Ağu 23

BAŞ NEREYE KUYRUK ORAYA

BAŞ NEREYE KUYRUK ORAYA

Bu hafta bir yanda “Mehmet Şimşek’in 60 bin liralık mangalı”nı konuşurken, bir yandan da “emekliye 2 bin lira zam yapılacak mı yapılmayacak mı” diye tartıştık.

Bir yanda Jeff Bezos’un 3 milyonluk restoran hesabı üzerinden restoranın bulunduğu otelin gecelik 70 bin liralık ücretini, Cumhurbaşkanlığı ve AKP yetkililerinin Bodrum’daki tatillerinde bir restoranda ödedikleri 168 bin liralık hesap konuşurken, bir yanda asgari ücretlinin hâlini konuştuk.

Cumhurbaşkanı’nın NATO zirvesine gittiği konvoyunun yanında, litresi neredeyse 45 lira olan benzinle halkın nasıl deposunu dolduracağını değerlendirdik.

Ülkede gelir dağılımındaki dengesizlik, gündemimize yansıdı. Ortanın yitirilmesiyle gündem konuları da iki ucun arasındaki şaşırtıcı uçurum oldu.

Kaynak: https://www.yenicaggazetesi.com.tr/bas-nereye-kuyruk-oraya-819429h.htm

Posted in Gündem | BAŞ NEREYE KUYRUK ORAYA için yorumlar kapalı
Ağu 21

OTUZ YAŞ

KIRGIZ LAIR ALIKUL OSMANOV’DAN

OTUZ YAŞ

Evet, ömür hem kısadır, hem de az…

Kader onu ölçüsünden çok yapmaz.

Az mı çok mu, çekerdim de sineye;

Oktan hızlı olmasından döner baş.

Daha dün hiç hesabımda yok iken,

Nerden çıktı bu kırat binmiş otuz yaş!

* * *

O koşuyor, şak deyince kamçılar,

Gitmek için sanki bir de yeri var…

Madem menzil baştan beri bellidir,

Neden hâlâ ivedidir insanlar?

Buna rağmen dinlenmeden, ömrünün,

Başı sonu meçhul yolun adımlar…

* * *

Bu gün coştum, eser yoktur dünümden,

Dün oynarken, geçmez yarın zihnimden.

Beni aldatan gençliğimle işim yok,

Yüz bulmuşum sanki biraz ölümden!

Onca günün, onca yılın olayı,

Daha yeni, kaçmış gibi elimden…

* * *

Şeytan gördüm, kötülüğü nam salmış,

Zavallı can, masum ama aldanmış.

Ölüm – hayat arasında bu düz yol,

Güzellikle baştan sona donanmış.

Bir limandır, bir an bile boş kalmaz,

Tıka basa dolmaktan da usanmış!

* * *

Pahalıymış, değerliymiş gençliğim,

Altın – yakut gibi kıymet biçtiğim.

Yanağından şöyle biraz sevmeye,

Evden barktan hânümandan geçtiğim.

Kurtulmaya boynumdaki bu yaştan,

Hükmü geçmez ömrün, zehri içtiğim.

* * *

Vazgeçerdim, kâr eylemez ne fayda,

On sekiz yaş kaldı hangi halayda?

Otuz da az… Fazla olsa sevinip

Esenlikte olmak sana kolay da.

Gücün varken ecelinden öç alıp,

Halkın için emek harca meydanda!

* * *

Kır at sanki uzun yolu aşmakta,

Doludizgin hep ileri koşmakta.

Kader onu acımadan sürerken,

Kamçı ile sağrısına vurmakta.

İn cin geçmez ıssız bir çöl içinde

Otuz yaşım gözden kayıp olmakta…

* * *

Dur ömürüm, dur ömürüm, ömür dur!

Rengin sarı, benzin solmuş, göz çukur..

Dinlemezsen yok ol haydi, haydi git!

Bil ki senden güçlü-hırslı ân durur.

On beş defa tekrar tekrar doğarak,

On beş defa gençleşirsem kudurur!

* * *

Evet, ömür hem kısadır, hem de az

Kader onu ölçüsünden çok yapmaz

Az mı çok mu, çekerdim de sineye

Oktan hızlı olmasından döner baş..

Daha dün hiç hesabımda yok iken

Nerden çıktı birden bire otuz yaş!

* * *

10. 8. 1944

Kırgız Şair Alıkul Osmanov  

Kaynak: Hikmet Elitaş Vezin Edebiyat Kültür Sanat Dergisi 2023 Sayı:16

Posted in Şiirlerim | OTUZ YAŞ için yorumlar kapalı
Ağu 19

RASYONEL POLİTİKALAR KÂĞIT ÜSTÜNDE KALDI.

RASYONEL POLİTİKALAR KÂĞIT ÜSTÜNDE KALDI.

Cuma günkü gazete haberlerine bakalım…

*Türkiye NATO’ya beş uçakla katıldı. Zırhlı arabalarını uçakla Amerika’ya götürdü.

*Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti’nde yapılan, Cumhurbaşkanlığı sarayının maliyeti 4,5 milyara yükseldi.

Bu haberi okuyanlar, mali disiplin sağlamak için Türkiye’nin tasarruf önlemleri aldığına inanır mı?

Aylardır vergi konuşuluyor, vergiyi duyan sermaye dışarıya kaçıyor. Yatırım projesi varsa iptal ediyor.

Merkez Bankası ödemeler bilançosu net hata ve noksan kalemine göre, bu sene ilk beş ayda Türkiye’den kaynağı belirsiz 12 milyar 370 milyon dolar döviz çıktı. Kaldı ki kriz halinde vergi sistemi ile oynamak, krizi derinleştirir.

Bu politikalara rasyonel politikalar denilmez. Rasyonel politikaların lafta kaldığı anlaşılınca gelen sıcak para da çıkar. Türkiye yeni kur şokları yaşar ve kriz dibe vurur.

Kaynak: https://www.yenicaggazetesi.com.tr/bir-bozan-varsa-ekonomi-dikis-tutmaz-819426h.htm

Posted in Gündem | RASYONEL POLİTİKALAR KÂĞIT ÜSTÜNDE KALDI. için yorumlar kapalı
Ağu 17

İNSANIN DEĞERİ

İNSANIN DEĞERİ

Ahmet Rasim meslek yaşamının elli ikinci yılında işsiz kalmış, Ankara’ya iş aramaya gitmişti. Üstat altmış üç yaşındaydı ve o güne dek yüz kitaba imza atmıştı. Ankara’ya gittiğinde, yolda o dönemin ünlü gazetecilerinden İsmail Müştak ile karşılaştılar. Ahmet Rasim’i Ankara’da görmek, İsmail Müştak’ı şaşırtmıştı.

“Hayrola üstat?” dedi. “Sizin Ankara’da ne işiniz var?”

Ahmet Rasim “işsiz kaldım” demedi de…

“Fırıncılar ekmeği yuvarlak yapıyor, ekmek elimden kaydı, Ankara’ya kadar yuvarlandı. Ben de ekmeğin peşinden geldim!” dedi.

Bu anlatım, İsmail Müştak’ın çok hoşuna gitmişti. Ahmet Rasim’den ayrılırken hâlâ gülüyordu. O kadar ki, akşam Atatürk’ün sofrasında da Ahmet Rasim’in sözlerini yineleyerek orada bulunan arkadaşlarını neşelendirmek istedi. Ne var ki Atatürk’ün hoşuna gitmemişti işittikleri. İsmail Müştak’a çıkışır gibi sordu:

“Peki, Ahmet Rasim Bey’in iş meselesiyle alakadar oldunuz mu?”

İsmail Müştak mahcup halde,

“Hayır, Paşam!” dedi.

Atatürk:

“Peki ya, üstadın nerede kaldığını öğrendiniz mi?”

Bu soruya da olumsuz yanıt verilince, Atatürk’ün canı sıkılmıştı:

“Türk irfanına yarım asırdan fazla bir zamandan beri hizmet etmiş yaşlı ve muhterem bir zat işsiz kalıp Ankara’ya kadar geliyor, siz ona yardımcı olmuyorsunuz. Hatta nerede kaldığını dahi sorup öğrenmiyorsunuz…” diyerek eleştirdi.

Sonra hemen bir araç çıkartarak, Ankara otellerinde Ahmet Rasim’i arattı. Dönemin Ankara’sında çok sayıda otel yoktu zaten. Üstadı bulmak zor olmamıştı. Hemen araca bindirip Atatürk’ün yanına götürdüler.

Atatürk, Ahmet Rasim’i kapıda karşıladı. Sofraya buyur etti. Yanına oturttu. Kendi eliyle ona ikramlarda bulundu. Hatırını sordu. Atatürk, özellikle Balkan Savaşı yıllarında Ahmet Rasim’in cepheleri dolaşarak yazdığı röportajları ilgiyle izlerdi. Ondan sonraki dönemlerde de, üstadın yazılarını hayranlıkla okurdu. Bu değerli kalem sahibinin işsiz kalması Paşa’ya dokunmuştu. Bir ara kulağına doğru eğilerek:

“Üstadım, münhal bir mebusluğumuz var. Kabul buyurur musunuz?” diye sordu.

Ahmet Rasim o kadar etkilenmişti ki, bu incelikli iş önerisi karşısında dayanamadı, kalktı, Atatürk’ün elini öpmek istedi ve şöyle dedi:

“Ekmek, gerçekten Aslan’ın ağzında imiş!”

Atatürk üstada elini öptürmedi; bir emeklilik ikramiyesi gibi, 1927’den 1932 yılında ölümüne kadar İstanbul milletvekili olma şansını verdi.

Bir insanın değerini, ancak DEĞERLİ İNSANLAR anlar…

Alıntı:  Omar Yüksel paylaşımından…

Posted in Hikayeler | İNSANIN DEĞERİ için yorumlar kapalı
Ağu 15

TÜRKLER ARAPLARDAN BİN YIL ÖNCE TANRI’YI BİLİYORDU

TÜRKLER ARAPLARDAN BİN YIL ÖNCE TANRI’YI BİLİYORDU-

NE KADAR SADE VE KALPTEN BİR DUA

Arapların putlara Perslerin ateşe taptıkları dönemden 800 sene önce, bir ve tek olan Tanrı’ya inanan Türk Hun Hükümdarları şu duayı okurlardı:

“Ulu Tanrı.

Her şeyi yaratan Tanrı.

Yenilmez, yıkılmaz, ölmez, bitmez, yitmez, yok olmaz Tanrı.

Suyu donduran, buzu eriten, buzdan su yürüten, sudan ırmak coşturan, ırmaktan göl dolduran, gölde balık gezdiren Tanrı.

Kuru derelere pınar koşturan, ota ağaca can yürüten, ottan ağaçtan çiçek çıkartan, çiçeklerden oğul veren, arıya bal yaptıran Tanrı.

Günümüzü aydınlatan, gecemizi yıldızlarla süsleyen Tanrı.

Bize yeni bir yıl veren Tanrı.

Bu yıl bize bol ver, bolluk ver!

Otumuz otlağımız bol ver.

Kulunlarımız kuzularımız bol ver.

Yapağımız yünümüz, yağımız sütümüz, peynirimiz, kımızımız bol ver.

Yağmurumuz suyumuz bol ver.

Avlağımız avımız bol ver.

Urısı, kızı oğulumuz bol ver.

Anamızı balamızı, oğulumuzu kızımızı, gencimizi yaşlımızı, bu Kara Yer üzerinde hepimizi kara çorlardan sakla, isizlikten bizi esirge Yüce Tanrı.

Yayımız yaman, okumuz şaşmaz, kılıcımız keskin kıl.

Yağının başını munsuz, bileklerimizi güçsüz, yüreklerimizi umutsuz koma.

Bahar geçsin yaz gelsin, yaz geçip güz gelsin, güz buduna yeğni gelsin.

Kuzumuz, kulunumuz, oğulumuz çok olsun.

TÜRK çoğalsın Acun üze bey olsun.

Aç, çıplak kalmasın, Acun düzen dirlik bulsun.

Yer ve gök ülüşü için, atalarımız tini için sunduğumuz iduklarımızı una.

Yüce Tanrı.

TÜRK Budun ilsiz kılma, TÜRK Budun başsız kılma, TÜRK Budun töresiz kılma, Hun Budun yüzün yere vurma,

TÜRK Budun tutsak kılma, hatun olacak kızlarımızı kun, bey olacak oğullarımızı kul kılma.

TÜRK budununu koru.”..

Kaynak:  Ronald Cohn Jesse Russell, Tengriism, bookwika, VSD (1 Jan. 2012)

Posted in Gündem | TÜRKLER ARAPLARDAN BİN YIL ÖNCE TANRI’YI BİLİYORDU için yorumlar kapalı
Ağu 13

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Depremin imtihan olduğu doğrudur ama din imtihanı değil, mühendislik imtihanıdır.”Nietzsche    

* “Kediler şeytandır onları öldürün” diye fetva veren Papa, kedilerin öldürülmesiyle artan farelerden yayılan veba ile Avrupa’da 25 milyon kişinin ölmesine sebep olur.  İşte cehalet böyle bir beladır.” 13. Yüzyılda Papa Gregory

* “Dil, bir milletin sembolüdür. O milleti bir arada tutan ve yok olmasını engelleyen biricik faktördür.” H. Nihal Atsız

* “Türkleri savaşarak, asker ve silah kullanarak asla yenemezsiniz. Türklerin sadece din adamlarını ele geçirip,onları kullanın! Onlar zaten devleti yıkarlar.” Winston Churchill

* Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.” Deylemi

* “İç yüzünü keşfetmediğin kimseyle, dost olmaya kalkışma.” Hz. Ali

* “Başınız sıkıştığında dostlarınızın kapısını çalın. Kapı açılmazsa gözünüz açılır.” La Erdi

Posted in Atasözleri Vecizeler | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Ağu 11

“15 TEMMUZ’UN KAZANANI KİMDİR?”

“15 TEMMUZ’UN KAZANANI KİMDİR?”

Bu soruyu bir okurumuz sormuş ve kendisi cevaplandırmıştı:

* “15 Temmuz’un asıl kazananı ABD’dir çünkü büyük projesini daha kolay uygulatmak imkânı bulmuştur. Türkiye’de devlet kurumları ve iç dinamikler sindirilmiştir. Siyasi kadroya yaptıramayacakları ve onların yapamayacağı hiçbir şey kalmamıştır.

* İkinci kazanan Tayyip Erdoğan’dır. Türkiye yıllardır Erdoğan’ın yönetimindeydi ama 15 Temmuz’dan sonra yönetiminden çıktı, mülkiyetine geçti. ‘Devlet adamı’ gitti ‘adamın devleti’ geldi. Feda edilenler ise FETÖ’nün B takımıdır.

* Ortaklık devam etmektedir. Zaten bu aktörlerin ideoloji se stratejik misyon bakımındın düşman veya rakip olmaları için hiçbir sebep yoktur. Dün de yoktu, bugün de yoktur. Kısa vadeli, taktik didişmeler kimseyi yanıltmasın, Büyük patron ABD’nin ikisine de desteği devam ediyorsa, bunların mücadelesi ciddiye alınabilir mi? O uğursuz 15 Temmuz gününde tek kaybeden devlet yapısı çökertilen kimliği ve istikbali karartılan Türkiye’dir.”

***

Öyleyse 15 Temmuz’un ilk amacı neydi?

Bu soruyu da dönemin CHP Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Selin Sayek Böke cevaplandırmıştı:

“Birinci soru; ‘Hükümetin 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden daha önceden haberi var mıydı?’ İkinci soru; ‘bir uluslararası bağımsız kuruluşuna denetim yaptırarak bu ByLock listelerinin geçerliliğini teyit etmeyi düşünüyor musunuz?’ Üçüncü soru; sorduk, sormaya devam ediyoruz. ‘Darbe girişiminin kilit ismi Adil Öksüz önce yakalandı, sonra bırakıldı. Bu olup bitenlerin siyasi ayağındaki sorumluları neden ortaya çıkarmıyorsunuz? Konu Adil Öksüz’e gelince neden suskunsunuz?’

Değerli arkadaşlar, hükümet bir türlü sorduğumuz bu sorulara bir yanıt veremiyor. Bir türlü 15 Temmuz sonrası millete verdiği sözün arkasında durarak kendi içindeki FETÖ’cülerle, siyasetteki FETÖ’cülerle hesaplaşma cesaretini gösteremiyor. FETÖ’yle olan derin suç ortaklığından kendisi o kadar çok korkuyor ki, bu ortaklık o kadar derin ki hukukun gereğini yapmak yerine darbe fırsatçılığıyla Türkiye’ye bir sivil darbe yaşatıyorlar. Bu sivil darbenin tek bir amacı var. Esas darbecileri korumak ve darbe bahanesiyle Türkiye’de bir tek adam diktası inşa etmek…”

Alıntı: https://www.yenicaggazetesi.com.tr/15-temmuz-bir-leylekse-kime-ne-getirdi-820365h.htm

Posted in Gündem | “15 TEMMUZ’UN KAZANANI KİMDİR?” için yorumlar kapalı
Ağu 09

BEŞ KURUŞ

BEŞ KURUŞ

Nasrettin Hoca yolda yürürken, biri ensesine öyle bir vurmuş ki, nerdeyse yere düşecekmiş, hiddetle dönüp bakmış; karşısında tanımadığı genç bir adam. Nasrettin Hoca sormuş:

– “Ne cüretle vuruyorsun!..”

– “Özür dilerim hocam, sizi birine benzettim, küçük bir hata yaptım, ama siz pireyi deve yaptınız.

– “Yürü o zaman, kadıya gidiyoruz!”

Gitmişler kadıya, ikisini de dinleyen kadı efendi, Nasrettin Hoca’ya vuran gencin akrabasıymış. Kadı efendi, Nasrettin Hoca’yı yumuşatıp, akrabasını kurtarmaya çalışmış:

– “Hoca, hislerini anlıyorum. Bu durumda herkes aynı şeyi hissederdi. Şimdi bu genç adam kendine bir tokat atsa, kabul eder misin?”

Nasrettin Hoca ısrar etmiş:

– “Olmaz, mahkeme yapılsın.”

Kadı efendi, bunun üzerine akrabası olan genç adama dönüp kararını vermiş:

– “Ceza olarak Nasrettin Hoca’ya 5 kuruş ödeyeceksin, hemen gidip getir!..”

Nasrettin Hoca, para almaya giden genç adamın dönmesini beklemiş. Bir saat geçmiş, iki saat geçmiş, ama genç adam ortalıkta gözükmüyormuş.

Mahkeme kapısının kapanma saatine kadar bekleyen Nasrettin Hoca, kadı efendinin ensesine okkalı bir tokat indirdikten sonra demiş ki:

– “Kusura bakma kadı efendi, daha fazla bekleyememem, gelirse söyle ona; 5 kuruşu sana versin!..”

Posted in Fıkralar | BEŞ KURUŞ için yorumlar kapalı
Ağu 07

15 TEMMUZ, “YENİ BİR DEVLET” İÇİN ATLAMA TAŞIYDI!

15 TEMMUZ, “YENİ BİR DEVLET” İÇİN ATLAMA TAŞIYDI!

 “15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümü, millî bayram ve tatil ilan edildi. Tabii darbe girişiminin değil o girişime direnişin bayramı söz konusudur ama yine de o gün Türkiye için bir utanç günüdür. ‘Halka ve Meclis’e ateş açan askerler’ ve ‘halk tarafından boğazlanan askerler’ tabloları, utanmak için yeterli değil midir?

15 Temmuz’dan önce devletin belkemiği olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nde terfiyi hak eden pırıl pırıl subaylar, ya Ergenekon-Balyoz sürecinde tasfiye edilmiş ya da emekli edilmişti. Meselâ 100 tam puan sahibi Mehmet Alkanalka terfi ettirilmezken, darbe girişimi sırasında Ömer Halisdemir tarafından öldürülen Semih Terzi terfi ettirilmişti!

2014 şûrasında general yapılan 19 albaydan 12’si ve 2015 şûrasında general yapılan 23 albaydan 20’si, 15 Temmuz darbesine karıştıkları gerekçesiyle TSK’dan atıldı!

FETÖ’nün askerî okullara sızması, 30-40 yıllık bir süreçtir ama 15 Temmuz 2016 darbe girişimine, 2014 ve 2015 Yüksek Askerî Şûralarında alınan siyasi kararların yol verdiğini görmek durumundayız.”

Yukarıdaki satırlar, bu sütunda 16 Temmuz 2019’da yayımlanmıştır.

Ankara Adliyesi’ndeki hem FETÖ çatı davası hem de Genelkurmay çatı davası başta olmak üzere 15’e yakın darbe girişimi soruşturmasını savcılarla birlikte yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Necip Cem İşçimen‘in geçtiğimiz hafta Afyonkarahisar’da bir grup üniversite öğrencisine yönelik özel konferansında yaptığı açıklamayı gündeme getirdi.

İşçimen, “(…) 2015 yılında Millî İstihbarat Teşkilatı’nca (MİT) YAŞ Kararları öncesi yapılan çalışmalar var. MİT, ataması yapılan 138 generalin 100 tanesinin paralel yapıdan olduğunu söylüyor. Ne hikmetse bunların general atamaları yapılıyor. (…) İzmir’de casusluk soruşturması vardı. Onunla ilgili gözaltılar yapıldı. Bizim KPSS analizlerinden bazı KPSS sanıklarının eşlerinin önemli yerlerde bulunduklarını tespit ettik. Bunlarla ilgili araştırma yapılmasını ve gerekiyorsa YAŞ kararlarıyla emekli olunmasını istedik. Belli mevzilerde elemanları deşifre olmaya başlandı ve gideceklerdi. Acil operasyon yapılması gerekiyordu. Planlı ameliyattan acil ameliyata girdik. Örgütün 15 Temmuz operasyonu, yoğun bakım operasyonudur.” dedi.

***

2015 YAŞ kararlarının altında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Millî Savunma Bakanı Vecdi Gönül imzaları var. MİT, hangi subayların FETÖ’cü olduğunu raporla bildiriyor ama Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Millî Savunma Bakanı, hepsini terfi ettiriyor! Sonra da Erdoğan “Allah’ın lütfu” olarak nitelendirdiği 15 Temmuz’u atlama taşı olarak kullanarak devletin yönetim sistemini değiştiriyor!

Üstelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, darbe girişiminden 40 gün önce düzenlediği, 6 Haziran 2016 tarihli iddianamesinde akla gelen her türlü uyarıyı da yapmıştı:

İddianamede şöyle deniliyordu:

“TSK içerisindeki bu yapılanmanın ordu disiplinini bozacak ve ülke savunmasında zafiyet oluşturacak bir yoğunluğa ulaştığı,

FETÖ/PYD’nin darbe teşebbüsünde bulunma tehlikesinin açık ve yakın olduğu,

Bu tehlikenin gerçekleşmesi halinde bunun devlet için gerçek bir yıkım olacağı, ülkenin bir iç savaşa sürüklenebileceği, devletin yeniden ayağa kaldırılmasının mümkün olmayabileceği,

FETÖ/PYD’nin tasfiyesinin devlet için artık varlık yokluk meselesi hâline geldiği…”

Şimdi de AKP iktidarı, milletvekili transferi gibi yollarla “Milletin çeşitliliğine dayanan Yeni Anayasa” ile Türkiye’yi Türk devleti olmaktan çıkarmanın hesabını yapıyor…

AKP iktidarının tasfiyesi de devlet için artık varlık yokluk meselesi hâline gelmiş değil midir?

Alıntı: https://www.yenicaggazetesi.com.tr/15-temmuz-yeni-bir-devlet-icin-atlama-tasiydi-821073h.htm

Posted in Gündem | 15 TEMMUZ, “YENİ BİR DEVLET” İÇİN ATLAMA TAŞIYDI! için yorumlar kapalı
Ağu 05

ABDAL HALİL AĞA

ABDAL HALİL AĞA

Maraş 1872 doğumlu Milli Mücadele Kahramanı Oğuz Türkü Abdal Halil Ağa. Maraş’ta yaşayan abdalların ağası ve Maraş milli mücadelesinin sembol ismidir.

Fransız işgal güçlerini davul zurna ile karşılamak isteyen Ermeni ileri gelenlerinden Hırlakyan’a; “Değil bir kese, davulumun kasnağını altınla doldursanız din gardaşımın bağrına çomağımı vurmam” diyerek bayraklaşmış,

SAVAŞ/106 GÜN

Fransız işgalinden bir gün önce, (28 Ekim 1919) tarihinde Davulcubaşı Halil (Abdal Halil Ağa) evinin bahçesinde oturuyordu.

Üç atlı kişi içeriye girdiler. İzinsiz gelen bu kişilerin bakışları meydan okurcasınaydı.

İçlerinden biri:

” Halil Ağa sen misin?” diye sordu.

Davulcu Halil, kişilerin davranışlarına ve konuşmaya içerlemişti. Kaba bir şekilde gelen adamlara:

“Evet! Benim. Ne diyorsunuz?”

kişilerden biri Osmanlı Döneminde milletvekilliği de yapmış olan Ermeni Agop Hırlakyan’dı.

Hırlakyan:

“Yarın İtürmezin dağından Fransız ordusu geliyor. Yanına iki adamını alıp orduyu davul ve zurnayla karşılayacaksın,” der.

Maraş’ın davulcusu Halil, emirvari konuşan, yıllarca bu memleketin ekmeğini yeyip, suyunu içen sonra da işgal güçleriyle işbirliği yapan bu hain adama alay edercesine:

” Ney! Ney! Ney!” diye karşılık verir.

Hırlakyan sözlerini tekrar eder:

“Yarın İtürmezin dağından Fransız ordusu geliyor. İki adamını al ve onları davul zurnayla karşıla,” der.

Halil, alaylı ve sert bir ses tonuyla:

“Ben Fransız ordusunu davul zurnayla karşılayacağım ha?” der.

Hırlakyan, bu konuda problem çıkmaması için çok tesirli olacağına inandığı bir yola başvurur ve altın kesesini göstererek:

” Bu keseyi sana vereceğim. Eğer bu da yetmez dersen fazla da veririm,” der.

Davulcu Halil, bu teklife daha çok içerlemiştir. Karşısındaki adam parayla kendisine istediğini yaptıracağını sanmaktadır. Tarihe geçecek Maraş’lıların mücadelesini ateşleyecek şu sözleri söyler:

“Altınlar senin olsun, bir kese altın değil, davulumun kasnağını altınla doldursanız ben din kardaşlarımın bağrına çomağı vurmam. Müslüman kardaşlarımın soğanının kabuğuna muhtacım. Senin altınlarına muhtaç değilim.” diyerek teklifi kesin bir dille reddeder.

Hırlakyan bu sözlerden sonra:

” Alacağın olsun Halil, bunu unutma! İlk ateşimiz sana olacak. Evini başına yıkacağız.” diye tehdit eder ve iki adamıyla oradan uzaklaşır.

Halil, vakit geçirmeden Ulu Cami’ye gider. Maraş Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin de üyesi olan Müftü Tekerekzade Mehmet Efendi de cemaatle beraber camidedir. Hırlakyan’la aralarında geçen konuşmayı kendilerine aktarır.

Müftü ve Cemaat kendisini Hırlakyan’a verdiği cevaptan dolayı tebrik ederler. Bir gün sonra şehirlerinin işgalci Fransızlar tarafından işgal edileceğini de öğrenmiş olurlar.

Sivas’ta bulunan Temsil Heyetine telgrafla bilgi verilir.

Davulcu Halil’in Hırlakyan’la arasındaki konuşma Maraş halkı arasında kulaktan kulağa hızlı bir şekilde duyulur.

12 Şubat 1920 sabahı Fransızlar atlarının ayaklarına keçe bağlayarak sessizce geldikleri gibi değil, mağlup olarak karlar altındaki Maraş’ı terk etmek zorunda kalırlar.

Düşmanın sessizce şehri terk ettiğini öğrenen Maraşlılar da büyük bir sevinç vardı. Davulcu Halil beyaz elbiseler giymiş ve Şişmanzedelerin damına çıkarak çomağını davuluna vuruyor ve düşmanın sessizce kaçtığını ilan ediyordu. Diğer davulcularla beraber şehrin dört bir yanında davul çalmaya başlamışlardı.

29 Ekim 1919’da başlayan ve 106 gün süren işgal 12 Şubat 1920 tarihinde Maraş’ın Kahraman olmasıyla sona ermişti.

1946’da vefat etmiştir.

Kaynak: https://www.facebook.com/story.php?story_fbid=1273860356360847&id=100012106842403&mibextid=xfxF2i&rdid=rDrx5Dddi29dTNOv

Posted in Hikayeler | ABDAL HALİL AĞA için yorumlar kapalı