Ağu 11

“Din bezirgânlarına kanmayın”

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Müslümanlar olarak İslamiyet’in yayılmasından büyük haz ve heyecan duymaktayız. Bütün insanlığa gönderilmiş olan Kuranı Kerim bütün Müslümanlar için en değerli ve en seçkin dini kitap olarak gönüllerimizde yerini almış bulunmaktadır. Hatta dünyada yaşayan diğer insanların da Kuranı Kerim’den faydalanmaları için çeşitli dillere çevrilmesi her Müslüman’ı duygulandırmaktadır. Çeşitli milletlerden Müslüman olan insanlar kendi dilleri ile Kuranı okuyabilsin diye İngilizceye, Almancaya, Fransızcaya, Rusçaya vb…dillere çevrilmiş, son zamanlarda da Kürtçeye çevrilmiştir.
Türk Milleti Kuranı okumak istediğinde ise Türkiye çapında Kuran kursları açılmakta, Kuranı Kerim’in aslından okunması –keşke tavsiye edilmekte olsa – zorlanmaktadır. Allahu Teâlâ yarattığı insanların dilleri hakkında bilgiye sahip bulunduğu halde Türk Milleti’nin kendi diliyle anlayarak Kuran okuması engellenmektedir. Bütün millete Arapçayı öğretmek doğru mu dur? İlahiyatçıların ve din adamlarının bilmesi yeterli değil midir?
Bu konuda Yaşar Nuri Öztürk Yurt gazetesindeki yazısında şöyle söylüyor:
“Din bezirgânlarına kanmayın”
“Ramazan her şeyden evvel Kur’an ayıdır. Bunu unutmayalım ve gereğini yapalım yani Kur’an’ı her zamankinden daha çok ve daha dikkatli okuyalım. Arapça bilenler özgün metinden, bilmeyenler Türkçe çevirisinden okuyacak. Önemli olan ne dediğini anlayarak okumaktır. Sakın ha, Arapçı-Emevîcî din bezirgânlarının, “Tercümesinden okursanız hatim sevabı alamazsınız” yalanlarına itibar etmeyin. Onların bu söylemi dine de Kur’an’a da iftiradır. Esas hatim sevabı, ne dediğini anlayarak okumakla alınır. O da bildiği dildeki çeviriyi okumakla olur.”
 
* İnnallahe şediydül’ıkaâb (Maide Suresi 2. ayet)  Allah her şeyi bilendir.(K.Ş)
Posted in Yazılarım | “Din bezirgânlarına kanmayın” için yorumlar kapalı
Ağu 10

Ramazan Fıkraları

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Deniz Oruç Bozar Mı?
Naim Hoca’ya  birisi sormuş:
-“Hocam Antalya’ya gidirem gezmeye, Remazan’da oldi ki denize girdim, orucum bozulur mi?”
Naim Hoca:
-“Yoh gurban sen denize girersen bozulmaz, ama tikket et, deniz sene girerse, işte o zaman köti, 61 günü boylarsan.”
 
Bennen Yatıp Bennen Galhacahsız
Şeyhler Camii’nin mahfilini dolduran kadınlar, teravih namazı sırasında gürültü yaparlar, hocadan önce ya da sonra secdeye varırlar.
Naim Hoca onları şöyle uyarır :
-Mahfeldeki garılar. Ele tek tek yatıp galhmak yok. Bundan sonra bennen yatıp, bennen bereber galhacahsız!
 
Nasıl Yetişeceksin?
Sultan II.Mahmud Han zamanında bir zât, Ramazanda bazı ahbab ve tanıdıklarını iftara davet etmiş. Meşhur şair İzzet Molla da davetliler arasındaymış.
Yatsı ezanı okunmuş, cemaatle namaza başlamışlar. İmamlık eden zât, namazı neredeyse iki secdeyi bir edecek kadar acele kıldırıyormuş. Çok kısa zamanda sonuncu rekatın tahıyyatına gelmişler. O aralık dışarıdan bir adam gelip namaz kıldıklarını görünce:
-Hazır abdestim varken ben de cemaate yetişeyim, diye düşünüp safa dahil olacağı sırada cemaat selam vermiş.
İzzet Molla dönüp adama şöyle demiş:
-Be adam! Biz içinde iken yetişemiyoruz, sen dışarıdan gelip nasıl yetişeceksin?
Posted in Fıkralar | Ramazan Fıkraları için yorumlar kapalı
Ağu 09

Kur’an-ı Kerim’den Ayetler

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
* “Her kim Allah’a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.”(Ali-İmran 101)

 

* “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridrler; Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklarına mazhar olmaktadırlar.” (Ali -İmran 169)

 

* “Allah inananların dostudur, onları karanlıktan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlere gelince, onların dostları da tağuttur,onları aydınlıktan alıp karanlığa götürür.”  (Bakara 257)

 

* “Hiç bir günahkâr, başkasının günah yükünü üstlenmez.” (İsra 15)

 

* “Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir, hem de neticesi bakımından daha güzeldir.” (İsra 135)

 

* “Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül bunları hepsi ondan sorumludur.” (İsra 36)

 

* “Hiç bir millet ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.” (Hicr 5)
 
* “Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabreder, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimizşeylerden (Allahiçin) harcarlar.” Hicr 35
Posted in Yazılarım | Kur’an-ı Kerim’den Ayetler için yorumlar kapalı
Ağu 08

Ben, hangisini daha iyi beslersem o…

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yaşlı Kızılderili reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbirleriyle boğuşup duran iki köpeğini izliyordu. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve on iki yaşındaki torun kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup dururlardı.
Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki kurt köpeğiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyaç duyduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla, sordu dedesine. Yaşlı reis bilgece bir gülümsemeyle cevapladı torununu sorusunu:
– Onlar benim için iki simgedir evlat!
– Neyin simgesi, diye sordu çocuk.
– İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.
Çocuk sözün burasında, “Mücadele varsa, kazananı da olmalı” diye düşündü ve her çocuğa has, bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:
– Peki, dedi, hangisi kazanır bu mücadeleyi?
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.
– Hangisi mi evlat? Ben, hangisini daha iyi beslersem o!

 

Cengiz Erşahin’in “Bilgelik Öyküleri” nden

 

Posted in Hikayeler | Ben, hangisini daha iyi beslersem o… için yorumlar kapalı
Ağu 07

Bu da mı Komplo?

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
“YENİ SINIRLAR ÇİZİLMELİ”
“Daha iyi bir Ortadoğu nasıl olabilir?” diye bir makale yazan Emekli Yarbay Ralph Peters’in haritası bugünlerde yine adından söz ettiriyor. Peters yazısında “Azınlıkların durumu gözetilerek yeni sınırlar çizilmeli” uyarısında bulunuyordu.
CADI KAZANI
O dönem için böylesi haritalar “skandal harita”, “çılgın bir neo-con’un fantazisi,” ya da “paranoya” olarak görülüyordu. Ortadoğu’da dinamikler çok hızlı değişiyor. Saddam’ın gidişinden sonra bölgenin tansiyonu hiç düşmedi. Her an herşey olabilliyor bu coğrafyada.
BİR HARİTA DA 2008 ÇIKMIŞTI
ABD’de yayımlanan The Atlantic Monthly dergisi de 2008 yılında benzer bir harita ve makale yayınlanmıştı. Derginin kapağında “Kürdistan haritası” Türkiye’nin Doğu Karadeniz sınırına kadar uzanıyor.
TÜRKLER ABD’YE GEREKTİĞİNDE YARDIM ETMEDİ
Jeffrey Goldberg tarafından kaleme alınan makale, Goldberg’in makalesi, Wilson Beyannamesi’nin 12’nci maddesinde Kürtlere bağımsızlık sözü verildiğini hatırlatıyor ve
“Türkiye, en fazla desteğin gerektiği dönemde ABD’ye yardım etmedi. ABD, Türkiye’ye pek çok kişinin söylediği kadar borçlu sayılmaz. Oysa Kürt liderler, sorumluluk içinde davranarak ülkelerini bir arada tutmaya çalışıyorlar” diyor.
TÜRKİYE, AZERBAYCAN VE ERMENİSTAN TOPRAKLARI DA HARİTADA
ABD Kongresi’ne bağlı çalışan, “Kongre Araştırmalar Merkezi” uzmanı Kenneth Katzman tarafından hazırlanarak 25 Eylül tarihinde Kongre’ye sunulan ve halen Kongre’nin internet sitesinde yer alan 6 sayfalık “RL34642” seri numaralı “Saddam Sonrası Kürtler” adlı raporda yeni bir harita skandalı yer aldı. Raporun son sayfasında yer alan haritada, Kürdistan bölgesi Türkiye’nin Güney ve Doğu Anadolu bölgeleri, İran’ın batısı, Suriye’nin Kuzeydoğusu ile Ermenistan ve Azerbaycan’ın bir kısmını kapsayacak şekilde gösteriliyor.

 

*sonkale.org

 

Posted in Gündem | Bu da mı Komplo? için yorumlar kapalı
Ağu 06

Dalkavuklar

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Menfaati fişlediler
Sinekleri kişlediler
Ardından gevişlediler
Dalkavuklar, dalkavuklar
 
Hiç reklâmsız yağ satarlar
Bala, reçele batarlar
Etli yerlerden tutarlar
Dalkavuklar, dalkavuklar
 
Başaranların safında
Ünlülerin etrafında
Destek verir her gafında
Dalkavuklar, dalkavuklar
 
Her beyinde yuvalarlar
Ellerini ovalarlar
Doğruları kovalarlar
Dalkavuklar, dalkavuklar
 
Yağcılıkta uzman onlar
Her renge bürünür tonlar
Nedir bilmez önler, sonlar
Dalkavuklar, dalkavuklar
 
Ayarsızlıkta son ayar
Hemen her zamana uyar
Babasını bile soyar
Dalkavuklar, dalkavuklar
 
Posted in Şiirlerim | Dalkavuklar için yorumlar kapalı
Ağu 05

“Yüksek Askeri Şura kararlarının meşruiyeti tartışılmalıdır”

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yeniçağ Gazetesi yazarı Ahmet Takan, Kurmay Albay Ümit Yalım’dan aldığı ve köşesinde yayınladığı elektronik postayı sizlerinde okumasını istiyorum.
“Yüksek Askeri Şura kararlarının meşruiyeti tartışılmalıdır” diyor Ümit Yalım ve ekliyor;
“Çünkü, YAŞ’ın terfi değerlendirmesine dahil edilmeyen asker kişiler, görevli ve yetkili olmayan sivil mahkemelerde, Balyoz, Andıç, Askeri Casusluk v.b. davalarda yargılanmaktadır.
Halihazırda asker kişileri yargılayan sivil mahkemeler, dava dosyalarını Askeri Mahkemelere devretmelidir”
Söylediklerinin hukuki gerekçelerini ayrıntı ve belgeleriyle izah eden Ümit Yalım oldukça çarpıcı bir soruyu da ortaya atıyor;
“İstihbarat Paylaşımı adı altında Ankara’ya gelen 35 Amerikan ajanı nerede ?”
Ümit Yalım sorusunu yanıtlıyor;
“Bilindiği üzere, 2007 Yılının sonu ile 2008 yılının başı arasındaki dönemde istihbarat paylaşımı adı altında Ankara’ya 35 Amerikan ajanı gelmiştir. Ankara’da Spor Okulu’nun yanında konuşlu bulunan, Amerikan Savunma ve İşbirliği Ofisi (ODC ) tarafından, İçişleri Bakanlığı’na İngilizce mesaj gönderildiği ve mesajda ajanların isimleri ile uzmanlık alanlarının belirtildiği öğrenilmiştir. Ayrıca, isimler arasında, yahudi kökenli olduğu anlaşılan ajanlar ile bazılarının ‘psikolojik harekat uzmanı’olduğunu belirten ibarelerin bulunduğu, ajanların ODC’de çalışacaklarının belirtilmesine rağmen, hiçbirisinin ODC’nin kapısından içeriye bile girmediği öğrenilmiştir. Ankara’da Oran semtinin girişinde konuşlu olduğu bilinen Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nın yemekhanesinde bazı Amerikalıların yemek yediği ve anılan personelin değişim kapsamında, Emniyet Teşkilatı’na misafir olarak geldiğinin ifade edildiği öğrenilmiştir. Bu Amerikalılar daha önce Ankara’ya istihbarat paylaşımı adı altında gelen ajanlar mı ?
Orgeneral Bilgin Balanlı’nın yargılanması ve tutuklanması kapsamında belge olarak gösterilen dijital evrakta ilginç ayrıntılar bulunuyor. Evrak özellikle askeri yazışma kurallarına uymuyor. Evrak’ta “KONU” başlığının üstünde ilgili başkanlığın yani Plan Prensipler Başkanlığı’nın başlığı ile evrak numarası yok.
(Hv. Org. H.İbrahim FIRTINA’nın Dikkatine) yazısı yanlış yerde, HARP AKADEMİLERİ KOMUTANLIĞINA ibaresinin altında olması gerekir. Daha da ilginci “Harekat Planı”nın Plan Prensipler Başkanlığı ile bir ilgisinin olmaması. Çünkü, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün kademelerinde, Kara, Deniz, Hava Kuvvet Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı kademelerinde, “Harekat Planı”nı Harekat Başkanlıkları hazırlar, yayımlar ve uygular.
Ancak, Pentagon dahil, Amerikan Silahlı Kuvvetleri’nin her kademesinde, Harekat Planı’nı, Plan Prensipler Başkanlıkları (Planning and Policies) hazırlar, yayımlar ve Harekat Başkanlıkları uygular. Bu bağlamda, söz konusu evrakın Amerikalılar tarafından hazırlandığı ve birileri tarafından Türkçe’ye uyarlandığı açık ve net bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu evrakı hazırlayanlar, istihbarat paylaşımı adı altında Ankara’ya gelen 35 ajan arasında bulunan Amerikalılar mı ?
Amerikalıların Türkiye’ye havayolu ile giriş çıkış yaptığı 5 nokta var. İstanbul Atatürk Havalimanı, Ankara Esenboğa Havalimanı, Ankara Güvercinlik Askeri Havaalanı, Ankara Etimesgut Askeri Havaalanı, İncirlik Üssü Havaalanı. Söz konusu havaalanlarında giriş ve çıkışlar kayıt altına alınmaktadır. 35 Amerikalı ajanın giriş kaydı var, peki çıkış kaydı yok mu? AKP Hükümeti ve onun İçişleri Bakanlığı nasıl olur da bu ajanların nerede olduğunu bilmez? AKP Hükümeti, ajanların nerede olduğunu ODC’ye ve Amerikan Büyükelçiliği’ne sormaktan aciz mi ? Türkiye yol geçen hanı mı?”

 

Posted in Gündem | “Yüksek Askeri Şura kararlarının meşruiyeti tartışılmalıdır” için yorumlar kapalı
Ağu 03

Dalkavuk Bulmak

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Eski konakların kadrolu dalkavukları olduğu bilinir. Bunlar, efendilerinin sıkıntıları anlarında onların her dediğini tasdik etmekle birlikte, yeri gelince sözünü dudaktan esirgemeyen; bazen de neşeli hikâyeler ve nüktelerle onları eğlendirip rahatlatarak devlet nizamına katkıda bulunan, soytarı tabir edilen tiplere benzeyen insanlardır. Dalkavuk deyip de geçmeyiniz öyle her babayiğidin harcı değildir ve her biri imtihanla işe alınırlar.
Vaktiyle yüksek rütbeli zatlardan biri kendisine bir dalkavuk edinmek isteyip tellâl çığırtmış. Belirtilen gün ve saatte kapıda bazı dalkavuklar toplanmışlar. Sırayla imtihan odasına alınmaya başlamışlar. Efendi ilk geleni şöyle bir süzmüş ve sormuş:
—Sen dalkavuk musun?
— Evet, efendim ben dalkavuğum.
— Amma hiç de dalkavuğa benzemiyorsun.
— Nasıl benzemem efendim. Filan paşanın yanında beş sene; falan vezirin kapısında üç sene hizmet ettim.
Efendi ona yol vermiş ve diğer adayı içeri almışlar. Ona da sormuş:
—Sen dalkavuk musun?
Aynı cevaplar ve aynı konuşmalar… Böyle birkaç aday sınandıktan sonra içeriye birisi girmiş. Soru aynı:
—Sen dalkavuk musun?
— Evet, efendi hazretleri bendeniz dalkavuğum.
— Amma sen öyle pek dalkavuğa benzemiyorsun.
— Hakk-ı âliniz var efendim; pek öyle dalkavuğa benzemem.
— Sanki biraz da dalkavuğa benziyorsun.
— Evet, biraz da benzerim efendim.
Efendi dışarıya haber salmış:
— Ben dalkavuğumu buldum, diğerleri dağılıp gidebilirler.
Eskiden bir büyüğün bir dalkavuğu olurken şimdi her büyüğün yüzlerce dalkavuğu var.
Eski dalkavuklar bazen öyle hakikatli söz ederleşmiş ki bu sözler meclise bir bomba gibi düşüp herkesi kendine getirirmiş. Şimdilerde insanlar, bir dalkavuk tutmak yerine çevrelerindeki herkesten dalkavukluk bekliyorlar. Bu manzaraya bakınca insan, “nerede o eski dalkavuklar!” diye iç geçiriyor.
 
 
* İskender Pala’nın “İki Dirhem Bir Çekirdek” adlı kitabından

 

Posted in Hikayeler | Dalkavuk Bulmak için yorumlar kapalı
Ağu 02

İmam Maskeli Ajan

Tarihte olduğu gibi bu günde imam maskeli ajanlar olduğu belirtilmektedir. Müslümanlar gösterişle ilgilendiklerinden aslı unutmuşlardır. Bundan dolayı ajanlarla kandırılmaktadırlar. (K.Ş)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Abdülmecid döneminin kaymakamlarından Mustafa Bey, bir İngiliz misyonerinin ağzından “yetişme öyküsü”nü şöyle aktarır anılarında:
“ ‘Ben ve arkadaşım Herbert on yaşında iken Misyon cemiyeti tarafından İstanbula’gönderilmiş idik. Doğruca sefarethanemize gittik. Sefir beni sefaret kavvası, Cihangir’de sakin Ali Ağaya teslim etti ve şu tenbihatta bulundu: “Ali Ağa, bu çocuğun ismi İbrahim’dir ve senin oğlundur. Aylık olarak sana on lira vereceğiz… Tıpkı kendi soyundan olmuş çocuğun gibi yedirecek, içirecek ve giydireceksin, adetiniz nasılsa öyle terbiye eyliyeceksin.” dedi.
Türkçeyi öğrenmeye başladım… Mektepte de Hoca Efendi teveccüh göstermeye başladı… İbtidai ve Rüşdi derslerini gördükten sonra Beyazıt Camii şerifinde Müderris Palabıyık Ali Efendi’nin ders halkasına dahil oldum… Câmi’dersini ikmâl ederek icazet aldım yâni Sünnî bir müderris oldum. Yaşım da otuzu buldu Dersaadet’e (yâni İstanbul’a) gelişimden icazet alıncaya kadar her ay bir kerre geceleyin sefarethaneye gider ve sefirin iltifatına mazhar olurdum. Bab-ı Alî’ye devama başladım. Hariciye Nezâreti tercüme kalemine me’mûr edildim; maaşım 500 kuruş oldu. İngiltere sefarethaneye ben gönderilir idim. Az zaman zarfında maaşım 2000 kuruş oldu ve Hariciye’de tercüme odası baş halifesi oldum. Misyon Cemiyetinden gelen bir emir üzerine Londra’ya dönüşüm lâzım geldiğinden, sakal ve bıyıklarımı traş ettirdikten ve o güne kadar giydiğim elbiselerimi çıkararak bir Avru-palı kıyafetine girip başıma bir silindir şapka geçirdikten sonra değerli arkadaşlarıma veda ederek İngiltere’ye döndüm.”

 

* Selcan Taşçı Yeniçağ Gazetesi

 

Posted in Gündem | İmam Maskeli Ajan için yorumlar kapalı