Yahudi’nin birine tokat atan adam hakim karşısına çıkarılır:
-Neden vurdun?
-Bunlar İsa Peygamberi çarmıha germişler…
-İyi de bu kaç bin yıl önce olmuş..
-Valla ben dün duydum…
Yahudi’nin birine tokat atan adam hakim karşısına çıkarılır:
-Neden vurdun?
-Bunlar İsa Peygamberi çarmıha germişler…
-İyi de bu kaç bin yıl önce olmuş..
-Valla ben dün duydum…
Eğitmişiz bunca zaman
Hep yolsuzluk profları
Dedirtirler aman aman
Hep yolsuzluk profları…
Yolluları, yolsuzları
Kolluları, kolsuzları
Çulluları, çulsuzları
Hep yolsuzluk profları…
Yüreklerde sevgilere
Söylenecek yergilere
El koydular vergilere
Hep yolsuzluk profları…
Sinsi sinsi hep gülerler
Yetimin hakkını yerler
Utanmadan safız derler
Hep yolsuzluk profları…
Evirdiler, çevirdiler
Nice çamlar devirdiler
Yüzümüze geğirdiler
Hep yolsuzluk profları…
22.2.1992
Hayatı “çaresizlikle” dolu bir adamın öyküsüdür. Lütfen dikkatle okuyun!
7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.
8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda karga kovalayarak geçirdi.
10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı.
17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.
24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
25 yaşında sürgüne gönderildi.
27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı kendisinin de üyesi bulunduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları seyrediyordu.
30 yaşında amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.
37 yaşında böbrek hastalığından Viyana’da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.
37 yaşında komutan olarak atandığı ordu, dağıtıldı.
38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden alındı.
38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.
38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkarıldı.
38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.
39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.
Sonra ne mi oldu?
42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu.
Okuduğunuz öykü efsanevi lider Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’e aittir.
Şimdi düşünün, sizin başarılı olmanızı engelleyen ama Atatürk’ün karşısına çıkmamış bir engel var mı?
Başarınızın önündeki engel ne? Paranız mı yok? Atatürk’ün de yoktu! Sağlığınız mı bozuk? Atatürk’ün de bozuktu! Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var? Atatürk’ün de vardı! Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkadan mı vurdu? Atatürk’ü de vurdular! Aileniz çok zengin değil mi? Atatürk’ünki de değildi! Amirleriniz hakkınızı mı yiyor? Atatürk’ün hakkını da yemişlerdi! Sizden daha beceriksiz ama hırslı insanlar, sizden daha hızlı yükselip size amirlik mi yapıyor? Atatürk’ünde başına gelmişti! Geçmişte bazı denemelerinizde başarısız mı oldunuz? Atatürk’te olmuştu! Hakkınızda idam fermanı çıktığı için mi başarılı olamıyorsunuz? Atatürk’ünde başına gelmişti!
Kaynak “Her şey seninle başlar” Mümin Sekman
Ham adamlar olur paraya alet
Elden değil, özden gelir asalet
Beklenen, özlenen gerçek adalet
Kayboldu toplumda bir serap gibi…
Bilinmez belânın yakamozları
Şuursuz, afyonlu bütün kozları
Takınır anlamsız sahte pozları
İnsanlık perişan bir harap gibi…
İblisin işini iblisçe alan
Engerek zehrini Dünya’ya salan
Kan, kin ve irin sadece kalan
Doğruluk kalplerde ıstırap gibi…
İnsanlık uğruna düşün bir anlık
Doğruluk, dürüstlük altın gerdanlık
Harama, dörtnala koşan insanlık
Şeytana amade ve türap gibi…
17.09.1988
Bütün bunları bilmeyen var mı? Allah sonumuzu hayır eylesin.(KŞ)
Yayla havasında bir güzel gördüm
Saçı Toroslar’da ormana benzer
Utanmadım, adım adım göz sürdüm
Her hali, bir derde dermana benzer
Nazları, şahlanan kırat gibidir
Sevdası mahşerde sırat gibidir
Bakışı canlara berat gibidir
Gönül darmadağın harmana benzer
Işığı güneşi kıskandırmakta
Duruşu deliyi uslandırmakta
Şuh sesi ölüyü canlandırmakta
Sözleri sultandan fermana benzer
Sandım saraylardan çıkıp ta gelmiş
Bilmem, kaç yiğidin gönlünü çelmiş
Güzelliği bir dünyaya bedelmiş
Tavrı, zarafeti sultana benzer
Yusuf’u, Züleyha zindana atmış
Aslı’ysa Ferhat’ı dağa fırlatmış
Mecnun, Leyla için çöllerde yatmış
Şahbaz’ın sevdası destana benzer
09.05.2009
Tanrı eşeği yaratmış ve ona demiş ki:
“Sen bir eşeksin. Sabahtan aksama kadar yorulmadan, yakınmadan çalışacaksın ve ağır yükleri sırtında taşıyacaksın. Ot yiyeceksin az akilli olacaksın ve 50 yıl yasayacaksın”.
Eşek cevap vermiş:
“50 sene böyle bir hayat için çok çok fazla, lütfen bana 20 yıldan fazla verme!” ve öyle oldu…
Sonra tanrı köpeği yaratmış ve ona demiş ki:
“Sen bir köpeksin. İnsanların mallarını koruyacaksın, onların en yakin dostu olacaksın. Geriye kalan artıkları yiyeceksin ve 25 yıl yasayacaksın.”
Köpek cevap vermiş:
“Tanrım, 25 yıl böyle yasamak çok fazla. Bana 10 yıl ver yeter” ve öyle oldu…
Daha sonra Tanrı maymunu yaratmış ve demiş ki:
“Sen bir maymunsun. Ağaçtan ağaca salınacak ve bir aptal gibi davranacaksın. İnsanları eğlendireceksin ve 20 yıl yasayacaksın”.
Maymun cevap vermiş:
“20 sene dünyanın palyaçosu olarak yasamak çok fazla. Bana 10 seneden fazla verme” demiş. Ve öyle olmuş…
Daha sonra Tanrı yılanı yaratmış ve demiş ki:
“Sen bir yılansın. Dünyada yüzüstü sürünerek 15 yıl yaşayacaksın.
Yılan cevap vermiş:
“15 yıl yüzüstü sürünerek yaşayamam. Bana 5 yıl yeter Tanrım” demiş.
En sonunda Tanrı insanı yaratmış ve ona demiş ki:
“Sen bir insansın. Dünyada yasayacak tek rasyonel düşünen canlı olacaksın. Diğer yaratılmışlara zekânı kullanarak hükmedeceksin. Dünyayı yöneteceksin ve 20 yıl yasayacaksın.”
İnsan cevap vermiş:
“Tanrım, insan olarak 20 yıl yetmez. Lütfen bana eşekten artan 30 yılı, köpekten artan 15 yılı ve maymun ile yılanın 10 yılını ver. ” demiş.
“Tanrı bunu kabul etmiş ve insan 20 yıl yaşamış evlenmiş ve 30 yıl eşek gibi sabahtan akşama kadar çalışmış ve ağır yükler taşımış. Sonra çocukları olmuş ve 15 yıl köpek gibi evini korumuş, aileden arta kalanlarla beslenmiş. Sonra ilerleyen yaşında 10 yıl maymun gibi,
Aptal gibi davrandı ve torunlarını eğlendirmiş. Son 10 yılını da yerinden kalkamaz duruma gelmiş ve yılan gibi sürünerek yaşamış. Bu güne kadar böyle gelmiş…”
*Lamartine atalarımız hakkında şunları yazar:
Amerikan ile İngiliz generali konuşuyorlarmış. Biri ‘bende bir er var çok ahmak!’ demiş. Diğeriyse hayır! Bende bir er var, o daha da ahmaktır!’ demiş. Tartışma çok büyümeden kimin askerinin daha ahmak olduğunu anlamak için yarışma gibi bir davranışa karar vermişler. İlk general askerini yanına çağırıp ‘Oğlum! Git bana bu 5 dolarla bir Mercedes al, gel!’ demiş. İkinci general de askerini çağırıp ‘Git bak oğlum, ben ordu evinde miyim?’ demiş. İki asker çarşıda karşılaşmışlar. İlki ‘Yahu benim general çok ahmak! Bu günün Pazar olduğunu bildiği halde beni araba aldırmaya gönderdi!’ demiş. İkincisi atılmış: ‘Benim generalim daha ahmak! Yanında telefonu dururken beni ordu evine gönderdi!’
Vakti zamanında bir hükümdar, vezirlerine şöyle bir emir vermiş. —Tebaamdan bana Hızır Aleyhisselam’ı bulup getirecek bir kul var mıdır? Araştırılsın!.. O gün memleketin dört bir yanına tellâllar çıkartılmış. Ancak kimsenin bu işe cesaret ettiği yok! Fakat devletin elinin erişmediği uzaklarda bir yerde pek yoksul bir ihtiyar yaşarmış. Adamcağız uzun uzun düşündükten sonra “Eğer bazı şartlar öne sürer bu işe razı olursam ahir-i ömrümde birkaç zaman bolluk ve refah yüzü görürüm. Hükümdarın tebaası olarak bizi arayıp sorduğu mu var? Hem ola ki talih yaver gider,” deyip sarayın yolunu tutmuş. Hükümdar ihtiyara kırk gün süre tanıyıp her türlü isteğinin yerine getirilmesini ferman buyurmuş. İhtiyar o kırk günde ne kadar fakir fukara varsa doyurmuş, yardımda bulunmuş. Kırkıncı gün sarayın adamları kapıya dayanmışlar ve “Buyur efendi gidiyoruz!” demişler. Zavallı ihtiyar, sayılı günün çok çabuk geçtiğini bilerek emre rıza göstermiş. Yolda yanlarına bir fakir derviş takılmış. —Ben de sizinle geleyim ve sarayı bir kez olsun göreyim, demiş. İhtiyar ve sarayın adamları buna rıza gösterip huzura varmışlar. Hükümdar ihtiyara bakmış; ihtiyar hükümdara bakmış. Ortada ne Hızır var, ne mazeret. Adamcağız durumu anlatacakken hükümdar ateş püskürür vaziyette en büyük vezirine sormuş: —Efendi söyle bu densize ne ceza verelim? —Hünkârım, bu adamı kırk katırın kuyruğuna bağlayıp sürütelim. —Aslına huuu… Nesline huuu!… Diye bir ses duyulmuş ihtiyarın yanına takılıp gelen dervişten. Sultan sesinin çıkarmamış ve ortanca vezirine sormuş: —Söyle bre bu herife ne yapılım? —Bu herifi keşkek edip leşini köpeklere yedirelim. —Aslına huuu… Nesline huuu!… Demiş yine fakir derviş. Hükümdar ona sert sert bakmış. Sonra aynı suali küçük vezire sormuş. Küçük vezirin cevabı şöyle olmuş: —Yüce Sultanım. Bu zavallı ihtiyar zaten ömrünün sonuna yaklaşmış. Yoksulluk ve devletin ilgisizliği yüzünden bir yalana tevessül etmiş. Kaldı ki aldığı her kuruşu fakir fukaraya dağıtmış. Affetmek büyüklük alâmetidir. Büyüklüğünüzü gösterip bağışlayıveriniz. —Aslına huuu… Nesline huuu!… Demiş derviş yine Padişah öfkeyle sesin geldiği yana dönerek adeta kükremiş: —Bre sen kim olasın ve niçin hep aynı şeyi söyleyip durmaktasın? Padişah huzurunda edep böyle mi olur? Derviş hükümdarı saygıyla selamlamış ve söze başlamış. —Haşmetlû Hünkârım! Senin büyük vezirinin babası katırcı idi, onun için ihtiyarı katırlara sürütmek istedi. Ortanca vezirin babası keşkek dükkânı işletirdi. Etin artığını da köpeklere atardı.O da babasının yaptığını uygun gördü bu ihtiyara. Şu küçük vezirine gelince; O asil bir vezir ailesinden gelmektedir ve vicdanı bu ihtiyara devlet himayesiyle mücazat etmesini gerektiriyor. Babasından da öyle görmüştü zira. Hepsinin sözleri, asıllarını ve hangi nesilden olduklarını göstermektedir. Bende o sebepten “Aslına huuu… Nesline huuu!…” diyorum. Padişahın merakı artmış. Hayretler içinde, bu fakir dervişin bütün bunları nereden bildiğini merak ederek sormuş: —Peki, derviş sen kimsin? —Ya sen, bu gün kimi bekliyordun Hünkârım? Sonra da önce küçük veziri ardından da kendisini işaret ederek, -İşte vezir, işte Hızır!… Deyip ortadan kayboluvermiş. *Bu sözün manası “Aslını da Allah’a havale ettim, neslini de! Demektir. Böyle bir temenni iyiler için dua; kötüler için ise bedduadır olmaktadır.
* İskender Pala’nın “İki Dirhem Bir Çekirdek” adlı kitabından