Nis 06

TARİHTE BUGÜN

6 Nisan:

MÖ 46 – Jül SezarThapsus Muharebesi‘ni kazandı.

1453 – II. Mehmedİstanbul’u kuşattı.

1793 – Fransız İhtilali sırasında Kamu Güvenliği Komitesi kuruldu.

1896 – İlk modern Olimpiyat OyunlarıAtina‘da başladı.

1992 – Bosna-Hersek‘te Bosna Savaşı başladı.

James Watson (d. 1928)

Isaac Asimov (ö. 1992)

Sevda Aydan (ö. 2018)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 06

KÜFÜR FİKİR DEĞİLDİR

KÜFÜR FİKİR DEĞİLDİR

Vallahi hiç kusura bakma. Cümlesinin nerede başlayıp nerede bittiğini fark etmeyen insanın sözde fikriyle vakit kaybedemem.

Her fikir saygıdeğer midir? Bence hayır. İtiraf edeyim, okur yazarlıkta tekleyen birinin fikirlerine saygı duymak hiç içimden gelmiyor. Bence doğru da değil. Yazmasını bilmeyenin yazdıklarında fikir aramak boşuna bir çaba.

Sosyal medyada ve hatta bizim gazetenin internet nüshasının yorumlarında öyle yazılar var ki… Cümlelerin sonunda nokta yok, başında büyük harf yok. Demek ki cümle yok. Birkaç kelimede bir virgül koyup devam eden “yorumcular” var! Noktalama işaretinden sonra bir boşluk bırakmak yüksek lisans seviyesinde bir beceridir herhâlde. De, da’nın ayrılması… Hele de gereken “ki”lerin ayrı yazılması. Soru eki “mı” ve “mi”… Bunlar muhtemelen doktora, hatta profesörlük konusudur. Gerçi böyle hataları yapan profesörler de tanıdım. Onun için üzülmeyin. Ne de olsa acele yazıyorsunuz, mühim olan “fikir”, değil mi.

Cehaletini savunmak

Şimdi birkaç savunma var. Biri, “Acele yazdım.” Okur yazar insan acele de yazsa yavaş da yazsa böyle abuk yanlışlara düşmez. Hiç bozuk konuşanı taklit etmeye kalktınız mı? Hani eğlence olsun diye. Çok zor bir iş. Yanlış yazmayı taklit etmek de kolay değil. Noktadan, virgülden sonra ara tuşuna düşünerek basmazsınız ki. Az önceki “ki” de düşünülüp taşınılıp ayrılmadı. Okur yazarlar bunları şuur altından yapıverir. Okur yazardan kastım da ömründe hiç olmazsa birkaç kitap okumuş olmak. Belli ki yüce halkımızın çoğunluğu testlerde soru okuyup kutu karalamaktan okumaya, hele hele yazmaya pek vakit bulamıyor.

Bir başka savunma: Sen böyle ıvır zıvırı bırak da yazdığım fikre bak! Vallahi hiç kusura bakma. Cümlesinin nerede başlayıp nerede bittiğini fark etmeyen insanın sözde fikriyle vakit kaybedemem. Bırakın büyük harfi ve noktayı, de-da hatası gördüğümde bile yazara saygım bir çıt düşer.

Küfür fikir değildir

Bir de art arda slogan ve değer hükmü sıralamayı fikir sanan tipler var. Hatta art arda hakaret, aşağılama kelimeleri sıralamayı… Bunların kapsamı sosyal medyanın ötesinde. Bazı siyasi partilerin iletişimi de öyle. Hatta secili küfür ediyorlar. Seci, düz yazıdaki kafiyeli kelimelere denir. Mesela millet ile zillet kafiyelidir. Seci yapılabilir. Sonra devam edersiniz: millet, zillet, illet, rezalet, sefalet, hiddet, zulmet, bisiklet… Bisiklet’in ne ilgisi var diyeceksiniz. Aynen böyle yapıyorlar. Seci şehvetinden hiç ilgisiz kelimeleri de araya sıkıştırıveriyorlar.

Kulaktan doldurulup ağızdan veya klavyeden boşaltmak. Buna ithal bilgelik deniyor. Geçen gün bir “yorumcu” saymış: faşist, ırkçı, militarist, tek tipçi… Şimdi bu fikir mi? Yok düpedüz küfür. Benim cevabım ne olabilir: “Ben de senin!”

Yetmişli yıllarda “Bize faşist diyenin…” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu minval üzreydi. Ama daha sunturluydu. Rahmetli Nevzat Köseoğlu da o yazıyı iddianamesine aynı hakareti yazan meşhur işkenceci savcının gözünün içine bakarak okumuştu. Siz hayatınızda Türkiye’de “Ben faşistim, faşist!” diyen bir adam gördünüz mü? Ben görmedim. Bu kelimeyi sadece 11 yıl hocalık yaptığım ODTÜ’de o zamanın “devrimci gençler” inin ağzından duyardım. Millî demokratik devrim, yani ihtilal yapacaklardı ama nasip olmadı. O günlerde bunlar bize de okuldaki sosyal demokrat gençlere de “faşist” diyordu. Sonra Josef Stalin’in “faşist” tarifini okudum: “Komünist olmayan”. O halde kendi ideolojilerine göre haklıydılar ama söyledikleri hâlâ küfürdü, fikir değildi.

Fikir ve bilim kardeştir

Söylemek istediğim: Ne o “faşist” diyen iddianamede fikir vardır ne de benim öfke ile yazdığım “Bize faşist diyenin” yazısında. Ne de o art arda küfür ve klişe sıralayan “yorum” ve parti açıklamaları fikirdir.

Fikir yazısı, insanların dünyaya şimdiye kadar baktıklarından farklı bir açıdan bakmalarını sağlar. Veya bir yanlış bakışı düzeltir. “Öyle değil, böyle” der, dedikten sonra da “Çünkü…” diye devam eder. Yoksa sadece hayır demek de fikir değildir; tıpkı sadece evet demenin fikir olmadığı gibi. Belki doğru bir bakışın doğru olduğuna dair daha önce bilmediğimiz yeni deliller sunar. En basitinden de bir konu üzerine daha önce ileri sürülmüş fikirleri özetler, karşılaştırır ve hiç olmazsa o koleksiyon hakkında kendi kanaatini söyler. Bu fikir yazısı tarifim aslında bilim çalışmasının tarifine de yakın. Mesela doktora yönetmeliklerinde “bilim dünyasına yeni bir bilgi sunmak” mealinde ifadeler vardır. Bilim duyup okuduklarını tekrarlamak değil, insanlığın bilgi hazinesine daha önce orda olmayan yeni bilgiler eklemektir.

Alıntı: İskender Öksüz

Posted in Gündem | KÜFÜR FİKİR DEĞİLDİR için yorumlar kapalı
Nis 05

TARİHTE BUGÜN

5 Nisan:

823 – I. Lothar, taç giyerek İtalya kralı oldu.

1242 – Peipus Gölü Savaşı gerçekleşti.

1795 – Fransa ile Prusya arasında Basel Antlaşması imzalandı.

1818 – Şili Bağımsızlık Savaşı sırasında Maipú Muharebesi gerçekleşti.

1994 – Türkiye‘de ekonomik krizden kurtulmak amacıyla 5 Nisan Kararları açıklandı.

Go-Fushimi (d. 1288)

Thomas Hobbes (d. 1588)

XI. Karl (ö. 1697)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 05

KISSADAN HİSSE İNCİLİ ÇAVUŞ

KISSADAN HİSSE: İNCİLİ ÇAVUŞ

ALTINDAN YAPILMIŞ SABAN VE BOYUNDURUK

Bir gün İncili Çavuş zamanın padişahına kırılır. Ortalıktan kaybolur. Her yerde aranmasına rağmen, bir türlü bulunamaz. Padişahın kendisinin nükteli sözlerine ve sohbetine ihtiyacı vardır ama İncili ortalarda görünmez. Padişah adamlarına İncili’yi bulmalarını emreder. Ama ne mümkün incili bulunamaz. Çünkü İncili Çavuş dağda bir Yörük çadırına gitmiş yörüğe yayıkçı (Turfan yayan) olarak çırak durmuştur.

Padişah İncili’yi kendi yöntemi ile bulmaya çalışır. Aklına bir formül gelir. Bir altın saban ile bir de altın boyunduruk (öküzleri tarlada çift sürerken birbirlerine yan yana durmasını sağlayan ve saban ı çekmeye yarayan ağaçtan bir alet) yaptırır, şehrin en işlek yerine koyar, başına da iki adam koyup “Altından yapılmış bu saban ve boyunduruğa halkın fiyat belirlemesini sağlayın. Kim buna fiyat belirlerse onu yakalayın. O ya incilidir ya da onun yerini bilen biridir” der.

Onlar orada dura dursun bizim İncili ormandaki yörük çadırında yayık yaymaya devam eder. Ve çarşıya yağ peynir satmaya gidip gelen yörük ağasına “Çarşıda ne var ne yok?” diye sorarmış?

Ağa o gün “Çarşının tam ortasına bir altın saban ile altın boyunduruk koymuşlar fiyat biçin diyorlar. Onun fiyatı mı biçilir değil mi ağam?” demiş. Bunu duyan İncili ertesi sabah çarşıya hazırlanan ağasına “Ağa bugün o çarşıdaki saban ile boyunduruk olan yere var, deki Nisan ayı yağar da Mayıs ayı öğünürse bu altın saban ile altın boyunduruğun kıymeti biçilmez. Ama Nisan ayı yağıp da (yağmurdan bahseder) Mayıs ayı öğünmezse padişah efendi bunları kırsın kırsın başına çalsın. Allah vermek istemezse alet altın olmuş ağaç olmuş neye yarar, deyiver” demiş.

Ağa da “Oğlum ben bunları nasıl diyeyim. Beni asarlar deyince, sen korkma onların fiyatı odur onlar memnun olurlar”, demiş. Zavallı Yörük, bacağında kocaman şalvarı başında külahı ayağında çarığıyla çarşıda o aletlerin yanına varır “Çekilin ben bunlara fiyat biçeceğim” der. Hemen çekilirler ve yörüğü dikkatle dinlemeye başlarlar. “Arkadaşlar” der Yörük, “Nisan yağar Mayıs övünürse bu altın saban ile altın boyunduruğun kıymeti biçilmez, Nisan yağıp Mayıs ayı öğünmezse padişah bunları alsın da kırıp başına çalsın. Deyiverince apar topar yakalanır ve padişahın huzuruna çıkarılır. Devletlûmuz sizin altın aletlere bu şahıs fiyat biçti çok da acılı konuştu. “İncili Çavuş bu mudur?” deyince Padişah, “Bu değildir ama bu İncili Çavuş’un nerede olduğunu bilir” der. Biraz korkutulup sıkıştırılan yörük efendi “Benim çadırda bir çırak var o ‘bunların pahası budur’ dedi, ben de söyledim” der. padişahın adamları hemen gidip çadırdan inciliyi alıp saraya getirirler huzura çıkarırlar. Padişah İnciliye “Ne oldu İncili saraydan neden kaçtın, çok mu sıkıldın? diye sorar. “Padişahım seni sevmekten bıktım onun için saraydan uzaklaştım” deyince Padişah “İncili sana ceza verecektim, sonra vazgeçtim. Sen biraz zalimsin ama bana da çok lazımsın, ancak seni bir şartla af edeceğim” der. “Nedir padişahım?” diye sorar İncili “Sen bir kabahat işleyeceksin ve akabinde özür dileyeceksin, özrün kabahatinden daha kötü olacak, seni belki o zaman affederim” der ve olay biter.

Saray bahçesinde biraz oturduktan sonra saraya çıkmak üzere hareket ederler. İncili elinde bir fener önde padişah, merdivenlerde yürürken tam merdivenin orta yerinde İncili elindeki kandili söndürür ve döner padişaha, onu iştahla öper. Bir de oh çeker. Padişah “Bre küstah sen ne yaptığını sanıyorsun” deyince “Af edersin devletlum seni Hanım Sultan zannettim” diye cevap verir ve Padişahın söylediği gibi özrü kabahatinden büyük ve kötü olur ancak affedilir.

Posted in Fıkralar | KISSADAN HİSSE İNCİLİ ÇAVUŞ için yorumlar kapalı
Nis 04

TARİHTE BUGÜN

4 Nisan:

1660 – İngiltere Kralı II. Charles tarafından Breda Bildirisi açıklandı.

1949 – NATO, 12 ülke tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması‘na dayanarak kuruldu.

1953 – Dumlupınar denizaltısıÇanakkale Boğazı‘nda İsveç gemisi Naboland’la çarpışarak battı.

1968 – NASAApollo Projesi kapsamında Apollo 6‘yı uzaya fırlattı.

2017 – Suriye İç Savaşı sırasında İdlib kimyasal saldırısı gerçekleşti.

Caracalla (d. 186)

William H. Harrison (ö. 1841)

Martin Luther King Jr. (ö. 1968)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 04

BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ’İ RAHMETLE, MİNNETLE, HASRETLE, ÖZLEMLE ANIYORUZ!..

BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ’İ RAHMETLE, MİNNETLE, HASRETLE, ÖZLEMLE ANIYORUZ!..

4 NİSAN 1997 ÜLKÜCÜ BOZKURTLARIN HÜZÜN GÜNÜDÜR.

1944 MİLLİYETÇİLİK VE TÜRKÇÜLÜK DAVASI İLE İLGİLİ OLARAK DEVRİN “MİLLİ ŞEF”İNİN DE ETKİSİYLE TÜRLÜ İŞKENCELERE MARUZ KALAN,, TABUTLUKLARA TIKILAN, TIRNAKLARI ÇEKİLEN VE BUNA RAĞMEN VATANI, MİLLETİ, BAYRAĞI UĞRUNA GÖRDÜĞÜ BU ZULÜMLERDEN TEK KELİME OLSUN BAHSETMEYEN, ŞİKAYET ETMEYEN, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN KURUCU LİDERİ BAŞBUĞ ATATÜRK’TEN SONRA TÜRKÇÜLÜK DÜŞÜNCESİNE HAYAT VEREN, NECİP TÜRK MİLLETİNİN BAŞBUĞ ÜNVANINI LAYIK GÖRDÜĞÜ BAĞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ RUHUN ŞAD MEKANIN CENNET OLSUN.

BOZKURTLARIN ALLAH’IN İZNİ VE İNAYETİ İLE SENİN FİKRİN DOĞRULTUSUNDA CAN VE KAN PAHASINA GÖREVLERİNİ GEREKTİĞİ GİBİ “TÜRKLÜK GURUR VE ŞUURU İSLAM AHLAK VE FAZİLETİ” YOLUNDAN SÜRDÜRMEYE DEVAM ETMEKTEDİRLER….

“TANRI DAĞI KADAR TÜRK, HİRA DAĞI KADAR MÜSLÜMANIZ.”

“NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!”

4 NİSAN 1997 GÜNÜ RAHMET’İ RAHMAN’A ERİŞEN BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞİ RAHMETLE, MİNNETLE, HASRETLE, ÖZLEMLE ANIYORUZ!..

ÜLKÜ DEVİ ALPARLAN TÜRKEŞ

Türk’ün yarınında Türk’ün gönlünde

Yüzyıl ileriyi gördün Başbuğum

Türkçülük Ülküsü ördün Başbuğum

Hain defterini dürdün Başbuğum

Türk’ün yarınında Türk’ün gönlünde

* * *

Türk’ün yarınında Türk’ün gönlünde

Türk’ün ülkesine doğan güneşsin

Oğuz’a Fatih’e Ata’ya eşsin

Ülkü devisin sen Başbuğ Türkeş’sin

Türk’ün yarınında Türk’ün gönlünde

Kenan Şahbaz

BAŞBUĞDAN ÖĞÜTLER

“Sizler, kar gibi aksınız”

Kara’ları birletmeyin

“Sizler, birer bayraksınız

Bayrakları kirletmeyin”

* * *

“Kibir, laubalilik, ikiyüzlülük

Şu köhne Bizans’tan kötü bir huy”

Ey Türk gençliği bir ömür boyu sen!

Necip Türk ırkının ahlâkına uy!

* * *

Ülkücülük şanlı sonsuz vasıftır

Her insanım diyen ona ulaşmaz

Hainlik, ırkçılık, terörle mafya

Bu şanlı ülküye asla bulaşmaz

Kenan Şahbaz

Posted in Yazılarım | BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ’İ RAHMETLE, MİNNETLE, HASRETLE, ÖZLEMLE ANIYORUZ!.. için yorumlar kapalı
Nis 03

TARİHTE BUGÜN

3 Nisan:

1043 – Günah Çıkartıcı Aziz Edwardİngiltere Kralı olarak taç giydi.

1559 – İtalya Savaşı‘nı bitiren Cateau-Cambrésis Barış Antlaşması imzalandı.

1922 – Josef Stalin ilk Sovyetler Birliği Komünist Partisi genel sekreteri oldu.

1948 – ABD Başkanı Harry S. Truman, ekonomik yardımları içeren Marshall Planı‘nı imzaladı.

2010 – AppleiPad olarak adlandırılan tablet bilgisayarların ilk serisini piyasaya sürdü.

Johannes Brahms (ö. 1897)

İhsan Doğramacı (d. 1915)

Tim Robinson (ö. 2020)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 03

1957 HAYAT DERGİSİNDEN BİR YAZI! AYŞE SIDIKA AVAR

1957 HAYAT DERGİSİNDEN BİR YAZI!

AYŞE SIDIKA AVAR
Yıllar önce İzmir Kadınlar Hapishanesindeki mahkûm kadınlara akşam dersleri verilmesi kararlaştırılmıştı.
Bir gün milli eğitim müdürünün odasına zayıf, ufak-tefek bir genç kız girdi.
– Ben bu dersleri memnuniyetle kabul ederim, efendim, dedi.
Müdür şaşırmıştı. Karşısındaki genç kız, okuldan yeni çıkmış, üstelik son derece de hassas bir insana benziyordu.
Müdür bir kez daha hapishanedeki tipleri gözünün önüne getirdi.
Olacak şey değildir
Lakin düşüncesini belli etmedi.
– Peki, hoca hanım, dedi. Bu işle meşgul olacağım.
İki hafta geçmeden, genç kız, soğuk ışıklar altında hapishane koğuşundaki akşam derslerine başlamıştı.
İşi bittikten sonra, ince pardösüsünün yakasını kaldırıyor, süngülü nöbetçilerin, zincirli kapıların arasından geçerek sokağa çıkıyor ve hızlı adımlarla evine koşuyordu.
Hapishane müdürü de, milli eğitim müdürü gibi, hayretler içinde idi.
O, kavgacı, o geçimsiz mahkumlar, genç öğretmeni hem sevmeye, hem saymaya başlamışlardı.
Kadınlar hapishanesinde ilk defa böyle bir hava esiyordu.
Fakat işinde inanılmaz bir başarı gösteren kızın, bir süre sonra acayip bir suçla adliyeye götürüldüğünü görüyoruz.
Hakkındaki suçlama: Misyonerlik…
Gittikçe kabaran dosyalar, hep misyoner öğretmenden bahsediyordu.
Neler de neler yapmamıştı ki:
Kadınlar hapishanesi derken, Kinder Garten Teşkilatında çalışmalar, çocuklara iyi insan olmak etrafında birtakım telkinler.
Bütün bunlar misyonerlik denilen şeyden başka ne idi….?
İş o kadar dallanıp budaklandı ki, Ankara’ya kadar intikal etmiş ve onca mühim işi arasında Atatürk meseleyi merak etmişti.
– Bana misyoner öğretmenin dosyasını getiriniz, dedi.
Bütün bir gece o dosyayı inceledikten sonra, ertesi günü öğretmen Ayşe Sıdıka Avar’ı yanına çağırttı. Genç öğretmen Atatürk’ün karşısına çıktığı vakit bir yaprak gibi titriyordu.
Atatürk, bu ufak-tefek kıza hayretle baktı.
– Misyoner öğretmen sensin, öyle mi?” diye sordu.
Avar şaşırmıştı. Yavaşça,
– Efendim, ben öğretmen Avar, diye fısıldadı.
Atatürk, o zaman genç öğretmene doğru parmağını uzatarak yüksek sesle şunları söyledi:
– Hayır. Sen misyoner Avar’sın. Bana, senin gibi misyonerler lazım
Ondan sonra da Atatürk fikirlerini açıkladı
“Bir toplum, daha ziyade aile yoluyla, bilhassa kadın yoluyla kazanılabilirdi. Genç öğretmen Doğu’ya gidecekti.
Oradaki genç kızları, hatta bunların arasında hiç Türkçe bilmeyenleri bile toplayacaktı. Onları, bu toplumun potasında yetiştirecekti; sonra bu çocuklar birer ışık huzmesi altında köylere gönderecekti.”
Sözlerinin sonunda;
– Git, memleketin içine gir, dağ köylerine uzan; orada bizden ışık bekleyen yarının annelerini göreceksin, dedi.
Genç öğretmen, içi içine sığmaz bir halde Atatürk’ün yanından çıktı.
İşte yıllar ve yıllardır Avar, doğu illerinden birinde Kız Enstitüsü Müdürlüğünde bu inanılmaz işle meşguldür. Şimdi; Elâzığ, Tunceli, Bingöl çevrelerindeki halk, bu ufacık-tefecik kadından bir azize gibi bahseder. İşte yıllar ve yıllardır Avar, doğu illerinden birinde Kız Enstitüsü Müdürlüğünde bu inanılmaz işle meşguldür. Şimdi; Elâzığ, Tunceli, Bingöl çevrelerindeki halk, bu ufacık-tefecik kadından bir azize gibi bahseder.
Onun hakkında iki yüze yakın mâni, masal ve çocukların dilinde sayısız Avar şarkıları vardır.
O, yol vermez, geçit tanımaz dağlara at sırtında tırmanır, dağ köylerinden, çoğu esmer köy kızlarını toplar, onları kendi ceketine sarıp okuluna götürür.
Avar, Doğu’da gerçekten inanılmaz bir isimdir. Dağ tepesindeki köylere bu masal kadının, öğrenci toplamak için gittiği zaman köylüler:
– Kızımı da götür, Avar…! Diye atın üzengisine yapışıyorlar.
Şehre, Avar’ın okuluna gelen kızı, bir kere de üç-dört yıl sonra görünüz.
Ben, bir insan yaratma mucizesini orada gözlerimle gördüm

Alıntı: Hikmet Feridun Es
Hayat Dergisi 1957
Ayşe Sıdıka Avar; Ruhu şad olsun. Bugünkü TRT’nin işine son verdiği gazeteci Banu Avar’ın annesidir.
Kendisinden yukarıdaki yazı sayesinde haberdar oldum.
Kızı da anası gibi çetin ceviz…
Aynı özveri ve tükenmez bir cesaretle Atatürk’ün gösterdiği hedefe karşı çıkanlara karşı çıkıyor

Posted in Hikayeler | 1957 HAYAT DERGİSİNDEN BİR YAZI! AYŞE SIDIKA AVAR için yorumlar kapalı
Nis 02

TARİHTE BUGÜN

2 Nisan:

1453 – Fatih Sultan Mehmetİstanbul‘u kuşatma harekâtına başladı.

1912 – Titanik gemisinin yapımı tamamlandı.

1930 – Haile Selassie, kendini Etiyopya İmparatoru ilan etti.

1978 – Dallas dizisi, Amerikan CBS televizyonunda ilk kez yayımlandı.

2020 – Doğrulanmış COVID-19 vakalarının sayısı dünya çapında 1 milyonu geçti.

Arthur Tudor (ö. 1502)

Émile Zola (d. 1840)

Sabahattin Ali (ö. 1948)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 02

HANGİ AMAÇ İÇİN VE HANGİSİ DOĞRU? 1 NİSAN

1 NİSAN

1 NİSAN’IN KÖKENİ

Sezar’dan 1610 yıl sonra, 1564’de Fransa Kralı IX. Charles’ın, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe alması ve o zamanın iletişim koşullarından dolayı bazı insanların bu gelişmeden haberi olmaması nedeni ve bu kararı protesto etmek amacı ile eski adetlerini sürdürmelerine neden olmuştur. Kralın kararını protesto eden halk, 1 Nisan’da partiler düzenlemeye, birbirlerine hediyeler vermeye devam etmişlerdir. Yeni takvimden haberdar olup onu kabul edip uygulayan diğerleri ise bunları ‘1 Nisan aptalları’ olarak nitelendirip bu güne ‘Bütün Aptalların Günü’ adını vermişlerdir. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler vermişler, yapılmayacak partilere davet etmişler, gerçek olması mümkün olmayan haberler üreterek yaymışlardır. Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başlamışlardır. Zaman içinde bu geleneği gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Fransız kökenli bu geleneğin İngiltere’ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürmüştür. Oradan da Amerika’ya ve bütün dünyaya yayılmıştır.

FRANSIZLARIN “NİSAN BALIĞI” KAVRAMI

Nisan 1 tabiri bir de ‘Nisan Balığı’ kavramı olarak da tabir edilmektedir. Fransa’da yılın bu döneminde balık avının yasak olmasından dolayı bazı şaka severlerin balık avcılarını kandırmak için ırmaklara ‘Nisan Balığı’ diye bağırarak çiroz ringa balıkları atmaları sonucunda bu şaka kavramı ortaya çıkmıştır. Günümüzde bu gelenek yapılmasa da balık şeklinde çikolatalar yenerek, insanların arkasına kâğıttan balıklar iliştirilerek, dostlar işletilerek bu özel şaka geleneği hala yaşatılmaktadır.

1 NİSAN MÜSLÜMANLARA İHANET GÜNÜ MÜYDÜ?

1 Nisan için bilinen en eski 1 Nisan hikayesi, 1 Nisan şakalarının çıkış tarihini şu şekilde anlatır. 15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu İspanya’daki Endülüs Müslümanlarının son kalesini (Gırnata) kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunun bilincinde olan Haçlı ordusunun komutanı kaleyi düşürmek için değişik taktikler düşünmektedir. En sonunda aklına bir fikir gelir. 31 Mart gecesi kalenin önüne giderek bir elinde Kur an bir elinde İncil, kaledekilere seslenir; “Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım” der. Bunun üzerine gerekli görüşmeler sonrasında Müslümanlar canlarının kurtarılması karşılığında kaleyi teslim ederler. Ertesi gün sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar bizi öldürmeyeceğinize dair “yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz” derler. Bu söz üzerine Haçlı ordusunun komutanı “Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur” diye cevap verir ve Bütün Müslümanlar orada şehit edilirler. Hikâyeye göre o gün bugündür. 1 Nisan Hristiyanlar arasında Hile Günü olarak kutlanmaktadır. Maalesef halkımız arasında da yaygınlaşmış, yüzlerce, binlerce Müslümanın katliam günü olan 1 Nisan şaka günü olarak kutlanmaktadır.

1 NİSAN “HİLE GÜNÜ” OLARAK DA ANILMAKTADIR

1 Nisan’ın tarihi her ne kadar yaygın olarak Müslümanların şehit edildiği ‘Hile Günü’ olarak anlatılmış olsa da, tarihi kaynaklarda böyle bir bilgiye rastlanılmamaktadır. Hikâyede bahsedilen Endülüs’teki son kale olan Gırnata’nın düştüğü tarih, 2 Ocak 1492 gününe rastlamaktadır. Kaldı ki, İslam dahi normalde yalanı katı kurallarla yasakladığı halde savaş esnasında caiz görür. Bu kültüre sahip olan Müslümanların Haçlı ordusu komutanının bir sözüne inanıverip henüz korumakta oldukları kaleyi saf saf teslim etmiş olmaları hiç de gerçekçi bir açıklama gibi görünmüyor. Tam olarak ortaya çıkış hikayesi belli olmayan bu ‘Şaka Günü’ ile ilgili yazılanları incelediğimizde 1 Nisan’da şaka yapmanın Fransa’da lSDD’lerin sonunda başlayan beş asırlık bir gelenek olduğu görülmektedir. Gabriella Kalapes’un konu hakkındaki yazısında bahsettiği gibi 1 Nisan şakasıyla ilgili onlarca teori vardır ve sadece bazıları diğerlerine göre biraz daha yaygındır. Boston üniversitesi’nde tarih profesörlüğü yapan Joseph Boskin’in teorisi ise ülkeyi sarsacak kadar farklıydı.

Kaynak: 1 Nisan Şaka Günü Nedir?

Posted in Gündem | HANGİ AMAÇ İÇİN VE HANGİSİ DOĞRU? 1 NİSAN için yorumlar kapalı