Haz
01
Akbiller ve “Girit”
Balkanlardaki toprak kayıplarımız ve Yunanistan’ın kurulmasının ardından Girit’teki Rum isyanları Osmanlıyı epey uğraştırdı. Türk düşmanı Haçlılar o zamanlar da Osmanlıyı “açılıma” zorladılar. Ve gelelim “Girit açılımı”nın özet hikayesine;
Açılımın birinci aşaması:
Genel af çıkarıldı(1866-1867).
Rumlar, Mihail Korakas liderliğinde ayaklandı. Türk ordusu tam isyanı bastıracakken devreye İngiltere ve Fransa girdi. Teklifleri şuydu: “Girit Yunanlılara verilemezdi, ancak Osmanlı da Girit açılımı yapmalıydı. İlk şart, askeri harekat hemen durdurulmalıydı. Silah bırakacak isyancılar için umumi af çıkarılmalıydı.”
Tanıdık geliyor mu?.. Devam edelim..
Girit yoksuldu; Ada halkı iki yıl vergiden muaf olmalıydı. Padişahın atayacağı Valinin biri Türk, diğeri Rum iki yardımcısı olmalıydı. Ayrıca resmi yazışmalarda Türkçe zorunluluğu kaldırılmalıydı. Osmanlı “açılım”ı kabul etti. Türkler rahatladı; köy ve mezralarına döndü. Müslüman nüfus, “bu açılım ne kadar güzelmiş” demeye başladı.
Açılımın ikinci aşaması:
Jandarma yeniden düzenlendi.
Osmanlı 1878’de Ruslara yenilince, Girit’te ayaklanma oldu. Olan, köylerine dönen açılım kurbanı Türklere oldu; Evleri, tarlaları yakıldı; canlarından oldular. Türk ordusu yine isyancıların peşine düştü. Ve devreye yine Avrupalılar girdi. Girit’e özel imtiyazlar tanındı; Yani yeni bir sözleşme/açılım yapıldı.
25.10.1878’deki Halepa Sözleşmesi:
* Girit Valisi sadece Müslümanlardan seçilmeyecekti, Hıristiyan da olacaktı.
* Vilayet Genel Meclisi’nde Rumlar (49/31) çoğunlukta olacaktı.
* Hıristiyan kaymakamlar Müslüman kaymakamlardan sayıca fazla olacaktı.
* Vilayet Meclisi ve mahkeme dili Rumca olacak;
* Ancak resmi zabıtlar ve dilekçeler Rumca ve Türkçe olabilecekti.
* Ve en önemlisi asayişi sağlayan jandarma, yerli halktan seçilecekti.
Osmanlı bu açılıma da “evet” dedi. Yeter ki “kardeş kanı dursun” diyordu.
Ne yazık ki ‘kardeş kanı’ durmadı!…
Açılımın üçüncü aşaması:
Avrupa’ya müdahale hakkı.
En büyük isyan 1896’da oldu. Girit yanıyordu. İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Rusya asayiş amacıyla savaş gemilerini Girit’e gönderdiler. Ve Osmanlıya yine, yeni bir sözleşme “açılım” dayattılar. Girit Valisi kesinlikle Hıristiyan olacaktı. Vali, adada karışıklık çıkması halinde Batı’dan silah ve asker yardımı isteyebilecekti. Hemen genel af ilan edilecekti. Memurların üçte biri Hıristiyan olacaktı. Avrupalı hukukçular adli bir ıslahat reformu hazırlayacaktı. Osmanlı bu açılıma da boyun eğdi.
İstanbul’un Girit’te açılım yapmaktan başı dönmüştü. Elleri silahlı Rumlar artık şehir merkezlerinde bile Türkleri öldürmeye başladı. Girit’te oluk oluk Türk kanı akıyordu. Toplu katliamlar başladı. Türk köyleri yakılıp yıkıldı; Türkler adadan kaçış yolu arıyordu artık. Hanya ve Resmo’da 60 bin Müslüman sığınmacı kurtarılmayı bekliyordu. Sonunda Osmanlı, 18.4.1897’de Yunanistan’a savaş açtı. Beklendiği gibi bir ay gibi kısa sürede Yunan ordusunu perişan etti. Türk ordusu Atina’ya girecekken, Rus Çarı II. Nikolay’ın isteği ve İngiltere’nin baskısıyla II. Abdülhamit Türk ordusunu durdurdu. Osmanlı, bırakın bir avuç toprağı, savaş tazminatı bile alamadı. Aksine Girit’teki nüfuzunu kaybetti…
Açılımın dördüncü aşaması:
Otonom ilan edildi.
Diyeceksiniz ki, “bu yenilgiden Girit’teki Rumlar korkup sinmişlerdir.”
Ne gezer! En acıklısı Girit’te yaşandı. “Türkler, Rumları kesecek” iddiasıyla Avrupalılar adaya asker çıkardı. Asayişi artık onların askeri sağlayacaktı. Türk askerine gerek yoktu. Türk askeri gidince Rumlar bir daha ayaklanmazdı!..
Aynı gerekçeler günümüzde Kıbrıs için de söylenmiyor mu?..
Türk askeri 1898’de Girit’ten çekildi. Ada otonom ilan edildi.
Avrupalılar, Rumların ve Türklerin can ve mal güvenliklerini garanti altına aldıktan sonra adadan ayrılacaklardı. Girit’e böylece barış gelecekti. Girit Valisini seçme hakkı, büyük devletlerin onaylaması şartıyla Osmanlı padişahına bırakıldı. Sonunda Prens Otto, Girit Valisi yapıldı. Kısa bir süre sonra dört devlet adadan çekildi.
Ve sonuç: 1910’da Girit Meclisi, Yunanistan’la birleşme kararı aldı. Girit onca açılıma rağmen 1913’de Osmanlının elinden kuş olup uçtu, gitti! Osmanlı, topraklarının çoğunu diplomasi oyunlarıyla kaybetti.
Abdullah Gül, “İmparatorluk refleksi ile hareket etmeliyiz” derken acaba bunu mu kastediyordu?..
*Kaynak: http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=26364
Posted in Gündem
|
Tagged 100 yıl, açılım, fransa, genel af, girit, ingiltere, önce, osmanlı, padişah, rumlar, silah
|
May
31
Türk bilgelerinden biri evladına iki tane yün çilesi vermiş ve akşama kadar bunları birbirine vurmasını istemiş. Evlat akşama kadar bunları birbirine vurmuş. Vurdukça yünlerin içindeki toz toprak temizlenmiş, yünler parlamış daha da güzelleşmiş. İkinci gün bir yün çilesi, bir tanede çömlek vermiş ve aynı şekilde akşama kadar yün çilesiyle çömleğe vurdurmuş. Yün yine güzelleşmiş, çömlekteyse değişiklik olmamış. Üçüncü gün iki tane toprak çömlek vermiş. Bu iki toprak çömleği birbirine vurmasını istemiş. Daha ilk vuruşta çömlekler parçalanınca bilge evladına bundan ne ders aldığını sormuş. Çocuk bir şey anlamadığını söyleyince bilge anlatmış. “İlk günkü yün çileleri iki anlayışlı, mülayim insanı temsil ediyordu; hem birbirlerini kırmadılar, he de birbirlerine çarptıkça olgunlaştılar arındılar. İkinci günkü yün çilesi ile çömlek sert adamla anlayışlı adamı temsil ediyordu; sert yumuşak olana çarptıkça yumuşak olan ortamı dengeledi, yumuşattı. İkisi de bu işten zarar görmeden sıyrıldılar. Üçüncü günse iki çömlek iki sert adamı temsil ediyordu. İki sert adam birbiriyle çatıştı ve ikisi de kırıldı, üstelik ortalık toz toprak içinde kaldı”
May
30
*Akıl yaşta değil baştadır. Doğru bir söz fakat aklı da başa yaş getirir. C. SAHABETTİN
*Akıllı adam hem kitapları ,hem de doğrudan doğruya hayatı okur. LIN YUTANG
*Akıllı olmak da bir şey değil,mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır. DESCARTES
*Aklın üç ilkesi , iyi düşünmek , iyi söylemek , iyi yapmaktır. DEMOKRİT
*Aklın ve ilmin üç büyük düşmanı vardır: Kötülük, bilgisizlik ve tembellik. HAECKEL
*Bana iyi analar veriniz, size iyi vatandaşlar vereyim. N. BONAPARTE
*Bana ya hürriyet verin, ya da ölüm. PATRICK HENGY
*Başarı , cesaretin çocuğudur. BENJAMİN DİSRAELİ
*Başkalarının hürriyetlerini tanımayanlar,hürriyete layık değildir. ABRAHAM LINCOLN
*Ben bilmediğimi bildiğim için , öteki insanlardan akıllıyım. SOKRATES
*Bencil insan , tek başına kalmış meyvesiz bir ağaç gibi kurur gider. TURGENYEV
*Bencillik dostluğun zehiridir. BALZAC
*Beni isterseniz dövün,ama bırakın istediğim gibi güleyim. MOLI’ERE
*Beşikten mezara kadar bilim öğrenin. HZ. MUHAMMED
*Bilgili olduğumuz oranda özgür oluruz. SOKRATES
*Bilginlerle beraber düşünmeli,halkla birlikte hareket etmelidir. BERKLEY
Posted in Atasözleri Vecizeler
|
Tagged Akıl, analar, baş, beşik, bilgi, bilgisizlik, cesaret, doğru, düşünmek, hürriyet, iyi, kitap, kötülük, mezar, oku, ölüm, özgür, tembellik, yaş
|
May
29
Hangisinin suçu yok, günahı yok?
Şehide, gaziye içten vahı yok
Bunca yanlışından bir eyvahı yok
Bıçaklar iliğe dayandı artık
Bülbül diller karga gibi ötmekte
Garibana kanun gücü yetmekte
Sabır tespihini millet çekmekte
Bıçaklar iliğe dayandı artık
Terör baş belası kan emen kene
Yönetenler rahmet dilerler gene
İcraat yok, herkesin derdi çene
Bıçaklar iliğe dayandı artık
Çekiyoruz otuz yıldır acıyı
Şehit verdik kardeşi ve bacıyı
Dinden çıkardınız bizim hacıyı
Bıçaklar iliğe dayandı artık
May
28
Türkler, dünyanın en eski, asil, büyük devletler kurup, pek çok ünlü şahsiyetler yetiştiren medeni milletlerinden biridir. Türkler, Nuh peygamberin oğullarından Yâfes’in Türk adlı oğlunun neslindendir.
“Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselam’ın oğlu Yâfes’in oğlu olan kişidir.” Mustafa Kemal ATATÜRK
“Türk kelimesinin yazılı olarak kullanılması ilk defa MÖ 1328 yılında Çin tarihide “Tu-Kiu”şeklinde görülmektedir. Türk adının tarih sahnesine çıkışı MS VI yy’da kurulan Göktürk İmparatorluğu ile olmuştur. Orhun kitabelerinde yer alan “Türk” adı daha çok “Türük” şeklinde gösterilmektedir. Bundan dolayı Türk kelimesini Türk Devlet’inin ilk defa resmi olarak kullanılan siyasi teşekkülün Göktürk İmparatorluğu olduğu bilinmektedir. Göktürklerin ilk dönemlerinde Türk sözü bir devlet adı olarak kullanılmışken, sonrada Türk milletini ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır.
MS. 585 yılında Çin İmparatorunun Göktürk Kağanı İşbara’ya yazdığı mektupta “Büyük Türk Kağanı” diye hitap etmesi, İşbara Kağan’ın ise Çin İmparatoruna verdiği cevabi mektupta “Türk Devlet’inin Tanrı tarafından kuruluşundan bu yana 50 yıl geçti” hitapları Türk adını resmileştirmiştir.
Orhun Kitâbeleri’nde Türk sözü daha çok “Türk Budun” şeklinde geçmektedir. Türk Budun’un ise Türk Milleti olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla Türk adı bu dönemlerde bir topluluğun veya kavmin isminden ziyade, siyasi bir mensubiyeti belirleyen bir kelime olarak görülmektedir. Yani Türk soyuna mensup olan bütün boyları ve toplulukları ifade etmek üzere milli bir isim haline gelmiştir.
Hz. Nuh’un Semavi kutsal kitaplara göre 3 tane oğlu vardır, bunlar: Sam, Ham( Kenan ), Yafes.
Tekvin’e göre üç temel ırk Nuh’un bu üç oğlundan meydana geldi.
Yafes, Yafesi ırkın
Ham, Hami ırkının
Sam, Sami ırkının atası oldu.
Nuh’un ilk torunları
Yafes’in oğulları:Turk, Gomer, Magog, Madai, Javan, Tubal, Meshech ve Tiras.
Ham’ın oğulları: Cush, Mizraim, Put, ve Canaan.
Sam’in oğulları: Elam, Asshur, Arpachshad, Lud ve Aram.
Altta yazılı olan bilgilerde Yafes’in oğullarının tümünün soyunu Türk olarak değerlendirildiği bilgisi göze çarpmaktadır.
– “Ve gemiden çıkan Nuh’un oğulları Sam, Ham ve Yafes idiler ve bütün yeryüzüne yayılanlar bunlardan oldu… _Kenan’ın atası Ham, (bir gün) babasının çıplaklığını gördü, kardeşlerine söyledi… (utanan) Sam ile Yafes babalarının çıplaklığını örttüler…”
– “Ve Nuh dedi: ‘Kenan lanetli olsun!.. Kardeşlerine kullar kulu olacaktır! Sam’ın Allah’ı Rab, mübarek olsun ve Kenan ona kul olsun! Allah, Yafes’e genişlik versin!.. Sam’ın çadırlarında otursun!.. ve Kenan ona kul olsun!..’”
Burada söylendiği gibi Sam’ın oğulları yani Araplar zamanı geldiğinde Yafes’ in oğulları yani Türklere sığınmışlardır.
Bilindiği gibi Ham, eski Kenan diyarı olan şimdiki Filistin (İsrail) halkının atası idi. Bu bölge Sayda şehrinden Gazza’ya kadar uzanıyordu. Yahudiler bu gruba sahip çıkarlar ncak Tevrat’tan anladığımıza göre, bu kabileler lanetlenmiş ve diğerlerine kulluk etmeye mahkum edilmişlerdir. Kenan, Seba, Babil, Akad halkı ve kral Nemrud bu oğuldan olmadır. Tarihi gelişmeler bu laneti gerçek yapmıştır.
3. Oğul Yafes ise, bizim, bütün Türk boylarının atasıdır. Görüldüğü gibi, hadislerden ve Kur’an dan çok önce Tevrat’ta da en büyük iltifata mazhar olmuş millet Türklerdir. Hz. Nuh’un, en sevgili oğlu Yafes için ettiği dua, çok derin manalıdır ve olduğu gibi gerçekleşmiştir.
Türkler gerçekten de 900 yıllarından itibaren Araplar’ın çadırlarında, ülkelerinde oturmaya başlamışlardır. Yine aynı tarihlerden başlayarak Hıtay’ı, Hindistan’ı, Kuzey Afrika’yı ve Avrupa’yı hâkimiyetlerine almışlardır.
Yafes’e dönersek; Gomer, Magog. Madai, Tiras, Yavan, Tubal(Tuval), Meşeç adlı oğulları…. Gomar (Sümer), Magog (Gog-magog gibi), Madai (Medler) aşina gelmektedir…
Gomar’ın Togarmi, Rıfat (Dicle ve Fırat) ve Aşkenazoğulları…. Aşkenaz, Hazar soyundan olan Doğu Avrupa Musevîleri’ne verilen addır ve Yavan’ın oğlu Tarşiş bize ismen çok aşina geliyor. Bu kelimeler Türkçe özellikler taşımaktadır.
Togarmi’nin (Hz. Nuh’un Yafes’ten torunu) on oğlu vardır ki, bunlar Uygur, Tiros, Avar, Hun, Barsil, Zarna (Tarniyaklı), Kozar (Hazar), Sanar, Bulgar ve Sâbir’dir.
İşte biz de bunu diyoruz! Bütün Kafkasya, Türkistan (Orta Asya), Sibirya, Balkanlar ve Aanadolu halklarının atası bir!.. Hz. Nuh’un oğlu Yafes’ten geldikleri için Yafetik olarak adlandırılırlar. Yafes’in en az üç oğlundan (Gomar, Magog, Madai) geldikleri için Sümer, Gog, Magog, Gur, Guz, Oğuz, Macar olarak adlandırılırlar ve Togarmi’nin on oğlundan çoğalarak pek çok soy ve boya ayrılmışlar, yüzlerce oymak ve aşiret halinde dünyaya yayılmışlardır.”
Kaynak: http://turkcihantarihi.wordpress.com
May
27
AKP ve yaptıkları
Başbakan’ın verdiği cesaretle birden bire devleti ve kurumlarını Türk kavramından temizleme çalışmaları hız kazandı. T.C. Ziraat Bankası, T.C.’yi logosundan kaldıracağını açıkladı.
Batman’da Atatürk anıtında bulunan “Ne mutlu Türküm diyene” ibaresi kaldırıldı.
Edirne’de Trakya Üniversitesi, internet sitesini yenileyerek sayfanın en üstünde yer alan Türk bayrağı ve Atatürk logosunu kaldırdı. Yerine Yunan bayrağı ve Venizelos’un resmini koymadıkları için üniversite yetkililerine teşekkür (!) etmek gerekir!
T.C. Sağlık Bakanlığı ise “Türk” kavramından Türkiye’yi temizleme sürecine büyük bir hevesle iştirak etti.
T.C. Sağlık Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan “T.C.” ibaresini, Devlet Hastanesi’nin tabelalarından kaldırdı. Gelen tepki üzerine, bakanlık geri adım atarak “T.C.” ibarelerinin eski yerlerine konulacağını açıkladı.
PKK, yıllardır T.C.’nin egemenliğini gösteren bütün simgelerin silinmesinin mücadelesini veriyordu. PKK, Türk bayrağı dahil Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını gösteren simgelere karşı saldırıyordu.
Türkiye Cumhuriyeti’nden “TeCe” diye söz eden PKK’lılar, böylece bu simgeden kurtulmuş olacaklardır.
Artık PKK’lıların, direklere tırmanıp Türk bayrağını indirmelerine, binalara roketle atış yapıp “T.C.” ibarelerini yok etmelerine gerek kalmadı. Bunu doğrudan Sağlık Bakanlığı, daha doğrusu AKP iktidarı kendi iradesi ve kendisine özgü gerekçelerle yapıyor.
AKP iktidarı ile bebek katili Öcalan’ın omuz omuza vererek, Anadolu’yu ya da anayasayı Türk’ten ve Türklükten temizlemeye karar verdikleri anlaşılmaktadır.
AKP iktidarı, PKK terör örgütüne üye olmayı suç olmaktan çıkararak PKK’yı yasallaştırmıştır.
PKK’nın yaptığının terörizm değil, “isyan” olduğunu iddia ederek genel af yolunu aralamıştır.
PKK’lıların dağa zorunluluktan çıktığını, kırk bine yakın insanın katledilmesine neden olan Öcalan’ın “dini bütün” birisi olduğunu, PKK’lılar için ağlamayanın insan olamayacağını bizzat AKP’nin bakanları söyler hale gelmiştir.
AKP iktidarı ile PKK barış yapacaktır. Böyle bir barış için “üç beş Mehmedin” ya da “bir kaç bin kellenin” adı olmazdı.
AKP, PKK neyi amaçlamışsa onu gerçekleştiriyor. Demek ki artık AKP varken ve iktidarken PKK’ya ihtiyaç yoktur!
Kaynak: http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=26428
May
26
Bekri Mustafa Türbesi
Bostancı başı’ nın adamları bir yaz gecesi Bekri Mustafa’yı bir havuzun içinde oturup içkisini demlenirken görürler. kendisini alıp götürmek isterler. bekri birden öfkelenir: ” çekin arabanızı be… burası size ait değildir. kaptan paşa gelsin. deryaya o karışır ancak.”
konu,komşu bütün mahalleli ve devletin ileri gelenleri Bekri Mustafa’yı içine düştüğü durumdan kurtarmak amacıyla çare ararlarken akıllarına onu küçük Ayasofya Camii imamlığına getirmek gelir. iyi bir hafız olan ve medrese görüp okuyan ve bu işe yatkın olduğundan şüphe olmayan Bekri Mustafa için bu hiç de yadırganacak bir iş sayılmaz. hele ortada kendisini içkiden kurtarmak gibi bir de önemli sebep varken.
Bekri Mustafa, sultan Murat’ın da onayladığı bu görevi kabullenir mecburen. işe başladığı gün öğle namazından sonra kaldırılan bir cenazenin namazını kıldırdıktan sonra tabuta doğru eğilip bir şeyler söyler. bütün cemaatin dikkatini çeker bu davranışı. birisi dayanamaz sorar:” merakımızı uyandırdı ağa… neler söyledin öyle?” Bekri Mustafa her zamanki gibi kendinden emin bir şekilde konuşur:” öteki dünyadan haber sorarlarsa Bekri Mustafa imam oldu de, anlarlar dünyanın halini dedim.”
May
25
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Akil” adamları milletimize sözde “çözüm sürecini” anlatacaklardı. Başbakan kendi milletvekilleri ile halkın arasına çıkamadığı için bu çareye başvurmuştur. Halk ile kendi arasına bir tampon ve aynı zamanda kendisini rahatlatmak için de halka bir meşguliyet üretmiştir. Ancak iş öyle göründüğü gibi basit değildir. Biri de çıkıp terörist başı caniye “Bebek katili demeyin” diyebilmektedir! Bu milletin aklıyla alay etmek değilde nedir?
“AKP ve BDP, esasında Kürdistan Teali Cemiyeti ile İslam Teali Cemiyeti’nin yüz yıl sonraki uzantılarıdır diyen Özcan Yeniçeri bu grubun; çağa, şartlara ve imkânlara göre üslup ve yaklaşım tarzlarında değişiklik olsa da istikametleri benzerdir ifadesini kullanıyor. Kürdistan Teali ve İslam Teali Cemiyetlerinin her ikisinin önde gelenleri de İngiliz Muhibbisiydi. Zamanın küresel gücü olan İngiltere’nin “mandası”, onlar için tercih edilir tek kurtuluş stratejisiydi”
Bu gün ise ABD’nin gayretlerinin olduğu apaçık bilinmektedir.
İşte “akil insanlar” heyetinde bulunan isimler:
AKDENİZ BÖLGESİ
1. BAŞKAN: RİFAT HİSARCIKLIOĞLU
2. BAŞKAN VEKİLİ: LALE MANSUR
3. SEKRETER: TARIK ÇELENK
4. KADİR İNANIR
5. NİHAL BENGİSU KARACA
6. ŞÜKRÜ KARATEPE
7. MUHSİN KIZILKAYA
8. ÖZTÜRK TÜRKDOĞAN (İHD)
9. HÜSEYİN YAYMAN
DOĞU ANADOLU BÖLGESİ
1. BAŞKAN: CAN PAKER
2. BAŞKAN VEKİLİ: SİBEL ERASLAN
3. SEKRETER: AYHAN OGAN
4. MAHMUT ARSLAN (HAK-İŞ)
5. ABDURRAHMAN DİLİPAK
6. İZZETTİN DOĞAN
7. ABDURRAHMAN KURT
8. ZÜBEYDE TEKER
9. MEHMET UÇUM
EGE BÖLGESİ
1. BAŞKAN: TARHAN ERDEM
2. BAŞKAN VEKİLİ: AVNİ ÖZGÜREL
3. SEKRETER: ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ
4. VEDAT AHSEN COŞAR (TBB)
5. EROL EKİCİ (DİSK)
6. HİLAL KAPLAN
7. FUAT KEYMAN
8. FEHMİ KORU
9. BASKIN ORAN
GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ
1. BAŞKAN: YILMAZ ENSAROĞLU
2. BAŞKAN VEKİLİ: KEZBAN HATEMİ
3. SEKRETER: MEHMET EMİN EKMEN
4. MURAT BELGE
5. FAZIL HÜSNÜ ERDEM
6. YILMAZ ERDOĞAN
7. ETYEN MAHÇUPYAN
8. LAMİ ÖZGEN (KESK)
9. AHMET FARUK ÜNSAL (MAZLUM DER)
İÇ ANADOLU BÖLGESİ
1. BAŞKAN: AHMET TAŞGETİREN
2. BAŞKAN VEKİLİ: BERİL DEDEOĞLU
3. SEKRETER: CEMAL UŞŞAK
4. VAHAP COŞKUN
5. DOĞU ERGİL
6. EROL GÖKA
7. MUSTAFA KUMLU (TÜRK-İŞ)
8. FADİME ÖZKAN
9. CELALETTİN TAŞ
MARMARA BÖLGESİ
1. BAŞKAN: DENİZ ÜLKE ARIBOĞAN
2. BAŞKAN VEKİLİ: MİTHAT SANCAR
3. SEKRETER: LEVENT KORKUT
4. MUSTAFA ARMAĞAN
5. ALİ BAYRAMOĞLU
6. AHMET GÜNDOĞDU
7. HAYRETTİN KARAMAN
8. HÜLYA KOÇYİĞİT
9. YÜCEL SAYMAN
KARADENİZ BÖLGESİ
1. BAŞKAN: YUSUF ŞEVKİ HAKYEMEZ
2. BAŞKAN VEKİLİ: VEDAT BİLGİN
3. SEKRETER: FATMA BENLİ
4. ŞEMSİ BAYRAKTAR (TZOB)
5. KÜRŞAT BUMİN
6. ORAL ÇALIŞLAR
7. ORHAN GENCEBAY
8. YILDIRAY OĞUR
9. BENDEVİ PALANDÖKEN (TESK)
May
24
Arif Nihat Asya’dan
• İnanmak; basamakların çıkamadığı yere kanatlarınla tırmanmaktır.
• Bir saçı okşamaz, bir alnı serinletmez, bir yelkeni şişirmez, bir eteği havalandırmazsın. Neyleyim senin gibi rüzgarı.
• Işıgı önüne al, yürü! Gölgen arkadan ister gelsin, ister gelmesin.
• En büyük acı, acıtmaz olmuş zincirlerin acısıdır; köleliği kabul etmenin, başkaldırmaktan vazgeçmenin acısıdır
.
• Duvarda bir gedik açmaya bir taşın eskimesi yeter.
• Gözler kalbin aynasıdır. Ama sen yine de gözüne kalbini sorma.
• Düşünüyorum, o halde varım.” demiş Descartes ama Arif Nihat Asya ise “Hayır, yanlış. Düşünülüyorum, o halde varım.” demiştir.
• Bu kitabın kaç dakikada okunduğunu bırak, kaç senede yazıldığını düşün.
• Vazoyla saksının farkını sen söyleme, çiçeklerden sor.
• Kalemini bir silah gibi değil, bir kaşık gibi tut yoksa aç kalırsın. Diyordu bir kitabında.
• Sanatkâr halıda gülü dikensiz yapmış ayakların incinmesin diye.
May
23
Her işe gir fakat sulandırılma
Sakın ha, su gibi bulandırılma
Dikkatli ol sen de dolandırılma
Anasının gözü olmuş el, alem!
Kandırırlar bizim gibi safları
Herkes yuttu gaf üstüne gafları
Yedirdiler bize gargaralık lafları
Anasının gözü olmuş el, alem!
Musalla taşında ciddiyet naşı
Yediden yetmişe gözler fal taşı
Hırsızın, arsızın herkes yoldaşı
Anasının gözü olmuş el, alem!
Ahlak enflasyonu ur oldu gitti
Düşünen beyinler dur oldu gitti
Soygunlar, vurgunlar sır oldu gitti
Anasının gözü olmuş el, alem!