Ara 02

Altın Sözler

 
 
 
 
 
 
 
 
 
Hz. Muhammet’ten(S.A.V) Özlü Sözler.

 

“İnsanların en hayırlıları, ahmak, aptal diye adlandırılmadıkça kıyamet kopmaz”
“Kabe-i Şerif yıkılarak taşları denize atıldığı vakit, işte o zamanda korkunç alametler ol
“Alim, ilim ve amelin yeri cennettedir. Alim, ilmi ile amel etmezse, ilim ve amel cennette, alim ise cehennemde olur.”
“Ameller niyetlere göre değer kazanır.”
“Severken itidalden(ölçüden,sabırdan) ayrılma. Olur ki bir gün darılırsın, dost iken yaptığın aşırı hareketlerden mahcub olursun. Dargın olduğun zamanlarda da itidalden ayrılma. Olur ki bir gün dost olursun. Dargınken yaptığın hareketlerden mahcubiyet hissedersin.”
“Ya hayır konuş, ya da sus.”
“Kadınlarınıza eziyet etmeyin! Onlar, Allahü teâlânın sizlere emânetidir. Onlara yumuşak olunuz ve iyilik ediniz!”
“Hakkın dile getirilmesi gereken yerde susan, dilsiz şeytandır.”
“Kim kime benzemeye çalışırsa, ondandır.
Posted in Atasözleri Vecizeler | Altın Sözler için yorumlar kapalı
Ara 02

Kim Neyi Sever?

 

 

 

 

 

 

 

 

Tazı avı
Demir tavı
Vekil kıyağı sever…
 
Arsız dayağı
Akılsız bayağı
Vekil kıyağı sever…
 
Balıkçı ağı
Amir yağı
Vekil kıyağı sever…
 
Bulut dağı
Bağcı bağı
Vekil kıyağı sever…
 
Şair uyağı
Kayakçı kayağı
Vekil kıyağı sever…
 
Ayı malağı
Kurnaz salağı
Vekil kıyağı sever…
 
Bina saçağı
Terör kaçağı
Vekil kıyağı sever…
 
Ateş ocağı
Manken bacağı
Vekil kıyağı sever…
 
Kral otağı
Hasta yatağı
Vekil kıyağı sever…
 
Savaş tutsağı
Diktatör yasağı
Vekil kıyağı sever…
 
Bitki yaprağı
Ölü toprağı
Vekil kıyağı sever…
 
23.8.1998
Posted in Şiirlerim | Kim Neyi Sever? için yorumlar kapalı
Ara 01

“7 Aralık” ve İlluminati

Sevgili okurlar şimdi size bir gerçekliği kanıtlanmamış ama her yerde onların varlığını işaretlerini görebileceğiniz bir örgütten bahsedeğim..!

Illuminati (çoğulu Latince: illuminatus, Türkçe: aydınlanmış) tarihteki adıyla Bavyeralı Illuminati, Rönesans döneminde 1 Mayıs 1776’da kurulmuş bir gizli bir cemiyet. Modern İlluminati; zihin kontrolü uygulayarak, hükümetleri ve kuruluşları ele geçirerek Yeni Dünya Düzeni’ni sağlamak amacıyla hareket eden, faaliyeti ve varlığı kanıtlanamamış bir örgüttür.

Siyonizm, 1897 Basel konferansıyla teşkilatlanmaya başlayan bir ideolojik oluşumdur. Yahudiler bu konferanstan önce de devlet yönetimleriyle irtibat kurarak birtakım siyasi oyunlar çeviriyorlardı. Ancak siyonist ideolojiye göre teşkilatlanmanın başlamasıyla birlikte bu işi tek merkezden ve daha organize bir şekilde yürütmeye başlamışlardır. Böylece güçlerini ve etkilerini daha da artırmışlardır.Biz bu araştırmamızda siyonizm ve bu ideolojinin organik yapısı üzerinde durmayacağız. Ağırlıklı olarak yukarıda sözünü ettiğimiz Dünya Derin Devleti yahut Gizli Dünya Devleti, bu gizli devletin dünyanın her tarafına elini uzatan teşkilatları ve bu teşkilatlarla siyonistlerin irtibatları hakkında bilgiler vermeye çalışacağız.Temelinde “aydınlanma, ruşenilik, vahdet-i vücud felsefesi” gibi muhtelif felsefi akımların etkisi olduğu iddia edilen İlluminati hareketi, 1 Mayıs 1776’da Adam Weishaupt tarafından Almanya’nın Bavyera eyaletinde kurulmuştur. Daha doğrusu o tarihte bir Illuminati örgütlenmesi ortaya çıkmıştır. Weishaupt, Ingolstadt Üniversitesi’nde hukuk profesörü iken masonik eğilimlere merak sarmış ve bir gizli örgüt kurmuştur. 1779’a gelindiğinde Illuminati örgütünün 54 üyesi bulunuyordu ve Bavyera eyaletinin dört şehrinde teşkilatlanmıştı. Örgüt üyeleri ağırlıklı olarak masonik kimlikleri öne çıkarıyorlardı.DOLAR’DAKI İLLUMİNATİ
ABD dolarının arka yüzünde gördüğünüz “Piramitin içindeki göz”ün, İlluminati örgütünün amblemi olduğunu biliyor muydunuz? “Her yerde sizi gözlüyoruz” der…
Piramitin üstünde Roma rakamlarıyla yazan 1776, İlluminati’nin kuruluş yılıdır. “Novus Ordo Seclorum” ise “Yeni Dünya Düzeni” demektir.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NI DA BU ÖRGÜT BAŞLATMIŞ
Yıllar sonra İlluminati ile yeniden tanışır insanoğlu. Bu sefer Fransa’da, Blanqui adında birinin liderliğinde… Blanguist’ler 140 suikast yapar, dehşet saçar. 1890′da liderlerinin yakalanıp idam edilmesiyle teşkilat yok olur gibi gözükür. Ama çok geçmeden “Four Seasons” (Dört Mevsim) adıyla yeniden kurulur. Doğru tahmin ettiniz, bildiğiniz Four Seasons Oteller zinciri… Bunlar ise 1930′larda Hitler’e destek olurlar. Hatta Münih’teki Dört Mevsim Oteli’ni Hitler’in karargâhı yaparlar.

Bunların tamamı 33 derece Masondu. Kimi Kadoş Şövalyesi, kimi Tunç-Yılan Şövalyesi, kimiyse Gül ve Haç Şövalyesi unvanını taşıyordu. Ama Türkiye bu kişilerin gerçek kimliklerini hiçbir zaman bilemedi.”

http://illuminati.org/

Girip siteyi mouse ile seçtiğinizde bir geri sayım göreceksiniz 7 Aralık Sizce ne olacak dersiniz…! Bekleyip Göreceğiz..!

yazar:fatihşahbaz..!

 

 
 
 
 
 
 
Posted in Yazılarım | “7 Aralık” ve İlluminati için yorumlar kapalı
Ara 01

Yeni Yıla Girerken

 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yine edepsizce başladık yıla
Şu köpek nefisler doymaz ki yala
Sirke damlatarak petekli bala
Tadı bozuk diye bağırmayalım

 

Çırılçıplak kızı, kadını soyup
Alkolle, kumarla ilk günde doyup
Hayâsızca yılın adını koyup
Adı bozuk diye bağırmayalım

 

Adilikler doldurarak kaşığa
Bin bir çeşit tuzak kurup eşiğe
Pisleyerek bebek gibi beşiğe
Dadı bozuk diye bağırmayalım

 

Şeytan ile bir kalıba girerek
Dünya bahçesinden zehir dererek
Yarına kumarla hüküm vererek
Kadı bozuk diye bağırmayalım

 

1.1.1994

 

Posted in Şiirlerim | Yeni Yıla Girerken için yorumlar kapalı
Ara 01

Fransa’nın Fransızlığı…2

 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 
 
 
 
 
 
Bir otobüs dolusu bilim insanı ile birlikte Fransa-İsviçre sınırında Fransız rehberin sorusuna bir İngiliz bilim adamının İngilizce cevap vermesi üzerine Fransız rehber otobüsü dakikalarca hareket ettirmemiş. “Siz” diyormuş İngiliz bilim adamına, “Fransızca bildiğiniz halde sırf lisanımızı küçümsemek için İngilizce cevap veriyorsunuz. Buna izin vermeyeceğim.” Fransız-İngiliz lisan inatlaşmasında devreye galiba sürücünün girip sorulan soruya Fransızca cevap
vermesiyle otobüsün hareket etmesi sağlanmış.
 
  
*Yaşanan olay Yeniçağ Gazetesi yazarı Hasan DEMİR’in yazısından alınmıştır.
Posted in Gündem | Fransa’nın Fransızlığı…2 için yorumlar kapalı
Kas 30

Bektaşi Hikayesi..!

HER ŞEY ALLAH’TAN

(Bir tren kazasının “Takdiri ilahi” , “Her şey Allah’tan” şeklindeki yaklaşımlarla açıklanmasını eleştiren birinin, guruptaki Avni Anıl’a ne düşündüğünü sorması üzerine, Avni Anıl’ın anlattığı fıkradır.)

Bektaşi’nin biri her gün kasabada ‘Her şey Allah’tan’, ‘Her şey Allah’tan’ diye mırıldanarak dolaşır dururmuş. Bir gün kasabanın serseri delikanlılarından biri, yine böyle mırıldanarak dolaşmakta olan Bektaşi’ye arkasından sessizce yaklaşmış, ensesine okkalı bir şaplak atmış. Canı fena halde yanan Bektaşi’nin pür hiddet dönüp kendisine ters ters baktığını görünce;
-Öyle ne bakıyorsun baba erenler demiş, hani her şey Allah’tandı.

-Tabii demiş Bektaşi, her şey Allah’tan da, ben hangi deyyusu aracı ettiğine bakıyorum.

HANGİSİ SARI, HANGİSİ KIRMIZI

(İlhan Selçuk’un bir köşe yazısından alınmıştır.)


Bektaşi – ya da Alevi – iki öküzüyle tarlasını sürermiş; kırmızı öküz az yem yiyip, çok çalışırmış; sarı öküz lanet mi lanetmiş. Hem çok yermiş, hem tembelmiş. Bir gün öfkelenmiş Bektaşi:

-Ey Allahım! demiş, şu sarı öküzün canını al da kurtulayım…

Baba Erenler ertesi sabah ahıra girince ne görsün! Kırmızı öküz sizlere ömür, sarı lanet capacanlı… Dışardan bir çocuk çağırmış Bektaşi, öküzleri göstermiş:

-Ulan, demiş; bunların hangisi sarı, hangisi kırmızı? Çocuk göstermiş:

-Bu sarı, bu kırmızı! Bektaşi gözlerini göğe çevirmiş:

-İmanım, demiş; bacak kadar çocuk renkleri biliyor da, sen ayıramıyor musun?

Posted in Fıkralar | Tagged , | Bektaşi Hikayesi..! için yorumlar kapalı
Kas 30

Karadeniz Bölgesi fıkraları

TEMEL İLE DURSUN
Uzun zamandır birbirlerini görmeyen Dursun ile Temel kahvede karşılaşmışlar.

 

Dursun başlamış anlatmaya:

 

– Ula Temel artık yaşlanduk. Ayaklarum, kollarum, başum anlayacağun her tarafum ağriyi.
Bu yaşliluk ne kötü bişeydur. Eeee sen nasilsun bakalum ?

 

Temel cevap verir:

 

-Eyiyum eyiyum. Anamdan doğduğum ilk günkü gibiyum. Başumda saçum yok. Ağzumda dişum yok. Altuma yapayrum haberum yok.
Posted in Yazılarım | Karadeniz Bölgesi fıkraları için yorumlar kapalı
Kas 30

Altın Sözler

 
 
 
 
 
 
 
 
 
II. Abdulhamit Diyor ki;
*Ben bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir!
*İcabı halinde donanmayı kaybetmemek için canımı vermeye hazırım.
*Ha kendi evlatlarım,ha millet farkı yoktur.
 
Kaşgarlı Mahmut Diyor ki
* Dil ile düğümlenen, diş ile çözülmez.
* İnsan şişirilmiş tulum gibidir, ağzı açılınca söner.
*Onlara Tanrı Türk adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
 
Lokman Hekim Diyor ki;
*Oğulcuğum! Konuştuğum İçin Pişman Olmuşumdur Ama Sustuğum İçin Asla Pişman Olmadım.Ahmak cahil kimseden uzak dur.
* Aklı başında bilgin dostu tercih et.  Bir cemaatta bulunduğun zaman dilini faydasız
söz söylemekten sakındır Çünkü dil insanı ipe götürür.
*Bir cemaatta bulunduğun zaman dilini faydasız söz söylemekten sakındır Çünkü dil insanı ipe götürür.
 
Yusuf Has Hacip Diyor ki;
* Beylik hastalığının ilacı akıl ve bilgidir.
* Bey adil olmalıdır. Ey hakim, memlekette uzun müddet hüküm sürmek istersen, kanunu doğru yürütmeli ve halkı korumalısın.
* Ey bilgili insan, her işte itidalden ayrılma.
 
Posted in Yazılarım | Altın Sözler için yorumlar kapalı
Kas 30

Basın ve Sansür

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
“Gazete hürdür sansür yasaktır” 1908 yılları  II. Abdulhamit dönemi
Abdülhamit’i mumla arıyoruz!
 Abdülhamit döneminin sansürü meşhurdur.. Dünya tarihine geçmiştir…
Örneğin o dönemde tahtakurusu sözcüğü “tahtı kurusun” diye yazılabileceği gerekçesiyle yasaklanmış. Kimyada 0= AH gibi denklemler de “Abdülhamit = sıfır” anlamına çekilebileceği için kullanılmazmış.
Yazar Ahmet Rasim Bey o çağın ünlü sansür memuru Hıfzı Bey’le aralarında geçen diyaloğu anlatıyor…
“Biz, dedim, yazdığımız yazılarda zatıalinizin çizeceğinizi bildiğimiz kelimeleri kullanmıyoruz. Biliyoruz ki, vatan, millet, hürriyet, ihtilal, cinnet, mecnun, yıldız, zehir vb. kelimeler yazılmaz. Fakat sansürden gelen provalarda her seferinde başka başka kelimeler, cümleler görüyoruz ki çizmişsiniz.”
Ahmet Rasim sözün sonunu şöyle getiriyor:
“- Bize neyin sakıncalı olduğunu söyleseniz de onu bilsek ve yazmasak…
Sansür memuru Hıfzı Bey’in cevabı:
– Onu ben de bilmem… Yalnız size şu kadarını söyleyeyim ki siz anlayınız… Siz hangi yazınızı en çok beğenerek yazarsanız, ’oh ne güzel oldu’ derseniz, benim onu çizeceğimi biliniz…”

 

***

 

Dikkat buyurunuz… Sansür kallavi ama… O dönemde basına ve insan haklarına saygı bugünkünden daha yüksek. Yazarların yazıları yayından önce denetlenip hoşa gitmeyenler ayıklanıyor ama kimse hapse atılmıyor. O yüzden sonraki yıllarda Marko Paşa dergisinde yarı şaka: “İkide bir gazetemizi kapatmak yerine bize de sansür uygulayın” çağrıları göze çarpıyor. Gelelim bugüne; eğer Kızıl Sultan lakaplı Abdülhamit tarafından yönetilseydik bugün 68 gazetecimiz hapiste yatmayacaktı. Gazeteciler istibdat dönemindeki kadar rahat edebilecekti.

 

*Melih Aşık’ın Milliyetteki yazısından alıntıdır   
Posted in Hikayeler | Basın ve Sansür için yorumlar kapalı
Kas 30

Bektaşiden Fıkralar

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ULAMANIN GÖZÜ KALMIŞTIR.

 

-Hocayım diye köye gelmişti. Zamanın bilgini olarak geçinirdi. Bir gün şunları söyledi: – Ey ümmeti Müslim’in! Cenabil Rabbil Alemin, Ahalinin rızkını üçe ayırmıştır. Bu rızkın birini dilleri ile, ikincisini elleri ile ulâmalar almıştır. Üçüncü hisse de sair halka bırakılmıştır. Deyince Bektaşi de: – O hissede de ULAMANIN gözü kalmıştır, dedi. (Ulâma; seçkin, zengin, üst-sınıf, devletin ileri gelenleri)

  

CAMİYE SOKMADIK YA
1970 yılların başında solcu öğrenci gerillalar, dağda aç kalınca, Alevi köylüden, yemek istemişler, köylü PİR evini göstermiş. Dede tanrı misafiri deyip bunların karnını doyurmuş, sonra muhabbete dalmışlar.. Solcu öğrenciler, siyasi konulardan sömürüden, adaletsizlikten vs. konuşmuşlar, aklına yatan Dede haklısınız çocuklar haklısınız demiş. Öğrenciler evirip çevirip konuyu, dedelerinde hakkulah yiyip halkı sömürdüklerini, onları dinle uyuduklarını, halk için hiç bir şey yapmadıklarını söylemişler.. Dede biraz düşünmüş: – O kadarda değil, hiç bir şey yapmadıysak, en azından bu halkı bin yıldır camiye sokmadık.. demiş..

  

*GAH
Posted in Fıkralar | Bektaşiden Fıkralar için yorumlar kapalı