Mar 18

ÜLKEMİZ NE HALDE?

 

ÜLKEMİZ NE HALDE?

    Unutmayalım ki kadınlar toplumun huzur ve güven parklarında açan eşsiz çiçek gibidir. Bir ülkede kadın yalnız başına sokağa çıkamıyor, parkta spor yapamıyor ve benzeri özgürlük haklarını kullanamıyorsa o ülkede maganda kurşunlarından insanlar ölüyorsa kadınların ve hatta erkeklerin korkusuz yaşamaları mümkün değildir. Kadın güzelliği ahlakın var olduğu şartlarda açan bir gonca güldür.

Bir de ülkemizin son 15 yılda geldiği hale bakın:                                                                                        

Ülkemizde son 15 yılda ahlaksızlık artmıştır.                                                                     

Uluslararası hukukun üstünlüğü endeksinde Türkiye, 113 ülke arasında 99. sıraya düşmüştür. Basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke içinde 151. olmuştur.                                                               

Basının susturulduğu, hukukun törpülendiği bir ülkede kadın hakları ve hürriyetleri ne ölçüde korunabilir?                                                                                                                                                  

Son beş yılda 600 bin çocuk suça sürüklendi. 550 bin çocuk mağdur oldu.                              

Çocukların cinsel istismarı utanılacak düzeyde %434,                                                                                                 

Kadına şiddet en yüksek düzeyde %1400,                                                                                                                   

Boşanmalar %38,                                                                                                                                  

Fuhuş patladı %790,                                                                                                                                                                                                                                            

Tutuklu ve hükümlü sayısı %23,                                                                                                                                

Uyuşturucu bağımlılığı %678,                                                                                                              

Adam öldürme %261,                                                                                                                                

Kadınlara karşı cinsel taciz  %499 arttı. Görüldüğü gibi ülke çıldırmış gibi                                                                                                                                                            

Bu rakamlarda görüldüğü gibi Türk toplumu huzursuz ve hasta bir toplum haline geldi.                              

Acil olarak bu halden kurtulmak için Cumhuriyetin temel değerlerine, Türk’ün eşsiz kültürüne, Türk diline, İnsana sevgi ve saygıya, adalete, hakça ve eşit paylaşıma, kadına mutlak saygıya dönmek zorunluluğu vardır. Cinsiyet ayrımı yapmak küçük çocukları acayip kılık ve kıyafetlere sokmak Suudi Arabistan özentisidir. Bu necip milletin tarihi hiç bir ülkeyi model almayacak, kendisini ayağa kaldıracak güçtedir.

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | ÜLKEMİZ NE HALDE? için yorumlar kapalı
Mar 17

“Ağla rezil ağla!”

“Ağla rezil ağla!”

Yıl 1233 Endülüs Ben-i Ahmer Devleti‘nin son hükümdarı Abdullah Sagir

Ülkeyi yönetemeyip devleti yıkılmaya doğru götürürken anası tarafından yıllarca uyarılmış ama oğlunu maalesef gaflet uykusundan uyandıramamış…

Yıkılmaya yüz tutan devletinin durumundan pişman olan ve bu üzüntüyle gözyaşı döken Abdullah Sagir‘e anası tarihe mal olan, şu meşhur sözü söylemiş:

Ağla rezil ağla; Vatanını, devletini, dinini erkekçe muhafaza edemeyenlere kadınlar gibi ağlamak yaraşır!

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , | “Ağla rezil ağla!” için yorumlar kapalı
Mar 16

KÜSMECE YOK SAYIN SAVCIM! (1)

KÜSMECE YOK SAYIN SAVCIM! (1)

Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Daire Başkanı Halil Koç, FETÖ’nün gizli haberleşme ağı “ByLock”u kullanan yaklaşık 1770 hakim ve savcı tespit edildiğini belirterek, “Teşkilatımızda ‘ByLock’ kullanıcısı olup da işlem yapılmayan hiçbir hakim, savcı bulunmamaktadır. HSYK, bu konudaki farkındalığı yüksek bir kurum olarak görevini sürdürmektedir.” dedi.

Bu önemli veriden hareket ederek, HSYK Birinci Daire Başkanı’na şu soruları sormak gerekmez mi?

-Milletvekilleri arasında ‘ByLock’ kullanıcısı olup da hakkında işlem yapılan bir kişi var mıdır? Yoksa, bu durum eşyanın tabiatına aykırı değil midir? 15 yılın büyük bölümünde iktidar partisinin desteği ile devleti ele geçiren bir çetenin, iktidar partisi üzerinden yasamaya sızmamış olması mümkün müdür?

-Eski veya yeni bakanlar arasında ‘ByLock’ kullanıcısı olup da hakkında işlem yapılan bir kişi var mıdır? Yoksa bu durum eşyanın tabiatına aykırı değil midir? FETÖ’nün kabineye hiç sızmamış olması mümkün müdür?

***

Antalya Cumhuriyet Başsavcıvekili Cevdet Kayafoğlu, Twitter hesabından “PKK anayasa referandumunda ‘hayır’ çağrısı yapmış. Sandıkta ‘hayır’ diyecek olanlar PKK ile aynı muameleyi göze alıyorlar demektir. Küsmece yok.” diye yazdı.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da bu ifadeyi sert sözlerle eleştirerek “Bu Başsavcıvekiline ben de seslenmek isterim: Bu yaptığının hesabını bir gün hukuk önünde vereceksin. Küsmece yok.” dedi.

 

Arslan BULUT

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | KÜSMECE YOK SAYIN SAVCIM! (1) için yorumlar kapalı
Mar 15

Osman Pamukoğlu’ndan Altın Sözler

Osman Pamukoğlu’ndan Altın Sözler

* Vatan sevgisiyIe harmanIanmış fedakarIık duygusu, dejenere insanIara basit geIir.

* Fikir, düşüncede sansür oImamaIı, her zaman işbirIikçiIer vardır, oIacaktır.

* OnIarın karşısına onIarın siIahIarıyIa çıkacaksınız.

* Darbe iktidarın zayıfIığındandır, terör iktidarsız iktidardan geIir.

* Darbe, haIk arkanızda oIsa darbe yapıIabiIir mi?

* Kaçarak özgür oIunmaz.

* Sonunu düşünen kahraman oIamaz.

* Size yoI gösterdim de diyebiIirsiniz, ama askeri manada emir vermedim.

* KahramanIara emir veriImez.

* Ya öIecekIer ya da bunIarin hepsi tesIim oIacakIar.

* Yaşasın vatan, yaşasın Türk MiIIeti!

* ÜIkemizi yıkacakIarmış, yakacakIarmış, böIecekIermiş. KaygıIanmayın !!! Hepsini gömecek kadar toprağımız var.

* Bir insanın başına geIebiIecek en kötü iki şey câhiI bırakıImak ve aptaI yaradıIışIı oImaktır. BunIarın ikisi de bir araya geImişse bırak ipini gitsin.

* Eğer arkandan havIayan köpekIer yoksa kurt değiIsindir.

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , | Osman Pamukoğlu’ndan Altın Sözler için yorumlar kapalı
Mar 14

“Made in British Empire” İhanet Paçavrası

“Made in British Empire” İhanet Paçavrası 

Kuvayı Milliye, işgal kuvvetlerinin yanı sıra aynı zamanda İngiltere güdümündeki padişahlık makamıyla da mücadele ediyordu. Kuvayı Milliye, ordusu dağıtılmış bir milleti zor imkânlarla yeniden bir araya toplarken, “Vahdettin Buyruğu” denilerek Damat Ferit imzasıyla idam kararları yayınlanıyor ve Kuvayı Milliye’ye katılanların mülklerine hukuksuz bir şekilde el koyuluyordu. O metinde, Kuvayı Milliye ordusuna katılanların hain olduğu iddia ediliyordu. “Padişah Buyruğu” İngiliz uçaklarıyla Anadolu’nun dört bir yanına dağıtılırken, millî mücadele ateşi her yanı sarmıştı.

Tüm saldırılara, baskılara, ihanetlere rağmen Kuvayı Milliye Anadolu’yu kurtarıp, Türk bayrağını yeniden göndere çekerken kaybedenlerin başında da İngiltere geliyordu.

Bu yenilgiyi hazmedemeyen İngilizler, Cumhuriyet’in ilanı sonrasında Anadolu’nun her yanında isyanlar çıkarttırarak merkezi otoriteyi sarsmak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da “Kürdistan” kurmak istiyorlardı.

Üst üste patlayan Kürt isyanlarından birisi de Ağrı’da meydana gelmişti. 1927’de “Ağrı Kürt Cumhuriyeti” adı altında kurulmak istenen sözde Kürt devleti, Cumhuriyet’in genç ordusu tarafından kısa bir sürede bastırıldı.

İsyan, muazzam bir kararlılıkla bastırılırken İngilizler bir kez daha kaybediyordu.

İşte bugün “Kürtlerin bayrağı” denilerek, Atatürk Havalimanı‘nda göndere çekilen paçavra ilk olarak Ağrı’daki isyanda kullanılmıştır. Tasarımıyla, hazırlanmasıyla, kullanılmasıyla yüzde yüz “Made in British Empire” dır.

 

Batuhan ÇOLAK

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | “Made in British Empire” İhanet Paçavrası için yorumlar kapalı
Mar 13

Bozkurtların ulusun! Tanrı TÜRK’ü korusun!

Bozkurtların ulusun!

Tanrı TÜRK’ü korusun!

 

Tarihte bir şanın var..

Bayrağında kanın var..

Bu vatanda canın var..

Bozkurtların ulusun!

Tanrı TÜRK’ü korusun!

 

Bozulsun Haçlı pusu

Zalimlerin kabusu

Kahraman Türk ordusu!

Bozkurtların ulusun!

Tanrı TÜRK’ü korusun!

 

Terör denen illeti

Kırmalısın zilleti

Ey necip Türk Milleti!

Bozkurtların ulusun!

Tanrı TÜRK’ü korusun!

 

Türklüğünü bil haydi!

Göz yaşını sil haydi!

Övsün seni dil haydi!

Bozkurtların ulusun!

Tanrı TÜRK’ü korusun!

 

Açsın Türk’ün çiçeği

Yansın Haçlı köçeği

İki cihan ölçeği

Bozkurtların ulusun!

Tanrı TÜRK’ü korusun!

 

Al bayrağın inmesin!

Ezanlar hiç dinmesin!

Vatanın bölünmesin!

Bozkurtların ulusun!

Tanrı TÜRK’ü korusun!

 

Türk şimşeği çakmalı..

Hedefine  akmalı..

Zafer takı takmalı..

Bozkurtların ulusun!

Tanrı TÜRK’ü korusun!

 

Yiğitliğin adı TÜRK!

Bu dünyanın tadı TÜRK!

Türklüğün Kürşadı TÜRK!

Bozkurtların ulusun!

Tanrı TÜRK’ü korusun!

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , , | Bozkurtların ulusun! Tanrı TÜRK’ü korusun! için yorumlar kapalı
Mar 12

“1923’ten beri yapamadıklarını 2017’de başardılar!”

“1923’ten beri yapamadıklarını 2017’de başardılar!”

İngilizlerin Kürt isyanı çıkartması

Ancak tarihi gerçekler Yıldırım’ın niyet okumasını geçersiz kılıyor. “İngiliz Üretimi İhanet Paçavrası” yazımızda konuya kısmen giriş yapmıştık, şimdi biraz daha derinlerine inelim.

Cumhuriyet’in ilanı sonrasında Türk milli devletini sindiremeyen İngiltere gayri nizami yöntemlerle Türkiye’yi bölmek istiyordu. Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra 1927 yılında çıkarılan Ağrı İsyanı’yla Kürtlerin ayrı bir devlet kurması amaçlanmıştı.

Birleşik Krallık’ın en önemli eğitim kurumlarından biri olan Edinburg Üniversitesi’nden Anthony Gorman ve Andrew Newman’ın tarih danışmanlığında çıkan “Encyclopedia of the Peoples of Africa and the Middle East” (Afrika Halkları ve Orta Doğu Ansiklopedisi) isimli çalışmada Kürtlerle ilgili önemli değerlendirmeler var. Kitabın 385’i sayfasında Ağrı isyanı için şu ifadeler dikkat çekiyor:

“…Türkiye’de, Kürt ayaklanmalarına devam edildi… Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra 1927’de İngiltere tarafından desteklenen Ağrı Kürt Cumhuriyeti Doğu’daki toprakları kapsıyordu, ancak 1930-31 yıllarında Türk ordusu tarafından bastırıldı.”

Kısacası, İngiliz tarihçiler bile, Ağrı İsyanı’ndaki rollerini kabul ediyor.

Şeyh Sait İsyanı’na göre çok daha ırkçı bir yapıda olan Ağrı’da isyancılar için bayrak, dil, kanun, cumhurbaşkanı bile hazırlanmıştı.

Kürtleri temsil ettiği iddia edilen o paçavranın hikayesini, Mesud Barzani propagandasıyla yayın yapan tr.mesud-barzani.com adresinden okuyalım:

“Bu bayrak Ağrı Kürt Cumhuriyeti döneminde Ağrı’da dalgalanan bayraktır. Ağrı yenilgiyle sonuçlanınca, İhsan Nuri Paşa bu bayrağı kendisi ile birlikte İran’a götürmüştü. İhsan Nuri Paşa bu bayrağı yıllarca yanında sakladıktan sonra İsveç’te bir müzeye vermişti. Bayrak şimdi İsveç’te müzede. İşte bugün Federe Kürdistan’da dalgalandırılan bayrak Mahabad Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Kadı Muhammed’in emanetidir. Muhammed, Mustafa Barzani’ye ‘Bu bir emirdir, bu bayrağı sana emanet ediyorum, ilerde bunu özgürce dalgalandır’ diye vasiyet etmişti. İnşallah bütün Kürdistan parçalarında, Bağımsız Kürdistan Devletinin sınırları içinde ve dışında dalgalanacaktır.

Devlet Başkanı gibi ağırlanan Barzani aşiretinin geçmişi de Türkiye’ye ihanetle dolu. Ağrı İsyanı bölgedeki ırkçı aşiretlerin isyanlarını da tetiklemişti. Bunlardan biri 1930’daki Dağlıca (Oremar) ayaklanmasıdır. Bizzat Barzani aşireti tarafından Dağlıca taburuna 500’den fazla peşmerge ile saldırılmış, ancak Türk askerinin dirayetli duruşuyla isyan çok kısa bir sürede bastırılmıştı.

Bu tabloda en mutlu olan şüphesiz ki İngilizlerdir. 1923’ten beri dalgalandıramadıkları paçavrayı, 2017’de tek kurşun atmadan göndere çektirdiler!

 

Batuhan ÇOLAK

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | “1923’ten beri yapamadıklarını 2017’de başardılar!” için yorumlar kapalı
Mar 11

DOMUZ ETİ

DOMUZ ETİ

Tarihimizde “Kafkas kartalı” diye geçmiş bulunan İmam Şamil yüz binlerce Rus ordularını birkaç arkadaşıyla yıllarca uğraştıran kahramandır.

Üstat Şeyh Celaleddin Efendinin dizi dibinde âb-ı hayat pınarından kana kana içmek suretiyle menaviyatın zirvesine yükselirken, sol eliyle kullandığı kılıcıyla tek başına ordulara göğüs germek gibi bu dünyanın en büyük zevklerine de tatmaktan geri durmamıştır. Az bir kuvvetle uzun yıllar sürdürdüğü mücadelesini, esaretinden sonra aynı şekilde devam ettirmiştir.
Ruslara esir düştüğünde; Yemek esnasında, İmam Şamil’in iştahlı iştahlı yemek yediğini gören çar’ın:
“Kumandan, bu iştahla beni de yiyeceğinizden korkuyorum” demesi üzerine etrafındakilerin kahkahaya boğuşları uzun sürmemiş Kafkas Kartalı:
“Çar hazretleri kaygılanmayınız. Ben elhamdülillah Müslümanım. Müslümanlara domuz eti yemek haramdır.”

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | DOMUZ ETİ için yorumlar kapalı
Mar 10

ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (3)

ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (3)

11 Kasım 1980 günü televizyonlarda, akşam haberlerinde MHP ve ülkücüleri hedef alan ihtilal konseyinin arananlar listesini yayınladıklarını ve kendisinin de arandığını; Kadir eve geldiğinde boynuna sarılarak ağlayan eşinden öğrenmişti.
Üç beş parça eşyayı bir çantaya alel acele ile koyduktan sonra hamile eşini, 2 yaşındaki oğlunu Allah’a emanet ederek gecenin karanlığına daldığında Kadir yedi yıl sürecek uzun bir ayrılığa adım attığını bilmiyordu..
Ayrılırken eşine sadece “Ocağımızı tüttür, Allah’a emanet olun” diyebilmişti.
Kadir, MHP ve Yan Kuruluşlar davasının sanığı olarak her yerde aranıyordu artık. Resimleri aranan Marksistlerle beraber afiş yapılmış her yere asılmıştı.
Ankara’da kendisi gibi aranan bir ağabeyi ile aynı evde kalmaya başladı.
Gündüzleri evde bir ölü sessizliği ile kalıyorlar, ancak geceleri hareket edebiliyorlardı.
Aklı eşindeydi, yakında doğum vardı.
Haftada 1 gün Pazar akşamları saat sekizde mahalledeki bir ülküdaşlarının evinden telefonla eşiyle 3-4 dakika konuşabiliyordu. Çünkü her zaman sıkı olan arama ve yol kontrolü yapan asker –polis timleri sadece Pazar günü akşam sekiz dokuz arası yoktu. Dallas dizisini seyretmek için hepsi en yakın kahvelere koşuyordu.
“Ceyar’ı kim vurdu?”….
Telefon edeceği güne kadar her hafta Kadir!e sanki bir yıl gibi geliyordu. Acaba kız mı oğlan mı? Doğum oldu mu?
Bir gün kabus gibi bir rüya gördü. Rüyasında korkunç bir doğum olayı yaşanıyordu…Anne baygın, çığlıklar içindeydi: Ortalık kan revan…. Doktorlar anneyi mi yoksa bebeği mi kurtaralım diye aralarında konuşurken, Kadir duyulmayan, çıkmayan sesi ile; “Hayır, ikisini de kurtarın, Allah’ım ikisini de kurtar” diye rüyasında çığlık atmaya çalışıyordu. Sesini duyuramıyordu, eşinin elini tutamıyordu, hiçbir yardımı olamıyordu, hiçbir şey yapamıyordu…Allah’ına yalvarırken, rüyasında bir
adakta bulundu…Bir söz verdi…
– Allah’ım eğer eşim ve çocuğum kurtulursa, ilk duyduğum “kan anonsunda” ya yeni doğan bir bebeğe, ya da doğum yapan bir anneye kan vereceğim. Duyduğum ilk anonsa koşacağım. Ne olur kurtar onları….
Kadir, sıçrayarak kabus gibi bir rüyadan uyandığında her tarafını ter basmış, dudağı uçuklamış, tir tir titriyordu…
Abdest aldı, iki rekat namaz kıldı… Ve rüyasındaki adağını, sözünü ağlayarak tek sığınağı Allah’a Yaradanına tekrar yineledi.
Pazar gününe iki gün vardı.
Herkes Pazar günü saat akşam 8’i Ceyar’ı kimin vurduğunun merakı ile iple çekiyordu. Kadir ise telefonu….
Telefonun ahizesini kulağına alıp çevir sesini duyduğunda kalbinin atışlarının sesi kulaklarından duyuluyordu.
Konuştu…
Bir oğlu olmuştu. Biricik eşi zor bir doğum yapmış, hastanede idi. Durumu iyi idi. Merak etmemesini söyleyen babası Allah hiçbirimizin acısını göstermesin rahat ol derken, “Adını Alperen koyduk.” dedi.
Kadir bir şükür namazı daha kıldıktan sonra radyonun başına oturdu…Artık onun kulağı radyonun Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesi’nden yapılacak kendi kan grubu anonsundaydı.
Bir gün, iki gün derken onuncu gün anonsu duydu. Gündüz öğlen saat 12 idi. Yeni doğan bir bebeğe acil kan lazımdı..
Kaçak kaldığı, saklandığı evde giyindi.Hastaneye gitmeye karar verdi. Evdeki arkadaşları:
– Durum kritik, her yerde arama var, kimliğin yok, resimlerin duvarda, Hastanede polis kimlik sorabilir, Gel vazgeç, Adağını serbest olduğun günlerde yerine getirirsin,mazeretin var….dedilerse de o sadece kabus gibi gördüğü rüyayı ve verdiği sözü düşünüyordu…
Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesinin önüne geldiğinde ön kapıdan değil mutfak girişinden girdi. Kan verme bölümüne geldiğinde telaş ve heyecanla bekleyen bir genç ve bir yaşlı teyzenin beklediğini gördü.
Kan merkezinin önünde, her geçene yaşlı teyze kolundan tutup soruyordu:
– Evladım, radyodan mı geldin?
– Bizim kanı vermeye mi geldin?
– Torunum ölmek üzere…
Kadir yaşlı teyzeye yanaştı.
– Teyze sizin kan grubu neydi?
– Ben bilmem oğul. Oğlan söylesin..
Yanındaki genç:
– Abi 0 Rh Negatif.
– Tamam ben o kan için geldim. Bebek için değil mi? diye Kadir sorunca yaşlı teyze ağlar halde:
– He oğul he..
Diyebildi.
Kadir gerekli olan kanın tümünü vermek istediğini söyledi.
Gerekli kanın tümünü verdikten sonra on dakika kadar istirahat ettirildi.. Şekerli limonatayı içti. Kalkmak üzereyken içeri yaşlı teyze girdi.
– Oğlum Allah ne muradın varsa versin.Seni kazadan beladan korusun. Nasıl bir hayır yaptın bilemezsin.
– Teyzeciğim önemi yok.
– Ah oğul, bilmezsin ki bu bebenin, bu bebenin… diye kekelerken yanındaki genç oğlan yaşlı annesinin kolundan tutarak çekti.
– Hadi anne gidiyoruz. Abi sağol.
Kadir ne olduğunu, yaşlı teyzenin ne söylemek istediğini anlayamamıştı.
O sırada yaşlı teyze,
“Dur oğul, ben diyeceğim. O da kimin çocuğuna kan verdiğini bilsin.” dedi ve Kadir’e döndü:
“Bak oğlum, bu çocuğun babası cezaevinde Mamak’ta. Türkeş’le beraber hapiste… Benim oğlum ülkücü. Adını telefonunu ver, inşallah çıkacaklar,seni bulsun.
Seyyar arabada gömlek satar. Sana bir gömlek getirir. Tanışırsın yiğittir benim oğlum….
Kadir yaşlı teyzeye sarıldığında kulağına fısıldadı…
– Teyze oğluna müjdeyi ver. Bebeğine bir ülküdaşın kan verdi de. Onun damarlarında bir ülkücü ağabeyin kanı var de…
– Hadi Allah’ısmarladık.
Kadir hastanenin merdivenlerinden koşarak inerken sadece:
– Bu sürprizin için teşekkürler Allah’ım diyebildi.

Bugün masa başında ahkam keserek davaya ihanet edenlere özellikle ithaf olunur….

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , | ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (3) için yorumlar kapalı
Mar 09

İlteriş Kağan, Bilge Tunyukuk’un Çin üzerine akınları

         İlteriş Kağan, Bilge Tunyukuk’un Çin üzerine akınları

 

          682 yılında Türkleri bağımsızlığa kavuşturan İlteriş Kağan ile Bilge Tunyukuk hemen Çin üzerine akınlar yapmaya başlarlar. 682’de 1, 683’te 5, 684’te 1, 686’da 2, 687’de 2 akın. Hemen hepsinde orduyu sevk eden komutanlar İlteriş ve Tunyukuk’tur. Sadece 684 ve 686 akınlarında İlteriş tek başına ordulara komutanlık etmiştir.

          Çin tarihinde sadece bir kadın hükümdar vardır: İmparatoriçe Wu Ze-tien. Kısaca Wu diyelim. Bin bir türlü entrikayla İmparator Gao-zong’a eş olmuş, 683’te imparator ölünce fiilen idareyi ele almış, 690’da da resmen imparatoriçe olmuştu. Zalim ve gasıp bir hükümdardı. Çin’i demir yumrukla idare ediyordu. Türk akınlarına karşı görevlendirdiği komutanlar arka arkaya bozguna uğruyordu.

          İlteriş ile Tunyukuk yılın bir gününde Pekin yakınlarında görünürken bir başka gün Sarıırmak’ı geçerek Ordos’a giriyor, orada bulunan eyaletleri yağmalıyordu. İmparatoriçe Wu iyice bunalmıştı. Türk akınlarını püskürtsün diye görevlendirdiği komutanlardan biri 13.000 askerle Türk atlılarını takip ederek onları tamamen yok etme hevesine kapıldı. Fakat ağır bir yenilgiye uğradı. İmparatoriçe küplere bindi. Bir yandan sarayının taht odasında hırsla dolaşıyor, bir yandan da öfkeyle söyleniyordu: Bu-zu-lu, bu-zu-lu!..*

          *1958’de Almanya’da yayımlanan eserinde (Türkçesi: Ersel Kayaoğlu – Deniz Banoğlu, Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri, 2006, İstanbul, Selenge Yayınları) Liu Mau-Tsai, bu-zu-lu kelimesini “mutluluğunu tadamadan ölsün” diye açıklıyor. Gülnar Kara ve Cahide Baysal ile birlikte Eski Tang tarihini yayımlayan (Çin Kaynaklarında Türkler – Eski T’ang Tarihi, 2006, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları) İsenbike Togan ise kelimeyi “bahtına erişememe” olarak açıklıyor ve “Bahtsız ol!” diye çeviriyor. Bu kargış (lanetleme) kelimesini belki de Türkçe kargış kalıbında “bahtı batasıca” diye çevirmek daha uygundur.

          Bilindiği gibi İlteriş Kağan’ın tam adı İlteriş Kutlug’dur. Kutlug kelimesi de “bahtlı, talihli” anlamına gelir. Çinlilerin kutlug kelimesini telaffuz etmelerine imkân yoktu. Çünkü dillerinde n ve ng ünsüzleri dışında bir ünsüzle hece kapanmazdı. Başka bir deyişle bütün Çince kelimelerin bütün heceleri açık idi. Bu sebeple kutlug kelimesini de ancak ku-tu-lu şeklinde söyleyebiliyorlardı.

          İsenbike Togan Ku-tu-lu ile bu-zu-lu arasındaki kafiyeye dikkat çekmişti. Fakat kafiye dışında bir şey daha vardı: Kutlug kelimesinin manasına telmih. Kutlug’un Türkçede “bahtlı” anlamına geldiğini tekrarlayalım. Yani öfkesinden küplere binmiş İmparatoriçe Wu, “ne bahtlısı, bahtsız, bahtsız!” demek istiyordu.

 

Ahmet B. ERCİLASUN

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , | İlteriş Kağan, Bilge Tunyukuk’un Çin üzerine akınları için yorumlar kapalı