten inanılmaz bir isimdir. Dağ tepesindeki köylere bu masal kadının, öğrenci toplamak için gittiği zaman köylüler:
– Kızımı da götür, Avar…! diye atın üzengisine yapışıyorlar.
Şehre, Avar’ın okuluna gelen kızı, bir kere de üç-dört yıl sonra görünüz.
Ben, bir insan yaratma mucizesini orada gözlerimle gördüm

Alıntı: Hikmet Feridun Es
Hayat Dergisi 1957
Sıdıka Avar; bugünkü TRT’nin işine son verdiği gazeteci Banu Avar’ın annesidir.
Kendisinden yukarıdaki yazı sayesinde haberdar oldum.
Kızı da anası gibi çetin ceviz…
Aynı özveri ve tükenmez bir cesaretle Atatürk’ün gösterdiği hedefe karşı çıkanlara karşı çıkıyor

Posted in Hikayeler | 1957 HAYAT DERGİSİNDEN BİR YAZI! SIDIKA AVAR için yorumlar kapalı
Mar 09

TARİHTE BUGÜN

9 Mart:

1226 – Celâleddin HarezmşahTiflis‘i ele geçirdi.

1788 – Çubuksuz sarmal gökadası NGC 2841, gökbilimci William Herschel tarafından keşfedildi.

1814 – Napolyon ordularının sürekli yenilgiye uğrayıp geri çekildikleri bir dönemde Viyana Kongresi toplandı.

1842 – Giuseppe Verdi‘nin opera eseri Nabucco ilk kez Milano‘da sahnelendi.

2015 – Sadece güneş enerjisi kullanarak dünya turu yapacak olan Solar Impulse 2, uçuşuna Abu Dabi‘den başladı.

Amerigo Vespucci (d. 1454)

Yuri Gagarin (d. 1934)

Charles Bukowski (ö. 1994)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 09

İBRAHİM ANTLAŞMALARININ DAYANAĞI

Kâbe için Allah’ın evi deyimi kullanılmaktadır. Şüphesiz Allah’ın eve ihtiyacı yoktur. Kainat onun evidir. Aslında Kâbe, Hz. İbrahim’in Hacer ile ondan doğan oğlu İsmail için yaptığı evdir. Peki, Hacer kimdir? Kuran da ismi geçen Mısırlı kadındır. İbrahim’in ilk eşi Sare çocuğu olmayınca, bir köle olan Hacer’i kocasına eş olarak sunmuştur. Genç kadın bu ilişkiden İsmail’i doğurmuştur. Arapların devamı İsmail soyundan gelmektedir.

İslam kaynaklarına göre Hacer, Mısır firavunlarından Senan bin Ulvan’ın İbrahim’in karısı Sare’ye hediye ettiği bir köledir. İbrahim, çocuğu olmayan Sare’nin izniyle Hacer’le evlenmiştir. Ancak Sare’nin yıllar sonra İbrahim’den İshak adında bir çocuğu olmuştur. İbranilerin devamı İshak soyundan gelmektedir. Yani Araplar ve İbraniler, babadan bir, anadan ayrı kardeşlerdir.

Peki, İbrahim kimdir? İbrahim Arami’dir. Mezopotamya’da, Sümer topraklarında, Ur şehrinde doğmuştur. (Şimdiki Irak). Hz. İbrahim’in babasının adı Târah’dır (Azer). Hz. İbrahim, Hz. Muhammed’den 2500 yıl önce yaşamış İbranilerin atası, İsrail’in kök kurucusudur. Zaten o dönemde İslamiyet olmadığı için, Müslüman da yoktur. Yaşanılan o dönemin şartlarına göre, Hz. İbrahim Putperes idi. Herkesin ona tapmasını istediği putunun adı ise El-ilah, yani (Allah)’tır. Tek tanrılı dine geçildiğinde Kâbe’deki bütün putlar kırılmasına rağmen, El-ilah’ a dokunulmamıştır. El-ilah, İslamiyet öncesi dönemin Ay Tanrısıdır.

Tarihi köklerini izah etmeye çalıştığım Hz. İbrahim’in torunları olan Araplar ve İbrani’ler, diğer bir ifadeyle Müslüman Araplar ile, İbrani Yahudiler 1948 yılından bu yana savaşmaktadırlar. Yani kanlı bir kardeş kavgası sürüp gitmektedir. Ne Müslümanlık Arapların, ne de Yahudilik İbranilerin tekelinde değildir. Bu nedenle İsrail’in demografik yapısı karışıktır. Kurdukları devlet sistemi, söz konusu karışık nüfus yapısını Yahudilik ekseninde bir hamur yapmayı başarmıştır. İsrail Tevrat’a göre kurulmuş katı bir şeriat devletidir. Beşeri alem de yaptıkları her işi, Tevrat ile ilişkilendirmektedirler. Müslüman olduğunu söyleyen birçok insan, bilip, bilmeden Siyonizm’i düşman olarak görmektedir. Bu konunun açıklanmaya ihtiyacı vardır.

Öncelikle “siyonizm” ne demektir, ona bakmak gerekir. “Siyon” Kudüs’ün kullanılan en eski adıdır. Yarû-Şelam yine aynı şekildedir. Siyonizm bir idealdir ve temel amaçlarından birisi, merkezi Kudüs olan bir İsrail devleti kurmaktır. Diğer amacı ise Arz-ı Mevud denilen ve İsrailoğulları’na vaat edildiği söylenen topraklar üzerinde “Büyük İsral”i kurma hedefidir. Her milletin davam dediği bir ideali olabilir. Örneğin, benim gibi düşünenlerin ideali de Misak-ı Milli sınırlarına kavuşmaktır.

Aslında Yahudiler için “Büyük İsrail”hedefi tarihte hüküm sürmüş, Hazara İmparatorluğu’nun sınırları içinde kalan ve kutsal sayılan topraklardır. Hazara İmparatorluğu dünya tarihinde Yahudilerin kurduğu en büyük imparatorluktur. Bu devletin kurucuları da Hazara Türkleri’dir. Günümüzde kökeni Türk olan Yahudiler “Aşkenaz Yahudileri”olarak bilinmektedir. Halen dünyadaki Yahudilerin yaklaşık %90’ı Aşkenaz’dır. Toplam nüfusları 15 milyon civarındadır. Bu nedenle Arapların en büyük korkusu, Ortadoğu da Türk-İsrail dostluğunun kurulmasıdır.

Arap-İsrail savaşları, 1948 yılında İsrail’in kurulmasından bu yana çeşitli aralıklarla devam etmektedir. Arap Emperyalizmi petrol üzerinden bütün dünya ülkelerinin kanını emerken, İslam Dini üzerinden de Arap Milliyetçiliğini yaymaya çalışmaktadırlar. Her iki kesim de yayılmacı politika izlediği için birbirini düşman olarak görmektedir. İsrail Filistinlileri yok ederek bulunduğu topraklarda genişlemeye çalışmaktadır. ABD ve Dünya Yahudi Lobisinin desteği olmasa varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Filistinliler Arap kökenli olmadıkları için, yok edilmeleri Arapların çok da umurunda değildir.

İsrail, ABD ve İngiltere Ortadoğu da Büyük İsrail Devletinin kurulması ve güvenliğinin ebediyen sağlanması için, Büyük Ortadoğu Projesi’ni uygulamaya koymuşlardır. Buna göre 22 devletin sınırlarının değişmesinden söz edilmektedir. Türkiye’nin de bu devletler arasında sayıldığı ABD tarafından açıkça ifade edilmektedir. İsrail’in güvenliği bakımından Ortadoğu da üniter devlet istenmemektedir. Irak ve Suriye parçalanmış, İran ve Türkiye’nin de parçalanması istenmektedir. Arapların bir blok halinde bulunması için Arap Birliği’ni yeterli görmeyen Donald Trump, İsrail ile Arap devletleri arasında ‘’İbrahim Anlaşmaları’’ nı yürürlüğe koymuştur.

İbrahim anlaşmaları, ilk olarak 15 Eylül 2020 tarihinde, İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında imzalanmıştır. İsrail, Mısır ve Ürdün’den sonra ilk defa Arap ülkeleriyle antlaşma imzalamıştır. Daha sonra bu antlaşmaya Sudan ve Fas gibi ülkelerinde dahil olduğu görülmektedir. Söz konusu antlaşmalar ile, Arap ülkelerinin İran karşısında bir blok halinde olması amaçlanmaktadır. Arap-İsrail ilişkilerini normalleştirmek için planlanan İbrahim Anlaşmaları son derece önemli bir tarihi gerekçeye dayandırılmaktadır. Yukarıda izah edildiği gibi Hz. İbrahim, Arapların ve İbranilerin ortak dedeleri olarak bilinmektedir. Antlaşmanın dayanağı oldukça akılcıdır.

Donald Trump Suriye’nin yeni lideri Ahmet Eş Şara ile yaptığı görüşmede, İbrahim Antlaşmalarına dahil olması ve Kürtlerle sorun çıkarmaması halinde kendisini destekleyeceklerini açıklamıştır. Trump yakın zamanda körfez ülkelerine yaptığı seyahatte, hem Arap ülkelerini yatırımlar yönünden 5.1 trilyon dolar haraca bağlarken, İbrahim Antlaşmalarına bağlı kalmalarının da sözünü almıştır. İsrail’in İran’a saldırması ile Ortadoğu haritasının yeniden şekillenmesi çalışmalarının son aşamasına geldiği anlaşılmaktadır. Trump, Ortadoğu haritasını yeniden çizeceğim, kalemim Netenyahu’dur demişti. Her şey planlandığı gibi yürümektedir.

Kaynak: Necdet Topçuoğlu 15 Haziran 2025-Ankara

Posted in Gündem | İBRAHİM ANTLAŞMALARININ DAYANAĞI için yorumlar kapalı
Mar 08

TARİHTE BUGÜN

8 MartDünya Kadınlar Günü

1702 – II. James‘in kızı Anne, Büyük Britanya kraliçesi oldu.

1817 – New York Menkul Kıymetler Borsası kuruldu.

1963 – Suriye‘de Baas Partisidarbeyle iktidara geldi.

1974 – Paris‘te Charles de Gaulle Havalimanı açıldı.

2014 – Malaysia Airlines’ın 370 sefer sayılı uçuşunu gerçekleştiren uçak, Kuala LumpurPekin seferi sırasında kayboldu.

Otto Hahn (d. 1879)

Johannes Diderik van der Waals (ö. 1923)

Rasim Öztekin (ö. 2021)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 08

ASIRLIK SEVGİ

ASIRLIK SEVGİ

* * *

Nasıl unutayım şöyle bir düşün

Yılların özlemi yanardağ lavı

Ruhuma doğarken eşsiz gülüşün

Geçer mi bu aşkın gönülde tavı?

* * *

Sensin bedenimde hücre dokusu

Gülistandan gelen gonca güldür bu

Gitmez hiçbir zaman yaşar kokusu

Tutsak gönlümüze bir ödüldür bu

* * *

Gönül dünyamdaki bir sırlı ışık

Bedenimi saran ateş gibisin

Vuslatı arzular yürek tanışık

Ruhumda batmayan güneş gibisin

* * *

Bir ömre bedel bu hatırası var

Sensiz geçen yarım asır aklımda

Her vakit ödenmiş faturası var

Sensin şiirimde gönül şarkımda

* * *

Bu canım sevecek oldukça tende

Lütfet öz sevgini öldürme sen de

Yazılır, bu sevgi altın harflerle

İple çekiyorum Eylül’ü ben de

* * *

İçimdeki volkan kıpkızıl bir su

Asırlık sevdaya dayanması zor

Bir ömür zulüm mü, hediye mi bu?

Kavurur gönlümü bu asırlık kor

* * *

Hasretle sevmeye kurulu ömür

Bu nasıl ıstırap, bu nasıl çile

Akıl razı gelse kalp dinlemiyor

Bir ömür geçiyor böyle nafile

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | ASIRLIK SEVGİ için yorumlar kapalı
Mar 07

TARİHTE BUGÜN

7 Mart:

1138 – III. KonradAlmanya kralı oldu.

1573 – Osmanlı-Venedik Savaşı‘nı sona erdiren ve Kıbrıs’ı Osmanlılara bırakan barış antlaşması imzalandı.

1876 – Alexander Graham Belltelefonun patentini aldı.

1973 – Kohoutek Kuyruklu Yıldızı, ilk kez Çek astronom Luboš Kohoutek tarafından görüldü.

1984 – KKTC bayrağıKuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisi tarafından onaylandı.

John Herschel (d. 1792)

Çetin Emeç (ö. 1990)

Stanley Kubrick (ö. 1999)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 07

KAFALARDAKİ İŞGAL

KAFALARDAKİ İŞGAL

Bizimkiler Batı’nın ruhunu da cismini de bilmiyorlar. “Türkiye’de sadece Türkler yok, bu devlet yalnız onlara göre kuruldu” diyenlerin dünyadan ve ulus devletler çağından da haberleri yok. Gidin, İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da böyle bir söz söyleyin de göreyim. 

İktidarlar sistem içinde hareket eder, kurallara uyar ve uyulmasını gözetirler. Yönetenler ayırmaz, birleştirir. Ayrılık varsa birleştirmeye çalışır ve doğacak ayrılık sıkıntılarına karşı tedbir alırlar.

Bizde maalesef son yıllarda tam tersi yaşanıyor. Her fırsatta, mercekle etnik grup arayan ve söyleyerek egemen millet adıyla yarıştırmaya kalkan yöneticilerimiz var.  Federal sistemlerde bile böyle bir ortak koşma yoktur.

Bizim şu veya bu kampın mensuplarının ağzında dünya üzerinden anlatımlar doğrulara dayanmıyor. PKK terörü etrafında ideolojik algılar yaratanların söyledikleri böyledir. PKK’nın en hararetli teşvikçisi Fransa’da etnik kimlikleri, vatandaş kimliği “Fransız”lıkla yarıştırmaya kalkacak adamı tımarhaneye koyarlar. Meşhur Deveciyan’ın kendisine Ermeni diyen Türk gazeteciye “Ben Fransızım!” diyerek itiraz ettiği görüntüler her yerde duruyor.

Bizde “Bugünün dünyasında böyle şeyler olmaz” algısını doğuracak onlarca cümle yıllar yılı kulaklara, zihinlere boca edildi. Esastan yanlıştır. Sıkışınca söylenen “Self determinasyon” bile öyledir. “Kendi kaderini tayin hakkı”nın birçok şartları vardır. Öyle her isteyenin istediği özerkliği, federasyonu, bağımsızlığı veya şimdi bizde görüldüğü gibi ortaklığı gündeme getireceği bir kavram değildir.

KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI

Self determinasyon yirminci yüzyılın başında sosyalistlerin çokça kullandığı bir tabirdi. Lenin’in 1914 tarihli, bizde de kitaplaşan Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı makalesi önemli kabul edilir. Sultan Galiyev başta, Çarlık Rusyası’nın Türk aydınları da bu kavramın yorumuna göre Kızılların yanında yer almışlardı. Ancak kazın ayağı öyle değildir. 1917 İhtilâli’nden sonra senin kaderini de ben tayin ederim fikri baskın şekilde uygulanmıştır. Güya eşit devletlerin federasyonudur. Esaret değişmemiştir. Egemenlik tek elde, Moskova’dadır.

Halkların kardeşliği dedikleri illüzyon işte budur. Yeri geldi söyleyelim, bizim gibi ülkelerde “halklar” tabirini kullanmanın mantığı bulunamaz. Çünkü farklılık da düşmanlık da yoktur. Etnik veya başka alt kimliklere bakılmaksızın herkes birinci sınıf vatandaştır. Dikkatinizi isterim, Çarlık ve Sovyet Rusyası’nda Türkler ve diğerleri esirdi.

DEM’İN SOSYALİST DİLİ ÇAĞ DIŞI

Madem dünya ile kıyaslayalım diyoruz, bugüne ve yakın geçmişe bakarak anlamaya çalışalım. Sovyet uygulamasının egemenlik bakımından Çarlık döneminden farkı yok gibidir. “Halklar” hikâyedir. Yine “Her şey Rus’a göre, Rus için”dir.

Lenin’in Milletler Nazariyesi gereği sayıları yüzü aşan millet vardır. Kâğıt üstünde emekçilerin birleşmesi ve birleştirme savaşı verme telkin edilirken Rus olmayanları ayrıştırma, çatıştırma ve kontrollü kaos temel politikadır. Şimdi de öyledir. Yani dediklerinin tam tersi geçerlidir. Halklar arası çatışma Rus’un egemenliğini pekiştirmek için şarttır. Sovyetlerde etnik(mikro) milliyetçilik bu sebeple de teşvik edilmiştir. Tezada, tezatlara bakar mısınız?

GÜÇ HER ŞEYDİR

Dünya diyorsak bileceğiz. Dünyanın gidişini kâğıt üzerindeki kararlar, ideolojik vaazlar değil güç dengeleri belirler. Putin’den, Trump’tan önce de böyleydi. Birinci Dünya Savaşı’nda Churchill Çanakkale’de yenilmişti.  Kimyevi silahlar kullanmak istediğinde, “Bu bir insanlık suçudur” diyenlere “Türkler insan değil ki..” demişti. Batı’nın yükseklikleri yanında bunlar da vardır.

Bizimkiler Batı’nın ruhunu da cismini de bilmiyorlar. “Türkiye’de sadece Türkler yok, bu devlet yalnız onlara göre kuruldu” diyenlerin dünyadan ve ulus devletler çağından da haberleri yok. Gidin, İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da böyle bir söz söyleyin de göreyim. Almanya’da yakınları olanlar hiç olmazsa şunu bilir: İnsan hakları, genel hukuk herkes içindir fakat orası Almanya’dır ve vatandaş olan herkes Alman’dır. “Alman değilim” dediğinizde vatandaşlığınız bittiği gibi başınıza türlü belâlar da gelir.

İLLÜZYONLAR ÜLKESİNE DÖNDÜK

İçeriye bakalım, tablo Batı’dan tamamen farklı. “Türkiye’nin adı bile problemli, çünkü Türk adı var.” denebiliyor. İslamcı görünenler söylüyor, etnik milliyetçi ve ırkçılar söylüyor, sözüm ona liberaller söylüyor. Kamuoyu içten içe kaynasa da pek ses duyulmuyor.

Türkiye’nin derdi, insanlarının bu algı savaşına yenilme görüntüsüdür. Yoksa tarihi yapan milletler içinde adı başlarda anılan, vatandaşlarına eşit davranma ilkesini her şeye rağmen yaşatan Türk’ün Türkiye’deki egemenliğine ortak koşmaya kalkılabilir miydi?

Doğruların peşinde olacağız. Yol budur. Yalnız, PKK, SDG, DEM, Ortadoğu ve dünya konuşurken doğruları çoktan geçtik diyeceğinizi duyar gibiyim. Baksanıza SDG nerdeyse Halep’i de işgal edecekti. Suriye’nin kuzeyindeki PKK varlığını alkışlayanlara bakın, orada Araplar vardı, Kırmanç aşiretleri yoktu, Amerikan-İsrail desteğiyle işgal edildi diyorlar mı? O halde sözü kısadan söyleyelim: Hiç kimse yalanlar ve yanlışlar üzerinden kendine deliller edinmeye kalkmasın!

İlber Hoca doğru söylüyor: “Ben senden ayrıyım” diyen kendini ne görüyorsa onu desin! Beni suçlayarak, tarihi tahrif ederek, tarih uydurmaya kalkarak yapmasın!

Alıntı: A. Yağmur Tunalı

Posted in Gündem | KAFALARDAKİ İŞGAL için yorumlar kapalı
Mar 06

TARİHTE BUGÜN

6 Mart:

1853 – Giuseppe Verdi‘nin La traviata operası, Venedik‘te ilk kez sahnelendi.

1902 – Real Madrid futbol kulübü kuruldu.

1957 – Afrika‘da Altın SahiliGana adını alarak bağımsızlığını ilan etti.

1964 – II. KonstantinYunanistan kralı oldu.

1995 – Avrupa Birliği üyesi 15 ülke ile Türkiye arasında Gümrük Birliği Antlaşması imzalandı.

Michelangelo (d. 1475)

Ömer Seyfettin (ö. 1920)

Valentina Tereşkova (d. 1937)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı