Mar 08

TÜRK KADINLARININ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

TÜRK KADINLARININ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

FEDAKARLIĞIN, ŞEFKATİN,SEVGİNİN, MERHAMETİN, AYNI ZAMANDA CESARETİN, AZMİN VE KAHRAMANLIĞIN TİMSALİ, VATAN SAVUNMASINDA BİR KARA FATMA, BİR ADİLE ÇAVUŞ, BİR NENE HATUN, BİR ŞERİFE BACI, KARBOĞAZI KAHRAMANI BİR KILAVUZ HATİCE VE DAHA PEK ÇOK KAHRAMANLARIMIZDAN OLAN KADINLARIMIZIN KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

“Türkiye Cumhuriyetinin kurucu babası büyük önder Mustafa Kemal Atatürk‘ün kadınlar hakkındaki görüşleri ve kararlarını hatırlayarak bugünü kutlamaktan daha güzel ne olabilir ki?

Atatürk‘ün 1923’te söylediği, “Kadınlarımız hatta erkeklerden daha çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgin olmaya mecburdurlar!” sözüne hayran olmamak mümkün mü?

Kadınların seçme ve milletvekili seçilme hakları ise 5 Aralık 1934’te Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile tanındı ve tüm dünyaya örnek oldu.

“Dünya Kadınlar Günü” ise dikkatinizi çekerim tam 43 yıl sonra 1977’de Birleşmiş Milletler’de kabul edildi.

Atatürk 1930’da, Türkiye Cumhuriyeti’nde kadınların siyasi haklarını kazanması için gerekli yasaların çıkarılması talimatını verir. Meclis’te çıkarılan bir dizi yasa ile önce Belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanındı kadınlarımıza.

5 Aralık 1934’te ise Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile dünyada ilk kez kadınlara seçme ve milletvekili seçilme hakkı tanındı” (Orhan Uğuroğlu)

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , , | TÜRK KADINLARININ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN için yorumlar kapalı
Mar 07

Barzani’nin soyu sopu Türk düşmanı!

Barzani’nin soyu sopu Türk düşmanı!

Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki kargaşadan da yararlanarak sözüm ona “bağımsız bir Kürt devleti” kurmayı hayal eden Mesud Barzani’nin aslında en fazla Türkiye’nin başına “sorun” olduğu öteden beri “endişe” doğuruyor.

Zira Barzani, azılı Türk düşmanı olan sülalesinin, özellikle babası Molla Mustafa Barzani’nin izini sürüyor.

Barzani sülalesinin, Osmanlı İmparatorluğu’na bir asır önce başlayan ihanetlerini aslında bir bir hatırlatmak icap ediyor;

Dede Sait Barzani Osmanlı İmparatorluğu’na karşı en çok ayaklanan yerel aşiret reisiydi.

Sait Barzani’nin oğlu şeyh Muhammet Barzani’nin 1903’te ölümünden sonra yerine oğlu 2. Abdülselam geçiyor ve dağlara kaçıyordu. 1909 yılında iktidara gelen İttihat ve Terakki yönetiminin çıkardığı afla hapisten kurtuluyordu.

Ne var ki, 1912’lerde Abdülselam Barzani yeniden isyan hareketlerine girişiyordu.

1913’te çıkartılan tutuklama emri üzerine tekrar dağlara kaçıyordu.

Kaçak yaşadığı yıllarda İran’daki Kürt liderleri ve Rus generalleri ile görüşmeler yaparak Osmanlıyı arkadan vurmak için halkı kışkırtıp, isyanlar çıkarıyordu. 14 Aralık 1914’te Musul’da yakalanıyor ve sorgulanıp üç arkadaşı ile birlikte idam ediliyordu.

Daha sonraları aşiretler arası çatışmalar, kaçakçılık, yol kesmeler, adam kaçırmalar gibi her türlü “kötü” olayların baş aktörü Molla Mustafa Barzani oluyor, zaman zaman uzun süre ortadan kayboluşu, Moskova’da olduğuna dair bilgiler, hastalık haberleri ile noktalanıyordu.

Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra, Molla Mustafa’nın ABD’de “tedavi” olduğunu öğrenenler pek şaşmıyordu. Çünkü Molla Barzani, kılıktan kılığa giriyor, menfaatten menfaate koşuyor, kucaktan kucağa oturuyordu.

Genelkurmay’ın arşivlerinde Molla Mustafa Barzani’nin Rusların desteğiyle Ermeni çetelerini Türklere karşı kışkırttığı bile yer alıyor.

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) arşivlerinde, Molla Mustafa Barzani’nin, sözde Ermeni soykırımının yaşandığı söylendiği tarihlerde, Ermenilerle birlikte Türklere saldırırken Barzani Aşireti’nden önemli destek aldığı belirtiliyor.

Mustafa Barzani’nin Türklere yaptığı ihanetlerin ortaya çıkmasının ardından İran’a kaçtığı unutulmuyor.

Barzani aşiretiyle ilgili “iğrenç” gerçekler Rusya Devlet Arşivi’nde de saklanıyor. Baba Barzani’nin diğer Kürt aşiretlerini de katlettiği söyleniyor.

Molla Barzani, kanlı ve uzun ayaklanmadan sonra Sovyetler Birliği’nin desteğiyle İran topraklarında kurulan, Mehabat Kürt Cumhuriyeti lideri yapılmıştı. Ne garip tesadüftür ki, oğul Mesud bu “kukla” cumhuriyetin Irak ve İran tarafından yıkıldığı 16 Ağustos 1946’da doğmuştu. İhanetin bedelini ödemeye başlayan Barzani, Sovyetler Birliği’ne “sığınarak” canını yine kurtarıyordu. Sürgündeki Molla Barzani 1958’de Irak’a dönüyordu. İlk kez gördüğü oğlu Mesud 12 yaşına basıyordu.

Molla Barzani 3 yıl sonra Irak yönetimine karşı yine ayaklanıyordu, Molla Mustafa Barzani kendisinin yerine küçük oğlu İdris Barzani’yi seçiyordu.

Açıkçası Mesud Barzani’ye pek güvenmiyordu. Molla Barzani 1975’te bu kez yerleştiği ABD’de 4 yıl sonra kanserden ölünce, yerine daha önceden planladığı gibi İdris Barzani geçiyordu. Ancak, İdris Barzani de babası gibi kanserden can verirken Mesud Barzani, hem aşiretin hem de Kürt Demokrat Partisi’nin lideri oluyordu.

 “Halef” seçmediği için babasına bile kinlenen Mesud Barzani, kısa zamanda tıynetini, Molla Mustafa Barzani’nin fotoğraf, heykel ve büstlerini hiçbir yere koydurmayarak gösteriyordu. Hatta, Duhok’taki heykelini dikildiği yerden kaldırtıyordu.

Gerçekten, Mesud Barzani’nin, bir ayağı Irak’ta, diğer ayağı Türkiye’de, üçüncü ayağı Suriye’de ve dördüncü ayağı da İran’da “Truva Atı” konumunda olduğu da bir türlü fark edilemiyor.

İşte, ABD ve İsrail’in desteklediği böylesine tehlikeli bir Barzani’ye dikkat gerekiyor!

 

Kenan AKIN

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | Barzani’nin soyu sopu Türk düşmanı! için yorumlar kapalı
Mar 06

Atatürk’ten kadınlar için altın sözler

Atatürk’ten kadınlar için altın sözler

* “Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse o sosyal toplum felçlidir.”

* “Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi, kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur.”

* “Kadınlar içtimai hayatta erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.” 

* “Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye, eski devirlerdeki gibi basit değildir. Gerekli özellikleri taşıyan evlat yetiştirmek, pek çok özelliği şahıslarında taşımalarına bağlıdır. Bu sebeple kadınlarımız, hatta erkeklerden daha çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgin olmaya mecburdurlar!”

* “Milletimiz güçlü bir millet olmaya azmetmiştir. Bunun gereklerinden biri de kadınlarımızın her konuda yükselmelerini sağlamaktır. Bundan dolayı kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamaklarından geçeceklerdir.” 

* “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?”

* “Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.”

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , | Atatürk’ten kadınlar için altın sözler için yorumlar kapalı
Mar 05

Dünya Kredi Derecelendirme Kuruluşları Türkiye’ye Düşman mı?

Dünya Kredi Derecelendirme Kuruluşları Türkiye’ye Düşman mı?

 

Dünyada 3 önemli derecelendirme kuruluşu var. Moody’s, Standart and Poors ve Fitch. Moody’s ve S&P daha önce Türkiye’yi yatırım yapılabilir ülke konumundan çıkarttı.

Bu iki kurum negatif görüş bildirirken Fitch ne için olumlu görüş bildirsin ki? Sonuçta kriterler aynıydı. Yine de heyecanla beklendi.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının not düşürmek için dikkate aldıkları kriterler neler ve bizde var mı bir bakalım:

Türkiye’de siyasi belirsizlik var mı? Var ve her geçen gün daha da artıyor. Referandum sonucuna göre erken seçim iddialar var.

Türkiye’de terör var mı? Var! Ve halen devam ediyor. Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un açıklaması var. Türkiye’de terör azabilir diyen bizzat başbakan yardımcısı.

Türkiye resmen savaşta mı? Evet! Bugün Türk askeri Suriye topraklarında savaşıyor.

Türkiye’nin en önemli döviz kaynağı turizm son 20 yılın dibine vurdu mu? Evet. 2017 için turizmin iyimser olması için neden var mı? Hayır! Başbakan yardımcısının bile terör azabilir uyarısından sonra hangi turist Türkiye’ye gelir tatil yapar? Bırakın 2017 hatta 2018 yılına yönelik bile toparlanma beklentimiz yok.

Türkiye’de enflasyon rakamları çift hanelere dayandı mı? Evet! Her ne kadar sizin istatistik enstitünüz sık sık hesaplama yöntemini değiştirse bile ülkede enflasyon çift rakamlara dayandı.

Türkiye’de faizler yükseldi mi? Her ne kadar Cumhurbaşkanı’na yükseldiğini göstermemek için kırk takla atsanız da bankalar artık daha yüksek fiyata borç buluyor.

Türkiye’de işsizlik rakamları yüzde 12’ye genç nüfusta yüzde 25’e dayandı mı? Evet?

Bu ülkede büyüme rakamları yüzde 7’lerden 3’lere geriledi mi? Evet!

Yüzlerce hatta binlerce işyeri kapandı mı? İflas eden şirket sayısında artış var mı? Evet!

Bir tane olumlu bir gösterge var mı söyleyin hep birlikte hem Fitch’e hem Moody’s ve hem de S&P’a küfür edelim.  Kararlarının siyasi olduğunu söyleyelim.

 

Remzi ÖZDEMİR

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , | Dünya Kredi Derecelendirme Kuruluşları Türkiye’ye Düşman mı? için yorumlar kapalı
Mar 04

Hayırda Hayır vardır!

Hayırda Hayır vardır!

 

Türk Cumhuriyetini tıpkı kurduğun gibi

 Ey necip Türk milleti başını eğme kaldır

“Beka sorunu var” der yüksek mevkidekiler

 İnsan için mertlikte, hayırda hayır vardır!

 

 Aslında bütün millet aşsız, ekmeksiz açız

 Tarihimize bakın insanlığa bir tacız

 Üç yüz akıl yetmemiş “tek adama” muhtacız

 Her Türk bilir erlikte, hayırda hayır vardır!

 

 Aklına, vicdanına, irfanına bir danış

 Felakete götürür seni bir cahil kanış

 Makam, mevki, çıkara fayda vermez aldanış

 Dirilikte, dirlikte hayırda hayır vardır!

 

 Sizlerden akılsız mı Cumhuriyeti kuran

 Her türlü kötülükten kurtarıldı din, Kur’an 

Türk’ün Kızıl Elması hedefte kutlu Turan

Ancak milli birlikte hayırda hayır vardır!

 

Türk ülkesinde Türk’ün adını anmadılar

Filistin Mısır kadar Türk’e hiç yanmadılar

Bir kez akıllarını Türklüğe banmadılar

Bilesin yiğitlikte hayırda hayır vardır!

 

Unutmadık Oslo’yu, unutmadık Habur’u

Bizim akıllarımız vekillerden de duru

Çalınacak muhakkak Hakk’ın uyaran suru

Hain bil ki; şerlikte, hayırda hayır vardır!

 

Hayır, düşün hayır söyle hayır yap

Hayır, istiyorsan bir Allah’a tap

Hayır, karışmasın saman ile sap

Kurtuluşun Türklükte, hayırda hayır vardır!

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , , | Hayırda Hayır vardır! için yorumlar kapalı
Mar 03

ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (2)

ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (2)

Yıl 1979  aylardan Eylül. Bursa’da Taner Kalkancı ülküdaşımız pusuya düşürülür….Sekiz kurşun yarası alır… Hastaneye yetiştirilir…Ameliyata alınır…Ameliyat uzun sürer…Kan yetmez..Acil kana ihtiyaç vardır..İkinci, üçüncü ameliyat gerekmektedir…Gün geceye dönmüştür…
Çevre illere telefon edilir…
İzmir Ocak Başkanı Mehmet Ali Metin, Bursa’dan Himmet Ağabeyin acil kan yetiştirin imdadına 17 ünite kan hazırlar.
Elde taka bir Murat 124…Başka araç yoktur. Bir ağabeylerinin Renault arabasını isterler. Araba geldiğinde çeyrek depo benzin vardır.
Yetmiş beş liraya dolan depoyu tam doldurabilmeleri için elli yedi liraya ihtiyaç vardır. Ocakta bulunan sekiz on arkadaş ceplerini boşaltır, otuz sekiz lira toplarlar. On dokuz liraya ihtiyaç kalır.
Tam bu sırada başkanın odasına Turan İbrim ağabeyleri girer. Eczacı olan Turan Ağabeyleri:
– Hayırdır çocuklar, bu ne telaş?
– Abi, Bursa’ya kan yetiştirmemiz lazım, arabayı bulduk, benzin parasını denkleştiremedik.On dokuz liraya ihtiyaç var.
– Hadi şanslısınız, bizim eczane bugün nöbetçi,arayalım bakalım kasada kaç lira var?
Gültepe’deki eczane aranır…Kalfaya Turan ağabeyleri sorar:
– Kasada kaç lira var?
– 27 lira abi.
– Hemen çırakla ocağa gönder..
– Peki abi.
Para gelir. Turan ağabeyleri cebindeki 20 lirayı da ekler.
– Yolda lazım olur.Allah yolunuzu açık etsin, haydi yola koyulun bakalım…
Sabaha karşı saat 03.30’da hastaneye yetişirler. Hastanede toplanan kan 117 üniteyi bulur.
Ama bu kanlar Taner’e nasip olmaz. 03.05’te ülküdaşları ruhunu teslim etmiş, ülkücü şehitler arasında yerini almıştır.
Ramazan ile Yasin bitkin, yorgun ve üzgün, Öğle namazında Ulu Camii’nden cenazesi kaldırılacak olan Taner ülküdaşlarına son görevlerini yapmak için izin almak üzere İzmir Ocak Başkanı Mehmet Ali Metin’i ararlar.
– Başkanım, yetiştik yetiştik ama maalesef… Taner 03.05’te ruhunu teslim etmiş..Müsaade edersen cenazesini kaldırdıktan sonra yola çıkmak istiyoruz.
Telefonun diğer ucunda Başkanları titrek bir sesle,
– Allah rahmet eylesin. Bursalı ülküdaşlarımız şehidimizin cenazesine yeter. Siz buraya öğlen namazına yetişin, Turan İbrim Ağabeyi eczanesinde kurşunladılar…Şehit oldu…

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , | ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (2) için yorumlar kapalı
Mar 02

“Köyün namusunu kurtarmak için oyları düzelttik.’’

“Köyün namusunu kurtarmak için oyları düzelttik.’’

Ayrıdamlı Pala, gerçek adı ile Mustafa Altınok köyün muhtarıdır.
Muhtar dediysek öyle yaşlı başlı da değildir ha. Belki de Yozgat’ın en genç muhtarıdır. Kendisine çok yakışan pala bıyıkları sayesinde; ‘’ Pala’’ lakabı ile tanınır. Civanmert, hanedan, nüktedan bir kişidir.
O gün 1982 anayasası için referandum yapılıyor. Elbette bizim tüm Yozgatlılar olduğu gibi, Ayrıdamlılar da toptan ‘’ eveti’’ çekiyorlar anayasaya.
Akıllı adamlar, biraz da el mecburlar. Öyle bir referandum ki lehte propagandası serbest, alyhte konuşulması yasaktır.
Hani bir zamanların şeflik döneminin; ‘’

– Açık oy gizli tasnif’’ garabetinin bir küçük uygulaması gibi bir şey.
Tabi arada, demokratik haklarını kullanmak isteyen ‘’ sivri zekalılar’’ da çıkmıyor değil. Sekiz on Ayrıdam’lı ‘’ hayır ‘’ oyu vermişler.
Bizim Pala muhtar. Şimdi bu iki yüz üç yüz oyun içinde, sekiz on ‘’ hayır ‘’ oyunu hazmedemiyor. Öyle ya, hakime ne diyecek. Ola ki işe karakol kumandanı karışır.
Referandumdan sonra köylüyü evlerine gönderir. Sandık memuru ve ihtiyar heyetiyle birlikte işi halleder. ‘’ hayır ‘’ oylarını ‘’ evet ‘’ ile değiştirerek, Ayrıdam’ın namusunu (?) kurtarır.

Ayrıdam’dan Sorgun’a, Sorgundan Yozgat’a, Yozgat’tan Angara’ya giden referandum sonucuna göre, vatansever tüm Ayrıdamlılar, 1982 anayasasına yüzde yüz ‘’ evvet’’ demişlerdir.
Referandum sonuçlarını teslim alan hakim pek memnun.
Pala’ya gülümseyerek sorar:
‘’ – Senin köyün maşallahı var Pala. Anladığım kadarıyla Ayrıdamlılar çok bilinçli; fakat hiç mi yaşlı yok, hiç mi okuryazarlığı olmayan yok. Hiç mi yanlışlık olmadı da yüzde yüz evet oyu çıktı’’
Pala kendine özgü cevabı verir:
‘’ – Sekiz on yanlışlık oldu efendim. Sandık açıldıktan sonra, köyümüzün namusunu kurtarmak için kendi elimizle düzelttik.’’
Hakim şaşırır. İşte karşısındaki Pala bıyıklı muhtar, seçimde yolsuzluk yaptığını ağzıyla itiraf etmektedir.
Kızgınlıkla sorar:

‘’ – Efendim efendim ne yaptınız?’’
Pala kırdığı potu anlar ve hemen çark eder:
‘’ – Hakkınız var hakim beyim, bizim köy Pariz gibidir.’’
Hakim ısrar eder:
‘’ – Yok yok, az evvel dediğini söyle?’’
Pala hiç duymaz:
‘’ – Olur mu hakim beyimn, bizim köyün demokrasiyasına kim söz edebilir.’’
Hakim bağırar:
‘’ – Yahu şu oy meselesini nasıl düzelttiğini anlat.’’
Pala o taraklara bir daha basar mı:
‘’ – Haklısınız hakim beyim .Biz de aynen Evran Paşamız gibi düşünüyoruz.?’’
Onları dinlemekte olan savcı, Pala’yı tanıyor.
Hakimin onu konuşturamayacağını anlar:
‘’ – Boşuna yorulma hakim bey. Lafı palanın ağzından motorla çekseniz bile geçti, artık konuşturamazsınız.’’

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , , , , , | “Köyün namusunu kurtarmak için oyları düzelttik.’’ için yorumlar kapalı
Mar 01

“Aktrollerin övdüğü insanı MHP’den ihraç ederim”

            “Aktrollerin övdüğü insanı MHP’den ihraç ederim”

             7 Haziran sonrası Bahçeli muhalifi bazı MHP’liler için AKP’nin Aktrol diye nitelenen unsurlarının övücü ve takdir edici sözlerine karşı Bahçeli çok açık bir biçimde şunları söyler: “Aktrollerin övdüğü insanı, ben MHP’den ihraç ederim”.

MHP’nin temsil ettiği Türk Milliyetçiliğini “ayakları altına” alan, MHP zihniyetini “kafatasçı” olarak suçlayan Erdoğan Anayasa değişikliğine destek veren Bahçeli ve ekibi için şunları söylüyor: “MHP’nin gerçeği görmesi sayesinde yeni sisteme uygun değişikliklerin yapılabilme yolu açılmıştır. Ben milletim adına MHP liderine ve ekibine özellikle teşekkür ediyorum”.

MHP’yi siyaset sahnesinden silmeye azmetmişlerin Devlet Bahçeli’yi takdir, alkış ve teşvik etmelerinin bir nedeni olsa gerek.

Görüldüğü gibi gelinen aşamada AKP’nin aktrolleriyle birlikte ne kadar yeminli MHP karşıtı varsa Devlet Bahçeli’yi öve öve yere göğe sığdıramıyor.

Ne dersiniz bugün de AKP’nin aktrollerinin övdüğü bütün MHP’liler MHP’den ihraç edilsin mi?

“Yüce Divan’a göndereceğiz” derken gerçekte ‘yüce makama çıkartacağız’ diyormuş. ‘Cumhurbaşkanı’nı anayasal sınırlar içine çekeceğiz’ derken aslında ‘anayasayı Cumhurbaşkanı’nın davranışlarına uygun hale getireceğim’ demek istiyormuş. Birileri birilerini yanlış anlamış!

Sonuç: Aslına dönüşemeyen her hareket eninde sonunda zıddına dönüşür.

 

Özcan YENİÇERİ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | “Aktrollerin övdüğü insanı MHP’den ihraç ederim” için yorumlar kapalı
Şub 28

Bize de gitmek düşer

Bize de gitmek düşer

Behlül hazretleri halife Harun Reşit’in arkasında namaz kılmıyormuş. Bir gün yanındakiler bu durumu halifeye açmışlar.
“Efendim Behlül sizin arkanızda namaz kılmıyor halk arasında dedi kodular çoğalmaya başladı. Siz en iyisi Behlül’le bu durumu bir görüşün” derler. Halife bunun üzerine Behlül’ü çağırır ve durumu anlatır: “Hiç olmazsa Cuma namazlarında arkamda namaz kıl.” der. Behlül kabul eder. Halife namazın ikinci rekâtında iken Behlül namazı terk eder. Bu durum halifeyi iyice kızdırır ve Behlül’ü yanına çağırır sebebini sorar.
Behlül Dana hazretleri anlatmaya başlar ve halifeye sorar:
– “Efendim siz tekbir alıp namaza başladığınızda vergileri arttırdınız mı artırmadınız mı?”
Halife:“Evet arttırdım.” der.
Behlül Dâna: “Peki, Fatihayı okurken orduyu topladın mı toplamadın mı?
Halife yine :”Evet topladım” der.
Behlül Dâna :“ Peki, Rukûya gittiğinde komşu ülkeye savaş açtın mı açmadın mı?
Halife yine: “Evet açtım” der.
Behlül Dâna : “Peki, secdeye gittiğinde savaşı kazandın ve savaşı kazanmış bir komutan edası ile işgal ettiğin ülkeye girdin mi girmedin mi? der.
Halife yine: “Evet girdim.” der.
Behlül Dâna: “İkinci rekata kalktığında o ülke padişahının kızı yanına geldi ve sen onu cariye olarak aldın mı almadın mı?” diye sorar.
Harun Reşit: “Aldım” der.
Behlül Dâna: “Peki der, sen o kıza nikah kıydın mı kıymadın mı?
Harun Reşit : “Kıydım” der.
Harun Reşit dayanamaz sorar : “İyi de bütün bunların bizim konumuzla ne alakası var?
Behlül Dâna şöyle der: “Eh bu durumda bize de gitmek düşer.”

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , , , , , , | Bize de gitmek düşer için yorumlar kapalı
Şub 27

ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (1)

ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (1)

1973 seçimleri öncesiydi.
MHP seçimlere hazırlanıyordu…
Yüreği, fikri, bileği güçlü onbinlerce gence sahip ülkücü harekette cep delik cepken delikti.
Yusuf İmamoğlu İstanbul Edebiyat Fakültesi’nin önünde bir sabah pusu kurularak şehit edilmişti….
Cebinden çıkan bütün parası sadece 35 kuruştu…
Otopsi raporunda iki gündür bir şey yemediği, midesinin boş olduğu yazılıydı. Şehit olduğu gün de bir simit alacak parası olmadığı için, okuluna aç gidiyordu.
Gerçek ülkücülerin “parayla” arası ne zaman iyi oldu ki?
İşte bir seçim daha gelip çatmıştı ama yine MHP’nin kasası tamtakırdı…
Ramiz Ongun, Muhittin Çolak, Mithat Evci, Salih Dilek arkadaşlarıyla oturmuş, eller şakaklarda: ÇARE….
Ongun: “ Kanlarımızı satacağız.”
Hepsi hayretle gözlerini başkanlarına çevirdi.
– “Kızılay’la görüşelim.”
Onlar ne ihale komisyonculuğunu, ne kara para mafyacılığını, ne haraççılığı ne de temsil ettikleri güçlü makamların üzerinden maddi çıkar sağlamayı düşünemezlerdi.
Çünkü iman ettikleri davaları böyle kirli düşünceleri akıllarından bile geçirmelerine izin vermezdi.
Güçleri ancak kanlarına yetiyordu….
Bazen dökerler, bazen de teşkilatlarının ihtiyacı için Kızılay’a satarlardı…
Kızılay’la görüşüldü, anlaşıldı.
Her ülkücü makbuz karşılığı kanlarını Kızılay’a verecekler, makbuzları teşkilatlarına getireceklerdi.
Kızılay Kan Merkezleri önünde uzun “Ülkücü Kuyrukları” oluştu…Kan vermek için…
Şevkle, heyecanla kanlarını verdiler. Makbuzlarını teşkilatlarına getirip teslim ettiler.
14 Ekim 1973 seçimleri öncesi toplanan kan bedelleri bir milyon lirayı aştı.
Bir gün kan verenlerin kuyruğunda “aksakal” bir ihtiyarı sıra beklerken gördüler. Tanıdılar, yanına geldiler.
– Amcacığım,senin burada ne işin var?
– Kan vermeye geldim.
– Ama?…
– Ne aması ben kan veremez miyim?
– Ama amca…
– Ne oldu? Benim oğlum ülküdaşınız, kardeşiniz bütün kanını bu dava için döküp şehit olmadı mı? Onun fedakarlığı yanında ben bir ünite kan vermişim çok mu gördünüz?…..
21 Mart 1970 günü komünistlerce işgal edilen Yüksek Öğretmen Okulu’nda esir edilerek şehit edilen Süleyman Özmen’in babasına sarıldıklarında MHP’nin gelecekteki iktidarının müjdecisi yaşları göz pınarlarından boşalmış, boğazlar düğümlenmişti…..

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , | ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (1) için yorumlar kapalı