Eyl
02
Renklerin her tonu vurgun güneşe
Bölgede Tarsus’um cennetten köşe
Daldım, senin ile bir tatlı düşe
Hasretin bağrıma batar Tarsus’um
Berdan, tarihlerle bugüne akan
Kleopatra’ nın gönlünü yakan
Bilal-ı Habeş-i damarında kan
Gözümde, özümde tüter Tarsus’um
Parkta, şelalede aşklar seslenir
Güzeller, yiğitler sende beslenir
Yüce Toroslar’a sırtın yaslanır
Yüz binler nabzında atar Tarsus’um
Kızların gencecik yayla bakışlı
Ölümsüz sevgiler kalpte nakışlı
Kanarya ötüşlü, keklik sekişli
Hep güneyde nöbet tutar Tarsus’um
Yaşanır, her mevsim bir başka güzel
Kaynaşmış iç içe gelecek, ezel
Seni anlatmaya yetmez ki gazel
Dünya’ya sebzeler satar Tarsus’um
Nice il bilirim hep sana hayran
Gezmeli, görmeli, etmeli seyran
Her günün güzeldir, her günün bayram
Sevgi katar, saygı katar Tarsus’um
Peygamber yatağı adın söylenir
Erenler Eshab-ı Kehf’te eğlenir
Senden uzak, sensiz bilmem neylenir
Yediler sinende yatar Tarsus’um
Takıp takıştırmak yakışır sana
Her yerden insanlar akışır sana
Dikkat et, kem gözler bakışır sana
Sana bu güzellik yeter Tarsus’um
01.01.1987
Eyl
01
Kızgın yanardağlar gibi alevim
Kutsal değerlerle beslenen devim
İnsanlık, adalet benim görevim
Tarihte örneği yeterince bol
Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!
Kara cahil kısrağını küstürüp
Baharlardan güzel hava estirip
Gel gönlümün zincirini kestirip
Hürriyet, hürriyet, irademe dol
Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!
Hiç güzel hislere dalamıyorum
Kendimi huzura salamıyorum
Şaşırdım yolumu bulamıyorum
Edepsiz medyanın saçlarını yol
Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!
Saptırmayın yanlış yola siz beni
Sevgilerle dolu tutun gündemi
Arsızlık azıya almadan gemi
Düşün, çalış, sen de gayret et, bol bol
Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!
Bir adım gövdemi sürüyemem ki,
Düşüncemi boşa kürüyemem ki,
Göremem, tutamam, yürüyemem ki,
Haydi, bir el uzat yahut ta bir kol!
Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!
Dillerde hep “eğerlerle, meğerler”
Tefeciye düşmüş millî değerler
Vatan kokusuyla dolsun ciğerler
Vatana sahip çık, ne demek sağ, sol
Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!
Yeter artık deyip ayılmak için
Şu dünya yüzüne yayılmak için
Asırlar boyunca sayılmak için
Bulmalısın elbet hakiki bir yol
Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!
15.12.1992
Eyl
01
Lozan müzakereleri sırasında Musul konusunda İngilizlerin çok kararlı direnişleri ile karşılaşılır. Konuşmaların en keskin ve sertleştiği bir anda İngilizler Musul bölgesi için savaşı göze alacaklarını açıkça beyan ederler.
Lozan’da İngiltere’yi temsil eden ve sömürgeciliğin en katı savunucularından birisi sayılan Lord Curzon, Lozan’da Musul Vilayeti topraklarını isterken İstanbul ‘da ki 19 Mayıs 5 Haziran 1924 tarihleri arasında toplanan Türk –İngiliz Konferansı ‘nda İngiltere’yi temsil eden ve İngiltere’de ki iktidar değişikliği ile hükümete gelen İşçi Partisi’ne mensup Sör Persi Koks, Musul topraklarından başka, Hakkari Vilayetinin bir kısmını da ister. Halbuki İşçi Partisi sömürgeciliğe karşı görünmektedir. Bununla da kalmayarak 1924’te İngilizler Hakkari topraklarımızdaki bazı birliklere hava hücumları yaparlar. Ankara’nın kararlı tutumu bu hücumları durdurmada başarılı olur.
Önemli konulardan biri de İngiliz Ansiklopedisi (1910-1911 baskısı) Irak’ın kuzey sınırını Bağdat’ın 60-70 kilometre kuzeyinden geçirmektedir.
1918 Mütarekesinden sonra bu sınırı 300 kilometre yukarı çıkarırlar.
Lozan’da Lord Curzon bu sınırı 400 kilometreye kadar götürmek ister.
İstanbul Konferansı’ndaki İngiliz Temsilcisi Sör Persi Koks Irak’ın kuzey hududunu Bağdat’ın 500 kilometre kadar kuzeyine çıkararak Türkiye toprakları içerisine sokmaya çalışır.
Yukarıda yazılanlar tarihi belgelerde geçmektedir. O gün alamadıkları bölgeleri bugün hangi oyunları düzenleyerek ele geçirmek istediklerini öyle zannediyorum ki bütün dünya anlamaktadır. Darısı Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının anlamasına…
*Şevket Süreyya Aydemir’in “Tek Adam” adlı kitabından yararlanılmıştır.
Ağu
31
Milenyum sözcüğünü duymuşsunuzdur. Bu sözcüğün anlatmak istediklerini almış olduğum notlarımdan seçerek yazdım. Azınlık vakıflarının mal varlıklarının iadesi ile Ramazan ve Zafer Bayramı’nda neden bayram yaptıklarını medya marifetiyle öğrenmiş bulunmaktayım. Bu vesileyle Milenyumu şimdi daha iyi anlayacağınıza inanmaktayım. “İbrahimi Dinler, Dinler arası diyaloğ, Ilımlı İslam” vb. ifadelrele, kiliselerin açılması, kiliselerin onarılması, Torba yasa (KHK)ile Rum ve Ermeni vakıflarının bütün mal varlıklarının iade edilmesi, aşağıda belirttiğim milenyumun adım adım gerçekleştiğinin ispatı değil midir?Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışında Türk insanının kanına, canına, malına, namusuna, istiklâline kastedenler , Anadolu’yu yakıp yıkanlar, (Emperyalist devletlerin emrinde)Rum ve Ermeni eşkiyaları değil midir?
Milenyum bin yıl demektir.Batılı ve Latin asıllı bir kelimedir. Müslümanlıkla değil, Hıristiyanlıkla ilgili bir kelimedir.
Hıristiyanlara göre;
Birinci Milenyumda Hıristiyanlık bütün Avrupa’ya yayılacaktır.
İkinci Milenyumda ise Hıristiyanlık Müslümanlıkla mücadele edecektir.
Üçüncü Milenyumda Hz. İsa yeryüzüne inerek bütün insanları Hıristiyanlaştıracaktır.
Dünya birinci Milenyumu yaşamıştır. Şu anda İkinci Milenyum yaşanmakta bu nedenle Müslümanlarla mücadele edilmektedir. Ardından sıra üçüncü Milenyuma gelecektir. Hz. İsa’nın yeryüzüne inerek bütün insanları Hıristiyanlaştırmasına. Bütün Hıristiyanlar bunun için çalışmakta , bunu beklemektedirler.
Papa 2. Jean Paul;
“Birinci yüz yılda Avrupa’yı,
İkinci yüz yılda Amerika’yı,
Üçüncü yüz yılda Asya’yı Hıristiyanlaştıralım” demiştir. İşte Milenyum budur.
Türkiye hâlâ uyanmamış, gözlerini ovuşturmakla meşguldür.
Ağu
31
Uşakça şuura hâkim olursan
Hem de Sam amcandan akıl alırsan
İlimde, teknikte yaya kalırsan,
Ülke kurtuluşa ermez arkadaş!
Kimi ihtirasın uşağı olmuş
Merkebin yuları, kuşağı olmuş
Akılları belden aşağı olmuş
Ülke kurtuluşa ermez arkadaş!
Bak dünyaya bunun örneği dolu
Nasıl kırdırdılar sağı ve solu
Bence, bulunmazsa idrakin yolu
Ülke kurtuluşa ermez arkadaş!
İnsana benzeyen kaba taşlarla
Kafa diye içi bomboş başlarla
Bu zamanda badem gözlü şaşlarla
Ülke kurtuluşa ermez arkadaş!
Dalkavukluk merkebine binerek
Tavus kuşu görüntüsü vererek
Deve kuşu gibi başı gömerek
Ülke kurtuluşa ermez arkadaş!
Bunca nimetlere yok ise şükür
Eğer Yaradan’ a olmazsa zikir
Güneş kadar gerçek değilse fikir
Ülke kurtuluşa ermez arkadaş!
15.12.1993
Ağu
30
Yaratıldığımda Türk konmuş adım
Mete Han, Alparslan, Fatih… Üstadım
Güçlü bir devlete nasıl susadım
Türk’üm, hakikate Hakka uyarım!
Türk olmaktan sonsuz şeref duyarım!
Türk, bembeyaz lekesiz kara benzer
Cana hayat veren sulara benzer
O cennet denilen diyara benzer
Türk’üm, bu ada canım koyarım!
Türk olmaktan sonsuz şeref duyarım!
Türklüğüme haset eden var gibi
İblis yüreğimde gerçek yar gibi
Türk, Dünyayı koruyan bir zar gibi
Türk’üm, beş bin yıldır Türk’tür ayarım!
Türk olmaktan sonsuz şeref duyarım!
Baş eğmek, diz çökmek yakışmaz Türk’e
Adalete doyar girdiğim ülke
Atam, Mete Han’dan ta Atatürk’e
Türk’üm, ecdadımı candan sayarım!
Türk olmaktan sonsuz şeref duyarım!
28.05.1994
Ağu
30
Rabbimim kelamı o can Kuran’ın
Açılır kapısı Fatiha ile…
Bu âlem de kula gelen zor anın
Açılır kapısı Fatiha ile…
Yazılmış katında bu alın yazın
Akılla varılır tadına hazın
Beş vakit kılınan bütün namazın
Açılır kapısı Fatiha ile…
Sıkıntıya karşı güçlü ve metin
Bilin değerini ulvî hikmetin
İstenen, beklenen bütün rahmetin
Açılır kapısı Fatiha ile…
İslam abidesi inancın, tarzın
Her şeyden tatlıdır lezzeti farzın
Gök kubbenin, ahiretin ve arzın
Açılır kapısı Fatiha ile…
Rahmetine banar aklıyla Bir’in
İsrafil’in suru ile kabirin
Cenneti Ala’da bütün her yerin
Açılır kapısı Fatiha ile…
11.01.2000
Ağu
30
Ahmet Vefik Paşa Fransa’da Devlet-i Aliye elçisidir. Faytonunu Fransa İmparatorunun faytonunun renklerine boyatır. Şehre her çıkışında halk İmparatorun arabası geliyor diye ona saygı duymak için işini gücünü bırakarak sokaklara dökülür ve selama durur. Bunun üzerine Fransız İmparatorluğu’ndan Ahmet Vefik Paşa’ya bir teklif gelir. Faytonunun rengini diğer faytonların renklerine boyamasını isterler. Ahmet Vefik Paşa Hay hay! Yalnız bir şartım var der. “Sizin, İstanbul’daki sefaretinizdeki görevliniz Padişahın kayığının rengine boyadığı kayığının rengini değiştirsin hemen arabamın rengini değiştiririm” der.
Ağu
30
Vatana, bayrağa adamış ser-i,
Vatan, bayrak olmuş nazlı dilberi,
Var mı bu Dünyada eşi, benzeri?
Etten, kemikten ve ruhtan bir çelik!
İşte, ölümsüz kahraman MEHMETÇİK!
Canıyla verilmiş ibadet ona
Bayrağa kan vermek saadet ona
Bir şereftir Haktan şahadet ona
Etten, kemikten ve ruhtan bir çelik!
İşte, ölümsüz kahraman MEHMETÇİK!
Bir cepheden bir cepheye varan o
Vatan toprağına kanın karan o
Al Bayrağı bedenine saran o
Etten, kemikten ve ruhtan bir çelik!
İşte, ölümsüz kahraman MEHMETÇİK!
18.03.1996
Ağu
30
Ünlü hiciv şairi Neyzen Tevfik bir ara hükümetten belli bir tahsisat almaya başlar. O zamanki Cumhuriyet Halk Partisi’nin en etkili ve yetkili
sözcülerinden biri olan Cevdet Kerim, Neyzen’in cebine giren bu 3–5 kuruştan rahatsız olur ve tahsisatın kesilmesi için harekete geçer. Bunu duyan
Neyzen Tevfik şu iki mısra ile taşı gediğine kor:
‘Rızk için Allah Kerim,
Fısk için Cevdet Kerim!’