Nis
07
İstanbul’daki Fatih medreselerinde, uzun zaman önce, çok sıkı bir eğitim alan talebeler kalırdı. Medresenin her odasında üç dört talebe bir arada yaşar, ders çalışır, ezber yapar, yemek yer ve yatar uyurdu. Dersleri çok ağır olduğu için, gündüzler yetmez, çoğu vakit gecenin ileri saatlerine kadar kitap okur, ezber yaparlardı. Tabii, şimdiki gibi elektirik olmadığı için, odaların aydınlanması mumlar ile yapılırdı. Talebeler kendilerine verilen burslardan kenara mum parası ayırırlar ve aralarından bir tanesine bu paraları vererek, mum almaya gönderirlerdi. Gece yanacak mumları temin etme işi, böylece nöbetleşe yapılırdı. Bu talebelerden bir tanesi, çok açıkgöz biriydi. Yana yana eriyen mumların eriyiklerini toplar, tekrar eritir ve onlardan uyduruk mumlar yapardı.
Sonra da kendisine yeni mum almak için verilen parayı iç eder, bu kendi imalatı uyduruk mumları yeni diye arkadaşlarına dağıtırdı. Fakat bu kurnazın önde gideninin aldığı mumlar yepisyeni mumlar gibi uzun ömürlü olmaz, yatsı namazı vaktine kadar ya yanar, ya yanmaz tükenirdi. Odadaki öteki talebeler, bir iki tecrübeden sonra işi anladılar. Günün birinde, aralarında anlaştılar ve bu kurnaz mollayı köşeye sıkıştırıp bir güzel hesap sordular.
“Biz sana aramızda mum parası toplayıp vermiyor muyuz?”
“Veriyorsunuz elbet”
“Peki sen bize neden böyle uyduruk mumlar getiriyorsun?”
“Nesi uyduruk imiş mumların!”
“İnsafsız! Bizim mumcudan aldığımz mumlar, sabaha kadar yanar iken, seninkiler çok tez bitiyor!”
“Canım ben ne yapayım, demek ki zalim mumcu mumları küçültmüş”
Bu pişkinlik karşısından içlerinden biri dayanamadı ve:
“Hadi ordan, seni yalancı!” dedi. “Artık iş açığa çıktı. Çünkü yalancının mumu yatsıya kadar yanar!”
Nis
06
İhsan Özkes’ten kurşun gibi sözler
– Biz bir kimseye dokunmayı ibadet saymıyoruz.
– Kimseyi ikinci Peygamber gibi görmüyoruz.
– Şükür namazı istemiyoruz ve kimseyi de Hz. Musa’ya, Hz. Eyyub’a benzetmiyoruz.
– AB istedi diye hutbelerden ayeti çıkartmadık, Kelime-i Tevhitten Hz. Muhammed’i çıkartmadık.
– Mayınlı araziyi 44 yıllığına İsrail’e biz vermek istemedik.
– Hz. Muhammed’i terörist gösteren karikatüre destek veren Rasmussen’i Nato Genel Sekreteri biz seçmedik.
– Yahudi üstün cesaret ödülünü biz almadık.
– Büyük Ortadoğu Eşbaşkanı biz değiliz.
– Irak’ta camileri yıkan, Müslümanların ırzına geçen, kanını akıtan, çocukları yetim koyan Amerikan askerlerine dua etmedik. Türkiye’de ki İmam-Hatip Okullarının hepsi bugünkü iktidar zihniyeti dışındaki partiler tarafından açılmıştır. Ancak siyasi tarihinde tek bir İmam-Hatip dahi açmayan din istismarcıları İmam-Hatip üzerinden siyaset yapmayı sürdürmüşlerdir.”Din üzerinden gerginlik
Özkes, “Malı götürmek, saltanatı sürmek isteyenler din üzerinden gerginlik oluşturuyor. 1400 yıl önce savaşı kaybetmek üzere iken Kur’an’ı mızrak ucuna takan zihniyet, bugün de sıkıştığında Kur’an’ın arkasına saklanıyor ve hak olan Yüce Kur’an’ı haksızlıklarına alet ediyor. Dün Hz. Ali bunun bir oyun, hile ve entrika olduğunu söyledi ama çevresine anlatamadı. Fakat bugün Hz. Ali’nin haklılığı, Kur’an’ı istismar edenlerin de haksızlığı tüm Müslümanlar tarafından kabul görüyor” diye konuştu.
*Yeniçağ Gazetesi
Nis
05
Bu ülkeye fikir verdim, kan verdim
Yeri geldi göz kırpmadan can verdim
Her mevkide milletime şan verdim
Bir bacanak bulamadım vesselam!
Genel müdür olamadım vesselam!
Doktorlara sordum aklım yerinde
Dertler sıkıntılar içte, derinde
Bilmem bulur muyum günün birinde
Bir akraba bulamadım vesselam!
Genel müdür olamadım vesselam!
Bir gün dayılara umut bağladım
Zaman, zaman hayal edip çağladım
Yine gülemedim, yine ağladım
Bir dünür de bulamadım vesselam!
Genel müdür olamadım vesselam!
Nis
04

Ruhu şad, mekanı cennet olsun!
-
İdealler yıldızlar gibidir. Onlara belki ulaşamazsınız ama bakarak yönünüzü tayin edebilirsiniz.
-
Dalından kopan yaprağın akibetini rüzgar tayin eder.
-
Fikir, iman, ülkü aşkı … İnsanları güçlü yapan bunlardır.
-
Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâva başarıya ulaşamaz.
-
Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.
-
Zafer, asla mahvolduklarını zannedenler tarafından kazanılamaz.
-
Ne mozayiği ulan! Mermer, mermer!
-
Türklük bedenimiz islâmiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset gibidir.
-
Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız.
-
Hepiniz birer Türk Bayrağı’sınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.
-
Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz.
-
Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâva başarıya ulaşamaz.
-
Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.
-
Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan bir varlıktır.
-
İslâmiyeti ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir.
Nis
03
1522 senesinde Divan’da görülen bir davada şahit icab etti. Sadrazam Makbul İbrahim Paşa şahit olmayı teklif ettiyse de, Rumeli kazaskeri Fenârîzade Muhyiddin Efendi, sadrazamın köle olduğunu ileri sürerek şahitliğini kabul etmedi. Şer’î hukukta kölenin şahitliği makbul değildir. Bunun üzerine paşa, bunu aynı zamanda eniştesi olan Kanunî Sultan Süleyman’a şikâyette bulundu. Padişah, kazaskerin muamelesinin hukukun gereği olduğunu söyledi ve eniştesini azatladı. Bu sefer de kazasker, paşanın tek taraflı beyanını kabul etmeyerek azat kâğıdı (ıtkname) getirmesini istedi. Paşa ertesi gün padişahtan azat kâğıdı getirince, şahitliği kabul olundu.
Nis
02
1860’da Osmanlı Ülkesine Japonya’dan bir ekip inceleme yaparak bir rapor yazmış. Raporda “Bunlar aralarında Fransızca konuşuyorlar, bu devlet dağılır diye raporlarına not düşerler. Şimdi gelen Japonlar da şu anda da İngilizceden dolayı dağılır diyorlar.”
Amerika’daki Türk dernekleri bültenlerini Türkçe olarak yayınlardı. Bu derneklerin birleşerek bir federasyon olmaları sağlandı. Bir zaman sonra Amerika’daki Türk Büyük Elçiliği bu federasyona bundan sonra yazışmalarınızı İngilizce emri verir. Artık toplantılar, konuşmalar, yazışmalar, bültenler İngilizce yapılır.
Yine Almanya’da Nasrettin Hoca Haftası dolayısıyla bir kutlama yapılır. O.D.T.Ü’ den
bir, iki genç profesör ile Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, T.C. Konsolosu, Türk katılımcılar, dinleyiciler ve bir de Japon Türkiyatçı bir kadın bulunmaktadır. Japon Türkiyatçı kürsüde Nasrettin Hoca’yı Türkçe anlatmaktadır. Öndeki Baş Konsolos mosmor olur ve kadının yanına yaklaşır, “ İngilizce anlatınız” der. Kadın afallar, şaşırır. Gel de, Türk dinleyicilere Nasrettin Hoca’yı İngilizce anlat, hem de Almanya’da diye düşünür. Kadın isteksiz ve tereddütlü İngilizce konuşmaya başlar. Nasrettin Hoca’nın hikâyesini anlatmayı sıra gelince Japon nezaketine rağmen kızarak “Yahu Nasrettin Hoca hikâyesi İngilizce anlatılır mı? Diyerek Türkçe olarak anlatmaya devam eder. Baş Konsolos kahrolur. O.D.T.Ü’den gelenler ise İngilizce konuşma yaparlar.
Nis
02
Herkesin bildiği bir gerçek var. Resmi olan ve olmayan bütün kurumlarda mal ve hizmet alımları ihale ile yapılır. Hizmet alımlarını ihalesiz yapan bütün yöneticiler incelemeye ve soruşturmaya tabi tutulur ve hakkında yasal işlem yapılır.
Ancak Fatih projesi kapsamında 20 milyar dolarlık hizmet alımı ihale dışı bırakılıyor. Böyle bir davranışta “iyi niyet ya da samimiyet” aramak mümkün müdür. 500 TL’ ve üzeri alımlarda bile teklif mektubu ile hizmet alımı yapılırken güya eğitim adına 20 milyar dolarlık hizmet alımı ihale dışı kalıyor.
Sevgili vatandaşlar bunun adını lütfen siz koyun…
Nis
01
Şair Nef’i’nin meşhur taşlaması:
“Tahir efendi bana kelp demiş
İltifatı bu sözde zahirdir,
Maliki mezhebim benim zira,
İtikadımca kelp tahirdir.”
“Kelp” köpek demek… “Tahir” de hem isim, hem “temiz” demek. Anlaşılan Nef’i, Maliki mezhebinden. Ve bu mezhebe göre
köpek mekruh değil. Yani cinasla demek istiyor ki Tahir efendi köpektir!
Mar
31
Engin bir deryayı andırır gönlüm
Aklımı sevgiye bandırır gönlüm
Bu demde aklımı kandırır gönlüm
Bu benim yüreğim, bu benim özüm
Yiğitlik huyumdur dağlar aşarım
Öz kültürüm ile dolup taşarım
Asırlardır bu kültürle yaşarım
Bu benim yüreğim, bu benim özüm
Alnıma tek kara leke koymadım
Nişanımı, sünnetimi saymadım
Tarih diyor size ben de doymadım
Bu benim yüreğim, bu benim özüm
Düğünlerim vardır tıpkı can gibi
Gönlümdeki ışık şafak, tan gibi
Her can, bir bayrak, bir vatan gibi
Bu benim yüreğim, bu benim özüm
Bir Mevlana’m, bir Yunus’um var benim
Bu sevgidir yüreğime kâr benim
Kâinatın beynindeki har benim
Bu benim yüreğim, bu benim özüm
Gönül erlerinden alaylarım var
Özü temizleyen kalaylarım var
Benim özüm gibi halaylarım var
Bu benim yüreğim, bu benim özüm
27.12.2003
Mar
30
Velîlerden birine sormuşlar:
– İnsan mı daha efdaldir yani faziletlidir, yoksa şeytan mı?
Velî demiş ki:
– Hiç şüphe yok ki şeytan daha faziletli bir mahlûktur, insanoğlundan daha ziyade hürmete lâyıktır.
– Neden?
– Nedeni şu ki, Şeytan Kur’ân okunan yerde durmaz, Kur’ân’a hürmetinden okunduğu yerden kaçar, savuşur. Halbuki insan öyle midir? Kur’ân’ı çalar, cildine, tezhibine, hattına tamah eder, para eder diye sırtlayıp gider.
* A. Ragıp Akyavaş’ın Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları arasında neşredilen “Edeb yâhû” isimli “Din ve Ahlâk Sohbetleri” adlı kitabından .