DİL, (LİSAN)
“Osmanlı Tarihi Koronoloji’nin ve “İzahlı İslâm Tarihi Kronoloji”nin yazarı İ. H. Danişmend, der ki: “Dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir devrinde uydurmacılık bizdeki akla sığmaz dereceyi bulmamıştır. Bütün uydurmacılarımızın eskiden ‘Lisâniyyat’ ve şimdi ‘Dilbilim’ denilen ‘Linguistique’ ilminden tamamiyle habersiz oldukları gerçektir. Çünkü bu ilim hiç kimsenin kelime uydurma selahiyeti olmadığını ve olamayacağını bir kanun şeklinde tesbit etmiştir.” (“Kelime Uydurmacılığının Tarihe Aksetmiş Menkıbeleri”, Tarihî Hakikatler, 1978).
Maalesef uydurma pek çok kelime yerleşmiş ve nesiller arası kültür uçurumu derinleşmiştir.
Esasında uydurukçacılar, linguistique ilminden haberdar idiler. Maksatları başka olduğu için, beynimize işlemiş, ruhumuza sinmiş kelimeleri değiştirmek istemişlerdir. Bunu da büyük ölçüde başarmışlardır. (“Gökkonuksal Avrat- Türkçenin Türkçesi” kitabımızda ayrıntı verilmiştir.)
İ.H. Danişmend bir Türkçüdür. Öyle bir Türkçü ki, fantezi Güneş Dil Teorisi’ni bile “tamamen orijinal” ve “sağlam temellere dayanmış” görür.
İ. H. Danişmend, bir sohbette, “çay” kelimesinin artık “kızıl sıvık” ve “kahve” kelimesinin de “kara sıvık” şeklinde Türkçeleştirilmesinin teklif edildiğini ve mecliste bulunan herkesin güldüğünü yazmıştır.
Fransız Edmond Guerard’ın 1929 da yayınlanan “Dictionnaire encylopedique d’anectodes” başlıklı eserinde Fransa kralı IV. Henri’nin nedimi olan ünlü şair Malherbe’le (1555-1628) kral arasında geçen dil bahsinin altında yer alan Roma imparatorlarından Tibere’in şu vecizesini nakleder:
“Bir İmparator istediği insanı memleketine kabul edip vatandaşlık hakkı verebilir, fakat dilde mevcut olmayan hiçbir kelimeyi lisanına kabul edemez!
Mustafa Kemal ne yapmıştı? Tarihten çıkardığı bilinmeyen kelimeleri kullanmak istemiş; hatta, bir nutuk da irat etmiş ama, bakmış olmuyor, Türkçeyi kendi seyrine bırakmıştır.
Kaynak: http://www.yenicaggazetesi.com.tr/paralelciler-kosutcular-33963yy.htm


“AKP’lilerin İtikadi Sapkınlıkları” (2)
AK Parti Düzce Milletvekili Fevai Arslan, ise dönemin Başbakanı Erdoğan için, “Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan bir lider” tabirini kullanıp şunları söylemişti:
“Türkiye olarak artık koşmaya başladık. İşte bu koşan arabanın tekerine bir şey sokma hedefi olanlarla karşılaştık…. (Türkiye’nin) başında öyle bir lider var ki dünya liderliği kabiliyetinde ve Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan bir lider var. İşte bunun önünü kesmek istediler.”
Partisinin liderine “Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan lider” diyecek kadar şirazeyi şaşıranlar, “milletin vekili” olarak “milletin hayatını biçimlendiren yasaları” yapma konumundaysalar, burada durup iyice bir düşünmek gerekmez mi?
Bir başka AK Partili Düzce Milletvekili İbrahim Korkmaz ise, kendisinden ve kardeşinden söz ederken toplumsal hassasiyetlere karşı son derece lakayt ve çirkin bir tarz kullandı; kendisinden “Hazret-i İbrahim”, kardeşinden “Hazret-i Muhammed” diye söz etti. Yılbaşı gecesi Facebook’tan yaptığı açıklama özetle şöyleydi:
“Bu gece…. Son derece önemli bir gece… Çok, ama çok sevdiğinizi bildiğim iki önemli şahsiyet bu gecede dünyaya gelmişlerdir. Bunlardan birincisi Hazret-i İbrahim, ikincisi ise Hazret-i Muhammed’dir…. Allah bu iki büyük zata hayırlı ve bereketli ömürler versin diye dua ederseniz hiçbir şey kaybetmezsiniz…. Hz. İbrahim tabii ki benim. Hz. Muhammed ise en küçük kardeşim.”
Tepkiler üzerine “es’piri yaptığını” ve “Hazreti” kelimesinin Türkçe “beyefendi” anlamına geldiğini söyledi. Kendisini ve kardeşini iki büyük Peygambere izafe ederek es’piri yapma cür’etini nereden aldığını açıklayacağına, kelime oyunu yaptı.
(Devam edecek)
Kaynak: 





