Nis 03

UMUTLA DOLU YÜREKLER

UMUTLA DOLU YÜREKLER…

Mustafa Kemal’in askerleriyiz!..” Bu uran (slogan) artık Atatürk sevgisinin çok ötesinde anlamlar ifade ediyor. Türklük sevgisini, Türklüğü yüceltme ülküsünü anlatıyor. Çağdaşlığı, laikliğe bağlılığı anlatıyor. Türklüğün ancak çağdaş olarak yükselebileceğini anlatıyor. Her şeyden önce de bağımsızlık ruhunu, Türk’ün hiçbir emperyalist güce tutsak olamayacağını anlatıyor.

Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” Ebru Eroğlu, İzzet Talip Akarsu, Serhat Gündar, Deniz Demirtaş, Batuhan Gazi Kılıç… Onların şahsında bütün teğmenlerimiz, bütün subay ve astsubaylarımız, bütün erlerimiz… Ve elbette hepimiz Mustafa Kemal’in askerleriyiz. Anıtkabir defterine “Senin askerin.” diye yazan Ebülfez Elçibey’i hatırlıyorum ve yüreğim çarpıyor, ben de haykırıyorum: Mustafa Kemal’in askeriyim!

Türk Dünyası Müzik Topluluğu, sevgili Cem Gürdal’ın şefliğinde çok sevdiğim bir parçayı okuyor: Özbek, Türkmen, Uygur, Tatar, Azer bir boydur / Karakalpak, Kırgız, Kazak bunlar bir soydur… Ortada Çiğdem, Feryal, Seher, Feza. Çalgılarda artık hepsi de tanıdık yüzler, akraba yüzler: İnanmengler, aldanmengler ey Türk yigitler!… Sen hiç meraklanma sevgili Sabir Kârger! Artık inanmayacağız, hiçbir emperyalistin tatlı sözüne, yumuşak ipeklisine inanmayacağız. 1980’lerde, Afganistan’dan yeni gelmiş bir öğrenci iken seni dinleyen birkaç kişi idik. Bak şimdi bütün Türk Dünyası’ndan milyonlarca insan senin Anayurt Marşı’nı dinliyor. Umutla başını kaldırarak, umutla gözlerini geleceğe mıhlayarak. Türk’ün geleceği, Türk’ün yarını parlak.

Anayurt Marşı bitti. Kara giysili bir kötü ruh çıktı sahneye. Acayip danslarıyla soydaşları, dildaşları, ülküdaşları aldatmaya çalışıyor. Ancak kadın şamanlarımızın güzel dansları ve musikileriyle yerin altına gönderiliyor. Kara giysili çağdaş emperyalistler, Türk’ün ak ruhuna, direnişi anlatan rakslarına ve müziklerine çarparak parçalanıyor.

Umut doldu yüreğim. Anadolu’nun dört bir yanına doğru uçuç böceği gibi uçtu yüreğim. Edirne’den, Van’dan, Akdeniz’den ötelere doğru kanatlandım. Girne’ye, Bakü’ye, Semerkant’a baktım yükseklerden. Aşkabat’a, Merv’e baktım; Bişkek’e, Talas’a baktım; Astana’ya, Almatı’ya baktım. Kartal gibi, bürküt gibi uçuyordum. Kerkük’e, Kırım’a, Kazan’a, Kâşgar’a gel ediyordum, el ediyordum. Umutla bakıyordum Türk Dünyası’na, şairlerine, ressamlarına ve bütün sanatçılarına, bütün insanlarına.

Alıntı

Posted in Gündem | UMUTLA DOLU YÜREKLER için yorumlar kapalı
Nis 02

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

2 Nisan:

1453 – Fatih Sultan Mehmetİstanbul‘u kuşatma harekâtına başladı.

1912 – Titanik gemisinin yapımı tamamlandı.

1930 – Haile Selassie, kendini Etiyopya İmparatoru ilan etti.

1978 – Dallas dizisi, Amerikan CBS televizyonunda ilk kez yayımlandı.

2020 – Doğrulanmış COVID-19 vakalarının sayısı dünya çapında 1 milyonu geçti.

Arthur Tudor (Ö. 1502)

Émile Zola (D. 1840)

Sabahattin Ali (Ö. 1948)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 02

ALTIN GÜZELLİĞİNİ SOLDURMA GÜLÜM

ALTIN GÜZELLİĞİNİ SOLDURMA GÜLÜM

* * *

Her an sabırlı ol köpürme, taşma

Bir anlık hevesle yanılıp şaşma

Sen, sen ol, sakın ha haddini aşma

Yaprağını, dalını yoldurma gülüm

Altın güzelliğini soldurma gülüm

* * *

Fitneye, kalbinde yer verme sakın

Gönül kabesine sevgiyi takın

Bütün güzellikler sevgiye yakın

Yaprağını, dalını yoldurma gülüm

Altın güzelliğini soldurma gülüm

* * *

Çıkar, gönlündeki sahte ilahı

Dürüstlük her çağın altın silahı

Çekemem diyorsan ah ile vahı

Yaprağını, dalını yoldurma gülüm

Altın güzelliğini soldurma gülüm

* * *

Doğruluk her tavrın ası değil mi?

Ahlâk güzelliğin hası değil mi?

Kin, tüm sevgilerin pası değil mi?

Yaprağını, dalını yoldurma gülüm

Altın güzelliğini soldurma gülüm

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | ALTIN GÜZELLİĞİNİ SOLDURMA GÜLÜM için yorumlar kapalı
Nis 01

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

1 NisanŞaka Günü

457 – MajorianusBatı Roma imparatoru ilan edildi.

1947 – I. PaulosYunanistan kralı oldu.

1955 – Kıbrıs Rumları, adanın Birleşik Krallık‘tan bağımsız olmasını öngören EOKA hareketini başlattı.

1976 – Apple şirketiSteve JobsSteve Wozniak ve Ronald Wayne tarafından kuruldu.

1979 – Ruhullah Humeyniİran İslam Cumhuriyeti‘ni ilan etti.

Otto von Bismarck (D. 1815)

Richard Zsigmondy (D. 1865)

Max Ernst (Ö. 1976)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 01

ÖLÜMSÜZ ÖLÜM

ÖLÜMSÜZ ÖLÜM

101 yıl önce, Türk Töresinin öğrettikleri Cumhuriyet ile hayat buldu. Tüm dünyaya Türk’ün haklı mücadelesi ispatlandı ve ebediyete kadar var olacağımız kanıtlandı.

Bir yanımız Cumhuriyetimizin ikinci asrına adım atmasını büyük bir coşkuyla kutluyor, diğer yanımız ise bize bu Cumhuriyeti, vatanı, özgürlüğümüzü veren Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü yad ediyor. Milli Mücadele’nin devamında devrimler ile beraber kazandığımız haklarımıza, 101 yıl aradan sonra, yeniden dört elle sarıldığımız bir mücadele veriyoruz.

Öyle bir aydınlanma düşünün ki karanlık köşeler bir asır sonrasında dahi titremeye devam etmekte. Türk Devrimi’ne duyulan nefretin esas sebebi bu aydınlanmada gizlidir. Atatürk, büyük bir asker ve büyük bir devlet adamıydı ama hepsinden de önemlisi belki de en büyük devrimciydi. Damarlarında akan kandaki asaletin binlerce yıllık Türk Töresi ve bu töreye bağlı ilerici düşünce yapısı olduğunun bilincindeydi. Bu bilinç doğrultusunda “Türk’üm” diyebilmek, Ulu Önder için bir mutluluk ve övünç kaynağıydı.

1919 yılında Samsun’da atılan ilk adım, yüzlerce yıllık bir uykudan uyanışı temsil ediyordu. Töresi adeta unutturulmuş bir millet, bir Gökbörü’nün ardından topyekün mücadele için seferber oldu. Çetin geçen yıllar ardından, takvimler Ekim’in 29’unu gösterdiğinde ise bu zorlu bağımsızlık mücadelesi Cumhuriyet ile taçlandırıldı ve Türk ulusu geleceğini kazandı. “Benim en büyük eserim” dediği Cumhuriyetin yalnızca on beş yılına şahit olabildi Ulu Önder. 57 yıllık ömrüne birçok cephede savaşı, Gazi unvanını, binlerce kitabı, sayısız barışı ve en önemlisi de bir ulusun geleceğinin yok oluştan kurtuluşunu sığdırdı.

Atatürk’ün verdiği mücadele yalnızca savaşın ve barışın mücadelesi değildi. Kurduğu planlar, cephelerin hepsinden öteydi. Onun mücadelesi yeri geldiğinde ulusuna okuma yazmayı ve matematiği de öğretmekti. Bir ağacın kesilmemesi için evi de taşıyabilmekti. Çocuklara umut dolu bir gelecek verip onların da bir bayramının olmasını sağlamaktı. Birçok medeniyetten önce uygarlığın gelmesini sağlayıp Türk kadınına yeniden hak ettiği yeri vermekti. Onun mücadelesi yalnızca ulusunun barış dolu günler yaşaması için değil; bütün bölgenin ve tüm dünyanın da barış içinde olabilmesi içindi. Savaşı zaruri olmadıkça cinayet olarak gören en büyük savaşçı, nesillerin ebedi başöğretmeniydi.

Türk ulusunun Atatürk önderliğinde kazandıkları bir tesadüf değildir. Unutturulan bir tarihin ve o tarihten gelen özün aslına dönmesi idi aynı zamanda. Atatürk, damarlarımızda akan kanın anlamını biliyordu. O kanın bir daha akıtılmasına cüret edilmemesi içindi mücadelesi bir yerde de. Benliğini, kimliğini, özünü neredeyse unutmuş kalabalıkların isterse en büyük devrimleri bile başarabileceğinin ispatıydı önderliği. Erkeğin süngü taktığı yerde kadının top mermisi taşıyacağını gösterdi. Herkesin eşit olabileceğini ve eşit şekilde geleceği şekillendirme hakkının mümkün olduğunu dünyaya haykırdı. Bütün yokluklara ve baskılara karşı uçak dahi üretebilmekti devrimi. Tarımın yanında sanayinin de olabileceğini öğretti. Ezberin ve dogmanın yerine sorgulamanın bir toplumu ilerleteceğini anlattı. Bütün öğrettiklerine rağmen, günü geldiğinde, ilim ilerlediğinde sözlerine karşı ilmin seçilmesini tembihledi. “Ben gidersem Cumhuriyet gider” demedi ama O’nun yolundan uzaklaşıldığında Cumhuriyetin gidebileceğini de yıllar bizlere acı bir şekilde gösterdi.

Cumhuriyet yalnızca bir seçme-seçilme devrimi değildi. Rejimlerin ötesinde bir anlayışı barındırıyordu içerisinde. İçinde barındırdığı binlerce katman diğer bütün cumhuriyetlerden farklı olarak binlerce yıllık bir tarihin 20. yüzyılda kendine yeniden yer bulup, aynı zamanda da dünyaya örnek teşkil edebilecek kadar öneme sahip olmasıydı. Türk’ün vazgeçilmezlerinin yeniden Türk ile anlam kazanmasıydı Cumhuriyet. İşte, yıkmaya çalıştıkları o yüzden bir rejim değil; binlerce yıllık yüksek bir varlık birikiminin hayata geçmiş son kalesidir. Ve işte, yine bu yüzden de asla yıkılmayacaktır.

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken aynı zamanda Türk uygarlığının ve töresinin yeniden tesisini ve öğretilmesini de amaçlamıştır. Uygarlığa erişmiş köklerimize yalnızca geri dönmekle kalmayıp bu uygarlığın tüm insanlıkla paylaşılması da devrimimizin esasları arasında yer almıştır. Çünkü Türk yalnızca yıldırım ve kasırga değil; dünyayı aydınlatan güneştir de. Bu yüzden O, ulusu için her zaman en güzelini ve en iyisini istemiştir çünkü özgür bir uygarlık yalnızca özgür olabilmiş insanlar tarafından kurulabilirdi ve o özgür insanlar da dünyayı güneş gibi aydınlatabilecek güce sahipti.

Dahili ve harici düşmanların özgürlüğümüze vurduğu prangaların esas itibariyle ne anlama geldiğini görmüştü ve gelecek nesilleri de uyarmıştı. Bizden ve bizim gibi gözükenler, sahip olduğumuz bu uygarlığı yok etmek için çok çabalamışlardı ve çabalamaya da devam edeceklerdi. Hırsız içeriden olunca kapının kilit tutmayacağı gibi, aziz vatanımızın da içeriden yıkılmaya çalışılacağını biliyordu. O yüzden kendi naçiz bedeni toprak olduğunda dahi Cumhuriyetin ilelebet ayakta kalacağını söyledi çünkü devrim için attığı temelin rejimin özelliklerinden değil Türk ulusunun bizzat kendisinden geldiğini biliyordu.

Atatürk, başardığı devrimler ile bizlere esasen bir hatırlatma yapıyordu: Türk’ün insana ve insanlığa verdiği değeri. Bu değerlerlerin ışığında kurduğu Cumhuriyet ise modern çağda devletlerin nasıl vücut bulması gerektiğinin bir dersiydi. Türk’ün ahlakında yaşatmak, özgür olmak, adalete bağlılık ve eşitlik gibi değerler ne denli önemli ise modern çağın diğer devletleri de bunlara saygı duyacak biçimde şekillenmeliydi. Yurtta ve dünyada barışın, savaşların bitirilmesinin ve insanı insanca yaşatmanın önemi bu devrimle başta Türk ulusuna, sonra da tüm dünyaya örnek teşkil ediyordu.

101 yıl önce, Türk Töresi’nin öğrettikleri Cumhuriyet ile hayat buldu. Tüm dünyaya Türk’ün haklı mücadelesi ispatlandı ve ebediyete kadar var olacağımız kanıtlandı. 86 yıl önce ise bizlere bunu hatırlatan, yeri geldiğinde yeniden öğretmek için çabalayan, öğrendikçe de ilerleyebilmemiz için yılmadan mücadele eden Ata’mızı ve Ebedi Başöğretmenimizi kaybettik.

Ebedi Başöğretmen olmasının en büyük ispatı, nesiller sonra bile, on milyonların Ulu Önder’i tanımadan askeri olmasıdır. O’nun öğrettiklerinin ışığı ile on milyonlarca Türk, Cumhuriyet’in ve tüm emanetlerinin ilelebet muhafızı olmayı kendine görev edindi. Bu yüzden, naçiz bedeninin toprağa dönmesi asla bir son değildi. Aksine tabiatın yağmurları ile yıkanmış çocuğun, yıldırımlardan ve kasırgalardan yeniden korkmamayı öğrenmesi için açılan bir sayfaydı. Türk, tabiatını tanıdığında yeniden yıldırım, kasırga ve dünyayı aydınlatan güneş olacaktır.

Cumhuriyetimiz ilelebet payidar kalacak; Mustafa Kemal Atatürk ölümsüz bir ölümde yolumuzu sonsuza dek aydınlatacaktır.

Alıntı: MDM Selçuk Erenerol

Posted in Gündem | ÖLÜMSÜZ ÖLÜM için yorumlar kapalı
Mar 30

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

30 Mart:

1842 – İlk kez bir ameliyatta dietil eter ile anestezi uygulandı.

1856 – Kırım Savaşı‘nı bitiren Paris Antlaşması imzalandı.

1863 – Wilhelm GeorgYunanistan kralı oldu.

1867 – AlaskaABD tarafından Rus İmparatorluğu‘ndan 7,2 milyon dolara satın alındı.

2006 – Marcos Pontes, uzaya çıkan ilk Brezilyalı astronot oldu.

II. Mehmed (D. 1432)

Vincent van Gogh (D. 1853)

Friedrich Bergius (Ö. 1949)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 30

RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

RAMAZAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN

Bizi, başı rahmet ortası mağfiret sonu cehennemden azad Ramazan ayına ve ardında Ramazan Bayramına kavuşturan, bize şah damarımızdan yakın, kainatın yaratıcısı, alemlerin Rabbi Yüce Allah’a hamd olsun. Mutluluğuyla, huzuruyla, bereketiyle, sevgisiyle Ramazan Bayramınız kutlu ve mübarek olsun.

Nice bayramlara…

Ramazan BayramıŞeker Bayramı ya da İftar Bayramı (Arapça Îdü’l-FitrFarsçaÎd-ı Fitr), İslam âleminde oruç tutma ayı olan Ramazan ayının ardından üç gün boyunca kutlanan dinî bir bayramdırHicrî takvime göre onuncu ay olan Şevval ayının ilk üç gününde kutlanır. Bayramdan bir önceki gün Ramazan ayının son günü olan arifedir.

Hicri takvim bir ay takvimi olduğu için yıllar güneş temelli miladi takvimden 11-12 gün kısadır. Bu nedenle Ramazan Bayramı her sene bir önceki seneden 11-12 gün daha erken kutlanır. Yaklaşık olarak her 33 senede bir Ramazan Bayramı aynı günlere tekabül eder.

Posted in Gündem | RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN için yorumlar kapalı
Mar 29

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

29 Mart:

1430 – Osmanlı padişahı II. MuradSelanik‘i fethetti.

1941 – II. Dünya SavaşıMatapan Burnu Muharebesi sona erdi.

2004 – BulgaristanEstonyaLitvanyaLetonyaRomanyaSlovakya ve SlovenyaNATO‘ya kabul edildi.

2006 – Dünya’nın büyük bir bölümünde gözlemlenen tam güneş tutulması gerçekleşti.

2010 – Moskova metrosunda gerçekleştirilen intihar saldırılarında 40 kişi öldü.

Memduh Şevket Esendal (D. 1883)

Gordon Milne (D. 1937)

Carl Orff (Ö. 1982)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 29

DEĞERLİ MİLLETVEKİLLERİ

“DEĞERLİ MİLLETVEKİLLERİ,

Adaletin tecellisi üzerine konuştuğumuz bir kanunun görüşmesini bitirirken;

Ne hazin bir denk geliştir ki;

İliç faciasının yıldönümü; İliç madencileri için adalet istemek durumunda kalıyorum…

Çayırhan madencileri için adalet istemek durumunda kalıyorum…

Ülkemin dün güne;

Tam 52 gün boyunca elektronik kelepçeyle evine hapis tutulan…

Yılın gazetecisi ödülünü alışını televizyon ekranından izlemek durumunda kalan…

Bütün bunlara müstahak görülmesine yol açacak tek satır da suçu olmayan bir gazetecinin “Özgürlük güzel” derken boşalan gözyaşlarının da sancısını yaşıyorum…

Sevgili Özlem’e selam olsun…

Barış Pehlivan’a, Kürşad Oğuz’a, Seda Selek’e,

Şu son İmamoğlu’nun tutuklanmasının protesto edenler ile ilgili haber yapan gazetecilerin tutuklanmaları ayrı bir sıkıntı…

Gazeteciliğin bedelini ödemeye, yargısızca mahkûm edilen Suat Toktaş’a selam olsun…

Onlara hatırlatmak istediğim biri var bugün…

Joseph McCarthy!

9 Şubat 1950…Dönemin Wisconsin Senatörü McCarthy, kürsüye elinde 205 kişilik bir “hain” listesiyle çıkıyor ve 6 saat boyunca Amerikan vatandaşlarını tehdit ediyordu…

15 Aralık 1950…

Bu defa daha özel bir liste vardı senatörün elinde;

Gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, aktörler, profesörler…

Dönemin en ünlü, en etkili isimlerini hedef gösteriyordu.

O günlerde daha eşelenecek bir sosyal medya geçmişi de yok tabii!!

Yıllar önce katıldıkları bir dernek toplantısı, arkadaşlarının dünya görüşü yetiyordu ünlülerin kendilerini “komite” önünde bulmalarına!

Orson Wells, Charlie Chaplin, Arthur Miller ve Bertolt Brecht… Kimler yoktu ki…

Özür dileyenler, susanlar, sinenler, muhbirliği kabul edenler kariyerlerinin zirvesine tırmanırken, direnenler ise kendilerini hapis veya sürgünde buluveriyordu.

Üniversiteler ‘rahatsız edici’ görüş ve yayınları nedeniyle öğretim üyelerini kovuyor…

Amerikan kütüphanelerindeki 30 bin kitap ‘sakıncalı’ bulunarak kaldırılıyor…

Alice Harikalar Diyarı’nda, Huckleberry Finn yakılıyordu!

Amaç sistemi muhalefetsiz eştirmekti!

Toplum dayanaksız iddialarla baskı altında tutuluyor, korku duygusu, her şeyin mübah sayıldığı azgın yöntemlerle sömürülüyordu!

Korkuya yenilenler arasında kimler yoktu ki!

Larry Parks! Elia Kazan!

Meslekleri giyotine çevrilen gazeteci arkadaşlarıma, neden hatırlatıyorum bu isimleri;

Çünkü yaşattıkları ne varsa yaşadı her biri!

Öyledir; Devran döner!

Cadı avcısı McCarthy’nin usulsüzlükleri, bir dönem muhaliflerine zulmetmek için kullandığı kurumlar eliyle ve aynı yöntemlerle ifşa edildi…

Tek usulsüzlükleri mi? Özel görüşmeleri, ilişkileri en mahremi ortalığa döküldü…

Yargılandı. Önce itibarını, sonra seçimi ve en nihayetinde ibretlik şekilde hayatını kaybetti.

Çünkü devran döner! Keza muhbirlerinin akıbeti de farklı değildi;

Viva Zapata, İhtiras Tramvayı…

Hiçbiri Elia Kazan’ı yeniden “saygın” bir sinemacı yapmaya yetmedi.

Yıllar sonra ödül almak üzere katıldığı Oscar töreninde, meslektaşlarının protestosuyla karşılaşınca, sahnede titreyerek ancak şunu diyebildi; Utanıyorum!

Bugünün, bu ülkenin zalimdarları da gizli tanıkları da meçhul ihbarcıları da, yağdanlıkları da utanacaklar!

Cadı avı, Marvin Harris’in kitabındaki gibi “Kaybolan keçinin, tarlada kalan hasadın, akan damın, ölen çocuğun, vebanın, verginin… istenmeyen herşeyin hesabının, yönetenler yerine, cadılara”, yani sanal düşmanlara kesilmesini sağlayarak iktidarının elini rahatlatabilir, ona konforlu bir alan açabilir ama hepsi devran dönene kadar!

Bu devran da dönecek arkadaşlar!”

Alıntı: Selcan Taşçı

Posted in Gündem | DEĞERLİ MİLLETVEKİLLERİ için yorumlar kapalı
Mar 28

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

28 Mart:

193 – Didius JulianusRoma imparatoru oldu.

1802 – Pallas asteroiti, Alman astronom Heinrich Wilhelm Matthias Olbers tarafından keşfedildi.

1947 – Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu kuruldu.

1970 – Kütahya‘nın batısındaki Gediz yöresinde Gediz depremi meydana geldi.

2015 – Suriye İç Savaşı‘nda İdlib Muharebesi sona erdi.

Pertinax (Ö. 193)

Maksim Gorki (D. 1868)

Dwight D. Eisenhower (Ö. 1969)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı