Ey dostum dünyanın tadı kalmadı! Yokuşlar değişti, düzler değişti Mevsimlerin bile adı kalmadı Baharlar değişti yazlar değişti
Köprünün altından çok sular aktı Sevgiyi insanlar dünde bıraktı Kışlar yazı, yazlar kışı ayarttı Dolular değişti, buzlar değişti
Bir çöle döndürdü toprağımızı Kuruttu, yok etti yaprağımızı Sonbahar çatlattı kısrağımızı Şu kışlar değişti, güzler değişti
Yardıma sevgiyle, aşkla koşan yok Yardım ile gönüllerde coşan yok Bir iz bulup yüce dağlar aşan yok Ayaklar değişti, izler değişti
Yavaş yavaş doğruluktan saptılar Şimdi de -haşa- paraya, pula taptılar Sesten hızlı giden araç yaptılar Yavaşlar değişti, hızlar değişti
Vefalı gönüller, çöle benzedi Suları çekilmiş göle benzedi Umutlar kupkuru güle benzedi Gönüller değişti, özler değişti
Şimdi akıl rüşvet ile yatmakta Gözler ona görmemezlik satmakta Ahlâk dışı sözler cirit atmakta Kulaklar değişti, gözler değişti
Hiçbir şeye benzemiyor bu haller Yapmakta değil de yıkmakta eller Yılanın zehrinden zehirli diller Tavırlar değişti, sözler değişti
Doğruya dağları aşırmaz mısın? Kaygıyı, kederi taşırmaz mısın? Sen olsan acaba şaşırmaz mısın? Kafalar değişti, yüzler değişti
Eski vefalardan eser yok şimdi Birbirine kazık atan çok şimdi Sevgiye, saygıya karın tok şimdi Duygular değişti, hazlar değişti
Gönül bayrak için al vermez oldu Kaç baharlar geçti dal vermez oldu İçim bile artık bal vermez oldu Şekerler değişti, tuzlar değişti
Dağ gibi gönülü yıkan var artık Anadan, babadan bıkan var artık Erkeklerde küpe takan var artık Erkekler değişti, kızlar değişti
Yağmurlar hep rahmet dolu yağardı Güneşle ay nazlı nazlı doğardı Herkes yıldızlardan neşe sağardı Neşeler değişti, sazlar değişti
Eski meydanların eri kalmadı Erliğin, mertliğin yeri kalmadı Avcının gözünün feri kalmadı Keklikler değişti, kazlar değişti
Biz gülersek hep birlikte gülerdik Ekmeği kardeşçe eşit bölerdik Yiğitliği erdem ile bilerdik Yiğitlik değişti, kozlar değişti
Bu zamanda damarda kan kuruyor Tüm akıllar durgun, atıl duruyor Şimdiki akımlar adam vuruyor Nötrler değişti, fazlar değişti
30.01.2003


Gazeteci Banu Avar’ın son yazısı, Türkiye’nin içine düştüğü terör tuzağına bambaşka bir perspektif çiziyor. Avar yazısında; “Düşman belli… Hem de 100 yıldan beri hiç değişmedi” dedi.
GAZETE5- Gazeteci Banu Avar, “Bu gidişin başı var, bir de sonu” başlıklı yazısında, Türkiye’nin bugün içine düştüğü durumu yorumladı. İşte Banu Avar’ın son yazısı:
“Bu gidişat çok önceden belirlenmişti! 100 yıl önce bugün hedeflenmişti!
Yıl 1912. Amerikan başkanı Woodrow Wilson… Türkiye’yi param parça eden ünlü Wilson ilkelerine adını veren kişi… Türkiye sınırları içine bir Kürdistan ve bir Ermenistan haritaları çizen Amerikan başkanı.. Bakın ne diyor:
‘Amerikan kapitalizminin temel hedefi, zayıf ülkelerin hammaddelerini ve ulusal pazarlarını açık birer kapı olarak tutmaktır. Bunun için diplomasi ve gerekirse zor kullanılmalıdır…’ Geçenlerde Dışişleri Bakanı işte bu Wilson’ın adıyla anılan ödüle layık görüldü…
Wilson’ın 100 yıl önceki planı neydi? Petrol coğrafyasına bir Kürt ve bir Ermeni Devleti oturtmak…
O zaman ince ince hesapladıkları, Türkiye’yi bölme ve yutma hayalleri gerçekleşmedi. Kuyruklarını ardlarına kıstırıp bir daha gelmek üzere gittiler…
Türkler inanılmaz şartlarda yaptıkları savaştan galip çıktılar. Yedi Düvel buna ağızları köpürerek ‘Türk Mucizesi’ dediler..
Ardından yepyeni bir ülke kuruldu. Türkler ulusal kaynaklarına sahip çıkıyorlardı. Ardı ardına fabrikalar açtılar. Uçaklar , Arabalar yaptılar. Madenlerini işlemeye başladılar, Petrol aradılar… Tarıma yol verdiler, yurttaşlar yarattılar.
Ama içerde işi bozulanlar vardı. Onlar kullanıma hazırdı.. … Kürt Sait isyanı Lozan’da Musul meselesi masadayken, Dersim İsyani, Hatay için direnilirken tezgahlandı.
Batıya hayran ayran budalaları! 1930’lardan itibaren koyun postlarına bürünmüş ‘uzmanlar’ genç cumhuriyeti ziyaret etmeye başladı… Her şey yeniden kurulurken maskeli sırtlanlar Ankara’da boygösterdi… Tanzimat kafalı Batıya ayran budalası gibi hayran ‘münevverler’, yabancı emeller için uygun arazi şartları sağladı. 1938’de milletin önderi öldü ve geride kalanlar hemen Batı’ya koştu! İngiliz ve Fransızlarla üçlü anlaşma imzalandığında, Gazi Paşa’nın ölümünün üzerinden 5 ay geçmemişti. Gazi paşa’yı ‘anlamayıp sadece inananlar’ asıllarına rücu ettiler!
*21 Haziran 2010 Banu AVAR





