Ağu 13

Dostlarınızı İyi Seçin!

DOSTLARINIZI İYİ SEÇİN!

Ukbe b. Ebî Muayt, Mekke müşriklerinden kötü niyetli olmayan bir adamdı. Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem’le her karşılaştığında O’na saygıyla bakar, iyi münasebetini bozmamaya gayret ederdi. Hatta uzun yolculuktan döndüğünde Mekke’de yemek yedirmeyi adet edinmişti. İşte yine böyle bir yolculuktan dönmüş, vereceği yemeğe Rasûlullah’ı davet etmişti.
Rasûllullah (sav) Ukbe’nin gönlünün artık imana hazır hale geldiğini düşünerek yemek davetine şöyle karşılık verdi: ‘Ukbe! Davetine gelirim ama yemeğini yemem. Yemeğinden yemem için seni yaratan Allah’ı inkâr etmemeni, O’nun Rasûlü’ne de şahadet etmeni beklerim. Senin gibi iyi niyetli bir insan küfürde ısrar etmemeli artık!’
Ukbe bu teklife direnmedi. Rasûlullah’ın isteğine olumlu cevap vererek iman edip şahadet kelimesini söyleyiverdi. Rasûlullah Ukbe’nin iman etmesine sebep olduğu için çok sevinmişti.
Fakat Ukbe’nin Mekke’de putperest dostları da vardı. Haber bir anda onlara da ulaştı. İçlerinde Ubey b. Halef katı bir müşrik dosttu. Duyduğu haber hiç de hoşuna gitmemişti. Hemen gelip arkadaşını suçlayıcı sorular sormaya başlamıştı. ‘Duyduğuma göre Muhammed’i yemeğe davet etmişsin. Bununla da kalmayıp onun teklif ettiği şahadet kelimelerini de söylemişsin!’ ‘Evet! Öyle oldu. Onun istediği şahadet kelimesini de söyledim!’ Müşrik dostu: ‘Olamaz!’ dedi, ‘İşte bu olamaz! Hem şahadet kelimesini söyleyeceksin hem de bizimle dost olacaksın. Bu olacak şey değil!’ İlave etti: ‘Bu sana pahalıya mal olur. Bundan sonra hiçbir yerde iş bulamazsın!’
Ukbe müşrik dostunun sözlerinden endişe etmiş, getirdiği şahadet kelimesinden pişmanlık duymaya başlamıştı. ‘Olayı büyütme!’ dedi. ‘Ben sadece Ukbe’nin yemeğini yemeden gitti diye bir söylenti çıkmaması için utandığımdan şahadet kelimelerini söyledim, yoksa ona inandığımdan değil!’
Ubey kopardığı tavizden memnun olmuş ama yeterli bulmamıştı. Daha ileri giderek yol gösterdi: ‘Biz bu sözlerinin doğruluğunu ancak gidip O’na (hâşâ) tükürdükten sonra kabul ederiz. Gideceksin, O’nu sevmediğini ifade eden bir tükürük fırlatacaksın, o zaman senin o’na inanmadığını anlarız. Yoksa bizi boş sözlerle savamazsın!’

İmana yeni ısınan Ukbe’nin kalbi maalesef artık geri dönüşe geçmiş, dostlarının baskısına dayanamayıp getirdiği şahadetten vazgeçmişti. Doğruca Darunnedve’de Rasûlullah’ın ibadet ettiği yere gitti. Dilinin ucunda topladığı tükürüğü fırlatmak üzereyken ansızın bir rüzgâr çıkıverdi. Ukbe’nin dudakları arasından çıkan tükürük geriye dönerek kendi suratına yapıştı, hem de ateş gibi yaktı. Ertesi gün Ukbe’yi yüzünde yanık iziyle görenler sordular: ‘Sende böyle bir yanık izi yoktu, ne zaman oldu bu yara?’ Ukbe saklamadı: ‘O’na doğru tükürdüğüm tükürük kendime doğru geri dönüp suratıma yapışarak ateş gibi yaktı, izi kaldı!’
Ne yazık ki yarı iman etmişken dostlarının baskısı yüzünden geriye dönen Ukbe, Bedir’de kâfir olarak öldü.
Bu hadise üzerine Furkan sûresi 27–28. ayetleri geldi. Burada dostlarının yanlış telkinlerine uyanların ellerini ısırarak âhirete nasıl pişmanlık duyacaklarını anlatır: ‘Ah ne olurdu; keşke falanı dost edinmeseydim, onun isteğine boyun eğmeseydim, sözlerine itimat etmeseydim. Getirdiğim şahadet kelimelerinden vazgeçirip Peygamber’le birlikte olmama mani oldu, şeytana uydurdu. Ne kötü dostmuş meğer onlar!’

* Genç Beyin Dergisi’nden

Posted in Hikayeler | Leave a comment
Ağu 13

KİM DOST, KİM DÜŞMAN?

Küçük bir kuş ayazda yiyecek bulmak için dışarı çıkmış. Hava soğuk olduğu için kuş dayanamayıp karın üstüne düşmüş.
Kuş çaresiz ölümü beklerken oradan geçen bir inek sürüsü kuşun üstüne sıçmış. Kuş tam ineğe küfür edecekken bokun sıcaklığıyla kanatları çözülüvermiş. Kuş sevinçle ötmeye başlamış oradan geçen bir kedi kuşun sesini duymuş. Ve boku eşeleyip kuşu çıkarmış.
Kuş tam teşekkür edecekken kedi onu yemiş.
Demek ki neymiş;
1-Her üstüne sıçanı düşmanın sanma.
2-Seni her boktan kurtaranı dostun sanma.
3-Ve en önemlisi bokun içinde mutluysan sesini çıkarma.

Ekleyen: aşk cafe-Facebook

Posted in Fıkralar | Leave a comment
Ağu 13

“Bravo Capitano” tuzağı

Düne kadar batılılar “barbar” diye kınadıkları Türklere bugünlerde yeniden sevdalanmış gibi övgüler yağdırıyorlar. Bu övgülere çanak tutan işbirlikçileri de maşaallah boş durmuyorlar. Kimisi Kandil teröritlerinin kerametinden bahsederken, kimisi de müttefikliğin gereğinin yerine getirilmesi konusunda ahkâm kesiyorlar. Düşünüyorum da Yüce Türk Milleti bu kadar saf mı? Batının çok yüzlü olduğunun şahitliğini bağıran tarihten habersiz mi? Anlamak mümkün değil. Aslında anlıyoruz ama dilimiz varmıyor demek daha doğru olur. Şu an da Türk Milleti’nin büyük çoğunluğu Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini hatırlıyor, hatırlamayanlar için ise okumaları ile her şeyi fazlasıyla anlayacakları inancında olduğunu belirtmek istiyorum. Batının Irak gibi…. Afganistan gibi… Suriye sevgisine tutulduğu aşikârdır.(KŞ)

Bu konu ile ilgili olarak Milliyet Gazetesi yazarı Fikret BİLA’da şunları yazmaktadır.
“Batı basınında bir Türkiye övgüsüdür gidiyor. Sanki gazeteler, Türkiye’yi parlatmak için yarışa girmişler gibi…
Türkiye’nin askeri yeteneğinden dem vuranlar, coğrafi üstünlüğünün sağladığı avantajları sıralayanlar; bir “Türkiye sevdası” ki sormayın gitsin! Batı’nın Türkiye’ye tuttuğu alkış “Bravo Capitano” (Bravo Yüzbaşı) öyküsünü anımsatıyor. İkinci Dünya Savaşı’nda siperdeki askerlere duygulu bir nutuk attıktan sonra, siperden fırlayan İtalyan Yüzbaşı arkasına baktığında kimsenin siperden kıpırdamadığını görmüş. Vurulup yere düşerken bakmış ki, kendisiyle birlikte siperden fırlamaya hazır gibi duran askerleri “Bravo Capitano” diye alkış tutuyorlar, ama arkasından gelen yok.”

(Fikret Bila / Milliyet)

Posted in Gündem | Leave a comment
Ağu 12

Adaletin Önemi…

*Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.
*Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır. Hz. Muhammed
*Memleketler kılıçla alınır, ama adaletle muhafaza edilir. Timurlenk
*İnsancıl olmadıkça adil olamazsın. Vauvenargues
*Hukukun kuvvetinin azaldığı yerde, kuvvetlinin hukuku geçerli olmaya başlar. Maurıce Dueverer
*“Adalet mülkün(devletin) temelidir.” Hz. Ömer

Posted in Yazılarım | Leave a comment
Ağu 12

Ey Türkler Irkçı mısınız?

“Bu milletin yakın bir zamana kadar kendine mahsus bir adı yoktu”. Ona: ’Sen yalnız Osmanlısın. Sakın başka milletlere bakarak sen de milli bir ad isteme. Milli bir ad istediğin dakikada Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasına sebep olursun’ demişlerdi. Vatanımı kaybederim korkusu ile, ‘Vallahi Türk değilim’ demeye mecbur edilmişti zavallı Türk,.” *

Şimdi de yaşadığı ülkesinde Türk’ün adından bahsetmek ırkçılık olarak gösterilmeye çalışılıyor. İngiliz, Rus, Fransız, Alman, Amerikan, Arap vb… söylendiği zaman ırkçılık olmuyor. Ama “Türk” denildiğinde ırkçılık oluyor. Bunu sayın okuyucuların yorumlarına havale ediyorum.

*Ziya Gökalp “Türkçülüğün Esasları” kitabından 34.Sayfa

Posted in Gündem | Leave a comment
Ağu 12

Dünya Diyor Ki!…

Bana dünya derler ezelden beri
Türk’e hayran oldum Türk’ü bilirim
Tarihe şan veren kahraman çeri
Türk’e hayran oldum, Türk’ü bilirim

Zalimlere doğan, şahin, atmaca
Beş vakit namazla çıkar miraca
Dostluk, kahramanlık, mertlik ustaca
Türk’e hayran oldum, Türk’ü bilirim

Ben, Türk’ten öğrendim şerefi, şanı
Rüzgârdan atıyla dağlar aşanı
Dost tutar mazlumu, yere düşeni
Türk’e hayran oldum, Türk’ü bilirim

Hakk’a baş eğmiştir, İslam’dır yolu
Peygamber övgülü bükülmez kolu
Gönlü, kalbi, yurdu insanlık dolu
Türk’e hayran oldum, Türk’ü bilirim

Pek çok ülkelere huzur getiren
Bilimi, tekniği, aklı yetiren
Zulümü, vahşeti, kanı bitiren
Türk’e hayran oldum, Türk’ü bilirim

Türk’e helal olsun kemiğim etim
Beni aydınlatan Türk’e hasretim
Türk güçlensin, gider hemen kasvetim
Türk’e hayran oldum, Türk’ü bilirim

Gel, Türk’te gör, hoş görüyü, barışı
Nötrondan etkili Türkün dövüşü
Şahbaz’ım paylaşır aynı görüşü
Türk’e hayran oldum Türk’ü bilirim

30.12.1993

Posted in Şiirlerim | Leave a comment
Ağu 11

“Kahrolsun Amerika!”

        Üç Amerikalı asker Irak’ın Bağdat şehrinde bir bakkal dükkânına girerler. Alış veriş yaparlarken “Kahrolsun Amerika” diye bir ses duyarlar. Etrafa bakınırlar ve sesin bir papağandan geldiğini anlarlar. Bunun üzerine Iraklı bakkala çıkışırlar;
      “Bu papağanı buradan yok et, yarın geldiğimizde görürsek seni mahvederiz.”
        Amerikalı askerler gittikten sonra bakkal, kara kara düşünmeye başlar. Çünkü papağanı çok sevmektedir. Derken, aklına cami imamının papağanı gelir. Hemen imamın yanına koşar, Başından geçenleri anlatıp rica eder:
       “Hocam sakıncası yoksa papağanları değişelim.”
         Hoca kabul eder ve papağanları değiştirirler.
         Ertesi gün işgalci Amerikan askerleri gelir, papağanı görürler ve öfkeyle;
        “Biz sana bunu yok edeceksin demedik mi?” diye çıkışırlar.
         Iraklı bakkal, “bu papağan, o papağan değil” dese de inandıramaz.
         Sivri zekâlı askerin biri “ben şimdi anlarım, bunun dünkü papağan olup olmadığını” der ve papağanın tekrarlamasını umarak bağırır:
        “Kahrolsun Amerika!” 
         Ses çıkmayınca bakkal dâhil hep birlikte bağırmalarını söyler:
        “Kahrolsun Amerika!”
         Yine ses yoktur. Tekrar bağırırlar
        “Kahrolsun Amerika!”
         Ve papağan konuşmaya başlar.
        “Amin evlatlarım!..”
Posted in Fıkralar | Leave a comment
Ağu 11

Adaleti Sağlamayan Kadılar

          Osmanlı İmparatorluğu’nda Yıldırım Beyazıt zamanında saraya gelen sekiz-on kişi Yıldırım Beyazıt Han’a kadıların rüşvetsiz iş görmediğini, parayı sayanın, altını verenin davayı kazandığını “yoksula hak kalmadı padişahım” diyorlardı. Yoksul musun şamar oğlanısın padişahım, bağışla bizi bu lafımız bile azınadır diyenler artmıştı. “Biz seni biliriz, sana adalet demiş bel bağlamışız. Adaletin bu ise sana bel bağlayanın durumu nicedir. Tanrı bilsin” dediler.
           Bu sözlerden sıkılan Yıldırım Beyazıt Han, Sadrazam Ali Paşa’ya “Üç ya da dört gün içinde kadıların tamamı Bursa’ya çağrıla” diye emir verir.
           Vakit gelince; “Tamam mıdır Ali Paşa? Kadılarımız tam tekmil Bursa’ya gelmiş midir? Gelmediyse gelmemeye sebep nedir? Ali Paşa:
           “Gelmişlerdir Sultanım!” diye cevap verir. Yıldırım Beyazıt Han:
           “Yahşi!” diye karşılık verir. “Bu gün hemen şimdi Alboyacılar çarşısındaki konağa doldurulacaklar. Konak sağlam gözetlene, sağlam kilitlene, bir kaçan olmaya! Yarın kuşluk vakti Adaleti sağlamak için han yakıla!” diye emir verir.
             Yıldırım Beyazıt Han’ı fikrinden vazgeçirmek kolay değildir. Kimse buna cesaret edemez. Fakat kadıların günahsız bir şekilde yanmasını da istememektedirler. Konu en sonunda Yıldırım Beyazıt Han’ın soytarısına kadar ulaşır. Padişahı güldürmeye çalışan soytarı Yıldırım Beyazıt Han’ı kadıların yakılması fikrinden vazgeçirir ve kadıları yanmaktan kurtarır.          
Posted in Hikayeler | Leave a comment
Ağu 11

Bir Damla

 Artık her şey ayanede
Teşhir edilmekte zamla
Göremedik zamanede
Akıl, bir damla, bir damla

 

Kimi, yalamış mürekkep
Kimi inat, sanki merkep
Beyinlere doluşmuş hep
Çakıl, bir damla, bir damla

 

Boyan mavi, yeşil, bozla
Elindeki çürük kozla
Gerçek gibi sahte pozla
Kasıl, bir damla, bir damla

 

Zihinlerde imarlara
Gözlerini yumarlara
Serum olup damarlara
Sıkıl, bir damla, bir damla

 

Hiç olmazsa uyruk gibi
Haktan gelme buyruk gibi
Doğrulara kuyruk gibi
Takıl, bir damla, bir damla

 

22.2.1992
Posted in Şiirlerim | Leave a comment