Ara 09

“TURAN YOLU”

“TURAN YOLU”

Türk Konseyi Zirvesi’nde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev‘in “Zengezur koridoru” ile ilgili konuşması, Türkiye’de pek duyurulmadı.
Karabağ’da savaşın bittiğini, sorunun tarihte kaldığını söyleyen Aliyev, şöyle dedi:
“Yeni fırsatlar oluştu. Bunların arasında en önemlisi ulaştırma fırsatlarıdır. Bugün Zengezur koridoru üzerinde aktif şekilde çalışıyoruz. Bir zamanlar Zengezur’un Azerbaycan’dan koparılarak Ermenistan’a birleştirilmesi Türk dünyasını coğrafi olarak parçalamıştı. Haritaya bakarsak, sanki vücudumuza hançer saplanmış, Türk dünyası parçalanmıştır. Tarihi Azerbaycan toprağı olan Zengezur şimdi Türk dünyasının birleştiricisi rolünü oynayacak. Çünkü Zengezur’dan geçen ulaşım, iletişim ve altyapı projeleri tüm Türk dünyasını birleştirecek ve Ermenistan dâhil diğer ülkeler için ek fırsatlar yaratacaktır. Ermenistan’ın şu anda müttefiki Rusya ile demir yolu bağlantısı bulunmamaktadır. Bu demir yolu bağlantısı Azerbaycan topraklarından kurulabilir. Ermenistan’ın komşusu İran ile demir yolu bağlantısı yoktur. Bu demir yolu Nahçıvan üzerinden sağlanabilir. Azerbaycan, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti üzerinden Türkiye’ye bağlanıyor, Orta Asya Avrupa ile bağlanıyor. Yani yeni bir ulaşım koridoru oluşuyor. Azerbaycan bu işe çoktan başladı. Ortak ülkelerin de bu fırsatları kullanacağına eminim.”
***
Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Cengiz Tomar, Anadolu Ajansı için yazdığı “Türk Konseyi’nden Türk Birliği’ne” başlıklı analizinde şu bilgileri paylaştı:
“Zirvede gerçekleşen gelişmelerin en önemlisi, Türk dünyasının aksakalı Elbaşı Nursultan Nazarbayev’in 2019 yılındaki Bakü Zirvesi’nde yaptığı, konseyin adının ‘Türk Devletler Teşkilatı’ olması önerisinin diğer liderler tarafından kabul görmesi oldu.
Bu zirvenin çok önemli diğer kazanımlarından biri de Nazarbayev’in ‘Turan Koridoru’ teklifidir. Tıpkı tarihte Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan İpek Yolu projesi gibi bütün Türk dünyasını kara yoluyla da birbirine bağlayan Trans-Hazar Uluslararası Ulaşım Koridoru’nun adının, Turan Koridoru olması bu teklifle ortaya çıkmıştır
Şayet gelişmeler böyle devam ederse 2030-2040 vizyonunda özellikle ekonomi alanında iş birliği ve ortak pazar gibi konular gündeme gelebilir.”
***
Bilindiği gibi “Turan koridoru” kavramına Türkiye’de itirazlar olmuş, ırkçılıktan bahsedenler çıkmıştı. Bu mantığa göre Avrupa ülkeleri birleşince ırkçılık olmuyor ama Türk ülkeleri birlik kurunca ırkçılık hortluyor! Asıl bu bakışta Türk’e karşı bir ırkçılık var.
Dil Tarih Coğrafya Fakültesi mezunları da bu ırkçılığa karşı “Turancılık Bildirgesi” yayınlamış ve “Türk uygarlığı; sömürgeci ve insanlığı yok sayan bir zihnin değil, insanlık değerlerini önceleyen bir düşüncenin ürünüdür Turan, bunalımda olan insanlık için de güvenli bir dünya sağlayacaktır.” demişti.
Dolayısıyla Turan koridoru, sadece Türklük için değil insanlık için de bir umuttur. Koridorun Rusya kontrolünde olması ise düşündürücüdür.

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , | “TURAN YOLU” için yorumlar kapalı
Ara 08

KARBOĞAZI ZAFERİ KAHRAMANI GÜLEK  

KARBOĞAZI ZAFERİ KAHRAMANI GÜLEK                                                                                                                            

             Osmanlı İmparatorluğuI. Dünya Savaşı‘nı kaybetmiş, ordusu Mondros Ateşkes Antlaşması‘yla silahsız bırakılmıştı. Osmanlı askerleri terhis edildi fakat Anadolu‘da işgale karşı direnmek için Kuvâ-yi Milliye birlikleri oluştu. Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan 47 gün sonra Fransızlar antlaşmayı ihlal ederek 17 Aralık 1918 tarihinde Mersin‘i, Güneybatı tarafını ise İtalyanlar işgal etti.

Fransızlar Osmanlı İmparatorluğu’nun Akdeniz ile bağlantısını kesmek üzerine Türk kuvvetlerinin yardım yolu olan Gülek Boğazı‘nı ilhak etmeye başladı. Gülek Boğazı’nın kontrol edilmeye çalışıldığını gören Kuvâ-yi Milliye kuvvetleri ve Fransızlar arasında çatışmalar başladı.

              Fransızlar Toros dağlarından geçen demiryolunu denetlemek için Pozantı‘da bir birlik konuşlandırmışlardı. ‘Pozantı Fransız Garnizon Komutanı’ “Verdün kahramanı” Binbaşı Menil’di. Bir bacağını Verdün’de kaybetmişti. Yardımcısı Georges Journois’di. (Journois daha sonra generalliğe kadar yükselecek ve İkinci Dünya savaşında çarpışacaktır.) Komutan Menil’in eşi ise Başhemşire olarak Pozantı güneyindeki Belemedik köyünde kurulmuş olan küçük sahra hastanesini yönetiyordu. Ancak Kuvai Milliye Pozantı’yı güneye bağlayan demiryolunu ele geçirince, Menil kuvvetleri kuşatılmış oldu ve Fransız kuvvetleri Adana Komutanı General Dufreux (Düfyo) emriyle uçaktan atılan pusulalarla Gülek Boğazı’nın tehlikeli olduğu, fakat Yayla Çukuru (Gülek), Namrun, Gözne üzerinden Mersin’e geçmesini, oradan Fransız gemilere alacaklarını bildirdiler. Bu emir üzerine Menil Pozantı’yı boşaltarak çekilmeye karar verdi. Sürpriz bir kaçış planlamıştı. Kaçış için 26 Mayıs 1920’yi 27 Mayıs 1920’ye bağlayan geceyi seçti. Fransız Taburu 9 subay, 696 er, 1 yaralı subay, 8 yaralı er, 4 süvari, 44 Rum ve Ermeni sivil, 39 Türk esirleri ile 10 ağır yaralıları olduğu halde Pozantı’dan ayrıldılar. Fransız taburunun bu yürüyüşü hızlı, sessiz gerçekleşiyordu Yanlarına Türkçe bilen Ermeni kılavuzları ile şoseyi takip ederek Tekir’e geldiler. Buradan Elmalı Boğazına doğru ilerlediler. Fakat yöredeki çobanlarla karşılaştılar. Bilgi almak, yol bulmak için yardım istediler. Binbaşı Menil’in aldığı bütün önlemlere boşa çıkmıştı. Çobanlık eden Kumcu Veli ve Yanık Hacca Güleklilere haber ulaştırmayı başardı. Genellikle Güleklilerden oluşan 44 kişiden 10 kişi artçı, geriye kalan 34 kişinin yarısı Kar Boğazı’nın Delmeli Mezarlık vadisinin batı kısmına, diğer yarısı doğu kısmına pusuya yattılar.

               28 Mayıs sabahı erken saatlerde pusuya yattıkları yerde sabırla Fransız kuvvetlerin gelmesini beklediler. Tamamı ateş hattına girmeden hiç kimse ateş etmedi. Bir atış sonrası çapraz ateş altına alınan yorgun Fransız kuvvetleri neye uğradıklarını şaşırdılar. Ağır silahlarını katırlara yükledikleri için ürken katırlar kaçınca hafif silahlarıyla kaldılar. Fransız kuvvetleri ağır kayıplar verdiler. Gülekliler Fransız kuvvetlerine teslim olma çağrısı yaptı. Türkçe bilen Ermeni tercüman Artin “Kumandan teslim olmayı kabul ediyor. Görüşme yapmak için içinizden rütbeli birisini ister” diye seslendi. O anda ateş kesildi.  Gülekli Kemal, yanında Fransızca bilen Albayrak müfrezesinden Besim Bey olduğu halde  Fransızların yanına kadar geldiler. Binbaşı Menil, yenilmişliğin ağırlığı acısıyla birlikte heyecanlı ve soğuk terler döküyordu.  Bir an için ayağa kalkarak “Olanları kabul ediyorum, içinizden rütbeli bir subay ile görüşmek, şartlarda anlaşmak isterim” dedi.  Kemal Bey, isteği kabul etti. Ancak rütbeli kumandanın  Panzin Çukurunda (Yayla Çukuru-Gülek) olduğunu orada görüşme yapılacağı üzerinde anlaşıldı. Gece saat 12.00’de  (28 Mayıs’ı 29 Mayıs’a bağlayan gece yarısı)  Panzın Çukurunda bir köy evinde kilimlerle düzenlenmiş bir salonda Fransız Binbaşı Menil, yanında Yüzbaşı Jousse ve tercümanı Artin olduğu halde  buluştular. Gelgez’deki pınar başında Türk’ün alicenaplığı ve hoşgörüsü ile karşılandılar. Sonra yer sofrası hazırlandı. Bulgur pilavı ayran, turşu ikramı yapıldı. Fransızlar zehirleniriz korkusuyla isteksiz davranınca önce     

             Güleklilerle birlikte komutanlar yemekten yediler. Bunu gören Fransız esirler de yemeklerden yemeğe başladılar.

            Daha sonra Çamalan Jandarma Komutanı Mehmet Tevfik ve Merkez Süvari Takım Komutanı Kemal ile aşağıdaki 10 maddeden oluşan anlaşmayı kabul ettiler.            

            1-Esirlerin hayatı ve bütün malları güvenlik altında bulundurulacak:

            2-Esirlerin iaşesi Türk hükümetine sağlanacak

            3-Esirlerin aileleri ile yapacakları mektuplaşmalara sansüre tabi tutulacak

            4-Esirlerin memleketlerinden gönderilen koliler muayeneden sonra esirlere verilecek

            5-Subaylar arasında milletler arası hukuka göre muamele yapılacak

            6-Hasta ve yaralılar Türk hastanelerinde tedavi altına alınacak

            7-Daha önce Belemedik’te esir alınan ve halen orada bulunan Bayan Menil, Fransız komutanına teslim edilecek

            8-Türk vatandaşı olduğu halde Fransızlarla işbirliği yapan Ermenilere kanunun emrettiği şekilde muamele yapılacak

            9-Binbaşı Menil’in kılıcı kendisinde bırakılacak

            10-Silah ve teçhizat teslimi yapıldıktan sonra tabur eratı kendisine gösterilen yerde istirahat edecek ve daha sonra hükümetçe gösterilen kamplara gönderilecek.

            Menil, özellikle Bu protokol imzalandıktan sonra Menil askerlerine hitaben şu konuşmayı yaptı:

“Fransız hükümetinin, bizim Pozantı’da mahsur bulunduğumuz sırada iki defa Kavaklı han şosesini bir defa da şimendifer hattını takiben göndermek istediği imdat kuvvetlerinin, Pozantı’ya ilerlemek için yaptığı taarruz muvaffak olamadı. Tayyare vasıtası ile gönderdikleri talimatta, Bizim kurtulabilmemizi kendi idaremize terk ederek,  Pozantı’dan huruç hareketi yapmamızı, gönderdikleri krokide gösterdikleri yolu takiben  Namrun – Gözne istikametine hareketle Mersin civarına vardığımızda deniz toplarının himayesinde bizi içeri yani Mersin’e alabileceklerini ve şose yolunu katiyen takip etmememizi, çünkü Kavaklı han ile Çamalan arasında 15.000 kişilik Türk kuvvetleri bulunduğunu bildiriyordu. Biz de pusuya düşürüldüğümüz zamana kadar vazifemizi tamamen ve harfiyen yaptık. Ne yapalım ki talih bize yardım etmedi. Vazifenizi çok iyi ifa ettiğinizden dolayı hepinizin ellerinden sıkmak isterim. Fakat şimdi buna ne sizin ne de benim vaktim müsait değil. Yine de şerefli Türk ordusuna teslim olduğumuzdan dolayı müteselliyim. Hayatımız taht-ı emniyete alınmıştır.”

Ayrıca “Savaş hatırası kılıcımı almayın, askerlerimin de silahlarına dokunmayın” diyordu.  

Kılıcının kendisinde kalması ancak askerlerin savaş kuralları gereğince silahlarının alınacağı, güvenliklerinin sağlanacağı hususunda anlaşıldı. Hazırlanan  anlaşma şartlarını belirten yazılı kâğıt üzerine imzalar atıldı. 29 Ağustos 1920 Cumartesi günü Binbaşı Menil ve Fransız esirlerin silahlar teslim alındı.

             Karboğazı Baskını, Çukurova’nın kurtuluşunda bir dönüm noktasıdır. Ankara Anlaşması‘nın temelini oluşturması yönüyle çok önemlidir. Kesin Türk zaferiyle sonuçlanan çatışmada, Fransız kuvvetleri 200’ün üzerinde kayıp verdiler. 100’ü yaralı olmak üzere 650 er ve 1 Binbaşı 23 subay esir alındı. Fransız esirleri Bucaklı Hasan Ağa Bucak köyüne götürdü. Bu önemli başarılarının ardından olayın kahramanlarına Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Devamlı başarılarınızı tebrik eder, size ve kahraman Kuvâ-yi Milliyemize selam ve teşekkür ederim. ” telgrafı iletildi ve Karboğazı kahramanı Gülekliler tebrik edildi.

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , | KARBOĞAZI ZAFERİ KAHRAMANI GÜLEK   için yorumlar kapalı
Ara 07

ATEŞ BUNLARIN HANGİSİNDEDİR? ÇAKMAKTAŞI, KAV, ÇAKMAK.

ATEŞ BUNLARIN HANGİSİNDEDİR? ÇAKMAKTAŞI, KAV, ÇAKMAK.

Bir şahıs Kâbe’ye gitmek üzere kâfile ile birlikte yola çıkar. Bir müddet gittikten sonra her nasılsa kâfileden ayrılır, yolunu kaybeder. Akşam olunca bir yere konar. Açlık bir taraftan, soğuk bir taraftan, perişan olmuştur. Bari bir ateş yakayım der. Kavlığında çakmaktaşı, kav ve çakmak vardır, çıkarır ve ateş bunun hangisindedir acaba diye düşünür. Hepsine ayrı ayrı kendisine ateş vermesi için yalvarır, ama nâfile…

Sonunda üçünü (çakmak taşı, kav ve çakmak) bir araya getirerek ateşi yakar

Kaynak: Âşık Paşa’nın (ö. 1333) “Garibnâme”

Posted in Hikayeler | Tagged , , | ATEŞ BUNLARIN HANGİSİNDEDİR? ÇAKMAKTAŞI, KAV, ÇAKMAK. için yorumlar kapalı
Ara 05

“POSTMODERN SULTANİZM”

“POSTMODERN SULTANİZM”

CHP İstanbul Milletvekili Fethi Açıkel’in, “Kutsal Mazlumluk’tan, Makyevelist Despotizme” adlı kitabından.

Açıkel Türkiye’nin ve AKP iktidarının çeyrek asırlık dönüşümünü bilimsel olarak ortaya koyuyor.

Önemli tespitler içeren kitabın çarpıcı satırlarını şöyle özetledim:

“AKP, Türkiye’yi maalesef iktidarda kalabilmek için otoriterleşen ve her türlü Makyavelizm’i, kayırmacılığı, inkârcılığı ve fırsatçılığı siyasal iktidarının kuralı haline getiren, son derece sofistike hukuki ve yüksek teknolojik araçları kullanarak, bir az gelişmiş ülke haline sürükledi.

Cumhuriyet’imizin ikinci yüzyılına girerken Türkiye’yi kalkınma, demokrasi ve uluslararası itibar göstergelerinin tümünde otuz-kırk basamak geriletti.

Dünyanın başka hiçbir coğrafyasında bu kadar hızlı ve bu kadar çok boyutlu krizler aynı anda yaşanmıyor.”

AKP’nin OHAL ve darbe koşullarında Türkiye’ye empoze ettiği, aynı anda yaşanan bu beş büyük ve derin kriz ise şunlardır:

*Devletin kurumsallık krizi,

*Demokrasi krizi,

*Dış açık ve dış borç krizi,

*Diplomasi krizi,

*Değerler krizi.

Bu çoklu krizler, Türkiye’yi her türden boyunduruğa ve bağımlılığa maruz bırakan, Türkiye’nin kurumlarını, kurullarını tasfiye ve felç eden tek kişilik hükûmet sisteminin maalesef kaçınılmaz bir sonucudur.

AKP’nin yoz popülizminin neden olduğu, bu eşzamanlı ve beş katmanlı krizi açıklamak gerekirse:

Bu krizlerden birincisi, en çarpıcı ve en derin olanı;

-Türkiye’nin, kamu geleneğini, bürokrasi birikimini ve liyakatli kamu insan kaynakları yetiştirme kültürünü yerle bir eden devlet krizidir.

Bu devlet krizi, Türkiye’yi devlet öncesi aile veya kabile konfederasyonları gibi birincil yakınlık bağlarına tabi kılan, adeta kurumsal kapasitesini ve kamu bürokrasisini iç savaş ya da darbeler sonucu yitirmiş olması nedeniyle zafiyet içine düşen bir kurumsal buhran görüntüsüdür.

Türkiye’nin kurumsal yıkımını izleyen ikinci kriz;

-Demokrasizleştirme, anayasasızlaştırma ve hukuksuzlaştırma krizidir. AKP’nin kutuplaştırıcı otoriter popülizmi, Türkiye’nin iniş çıkışlarıyla yaklaşık yüz elli yıl süren parlamenter ve çoğulcu demokrasi deneyimini kesintiye uğratmıştır.

AKP’nin neden olduğu üçüncü derin kriz;

-Tüm kalkınmacı geleneklerini yıkan ve kendi yeterlilik, dışa bağımlılık krizlerine neden olan Türkiye’nin dış açık ve dış borç krizidir.

AKP’nin ortaya çıkardığı krizlerin dördüncü ekseni;

-Dış politika krizidir. AKP dış politikasındaki dogmatik sapmayı takip eden ikinci sapma ise, diplomasinin keyfî ve şahsileşmiş bir niteliğe bürünmesidir.

AKP’nin Türkiye’de inşa ettiği otoriter ve yoz popülizminin neden olduğu beşinci büyük kriz;

-Değerler krizidir.

İktidara geldiği ilk günden bu tarafa siyasal liberalizmden muhafazakâr demokrasiye, pan-İhvanizmden otoriter Avrasyacılığa kadar siyasal spektrumda bulunan neredeyse bütün ideolojileri ve bütün kavramları kullanıp suistimal eden AKP, sadece Türk demokrasi tarihinin referans aldığı siyasal değerleri ve ilkeleri değil, toplumumuzun ve kamu hayatımızın üzerinde yükselip önem atfettiği kurucu değerleri de sarsmıştır.”

Bu kitap sayesinde AKP iktidarındaki Türkiye’nin savruluş hikâyesine tanıklık edeceksiniz.

“Lider-Parti-Devlet” özdeşliğinin kurulduğunu Açıkel, kitapta vurgularken yazılarımda bu vurguyu da sık sık kullandığımı anımsarsınız.

Açıkel, Türkiye’nin rejimini şöyle tanımlıyor:

-“Siyasi kabilecilik”

Ve Açıkel kitabında 15 Temmuz’un sonucu olarak ortaya çıkan sonucu “üç narsist çember” olarak şöyle söylüyor:

-Postmodern Sultanın Üç bedeni: Şahsım, Zümrem, Devletim.

-Sonuç; Postmodern Sultanizm

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | “POSTMODERN SULTANİZM” için yorumlar kapalı
Ara 03

ULU KUDRET

ULU KUDRET

* * *

Ay Güneş’e mecbur, Güneş’te Ay’a?

Sema ediyorlar göklerde Say’a

Can vermiş mahlûka, can vermiş suya

Kâinatı yaratan O, Ulu Kudret

* * *

O, El Adl canlı, cansız izlemiş

Bir tohuma nice canlar gizlemiş

O, tohumu her bir anda gözlemiş

Kâinatı yaratan O, Ulu Kudret

* * *

“Ol” deyince olur her şey emrinde

İmanlı kulların yaşar gönlünde

Her şey, ezel ebet sonsuz indinde

Kâinatı yaratan O, Ulu Kudret

* * *

Allah’ı anarken bakın insana

Hiç yanlış yapmayın sakın insana

Şah damarından da yakın insana

Kâinatı yaratan O, Ulu Kudret

* * *

O’nun emri ile ağarmakta tan

Allah diye akar yüreklerde kan

Hazır ve nazırdır her yerde her an

Kâinatı yaratan O, Ulu Kudret

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , | ULU KUDRET için yorumlar kapalı
Ara 01

ANITKABİR’DE ANDIMIZ YASAK MI?

ANITKABİR’DE ANDIMIZ YASAK MI?

Anıtkabir’de her yer Erdoğan sloganı serbest andımız yasak öyle mi?

Anıtkabir’de andımızı okuyan bir grup çocuğa görevlinin müdahalesini hepiniz izlemişsinizdir!

Sanki parti sloganı atılmış gibi ayakları götüne vurarak koşuyordu görevli çocuklara doğru!

“Hayır hayır hayır” diye bağırıyordu tıpkı Erdoğan’ı protesto edenleri bağırarak bastırmaya çalışan korumalar gibi!

Burada tek fark mekan ABD değil Anıtkabir; suç aleti ise protesto sesi değil; andımızdı!

Anıtkabir’in ziyaret kurallarındandır, gürültü yapılamaz, slogan atılamaz ancak “Her yer Tayyip Her yer Erdoğan” sloganı bu kuraldan muaf herhalde!

Çünkü andımızı okuyan çocukların üstüne koşan görevliyi bu slogan atılırken ortalarda göremedik zira!

Erdoğan sloganı atılırken görevini unutan bu kişi, andımızı okuyan öğrencilere müdahaleye neden zorunlu hissetti kendini?

Andımızın neresi rahatsız etti acaba bu görevliyi?

Türk olmamız mı?

Çalışkan olmamız mı?

Küçüklerimizi korumamız mı?

Büyüklerimizi saymamız mı?

Milletimizi özümüzden çok sevmemiz mi?

Ülkümüzün yükselmek ve ileriye gitmek olması mı?

Yoksa varlığımızın Türk varlığına armağan olması mı?

Bu görevliden açıklama bekliyoruz!

Bu cümlelerin hangisinden rahatsız oldu da Atasına huzuruna koşan çocukları engellemek istedi?

Kimdir bu görevli ve kendisine neyi vazife edinmektedir?

Yoksa başka bir durum mu var işin içinde?

Andımızın okullarda okunmasını yasaklayan zihniyete bir yaranma eylemi midir bu yoksa törensel bir durum mudur bu yaşananlar?

Törensel dahi olsa andımızın okunması beklenebilirdi gerçi ama neyse!

Anıtkabir Komutanlığı’nın bu konuya acil açıklama getirmesi gerekiyor!

Alıntı: Tolga Şahin

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | ANITKABİR’DE ANDIMIZ YASAK MI? için yorumlar kapalı
Kas 29

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “İnsanları istediği gibi kullanan kuvvet, fikirleri tanıyan ve geliştiren kimselerdir. Fikrin özelliği de hiçbir itirazın bozamayacağı bir kesinlikle kendi kendisini kabul ettirmesidir. Bu ise fikrin, yavaş yavaş duygular haline gelerek inanca dönüşmesi ile mümkündür. Ve böyle olduktan sonradır ki, onu sarsmak için bütün başka mantıkların, başka yargılamaların hükmü kalmaz.” Atatürk

* “Çoğu insan fiziksel, düşünsel veya ahlaki açıdan olsun kendi potansiyel varlıklarının çok azını kapsayan dar bir çemberde yaşar. Hepimiz, içinden hayal bile etmediğimiz şeyleri çekip çıkarabileceğimiz yaşam sarnıçlarına sahibiz.” William James

* “Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe, yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez…” Atatürk

* “Hak kuldan intikamını kul ile alır. Dini irfan bilmeyen bunu kul etti sanır.” Hz. Mevlana

* “İnsanın duygularını yönetmedeki ya da denetlemedeki acizliğine esaret adını veriyorum. Çünkü duygularına boyun eğen bir insan kendi denetimi altında değil; daha çok kaderin denetimi altındadır.” Spinoza

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Kas 27

“GAFLET, DALALET, HIYANET”  BAĞIŞLANABİLİR Mİ?

“GAFLET, DALALET, HIYANET”  BAĞIŞLANABİLİR Mİ?

Türk milliyetçilerinin ve ülkücülerin hareket noktası Türklüktür. Türk’ü sevmek, Türk’ü korumak, Türk’ü yükseltmek. Türk’ü, Türklüğü, Türk kavramını yok etmeye çalışanlara karşı en sert mücadele de Türkçülerden ve ülkücülerden gelir.

Aşağıda 2002 sonrasının yani AKP iktidarının genel bir görünüşünü vermeye çalışacağım.

Ergenekon, Balyoz vb. harekâtlar AKP iktidarı zamanında oldu. Hem Ergenekon kavramı kirletildi, hem Türk ordusunun düzeni bozuldu, hem de Türk ordusunun çok değerli komutanları suçsuz yere yıllarca hapislerde tutuldu. Bazı vatan evlatları canından oldu. En önemlisi, tasfiye edilen vatansever Türk subaylarının yerine FETÖ’cüler yükseltildi ve 15 Temmuz darbe girişimine yol açıldı.

FETÖ’cülerle en sıkı iş birliği AKP iktidarı zamanında yapıldı. Onlarla “aynı menzil”e yüründüğü bizzat AKP iktidarının başı tarafından söylendi. Ne istedilerse verdiklerini söyleyen de aynı kişidir. Bu iş birliği sonunda nice vatan çocukları hapislerde çürütüldü; başta silahlı kuvvetler olmak üzere FETÖ’nün, devletin kılcal damarlarına girmesine yol açıldı.

“Açılım, çözüm” gibi adlar altında PKK’nın önderleriyle görüşmeler de AKP iktidarı zamanında yapıldı. Âkil adam heyetleri de aynı iktidar zamanında oluşturuldu. PKK’lılar küstürülmesin diye Türk kavramı karıştırıldı. Anayasa’nın 66. maddesindeki “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” tanımına rağmen Türk milleti “Türk, Kürt, Laz, Çerkez…” denilerek etnik gruplara ayrıldı, Türk milleti de bu etnik gruplardan biri kabul edildi. Bunu en çok da AKP iktidarının başı dile getirdi.

Açılım politikası uğruna PKK’lı teröristlerin affı için sınır kapısında mahkemeler de AKP iktidarı zamanında kuruldu. PKK’lılar zafer işaretleri ve zılgıtlarla Türkiye topraklarında tur attı.

Irak’ın kuzeyinde kurulan bölgesel devletin peşmerge denilen askerleri bu iktidar zamanında Türkiye’den geçirilerek, devlet parasıyla ağırlanarak Suriye’ye sokuldu. Hem de Suriye’nin kuzeyindeki YPG yapılanmasına yardım etsinler diye.

Yine AKP iktidarı zamanında valilere ve komutanlara PKK’lılara dokunmama talimatları verildi. Bundan yararlanan PKK’lılar Hakkâri ve civarında ağır silahlarla mevzilendiler. Bunların tasfiyesi için hendek savaşları yapıldı, bine yakın şehit verildi.

“Türk’üm, doğruyum…” diye başlayan andımızın okunması yine AKP tarafından kaldırıldı. Bazı resmî kurumlardaki T.C. (Türkiye Cumhuriyeti) ibaresi de bu iktidar zamanında kaldırıldı. “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözü bu iktidar zamanında uygunsuz bulundu.

Yukarıda belirtilenlerin ve daha belirtilmeyen birçok olumsuzluğun hepsinden daha önemli olarak, başta Suriyeli ve Afganlar olmak üzere milyonlarca yabancı yine bu iktidar, AKP iktidarı zamanında Türkiye’ye doldu. Bu durum, ülkenin Türk olan nüfus yapısının değişmesine yol açabilecek en büyük tehlikedir.

Bütün bunların 2002’den sonra yani AKP iktidarı döneminde olduğunu kim inkâr edebilir?

Şu anda FETÖ ile, PKK ile mücadele ediliyor diye bütün bunlar bağışlanabilir mi? Şu anda FETÖ ile, PKK ile mücadele ediliyor diye bütün bunlar bağışlanabilir mi? Böyle bir iktidara yardım edenler, yardım edecek olanlar, bu iktidarın devamına yarayacak tutum içinde olanlar bağışlanabilir mi?

Alıntı: Ahmet B. Ercilasun

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | “GAFLET, DALALET, HIYANET”  BAĞIŞLANABİLİR Mİ? için yorumlar kapalı
Kas 25

ASHAB-I KEHF KÖPEĞİ KITMİR’İN SOYUNDAN

ASHAB_I KEHF KÖPEĞİ KITMİR’İN SOYUNDAN

Adamın biri Müslüman mezarlığına ölen köpeğini gömer.

••Görenler onu, zamanın Kadısına şikayet ederler. Kadı adamı çağırır ve işin aslını sorar.

••Adam:
-“Doğrudur, öyle yaptım, çünkü köpeğin bana vasiyeti böyleydi, onun vasiyetini yerine getirdim.” der.

••Kadı:
-“Sen bizim aklımızla alay mı ediyorsun efendi?” diye çıkışır.
••Adam:
-“Hayır efendim, aynı zamanda Kadıya da 10.000 dirhem vermemi vasiyet etti.” der.

••Bunu duyan Kadı hemen:
-“Rahmetli köpeğin ölümü bizi ziyâdesiyle üzdü.” der.

••İnsanlar, kadının değişen bu tavrına hayret ederler.
••Kadı onlara der ki:
-“Bu durum sizi hayrete düşürmesin, bu köpeğin geçmişini araştırdım, Ashab-ı Kehf köpeği Kıtmir’in soyundan geldiğini keşfettim.”

“KADIYI SATIN ALDIĞINDA ADALET ÖLÜR!.

ADALET ÖLDÜĞÜNDE MİLLET ÖLÜR!

MİLLET ÖLDÜĞÜNDE GÜN DEVLET ÖLÜR!


Alıntı

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | ASHAB-I KEHF KÖPEĞİ KITMİR’İN SOYUNDAN için yorumlar kapalı
Kas 23

“İSLAM KALKANINI KULLANMAK”

“İSLAM KALKANINI KULLANMAK”

Türkiye’de ise dünyanın en iyi kadın voleybol milli takımı haline gelen sporcular, sözde İslami kaygıları olan bazı isimler tarafından hedef gösteriliyor. Takımda, eşcinsel bir sporcu bulunmasını öne çıkarıyorlar ama bugüne kadar dini vakıflarda erkek çocuklarına tecavüzlerle ilgili ağızlarını bıçak açmadı! Yedi yaşındaki kız çocuğunun evlendirilmesini de savunuyorlar. Yani asıl hedefleri başka…

Kadın voleybolcuların kıyafeti, sadece İslam ülkelerinde değil bütün dünyada eleştiriliyor ama Türkiye’de bu tartışmayı başlatanların asıl hedefi, kadını eve kapatan, kızların okumasını yasaklayan Taliban tipi bir toplumsal yapı kurmaktır.

Bu tartışmayı yapanlar, FETÖ’nün, başarılı futbolcuları kazanarak, Galatasaray gibi bir takımı, hatta A milli futbol takımını dönüştürmeye çalışmasına destek olanlardır. Fenerbahçe’ye yapılan FETÖ operasyonu da aynı hedefe dönüktü…

O zamanlar büyük futbol takımlarını ele geçirerek, milyonlarca taraftar ve gençlik üzerinden, ülkenin kılcal damarlarına nüfuz etmek ve toplumsallaşmak istiyorlardı. Asıl hedefleri ise Türkiye’nin yönetimine el koymak ve rejimi değiştirmekti…

Son dönemde de Trabzonspor adı, Fener Rum Patriği’ni, “ekümenik” yani “cihan patriği” olarak kabul ettirmek için kullanılıyor! Öyle ki patriğe, “Ekümenik Patrik Bartholomeos” yazılı bir Trabzonspor forması bile hediye edildi. Talimatın Ankara’dan geldiği anlaşıldı! Sözde İslamcılar, buna da ses çıkarmadı!

***

Benim bu yazıda üzerinde durmak istediğim, BBC’nin haberindeki “Sportswashing” yani “Sporla aklamak” kavramıdır.

Suudi Arabistan yönetimi, eski bir istihbarat görevlisi olan Cemal Kaşıkçı’yı İstanbul Başkonsolosluğu’nda doğramayı, Ronaldo ve Neymar gibi futbolcuları transfer ederek unutturabilir mi göreceğiz…

Türkiye’de ise hacmi 1 trilyon doları geçen yolsuzluk ve rüşvet paralarının yurt dışına kaçırılması, İslam’la yıkanarak unutturulamadı ama muhalefet, terörle özdeşleştirilerek, mevcut iktidarın yerli ve milli olduğu fikri seçmenin yarısına kabul ettirildi!

Ülkenin nüfus yapısı ise ensar-muhacir edebiyatı ile değiştirildi! Kısacası İslam dini, tarih boyunca olduğu gibi yine haksızlığı, adaletsizliği kabule vasıta kılındı. Şimdi de “çeşitli” dedikleri bir millet yapısını Anayasal hale getirerek, halkı, milli devleti yıkıp, ümmet devleti kurmak için ikna etmeye çalışacaklar. Asıl hedefleri ise ümmet devleti de değil; İslam kalkanını kullanarak Anadolu’da Türk egemenliğine son vermektir!

İslam’la yıkamak da budur.

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | “İSLAM KALKANINI KULLANMAK” için yorumlar kapalı