Ara 17

Mevlânâ’yı anlamak

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Şeb-i Arûs törenlerinin yapıldığı bu günde Mevlanayı anlamanın önemi açısından bu yazıyı paylaşmanızı diliyorum.
 
Mevlânâ, meşhur eseri “Mesnevî” nin ilk beyitlerinde şunları söyler: “Herkes kendi anlayışına göre bana dost oldu. İçimdeki sırları araştırmadı. Benim sırrım feryâdımdan uzak değildir. Lâkin her gözde onu görecek nûr, her kulakta onu duyacak kudret yoktur.”
Şöyle etrafımıza bir baktığımızda, ihtifaller dolayısıyla “Mevlânâ Türbesi” ni ziyârete gelenleri gözden geçirdiğimizde bu beyitlerde ifade edilenleri daha iyi anlıyoruz. Evet, herkes zannınca Mevlânâ dostu. Herkes seviyor onu. Ama içindeki sırları araştıran, niçin feryât ettiğini inceleyen yok. Dün bizi Viyana kapılarına kadar götüren mânevi güç kaynağımız “Mesnevî” bugün maalesef, vitrinlik bir eser, “Mevlânâ Türbesi” de turistik bir ziyâretgâh olmuş…
İçindeki sırlar araştırılmadan, feryatlarına kulak verilmeden ve rûhî çırpınışları incelenmeden Mevlânâ’yı anlamak mümkün değildir. Bir başka ifadeyle, “Mesnevî” yi anlamadan “Mevlânâ” yı anlayamayız. Mesnevî’yi anlayabilmek için de bilgi ister, anlayış ister, gayret ister. Hz. Pîr’in ifadesiyle: “Mesnevî’nin nurlarla dolu sırlarını ve inceliklerini anlamak, âyetlerin, hadislerin, hikâyelerin tertibinden aralarındaki münâsebeti kavramak için büyük bir itikat, devamlı bir aşk, tam bir doğruluk, selim bir kalp, son derece bir zekâ, anlayış ve muhtelif ilimleri bilmek lazımdır” .
Mesnevî, camiye giren üç kitaptan biridir. Yani Kur’ân ve hadis kitaplarından sonra üçüncü kitap olarak “Mesnevî” girmiştir câmiye. Bu itibarla, bazıları onu “Kur’ân-ı Kerîm’in manzum tefsiri” olarak niteler. Bazı araştırıcılar ise ona “mağz-ı Kur’ân” der. Prof. Dr. Ali Nihad Tarlan bu konuda şunları söylüyor: “Mesnevî’ye ” mağz-ı Kur’ân “ yani Kur’ân’ın içi ve özü derler. Eğer böyle bir teşbihe cevaz verilirse Kur’ân bir gül bahçesi, Mesnevî ise gül yağıdır. Gül yağında gülün şekli, zarâfeti, hârikulâde tenasüp ve âhengi yoktur. Fakat onun rûhu vardır. Birinci Tanrı işidir, ikincisi kul… Gül şekil ve rûhtur. Gül yağı yalnız ruhtur. Birkaç damla gül yağında bir gülistan mucizesini görebilecek gözler, onun üzerine eğilebilir” .
Evet, bir gül yağında gül bahçesini görebilecek göz… İşte buna muhtacız. O gözler ancak Mevlânâ’nın sırlarını görebilir. Ve o gözlere sırdaş olan kulaklar ancak Mevlânâ’nın feryâdını deşifre edebilir.
Mevlânâ için aslolan şekil değil, özdür. Zâhirperestler ve dar görüşlüler onu anlayamazlar. “Râhibe niye bu kadar tevâzû gösteriyor” diye Mevlânâ’yı tenkit edenler, onun: “Allah’ın izni ve Peygamberin yardımıyla bugün tevâzû konusunda da râhibe gâlip geldik” sözündeki espriyi kavrayamazlar.
Yıllardır hasretini çektiğimiz İslam düşüncesinin yeniden şahlanması bence, Mesnevî’nin okunup anlaşılmasıyla mümkün olacaktır. Kuru bir Mevlânâ hayranlığı bizi bir yere götürmez…

 

*Ahmet Sevgi  Yeniçağ
Posted in Gündem | Mevlânâ’yı anlamak için yorumlar kapalı
Ara 17

Gizli Siyon protokolleri

Ali Uğur’un ‘Mavi Emperyalizm’ isimli kitabında da yer verilen siyon protokolleri, özetle bakın neler diyor:

 

FASIL 1:
Yaratılışın kanununa göre hak, ‘kuvvette’ yatar. Siyasetin ‘ahlak’ ile bağı yoktur. Ahlaklı hükümdar tahtında duramaz. Parolamız ‘şiddet’, ‘hile’ ve ‘riya’ olmalıdır. Gayemize giden yolda ‘her türlü yöntem’ mübahtır.

 

FASIL 2:
Harplerin mümkün olduğunca toprak kazançları ile neticelendirilmemesi lüzumludur. Harbin ‘ekonomik alana’ kaymasıyla, ‘milletlerarası’ haklar, ‘milli’ hakların önüne geçecek, ‘uluslararası hukukun’ önü açılacak.
‘Köleliğe müsait’ görüldükleri seçilen idareciler, ‘çok fazla eğitim görmemiş’ kişilerden oluşacak. Böylece, çocukluklarından itibaren ‘özel yetiştirilmiş’ olan bilgili ve zeki kişilerin elinde birer oyuncak olacaklardır.

 

FASIL 3:
Hırsı olanları, iktidar mevkiini ‘fena kullanmaya’ sevk etmek için, onların liberal eğilimlerini ‘istiklale’ doğru geliştirerek, bütün kuvvetleri karşı karşıya getireceğiz. Bunu amaç edinen ‘her teşebbüsü’ kamçılayacağız.
Çenesi düşük gevezeler, meclisleri ‘söz düellosu’ meydanına çevirecekler. İktidarın fena kullanışı bütün müesseseleri devirecek ve her şey avamın yumrukları altında
ezilecek. ‘Karışıklıklar’ bütün dünyayı kaplayacak.

 

FASIL 4
‘Görünmeyen’ bir kuvveti kim yıkabilir? Gizli kuvvetin ‘hareket planını’, ‘hedefini’, ‘konak yerini’ halk hiçbir zaman öğrenemeyecek. Goyimlerin kafasından ‘inancı’ sökerek, yerine ‘hesap’ ve ‘menfaati’ koyacağız.

 

FASIL 5:
‘Rüşvetin’, ‘yolsuzluğun’ her tarafa ulaştığı, servetin ‘hile’ ve ‘kurnazlıkla’ elde edildiği, ahlakın ‘kanun’ ile ayakta tutulduğu, ‘vatan’, ‘din’ aşkının boğulduğu bir cemiyete ‘diktatörlükten’ başka ne verilebilir?
‘Devlet’ otoritesinin zayıflaması işlerimizi kolaylaştıracak. Goyimler, sonunda ‘uluslararası iktidarı’ bize sunmaya mecbur kalacaklar. Bu günkü hükümetler yerine ‘Yüksek Hükümet’ isimli bir mekanizma kurulacak.

 

FASIL 7:
Bize ‘muhalefet etmeye’, ‘kafa tutmaya’ kalkışan ülkelere, komşuları tarafından ‘harp ilan edilmesi’ için her oyuna başvurmalıyız. Eğer komşularda ‘muhalefete’ yeltenirlerse, onları ‘umumi bir harbe’ sürüklemeliyiz.

 

FASIL 9
Milletlerin ‘temel karakterlerini’hedef alacağız. Onları yanlış esaslar ve nazariyeler ile şaşırtıp ‘ahlaklarını’ bozacağız. Bütün ‘terör’ hareketlerini kontrol altına alacağız. ‘Her türlü fikir ve inançtan’ adamlarımız olacak.

 

FASIL 13
‘Günlük geçim telaşı’ avamı sessiz kalmaya mecbur eder ve ‘aciz hizmetkarlar’ haline getirir. Avamı durumu anlamamaları için çeşitli ‘eğlenceler’, ‘oyunlar’, ‘zevkler’ ve ‘sefahatler’ ile oyalamaya çalışmalıyız.

 

FASIL 20
Sık sık tedavüldeki parayı çekerek, ‘ekonomik kriz’ yaratacağız. Devletler sürekli’ vergi koymak’ ve ‘borç almak’ durumunda kalacaklar. Faizler ana borcu geçince sermayemize muhtaç ‘köleler’ haline gelecekler.

 

 
*İsrafil K KUMBASAR Yeniçağ Gazetesi
Posted in Gündem | Gizli Siyon protokolleri için yorumlar kapalı
Ara 16

Kur’an’da Mücâdele Suresi

 

 

 

 

 

 

“Allah’ın kendilerine öfkelendiği bir kavmi dost edinenleri/onları işlerinin başına getirenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler ne de onlardan. Bilip durdukları halde yalana yemin ediyorlar. Allah, onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır. Ne kötüdür onların yapmakta oldukları! Yeminlerini kalkan edinip Allah’ın yolundan alıkoydular. Küçük düşürücü bir azap var onlar için. Onların malları da çocukları da kendilerine, Allah’a karşı hiçbir şey sağlamaz. Ateş halkıdır onlar. Uzun süre kalacaklardır orada. Allah onları tekrar dirilttiği gün, size yemin ettikleri gibi O’na da yemin edecekler ve bir şey yaptıklarını sanacaklar. Dikkat edin, onlar yalancıların ta kendileridir. Şeytan onları kuşattı da Allah’ın zikrini/Kur’an’ını onlara unutturdu. İşte bunlar şeytanın hizbidir. Dikkat edin! Şeytanın hizbi hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Mücâdile, 14-19)

 

*Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an’ı Kerim Meali

 

Posted in Yazılarım | Kur’an’da Mücâdele Suresi için yorumlar kapalı
Ara 15

Aynı ihanet kabından besleniyorlar!

 
 
 
Kıbrıstaki bu soykırım unutulurmu…
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
BDP Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün Kıbrıs’taki Türk varlığını ‘işgalci’ olarak nitelendirmesine sert tepki göstererek ‘Bu açıklama aynı zamanda; “Dersim isyanının bastırılmasını ‘katliam’ olarak görenlerle, Kıbrıs’taki Türk varlığını işgal olarak görenlerin aynı ihanet kabından beslendiğine de işaret etmektedir” dedi. Bozyel, “Anlaşılıyor ki 1978 yıllarda kanundan kaçarken, korkudan, ” samanlığa gizlenmiş olan bu sefil yüz “, şimdi AKP’nin duruşundan almış olduğu bir cesaretle, ” sahte kahramanlığa ” soyunmuştur” açıklaması yaptı.

 

Anlaşılıyor ki 1978 yıllarda kanundan kaçarken, korkudan, ” samanlığa gizlenmiş olan bu sefil yüz “, şimdi AKP’nin duruşundan almış olduğu bir cesaretle, ” sahte kahramanlığa ” soyunmuştur. Lakin unutulmasın ki; atalarımız ” otu çek köküne bak ” derler. Bunların da kökünde ve siyasi genetiklerinde her zaman akrep gibi sokmak ve ihanet vardır.
(MHP Genel Sekreter Yardımcısı Abbas Bozyel’in açıklaması)
*Ortadoğu Gazetesi
Posted in Gündem | Aynı ihanet kabından besleniyorlar! için yorumlar kapalı
Ara 14

TESEV’cinin İtirafı

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  
 
TESEV’ci Star yazarı Türkiye’yi nasıl dönüştürdüklerini itiraf etti:
Soros olmasaydı yapamazdık
Yandaş medyanın “sırf Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirebilmek uğruna TESEV’i harcamasına” pek bozulduğu anlaşılan Star yazarı Mensur Akgün “bu ülkede insan haklarını savunmayı, demokratikleşme talebini, Kürt sorununun çözümünü istemeyi, Kıbrıs’ta Türk tarafının haklarını koruyan adil bir çözüm için çalışmayı ayıp sayanlar”a kendisinin de üyesi olduğu bu “sivil toplum kuruluşu” hakkında bazı bilgiler vermiş:
“O kötü belledikleri TESEV Türkiye’de ilk defa Annan Planı’nı “Sarı Kız” zamanında savunan ve risk alan kurumdu. O kötü TESEV ilk kez kapsamlı bir şekilde Türkiye demokrasisinin eksiklikleri üstünde çalışmıştı. Yine o kötü TESEV askerin demokratik denetimine destek olmak amacıyla kitaplar yayınlamış, derin devletin hedefi olmuştu.
Bunları da TESEV varsayımları ile lanetledikleri, ama aslında Türkiye’nin demokratikleşmesine, AB üyesi olmasına katkıda bulunmaya çalışan Açık Toplum Vakfı’nın, yanı Soros’un desteği ile yapmıştı. İş dünyasından da, başka kaynaklardan da destek almıştı. Ancak Soros’un desteği olmasaydı TESEV bu kadar büyük ve tarihe geçmeye aday işler yapamazdı.”

 

***

 

Eksiği var fazlası yok Akgün’ün yazdıklarının.
Gelin TESEV ve desteğini şükranla yad ettiği Soros hakkındaki eksikleri de biz tamamlayalım:
Ne yapıyordu Soros?
Vakıflar ağı aracılığıyla sivil toplum kuruluşlarına para akıtıyordu.
Peki bu kuruluşlar bu paralarla ne yapıyordu?
Kamuoyu oluşturuyordu!
Ne için?
Emperyalizmin ülkeleri sömürgeleştirirken kullandığı dayatmaları sorgulamadan kabullenmeleri için!
Kabullenince ne oluyordu peki?
1998’de Slovakya’da, 1999’da Hırvatistan’da, 2000’de Sırbistan’da, 2003’te Gürcistan’da, 2004’te Ukrayna’da ne olduysa o;
DARBE!
Yabancı vakıflar Türkiye’ye bir yılda 40 milyar doları, sarı saçının mavi gözünün aşkına hibe etmediler herhalde!
Dünyanın en örgütlü “darbe çetesi”nin “demokrasi havariliği” yaptığına kanıveren arkadaşlar sorum size:
CHP’li İsa Gök’ün dediği gibi “CIA’nın üniversite ve vakıflara açıktan para ödeyerek, kendi kamuoyunu oluşturmayı amaçlayan raporlar hazırlatması’nın yardımseverlik olduğuna inanmak safdillik olmaz mı?”
*Selcan TAŞÇI Yeniçağ Gazetesi
Posted in Gündem | TESEV’cinin İtirafı için yorumlar kapalı
Ara 14

Aranızda Müslüman var mı?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Adamın biri elinde büyük bir bıçakla camiye dalar ve sorar:

 

-Aranızda Müslüman olan var mı?

 

Korkudan kimse bir şey diyemez. Birazdan yaşlı bir adam ayağa kalkar:

 

-Ben Müslüman’ım, der.

 

Bıçaklı adamla yaşlı adam camiden çıkarlar. Adam dışarıdaki inek sürüsünü gösterip:

 

-Amca, şunları kurban edeceğim de, ben beceremem yardım eder misin? Der.

 

Yaşlı adam bayağı bir hayvanı kestikten sonra ‘ben yoruldum başka birini bul’ der.

 

Adam bu sefer kanlı bıçakla yine camiye girer ve sorar:

 

-Aranızda başka Müslüman var mı? Az önceki adamı doğradığını düşünen cemaat çok korkar ve herkes aynı anda imama bakar, imam:

 

-Ne bakıyorsunuz ulan iki rekât namaz kıldırdık diye hemen Müslüman mı olduk yüce İsa aşkına…!
Posted in Fıkralar | Aranızda Müslüman var mı? için yorumlar kapalı
Ara 14

Altın Sözler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

* “BENİM EN BÜYÜK ESERİM TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ” dir. Mustafa Kemal ATATÜRK

* “Bir soğan soyuluyor da yaşarıyor gözler, memleket soyuluyor aldırmıyor öküzler…” Şair EŞREF

* “Ya İslâm’la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmez, gittiğinde görürsün!” N.F.KISAKÜREK

* “BİR MİLLETİ YOK ETMEK İSTİYORSANIZ, DİLİNİ YOK EDİN YETER !….Konfüçyüs

*”Seni sevmeyene asla sabır gösterme. Çünkü sabrının adı yüzsüzlük, fedakârlığın adı eziklik, sevginin adı kişiliksizlik olur” Boris VİAN

*21. yüzyılın cahilleri okuma-yazma bilmeyenler değil, öğrenmeyi öğrenemeyenlerdir. Ünlü sosyolog Alvin TOFFLER

*Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz? Dehanın sınırları var, cehaletinse hiçbir sınırı yoktur. W.GOLDBERG

*”Yüzünü güneşe çeviren insan, gölge görmez.” H.KELLER

*Siyasetle ilgilenmeyen aydın insanları bekleyen korkunç bir akıbet vardır: Cahiller tarafından yönetilmek!” Aristota

Posted in Atasözleri Vecizeler | Altın Sözler için yorumlar kapalı
Ara 14

Aslına Huuu… Nesline Huuu!…*

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Vakti zamanında bir hükümdar, vezirlerine şöyle bir emir vermiş.
—Tebaamdan bana Hızır Aleyhisselam’ı bulup getirecek bir kul var mıdır? Araştırılsın!..
O gün memleketin dört bir yanına tellâllar çıkartılmış. Ancak kimsenin bu işe cesaret ettiği yok! Fakat devletin elinin erişmediği uzaklarda bir yerde pek yoksul bir ihtiyar yaşarmış. Adamcağız uzun uzun düşündükten sonra “Eğer bazı şartlar öne sürer bu işe razı olursam ahir-i ömrümde birkaç zaman bolluk ve refah yüzü görürüm. Hükümdarın tebaası olarak bizi arayıp sorduğu mu var? Hem ola ki talih yaver gider,” deyip sarayın yolunu tutmuş.
Hükümdar ihtiyara kırk gün süre tanıyıp her türlü isteğinin yerine getirilmesini ferman buyurmuş. İhtiyar o kırk günde ne kadar fakir fukara varsa doyurmuş, yardımda bulunmuş. Kırkıncı gün sarayın adamları kapıya dayanmışlar ve “Buyur efendi gidiyoruz!” demişler. Zavallı ihtiyar, sayılı günün çok çabuk geçtiğini bilerek emre rıza göstermiş. Yolda yanlarına bir fakir derviş takılmış.
—Ben de sizinle geleyim ve sarayı bir kez olsun göreyim, demiş. İhtiyar ve sarayın adamları buna rıza gösterip huzura varmışlar.
Hükümdar ihtiyara bakmış; ihtiyar hükümdara bakmış. Ortada ne Hızır var, ne mazeret. Adamcağız durumu anlatacakken hükümdar ateş püskürür vaziyette en büyük vezirine sormuş:
—Efendi söyle bu densize ne ceza verelim?
—Hünkârım, bu adamı kırk katırın kuyruğuna bağlayıp sürütelim.
—Aslına huuu… Nesline huuu!… Diye bir ses duyulmuş ihtiyarın yanına takılıp gelen dervişten. Sultan sesini çıkarmamış ve ortanca vezirine sormuş:
—Söyle bre bu herife ne yapılım?
—Bu herifi keşkek edip leşini köpeklere yedirelim.
—Aslına huuu… Nesline huuu!… Demiş yine fakir derviş. Hükümdar ona sert sert bakmış. Sonra aynı suali küçük vezire sormuş.
Küçük vezirin cevabı şöyle olmuş:
—Yüce Sultanım. Bu zavallı ihtiyar zaten ömrünün sonuna yaklaşmış. Yoksulluk ve devletin ilgisizliği yüzünden bir yalana tevessül etmiş. Kaldı ki aldığı her kuruşu fakir fukaraya dağıtmış. Affetmek büyüklük alâmetidir. Büyüklüğünüzü gösterip bağışlayıveriniz.
—Aslına huuu… Nesline huuu!… Demiş derviş yine, Padişah öfkeyle sesin geldiği yana dönerek adeta kükremiş:
—Bre sen kimsin ve niçin hep aynı şeyi söyleyip durmaktasın? Padişah huzurunda edep böyle mi olur?
Derviş hükümdarı saygıyla selamlamış ve söze başlamış.
—Haşmetlû Hünkârım! Senin büyük vezirinin babası katırcı idi, onun için ihtiyarı katırlara sürütmek istedi. Ortanca vezirin babası keşkek dükkânı işletirdi. Etin artığını da köpeklere atardı. O da babasının yaptığını uygun gördü bu ihtiyara. Şu küçük vezirine gelince; O asil bir vezir ailesinden gelmektedir ve vicdanı bu ihtiyara devlet himayesiyle mücazat etmesini gerektiriyor. Babasından da öyle görmüştü zira. Hepsinin sözleri, asıllarını ve hangi nesilden olduklarını göstermektedir. Bende o sebepten “Aslına huuu… Nesline huuu!…” diyorum.
Padişahın merakı artmış. Hayretler içinde, bu fakir dervişin bütün bunları nereden bildiğini merak ederek sormuş:
—Peki, derviş sen kimsin?
—Ya sen, bu gün kimi bekliyordun Hünkârım?
Sonra da önce küçük veziri ardından da kendisini işaret ederek,
-İşte vezir, işte Hızır!…
Deyip ortadan kayboluvermiş.
 
*Bu sözün manası “Aslını da Allah’a havale ettim, neslini de! Demektir. Böyle bir temenni iyiler için dua; kötüler için ise bedduadır olmaktadır.

 

 
* İskender Pala’nın “İki Dirhem Bir Çekirdek” adlı kitabından
Posted in Hikayeler | Aslına Huuu… Nesline Huuu!…* için yorumlar kapalı
Ara 14

Bekir Bozdağ’dan Sözleşmeli Melle İsteği

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Doğu ve Güneydoğu illerinde toplumda sözü geçen, saygınlığı olan “mele” (molla) denilen kişilerin, sınavda başarılı olmaları kaydıyla, sözleşmeli imam hatip olarak Diyanet İşleri kadrosuna alınacağını belirtmiş…
“Bu kişileri analiz ettik. Toplumda sözü dinlenen, saygınlığı olan, sözleri insanları durduran veya harekete geçiren insanlar. Bu kişilerin hizmetinden müftülük denetiminde yararlanmak istiyoruz” demiş…

 

***

 

Kendilerini “hoca” olarak tanıtan ve halka Türkiye Cumhuriyeti kanunları yerine şeriat kurallarına göre yaşamaları çağrısında bulunan bu mollalar, tüm bu faaliyetlerini artık “resmi sıfatla” yapabilecekler!
Yani “laik” bir ülkede, laiklik karşıtı faaliyetlerini “devlet memuru” olarak sürdürebilecekler…

 

***

 

Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan tek ricam var:
Tablo ortada; atı almış, Üsküdar’ı geçmişsiniz de…
Acaba yapacağınız sınavda bu mollalara, Atatürk’ün sorduğu o basit soruyu sorar mısınız?
“Bakara suresi kaç ayet?”
Bakalım kaçı bilecek?
Mustafa Mutlu / Vatan
Posted in Gündem | Bekir Bozdağ’dan Sözleşmeli Melle İsteği için yorumlar kapalı
Ara 14

Yamyam Virüsler!

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Grup grup adeta ordu bizde
Takat koymadılar hiç birimizde
Daha yamyamları var içimizde
Yanı başımızda yamyam virüsler
 
Kaygısızlar yan gelip de yatarlar
Birlik olur etli yerden tutarlar
Develeri hamutuyla yutarlar
Yanı başımızda yamyam virüsler
 
Her çeşit kasanın içinde yatar
Karun hazinesi olsa da satar
Bankalar, şirketler, holdingler batar
Yanı başımızda yamyam virüsler
 
Öyle dost olduk ki besledik onu
Ekranda, sahnede süsledik onu
Tam suyun gözünde üs’le dik onu
Yanı başımızda yamyam virüsler
 
O kadar dosttuk ya bitirdi bizi
Sararıp soldurdu şu benzimizi
Ne yaptı, ne etti, kaybetti izi
Yanı başımızda yamyam virüsler
 
Yakalamak için zaman kolladık
Birçoğunu Avrupa’ya yolladık
Yetkiliyken bizler onu solladık
Yanı başımızda yamyam virüsler
 
Hepimiz tanırız kaşı, gözü var
Şeker-şerbet, baldan tatlı sözü var
Ayın on beşine benzer yüzü var
Yanı başımızda yamyam virüsler
 
O güler sırıtır biz ağladıkça
Dövize, faize bel bağladıkça
Zevk alır, dolar, mark hep çağladıkça
Yanı başımızda yamyam virüsler
 
12.6.1994
Posted in Şiirlerim | Yamyam Virüsler! için yorumlar kapalı