May
21
Altın Sözler
Posted in Atasözleri Vecizeler
Altın Sözler için yorumlar kapalı
Tarihte ilk kez bir köye ayna gelmiş.
Adamın biri aynayı görüp eline almış.
Daha önce hiç kendini görmediği için ölen kardeşine benzetmiş aynadakini.
Adam:
– ‘Ey gidi gardaşımm, seni bir daha görmek nasipte varmış’! Deyip
Aynayı eve götürüp sarılıp uyumuş kardeşim diye.
…Karısı, adamın bir şeye sarılıp uyuduğunu görmüş.
Bir ara aynayı eline alarak bakmış, bir kadın!
-‘Allah belaanı veree, bu garı da kim? Bi boka da benzese bari’ diyerek feryat, figan evden çıkmış, doğru muhtara gitmiş.
Kadın:
– Mığdar, benim herif beni bu çirkin garıyla aldatir.’
Muhtar aynaya bakmış. Sonra düşünceli düşünceli:
– ‘Yav bu garıdan çok gavata benziir…
Kanımız, canımız, gözümüz bizim
Bu vatan peteği, baldır Mehmetçik!
Gökte dalgalanır özümüz bizim
Üstünde Ay-Yıldız, aldır Mehmetçik!
Mehmetçik tarihte altından yaprak
Vatandır kanıyla sulanan toprak
Yüce bir göreve tâbi olarak
Yalnız bir Allah’a(CC) kuldur Mehmetçik!
Peygamber dilinden övgüyle gelen
Haksızlığın çelik zırhını delen
İnsanları Hak’tan emanet bilen
Ve şefkatle saran koldur Mehmetçik!
Gerçek kahramanlık karakter onda
Cesaret, merhamet doğuştan kanda
Devlerin açtığı sunî tufanda
Dünyayı kurtaran saldır Mehmetçik!
Şehitlik verilmiş arşın katında
Bütün âlem Mehmetçiğin farkında
Dünya denen ihtiyarın sırtında
Yünden ve ipekten şaldır Mehmetçik!
Karınca ezilse gönlü üzülen
Nurdan bir ışıktır kalbe süzülen
Zalimin zulmünden sinen, ezilen
Mazlumun tuttuğu daldır Mehmetçik!
Çakallar yok olur duyunca sesi
Vatan, millet, bayrak tek sermayesi
Gaziliktir, şehitliktir gayesi
Cennette en güzel güldür Mehmetçik!
Kanımız, canımız, gözümüz bizim
Bu vatan peteği baldır Mehmetçik!
Gökte dalgalanır özümüz bizim
Üstünde Ay-Yıldız aldır Mehmetçik!
20.01.1994
Herşey Atatürk’ün Gençliğe Hitabı’nda apaçık ifadesini bulmuştur. O yüzden kaldırma istenmekteler. Miletimizi millî benliğinden uzaklaşması için akla gelmedik projeler uygulanmaktadır.
“Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki asli cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalınmasın.”
I. Dünya Savaşı sonunda ülkemizin birçok yeri savaşı kazanan (İngilizler,Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlılar vb.) devletler tarafından işgal edilmişti. Yurdumuzda yaşayan Rumlar, Ermeniler ve satılmış hainler mücadele eden halk ise perişandı. Ordusu silahları elinden alınarak dağıtılmıştı. Yurdumuzu bu durumdan kurtarmak üzere Mustafa Kemal 16 Mayıs 1919’da “Bandırma Vapuru” ile İstanbul’dan Samsun’a hareket etti. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a vardı. Ardından Amasya tamimi, Sivas, Erzurum Kongreleri ile alınan kararlar sonucunda 23 Nisan 1920’de TBMM: açılarak Kurtuluş Savaşı başlatıldı. Üç yıl süren savaşlar sonunda ülkemiz işgalden kurtarıldı. 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi. Bu vesileyle Atatürk’ün, Samsun’a çıkış tarihi olan 19 Mayıs günü Ata’nın isteği üzerine “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır.Atatürk Türk gençliğini seviyor, onlara güveniyor ve Türkiye’nin geleceğini gençliğe emanet ediiyordu. Atatürk Türk Gençliğine söylevinde şöyle hitap ediyordu : “Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen; Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaz ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve İstikbâlinin yegane temeli budur . Bu temel senin en kıymetli hazinendir….”
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk İstikbâlinin evladı! İşte bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Mustafa Kemal Atatürk 20 Ekim 1927
Herkes cambaz olmuş bir ipte gezer
Yeryüzünden yedi kat dipte gezer
Kendi bur da, aklı mağripte gezer
Sen aklıma mukayyet ol Ya Rabbi!
İnsan gibi yaşamak bir ar bugün
Yalnız para gönüllere yar bugün
Küpe takan erkek bile var bugün
Sen aklıma mukayyet ol Ya Rabbi!
Yalanda, dolanda, hilede varız
Dolarlarla yatıp markla kalkarız
Her taşın altından bizler çıkarız
Sen aklıma mukayyet ol Ya Rabbi!
Davranışlar soğuk, sinsi, uz gibi
Genç kadınlar “soyuluyor muz gibi”
Erkek, saça toka takmış kız gibi
Sen aklıma mukayyet ol Ya Rabbi!
Mart gelmeden kızgınlaştı kediler
Büyük küçük her naneyi yediler
Çıplaklığa yine “sanat” dediler
Sen aklıma mukayyet ol Ya Rabbi!
Dedemiz, babamız daha yiğitti
Para hırsı bizi ölüme itti
Erkekler kadına benzedi gitti
Sen aklıma mukayyet ol Ya Rabbi!
İŞTE O FİRMALAR
ŞARAPÇI hocaya sormuş;
– Şarap günah mı Hocam?
HOCA;
– Günahtır!
ŞARAPCI;
……- Peki üzümün pekmezini yiyisen, şırasını içisen, peki şarabını niye içmisen?
HOCA karşılık verir:
– Peki sen inegin etini yiyisen, sütünü içisen, yoğurdunu yiyisen, peki bokuni niye yemisen…
* “Bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüce bir toplum halinde yaşatan veya bir milleti esaret ve sefalete terk eden şey terbiyedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni nesle vereceği terbiye millî terbiyedir.” (22 Eylül 1924 Samsun Öğretmen Evindeki Konuşmasından)
*”Bizim dinimiz, milletimize hakir, miskin ve zelil olmayı tavsiye etmez. Tam tersine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin izzet ve şerefini korumalarını emrediyor.”
*”Bütün zorba hükümdarlar hep dini alet edindiler; Hakiki ulema, dini bütün alimler hiçbir vakit bu zorba hükümdarlara boyun eğmediler. Fakat gerçekte alim olmamakla beraber, sırf o kılıkta bulundukları için alim sanılan, çıkarına düşkün haris ve imansız bir takım hocalar da vardır. Hükümdarlar işte bunları ele aldılar ve işte bunlar dine uygundur diye fetva verdiler. Gerektikçe yanlış hadisler uydurmaktan çekinmediler. Gerçek ve imanlı ulema her vakit her devirde bunların kinine hedef oldu.”
*”İntisap etmekle bahtiyar olduğumuz İslam dinini, asırlardan beri alışılmış olduğu üzere bir siyaset vasıtası mevkiinden kurtarmak ve yükseltmek elzem olduğu hakikatini müşahade ediyoruz. Mukaddes ve lahuti olan inançlarımızı ve vicdanlarımızı çapraşık ve değişken olan ve her türlü menfaat ve ihtirasların tecellisine sahne olan siyasetten ve siyasetle ilgili bütün hususlardan bir an evvel ve kesin olarak kurtarmak, milletin, dünya ve ahiret saadetinin emrettiği bir zarurettir.”
*”Bizi yanlış yola sevkeden habisler, biliniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşlerdir. Saf ve nezih halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, hep din kisvesi altındaki küfür ve alçaklıktan gelmiştir. Onlar her hayırlı hareketi dinle karşılarlar, halbuki hamdolsun hepimiz dindarız, artık bizim dinin icaplarını, dinin yasaklarını öğrenmek için şundan bundan derse ve akil hocalığına ihtiyacımız yoktur. Milletimizin içinde hakiki, ciddi alimler vardır. Milletimiz bu gibi alimleriyle iftihar eder. Bu gibi alimlere gidin, bu efendi bize böyle diyor, siz ne diyorsunuz deyin. Fakat umumiyetle buna da ihtiyaç yoktur. Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Eğer bizim dinimiz akla mantığa uygun bir din olmasaydı mükemmel olamazdı, dinlerin sonuncusu olmazdı.
Engin maviliği ile pırıl, pırıl
Bahçelerde al beyaz güller ve şakayıklar
Kırlarda gelincik çiçekleri
Hele papatyalar…
Annemin yüzü gibi
Laleler, menekşeler, sümbüller
Baktıkça sonsuz bir mutlulukla doluyorum
Doğadaki bütün yeşillikler
Büsbütün alasız
Gönlünü ve yüreğini açıyor
Her şey olabildiğince berrak ve duru
Annemin gözü gibi…
Sesi kulaklarımda hâlâ
Bülbülün, kanaryanın ve saka kuşunun
Ney sesi kadar candan
Bir cennet musikisi ritminde
Sıcacık sevgi dolu
Annemin sözü gibi…
Itır, kekik ve nane kokusu
Ve pınarlarda billûr su
Bebeklerin yüreğindeki sevgisi, duygusu
Bir ay, bir güneş ışığı
Bir gökkuşağı
Annemin özü gibi…
“Bebeğimi görebilir miyim” dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı.Bebeğin kulakları yoktu… Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı.Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okulda anlaşıldı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu.. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayalkırıklığıydı; ağlayarak “Büyük bir çocuk bana ucube dedi..”Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça başarılı bir öğrenciydi.Sınıf başkanı bile olabilirdi, eğer insanların arasına karışmış olsaydı.Annesi, her zaman ona “Genç insanların arasına karışmalısın” diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu.
Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu ile ilgili görüştü;
“Hiçbir şey yapılamaz mı?” diye sordu.
Doktor “Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir” dedi.
Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı.İki yıl geçti bir gün babası “Hastaneye gidiyorsun oğlum, annem ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır” dedi.
Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikoljisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti.
Daha sonra evlendi ve diplomat oldu.
Yıllar geçmişti, bir gün babasına gidip sordu: “bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım…”
Bir şey yapabileceğini sanmıyorum” dedi babası, “fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil…”Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi..
Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu.Babası yavaşça annesinin başına eline uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu.
“Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu” diye fısıldadı babası”.. ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?”
Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir!
Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir…
Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir!”